Bu ayet Hafs Mushafı sırasına göre baştan 1437, sondan 4800. ayet; 10. sure ve Yunus Suresinin 73. ayetidir. Yunus Suresi 73. ayetinin kelime sayisi 17, harf sayısı 87 ve toplam ebced değeri ise 8414 olarak hesaplanmıştır. Yunus Suresinin toplam ebced değeri 536028 olarak hesaplanmıştır. Ebced sayımlarında varsa ء Hemze harfi dahil olarak sayılmıştır. Bu sure الر hurufu mukatta harfleriyle başlamaktadır. Bu ayette ا (15) ل (6) ر (3) bulunuyor.
Arapça Metin
فكذبوه فنجيناه ومن معه في الفلك وجعلناهم خلائف واغرقنا الذين كذبوا باياتنا فانظر كيف كان عاقبة المنذرين
Onu yine de yalanladılar. Biz de onu ve onunla beraber gemide bulunanları kurtardık ve onları ötekilerin yerine geçirdik. Âyetlerimizi yalanlayanları da suda boğduk. Bak, uyarılan (fakat söz anlamayan)ların sonu nasıl oldu!
Sûrenin ana konuları olan Allah’ın birliği, peygamberlerin O’nun elçileri olduğu ve âhiret hayatında dünyadaki davranışların karşılığının görüleceği inançlarıyla ilgili kanıtlara yer verildikten sonra, bu âyetlerden itibaren bazı peygamberlerin tevhid mücadelelerinden ve buna karşı inatla direnenlerin âkıbetlerinden örnekler getirilmekte, somut olaylardan yola çıkılarak daha önce üzerinde durulan konular hakkında düşünme fırsatı sağlanmaktadır. Kur’an’ın birçok sûresinde Hz. Nûh’tan söz edildiği gibi, 71. sûresi de onun adını almıştır. Ayrıca Nûh aleyhisselâmın sabırlı ve kararlı çağrılarına inatla karşı çıkanların helâk edildiği tufan olayı da onun adıyla anılır. Hz. Nûh’un çok uzun bir süre devam eden öğüt ve çağrılarına kulak vermemekte direnen toplumuna karşı ortaya koyduğu tavır, kullandığı üslûp ve ifade, her şeyden önce onun Allah’a olan bağlılığını ve güvenini anlatmakta, oldukça yalnız sayılmasına rağmen yılmadan sürdürdüğü bu tevhid mücadelesinde gösterdiği cesareti simgelemektedir. Hz. Muhammed’in muhatabı olan Mekkeliler, Nûh kavminin başından geçenleri yaygın rivayetlerden biliyorlardı; dolayısıyla bu meydan okuma örneği onları etkilemeliydi. Öte yandan, Hz. Nûh’un kendisine karşı çıkanları toplu bir müzakere sonunda hatta mümkünse ittifakla karar almaya çağırması, artık daha sonra içlerinden kimsenin diğerlerinin üstüne suç atamayacak duruma gelmelerini isteme anlamı taşıyordu. Bu sözleriyle o, âdeta son tercihlerini şirkte ısrar yönünde kullanmaları halinde hiçbirinin kurtulamayacağı çok kapsamlı ilâhî bir cezaya çarptırılacaklarının işaretini veriyordu. Bu ifadede, toplumun varlığını ve geleceğini ilgilendiren konularda görüş ortaya koyabilecek yeterliğe sahip kimselerin âzami katılımını sağlayan müzakere ortamı oluşturmanın önemine dolaylı bir temasın bulunduğu da söylenebilir. Bu arada, Hz. Nûh’un onlardan, hicivli bir üslûpla “ortakları” olarak nitelediği, aslı esası olmayan tanrılarını da bu kararı alırken yanlarında bulundurmalarını istemesi, bir taraftan tapındıkları o varlıkların sorumluluk üstlenip üstlenemediğini ve yardım vaadinde bulunup bulunamadığını test etmeye çağırdığı, diğer taraftan kendisinin onlara da meydan okuduğu şeklinde yorumlanabilir. Hz. Nûh’un bütün bu uyarılarına ve söylediklerinden emin tavırlarına rağmen, kavmi onu yalancılıkla itham etmeyi sürdürmüş, sonunda büyük bir tûfana yakalanmışlar ve inkârcıların hepsi boğularak tarih sahnesinden silinip gitmişlerdir (Nûh tûfanı hakkında bilgi için bk. Hûd 11:36-49). Bununla birlikte, daha sonra gelenlerden birçoğu da peygamberlerini yalancı saymaya devam etmiş, ya inatları veya çıkarları uğruna hakikati kabullenmeye bir türlü yanaşmamışlar, bu taşkınlıkları yüzünden kalpleri artık gerçekleri idrak yeteneğini yitirir hale gelmiştir; bu durum Kur’an’ın birçok yerinde –kısmen farklı lafızlarla olmak üzere– “Allah’ın kalplere mühür vurması” şeklinde ifade edilmiştir (bu konuda bilgi için bk. Bakara 2:7). 71. âyetteki “benim aranızda bulunmam” diye çevirdiğimiz makamî kelimesine, “benim konumum; aranızda çok uzun bir süre yaşamam; toplandığınız yerlerde kalkıp konuşma yapmam, öğüt vermem” gibi mânalar da verilmiştir (Zemahşerî, II, 197). Muhammed Esed, 73. âyetin “bunları onların yerine geçirdik” şeklinde çevirdiğimiz kısmını Zemahşerî’nin “Onları (diğerlerinden) fazla yaşattık” şeklinde açıkladığını ifade ediyorsa da (I, 410), belirtilen tefsirde sadece “boğularak helâk olanların yerine geçmelerini (sağladık)” açıklaması yer almaktadır (Zemahşerî, II,
Mehmet Okuyan
(Yine de) onu yalanlamışlardı. Biz de hem onu hem de onunla birlikte gemide bulunanları kurtarmış ve onları (yeryüzünde) halifeler (sorumlular olarak) görevlendirmiştik. Ayetlerimizi yalanlayanları da (denizde) boğmuştuk. Bak ki uyarılanların (fakat inanmayanların) sonu nasıl olmuş!
Yine de onu yalanladılar; biz de hem onu hem de onunla beraber gemide bulunanları kurtardık ve onları iktidar sahibi yaptık. Âyetlerimizi yalanlayanları da boğduk. Bak ki, uyarılanların sonu nasıl oldu!
Onu yalanladılar. Biz de onu ve onunla beraber gemide bulunanları kurtardık. Ve onları yeryüzünün halifeleri¹ yaptık. Ayetlerimizi yalanlayanları da boğduk. Bak! Uyarılanların sonu nice oldu!
Bunun üzerine, yine de onu yalanladılar; Biz de onu ve gemide onunla birlikte olanları kurtardık ve onları halifeler (yeryüzünde etkili ve yetkili kimseler) kıldık. Ayetlerimizi yalanlayanları da suda boğduk. Uyarılanların nasıl bir sonuca uğratıldıklarına bir bak (ki, uyarıldığı halde laf dinlemeyen ve hatasını kabul etmeyen benlik ve kibir ehlinin sonu nasıl noktalanmıştır).
Derken onu yalanladılar da onu ve onunla beraber gemide bulunanları kurtardık ve onları hükümdar ettik ve delillerimizi yalanlayanları sulara boğduk, bak da gör, korkutulanların sonları ne oldu.
Bütün bu uyarılara rağmen, onu yalanlamaya kalkıştılar biz de onu gemide onunla birlikte olanların hepsini kurtarıp, bu kurtardıklarımızı o yok ettiklerimizin yerine geçirdik. Ayetlerimizi yalanlamaya kalkışanları ise suda boğduk. Artık sen bir bak, uyarılıp da yola gelmeyenlerin sonu nasıl oldu?
Buna rağmen onu yalanladılar. Biz de Nuh'u ve onunla beraber gemilerde olanları kurtardık, dünya düzeni kurmaya, ilâhî hükümleri icraya, yeryüzünü imara yetkili halifeler haline getirdik. Âyetlerimizi yalanlayanları tûfanda boğduk. İbret nazarıyla bak, incele, sorumluluk, hesap ve ceza hatırlatılarak uyarılıp da, iman etmeyenlerin âkıbetleri nasıl oldu?
Onlar yine de onu yalanladılar. Ancak biz onu ve gemide onunla beraber olanları kurtardık ve onları halifeler yaptık. Ayetlerimizi yalanlayanları da suda boğduk. Uyarılanların sonlarının nasıl olduğuna bir bak!
Fakat onu yalanladılar; biz de onu ve gemide onunla birlikte olanları kurtardık ve onları halifeler kıldık. Ayetlerimizi yalanlayanları da suda boğduk. Uyarılanların nasıl bir sonuca uğratıldıklarına bir bak.
Bunun üzerine yine Nûh'u tekzîp ettiler. Biz de onu ve beraberindeki müminleri gemide selâmete çıkardık ve bunları yeryüzünün halifeleri yaptık. Âyetlerimizi tekzip edenleri ise, suda boğduk. İşte bak, azabla korkutulup yola gelmiyenlerin sonu nasıl olmuştur!...
Bunun üzerine onu yalanladılar. Biz de onu ve gemide onunla beraber olanları kurtardık. Onları yeryüzüne halifeler yaptık. Ayetlerimizi yalanlayanları da boğduk. İşte bak, uyarılanların sonunun nasıl olduğunu gör!
Onu yalanladılar, biz kurtardık onu, gemi de onunla bile olanı, biz bunları arda kıldık, âyetlerimizi yalanlayanları suya boğdurduk, imdi bakasın ki, kocundurulanların sonu nice olmuştur
Onu yine de yalanladılar. Biz hem onu ve hem de onunla beraber gemide bulunanları kurtardık ve bunları onların yerine (yeryüzüne) hükümran kıldık. Ayetlerimizi ısrarla yalan sayan (ve zalimliklerine devam eden) kimseleri ise boğulmaya terk ettik. İşte bak, azapla korkutulduğu halde yola gelmeyenlerin sonu nasıl olmuştur?
Bu ayetlerde Hz. Nuh kıssasına temas edilmesi, bu surenin ana fikriyle olan irtibatı sebebiyledir. Hz. Nûh’un ibret ve öğüt veren hikâyesi Kur’an’ın daha pek çok yerinde anlatılmakla beraber en uzun ve detaylı biçimde Hud suresi 11:36-48 ayetlerinde anlatılmaktadır. Ayrıca 71. sure Hz. Nuh’un mücadelesini ve Nuh Tufanını anlattığı için bu sureye Nuh adı verilmiştir.
Diyanet İşleri (Eski)
Onu yalancı saydılar; ama Biz onu ve gemide beraberinde bulunanları kurtardık. Onları ötekilerin yerine geçirdik, ayetlerimizi yalanlayanları suda boğduk. Uyarılanlardan söz dinlemeyenlerin sonlarının nasıl olduğuna bir bak.
Yine de onu yalanladılar, biz de hem onu hem de onunla beraber gemide bulunanları kurtardık ve onları (yeryüzünde) halifeler kıldık; âyetlerimizi yalanlayanları da (denizde) boğduk. Bak ki uyarılanların (fakat inanmayanların) sonu nasıl oldu!
Onu yalanladılar. Bunun üzerine onu ve gemide onunla beraber olanları kurtardık. Onları (yeryüzünün) yöneticileri yaptık. Ayetlerimizi yalanlayanları ise boğduk. Uyarılanların akıbetine dikkat et.
Buna rağmen yine de onu inkâr ettiler. Biz de onu ve gemide kendisiyle beraber olanları kurtardık. Ve onları yeryüzüne halifeler yaptık. Âyetlerimizi inkâr edenleri ise suda boğduk. Bak işte uyarılanların akıbeti nasıl oldu.
Bunun üzerine yine onu tekzib ettiler. Biz de onu ve beraberindekileri gemide necâte çıkarıb bunları Yer yüzünün halifeleri kıldık, âyetlerimizi tekzib edenleri ise gark ettik, bak işte inzâr olunanların âkibeti nasıl oldu
Yine onlar kendisini tekzîb etdiler. Biz de hem onu, hem gemide beraberinde bulunan kimseleri selâmete erdirdik ve bunları (yer yüzünün) halîfeler (i) yapdık. Âyetlerimizi yalan sayanları ise (suda) boğduk. Bak, (Allahın azâbiyle) korkutul (ub da doğru yolu tutmay) anların sonu nice olmuşdur!.
Buna rağmen onu yalanladılar; bunun üzerine onu ve onunla berâber gemide bulunanları kurtardık; onları (yeryüzünde) halîfeler kıldık; âyetlerimizi yalanlayanları ise suda boğduk. Artık bak o korkutulanların sonu nasıl oldu!(2)
(2)“Şirk (Allah’a ortak koşmak) ve küfür cinâyeti, kâinâtın bütün kemâlâtına (yüksek kıymetlerine)ve ulvî (yüce) hukuklarına ve kudsî hakīkatlerine bir tecâvüz olduğu cihetledir ki, ehl-i şirk ve küfre karşı kâinât kızıyor, semâvât ve arz hiddet ediyor ve onların mahvı için anâsır (hava, su, toprak ve ateş unsurları) ittifâk edip, kavm-i Nûh ve Âd ve Semûd ve Fir‘avun gibi ehl-i şirki boğuyor, gark ediyor.” (Şuâ‘lar, 2. Şuâ‘, 9)
İlyas Yorulmaz
Nuh’u yalanladılar. Bizde onu ve onunla beraber olanları gemi ile kurtardık ve onları yeryüzünün sahipleri yaptık ve ayetlerimizi yalanlayanları da suda boğduk. Şimdi bak bakalım, uyarılanların, inkârlarının sonucu nasıl oldu.
Bunun üzerine kavmi onu yalancı çıkardılar. Biz de onu, onunla beraber gemide bulunanları kurtardık, bunları onların yerine getirdik. Âyetlerimizi yalan sayanları da suda boğduk. Allah/ın azabıyle korkutulanların encamı nasıl olmuştur [⁵] görüyorsunuz!
İsmail Hakkı İzmirli Yunus Suresi 73. Ayet Açıklaması
[5] Onlar, akıbet helâk oldukları gibi seni tekzip edenler de akıbet helâk olacaklardır.
Kadri Çelik
Onu yalancı saydılar; ama biz onu ve gemide beraberinde bulunanları kurtardık. Onları ötekilerin yerine geçirdik ve ayetlerimizi yalanlayanları suda boğduk. Uyarılanların sonlarının nasıl olduğuna bir bak!
Fakat bu uyarıları dikkate almadılar, aksine iyice azgınlaşarak onu yalancılıkla suçladılar. Bunun üzerine, Biz de onu ve gemide onun yanında yer alan bütün Müslümanları tufanda helak olmaktan kurtardık ve onları o ülkede egemen kıldık. Âyetlerimizi inkâr edenleri ise, korkunç sel sularına batırarak boğduk. Bak işte, uyarılan fakat uyarılara aldırış etmeyen isyankârların sonu nice olmuş, gör!
Derken, onu yalanladılar.
Onu ve Gemi’de onunla birlikte bulunan kimseleri kurtardık.
Onları halifeler kıldık.
Âyetlerimizi yalanlayanları suda boğduk.
Bir bak, Uyarılmışlar’ın sonu nasıl oldu?
Kavmi yine Onu yalanladı. Biz de Onu ve onunla beraber gemide bulunanları, kurtardık ve onları (yeryüzüne sahip çıkacak) halîfeler1 kıldık. Âyetlerimizi yalanlayanları da suda boğduk.2 Uyarıldıkları (halde îman etmeyenlerin) sonunun ne olduğuna bir bak!
1 Buradaki “halife”, sadece devlet başkanı anlamında değil, yeryüzünde “Allah’ın emir ve yasaklarına muhâtap olacak olan insan veya yeryüzüne sahip çıkacak kişi” demektir. Tıpkı Hz. Âdem (a.s) gibi. Bk. (Bakara: 30)2 O gün suda boğulan kâfirlerin yolunda gidenler bugün de küfür bataklığında boğulmaya devam etmektedirler.
Muhammed Esed
(Bütün bu uyarılara rağmen) o'nu yalanlamaya kalkıştılar! Ve Biz de o'nu ve gemide o'nunla birlikte olanların hepsini kurtarıp (yeryüzüne) mirasçı kıldık; 94 ayetlerimizi yalanlamaya kalkışanları ise suda boğduk: 95 İmdi, bir bak, uyarıldıkları halde uymayan insanların sonu nasıl olurmuş!
Buna rağmen onu yalancılıkla suçladılar. Biz de onu ve onunla birlikte gemide olanları kurtardık ve onları o memleketlere yerleştirdik. Ayetlerimiz karşısında yalana sarılanları ise suda boğduk. Uyarıldıkları halde Allah’ın ayetlerini yalanlayanların sonu nasılmış bir bak! 11/25... 49
Derken, onu yalanladılar; bunun üzerine Biz de onu ve onunla birlikte gemide bulunanları kurtardık ve onları (yeryüzünün) vârisleri kıldık.[1653] Âyetlerimizi ısrarla yalan sayan kimseleri ise boğulmaya terk ettik. Dön de bir bak: uyarılan (ama uyanmayan) kimselerin akıbeti nice olurmuş?
Mustafa İslamoğlu Yunus Suresi 73. Ayet Açıklaması
[1653] Yapılan araştırmalar, Avustralya Aborijinlerinden Guatamala yerlilerine, Seylan halkından Eskimolara kadar, kapalı havza toplumları da dahil tüm dünya halklarının ortak hafızasında bir “tufan” kıssası olduğunu ortaya koymuştur. Bu iki ihtimale de delâlet edebilir: 1) Ya tufanın dünya çapında olduğuna. 2) Ya da o dönemde insan neslinin bugünkü gibi dağınık bir hâlde olmayıp tufan bölgesinde yaşadığına.
Ömer Nasuhi Bilmen
Yine o'nu tekzîp ettiler. Biz de O'nu ve O'nunla beraber gemide bulunanları necâta erdirdik ve onları halifeler kıldık. Bizim âyetlerimizi tekzîp edenleri de gark ettik. Artık bak! Korkutulmuş olanların akıbetleri nasıl oldu?
Yine de halkı kendisini dinlemeyip onu yalancı saydılar. Biz de hem onu, hem de gemide beraberinde olanları kurtardık ve bunları, o ülkeye hükmedenlerin yerine geçirdik. Âyetlerimizi yalan sayanları ise suda boğduk. İşte bak, uyarıldığı halde doğru yolu tutmayanların âkıbetlerinin nasıl olduğunu gör! [2, 30; 39, 40; 7, 64]
Yine de onu yalanladılar. Biz de onu ve gemide onunla beraber bulunanları kurtardık, onları egemen yaptık ve ayetlerimizi yalanlayanları da boğduk. Bak işte uyarıl(ıp da yola gelmey)enlerin sonu nice oldu!
Buna rağmen onu yalanladılar. Biz de onu ve onunla birlikte gemide olanları kurtardık ve diğerlerinin yerine geçirdik. Ayetlerimiz karşısında yalan yanlış şeylere sarılanları da suda boğduk. Uyarılan o kimselerin sonunun ne olduğunu bir düşün.
O'nu yalanlamışlardı. Biz de O'nu ve O'nunla birlikte gemide olanları kurtarmış, ayetlerimizi yalanlayanları ise suda boğmuştuk. uyarılanların sonunun nasıl olduğuna bak!
Onlar onu yalanladılar. Biz de onu ve gemide onunla beraber bulunanları kurtararak onların yerine geçirdik; âyetlerimizi yalanlayanları ise boğduk. Şimdi bak, uyarılanların sonu ne oldu!
Bunun üzerine, onu yalanladılar. Biz de onu ve gemide onunla beraber bulunanları kurtardık, onları yöneticiler yaptık; ayetlerimizi yalanlayanları da batırıp boğduk. Bak da gör, önceden uyarılanların sonu nice oluyor!
pes yalan duttılar anı pes ķurtarduķ anı daħı ol kim anuñ-iledür gemi içinde. daħı eyledük anları daħı birinüñ yirine durıcılar. daħı ġarķ eyledük anları yalan duttılar āyetlerümüzi. pes baķ nite oldı sonı ķorķıdu ħaber virinilmişlerüñ!
Pes yalanladılar Nūḥı, biz ḳurtarduḳ anı bilesince olanları daḫı gemi içinde. Daḫı anları ḫalīfeler eyledük yirde, daḫı ġarḳ eyledük ol kişileri ki yalanladılarbizüm āyetlerümüzi. Pes gör nice oldı ṣoñ işi ẓālimlerüñ.