Bu ayet Hafs Mushafı sırasına göre baştan 892, sondan 5345. ayet; 6. sure ve En'am Suresinin 103. ayetidir. En'am Suresi 103. ayetinin kelime sayisi 9, harf sayısı 43 ve toplam ebced değeri ise 2581 olarak hesaplanmıştır. En'am Suresinin toplam ebced değeri 933851 olarak hesaplanmıştır. Ebced sayımlarında varsa ء Hemze harfi dahil olarak sayılmıştır.
Arapça Metin
لا تدركه الابصار وهو يدرك الابصار وهو اللطيف الخبير
Allah’ın zatına bu dünya gözüyle ulaşmak, O’nun hakikatini kavramak mümkün değildir. Ahirette ise birçok gözler O’nu görecektir. Konu ile ilgili olarak ayrıca bakınız: Kıyâme sûresi, âyet, 23.
“Arzulanan bir şeye ulaşma” anlamına gelen idrak, mecaz olarak “duyu organının duyulur şeyi algılaması veya aklın soyut bir varlık ya da mânayı kavraması” mânasında kullanılır. Buradaki kullanımında her iki anlamı da kapsamaktadır; yani “Gözler O’nu idrak edemez” ifadesiyle hem Allah’ın gözle görülür maddî ve cismanî bir varlık olmadığı hem de zâtından başka hiçbir varlık tarafından O’nun gerçek varlığının ve mahiyetinin bütünüyle bilinip kuşatılamayacağı ortaya konmuştur. Bu ifade ile özellikle maddî nesneleri, putları, heykelleri, resimleri tanrılaştıran, bunlara tanrısal aşkınlık ve kutsallık yükleyerek kendilerine sığınılan veya korkulan birer güç kaynağı gibi gören bütün dinler, inançlar ve bunlara dayalı tutumlar reddedilmiştir.
Mu‘tezile bilginleri, daha başka aklî ve naklî deliller yanında, özellikle bu âyete dayanarak Ehl-i sünnet’in düşündüğünün aksine, Allah’ın, dünyada olduğu gibi âhirette de görülemeyeceğini ileri sürerken Ehl-i sünnet bilginleri, âyetin bâki olan Allah’ı bu dünyada fâni gözlerle görmenin imkânsızlığına işaret ettiğini; âhirette ise, insanların ölümsüz hale getirilecek olan bedenlerindeki sonsuz bir görme imkânına kavuşturulmuş gözleriyle bâki olan Allah’ı görmelerinin mümkün olduğunu savunmuşlardır. Onlar, inkârcıların âhirette “rablerinden mahrum kalacaklarını (perdelenmiş olacaklarını)” bildiren âyeti de (Mutaffifîn 83:15) bu iddialarına delil göstermişlerdir. Zira “mahrum olma (perdelenme)” ifadesi sadece inkârcılar için kullanıldığına göre müminler rablerini görebileceklerdir. Ancak bu görmenin keyfiyeti âhiretteki hal ve şartlara göre olacaktır. Yine Ehl-i sünnet’e mensup müfessirlere ait başka bir yoruma göre âyette Allah’ı görmenin tamamen imkânsız olduğundan söz edilmemekte, O’nun tam olarak idrak edilmesinin imkânsız olduğu bildirilmektedir. Şu halde eksik de olsa kulların O’nu görmeleri mümkün olacaktır (Şevkânî, II, 170-171).
Latîf ve habîr Allah’ın esmâ-i hüsnâsındandır. Latîf ismi Allah’ın sevgi, merhamet, hoşgörü, ihsan ve ikramıyla bütün mahlûkatla birlikte kullarına karşı çok lutufkâr olduğunu ifade etmesi yanında, özellikle habîr ismiyle birlikte kullanıldığında “her şeyi en ince ayrıntılarına kadar kusursuz bilen” anlamına gelmekte olup özellikle “bütün olup bitenler gibi kullarının hallerinden de eksiksiz haberdar olan” mânasındaki habîr ismiyle birlikte kullanıldığında ikinci mânada anlaşılması daha isabetli görülmektedir.
Mehmet Okuyan
Gözler O’nu idrak edemez (göremez); (oysa) O, gözleri idrak eder (görür). O derin bilgi sahibidir, haberdardır.
Bu cümlede, Yüce Allah’ı görmenin asla söz konusu edilemeyeceği ifade edilmektedir. Benzer mesaj: A‘râf 7:143.,Bu son üç ayet (102-104. ayetler) Yüce Allah’ın mutlak otoritesini göstermektedir. Benzer mesajlar: Bakara 2:255; Âl-i İmrân 3:2, 26-27; En‘âm 6:101-103; Nûr 24:35; Şûrâ 42:11; Haşr 59:22-24; İhlâs 112:1-4.
Bayraktar Bayraklı
Gözler O'nu göremez; halbuki O, gözleri görür. O, eşyayı pek iyi bilen, her şeyden haberdar olandır.
Gözler O'nu(n Zatını görüp kavrayıp) idrak edemez; O ise bütün gözleri (ve gönülleri kapsayıp kuşatıp) idrak eder. O, (her şeyin içyüzünü ve inceliklerini ayrıntılarıyla bilen) Lâtif’tir, Habîr’dir.
Hiçbir beşerî görüş ve tasavvur O'nu anlayamaz, halbuki O her türlü beşerî görüş ve tasavvuru çepeçevre kuşatır. Zira yalnız O'dur, hikmetine tam nüfûz edilemeyen ve herşeyden haberdar olan.
“Allah, gözleri ve akılları denetim ve idraki içine alırken, gözler Allah'ı dünyada göremez, akıllar dünyada ve âhirette Allah'ı kavrayamaz. O hikmetine nüfuz edilmeyen yüce varlıktır ve gizli-açık her şeyden haberdardır.”
Hiç bir göz onu dünyada ihata ve idrak edemez. Fakat O, (ilmiyle) bütün gözleri (varlıkları) ihata eder. O, bütün incelikleri bilir, her şeyden haberdardır.
Gözler O'nu algılayamaz ama O, gözleri (ve gözlerin gördüklerini) algılar. O'nun ilmi her şeyin bütün inceliklerine nüfuz eder. O her şeyden haberdardır.
Cemal Külünkoğlu En'am Suresi 103. Ayet Açıklaması
Bkz. 75:23Gözlerin Allah’ı algılayamaz olması, O’nun zatının insanın göz ufkunu aşması demektir. Yani gözler kavrama suretiyle içyüzüne inecek şekilde Allah’ı göremez. O’nun zatı aynı zamanda tasavvur ve tahayyül ufkunu da aşar ki insan gözlerin göremediği Allah’ın zatını gerçek anlamda algılayamaz. Sadece varlık alemine bakarak O’nun varlığını ve kudretini görür.
Diyanet İşleri (Eski)
Gözler O'nu görmez, O bütün gözleri görür. O Latif'tir, haberdardır.
Gözler onun zâtını ve kemalini hakkıyle kavrayamaz demektir. Bununla beraber, ehl-i sünnete göre cennette müminler Allah’ı göreceklerdir. Bu hususta âyet ve hadisler vardır.
Edip Yüksel
Gözler O'na erişemez O, gözlere erişir. O Şefkatlidir, Haberdardır
O Allah ki, hiçbir akıl O’nu tüm hakîkatiyle kavrayamaz, hiçbir tasavvur O’nu kuşatamaz, hiçbir göz O’nu idrâk edemez fakat O, bütün idrâkleri, bütün akılları ve bütün gözleri çepeçevre kuşatır. Zira O latiftir, her şeye derinlemesine nüfuz eder ve her şeyden haberdardır.Ey Peygamber! Şu evrensel mesajı tüm insanlığa duyurarak de ki:
1 Rü’yetullah: Ehl-i Sünnet’e göre, Yüce Allah ahirette mü’minler tarafından Cennet’te görülebilecektir, ancak bunun keyfiyetini bilmek mümkün değildir. “Rü’yet” kelimesi, Arapçada görmek, bakmak, inanmak, bilmek ve rüya görmek anlamlarına gelir. Bu âyete göre; Peygamberler de dâhil (A’raf: 143) hiç kimse dünyada ve dünya gözüyle, gerek uyanıkken, gerek uyurken, gerekse yakaza halinde veya bazı sûfî ekollerinin ne olduğunu kendilerinin de izah edemedikleri hallerde, Allah’ı görmesi veya müşahede etmesi mümkün değildir. Allah’ı mahiyetini Allah’ın bildiği şekilde görme, ancak kıyamette ve cennette olacaktır. (Kıyamet: 22-23) Aslında Allah’ı insanların hayal etmeleri bile mümkün değildir. Çünkü O, hiçbir şeye benzemez. (Şura: 11) Allah’ın bir insanla vahiy yoluyla, perde arkasından yahut bir elçi göndererek, konuşması, ancak Peygamberlere ve Allah’ın (Hz. Meryem ve Hz. Mûsa’nın annesi gibi) seçtiği kullarına mahsustur. (Şura: 51) Allah kullarına Peygamberleri vasıtasıyla bir şey bildirmedikçe kimse Onun ilminden hiçbir şeyi bilemez. (Bakara: 255) Necm sûresinde Peygamberimizin gördüğü ifâde edilen ise Allah değil, Cebrâil’dir. (Tekvir: 23)2 Bir hayat sahibinin kendi haricindeki görülebilecek şeyleri görebilmesi ve idrak edilebilecek şeyleri idrâk edebilmesi işi öyle acayip bir şeydir ki akıl bunun künhünü idrak edemez. Bütün âlimler ve filozoflar bunun izahından âcizdir. Meselâ, gözümle karşımda bir minare görüyorum, ne gözüm minareye kadar gitmiş ve ne de minare gelip gözüme girmiştir. Bununla beraber benim gördüğüm yalnız o minareden akseden ışığın ihtiva ettiği ve küçücük gözüme aksettirdiği minare resminden ibaret de değildir. Ben gözümdeki minare resmini değil, uzakta büyük minarenin kendisini görüyorum ve gözümü yumduğum zaman da onu bende değil, olduğu yerde idrak ediyorum. Hatta dikkat olunursa görme vasıtası olarak telakki edilen ışık bile bana, benim gözüme ulaşma anında ışık oluyor ve o zaman parlıyor ve görme dediğim hâdise de o zaman meydana geliyor. Ve o anda ben yerindeki minareyi idrak ediyorum. Bu nasıl olabiliyor? İşte bütün ilimler, felsefeler bunu ihata edebilmekten uzak kalmış ve filozoflar bu noktada ya hayret ya da safsatadan baka bir şey yapamamıştır. Ama bu meydana gelen bir olaydır. Ve benim minareyi gördüğüm bir hakikattir. Allahu Teâlâ bunu yapmış ve yapmaktadır. Ve akılların mahiyetini idrak edemediği bu hakikatin mahiyetini idrak ve ihata eden ancak Allah’tır. Gözler onu idrak ve ihata edemezken o gözleri idrak ve ihata eder ve aynı hakikat bütün idraki mümkün olan şeylerde böyledir. Ve işte O Allah böyle bir lâtıf’ül-habîrdir. (Elmalılı)
Muhammed Esed
Hiçbir beşerî görüş ve tasavvur O'nu kuşatamaz, halbuki O her türlü beşerî görüş ve tasavvuru çevreleyip kuşatır: zira yalnız O'dur (hikmetine) tam nüfûz edilemez olan, her şeyden haberdar bulunan. 89
Hiçbir göz ve idrak O’nu kavrayıp kuşatamaz fakat O, bütün gözleri ve idrakleri kavrar ve kuşatır. O, latif/kavranamayan, sınırsız bilgisiyle her şeyi kuşatan ve her şeyden haberdar olandır. 3/180, 6/73, 11/111
Hiçbir beşerî görüş ve tasavvur O’nu kuşatamaz, fakat O her türlü beşerî görüş ve tasavvuru çepeçevre kuşatır:[1095] Yalnızca O’dur her şeye nüfuz eden, her şeyden haberdar olan.[1096]
Mustafa İslamoğlu En'am Suresi 103. Ayet Açıklaması
[1095] O’nun zâtı insanın sadece göz ufkunu aşmaz, aynı zamanda tasavvur ve tahayyül ufkunu da aşar.
[1096] Latîf ismi Habîr ile birlikte geldiğinde, ikincisi birincisini açıklar.
Ömer Nasuhi Bilmen
Gözler O'nu görüp) idrak edemez. O ise bütün gözleri idrak eder. Ve O latîftir, habîrdir.
Gözler O'na erişemez. O'nun ilmi ise bütün gözleri ihata eder. (Gözlerin görmediği her şeye nüfuz eden, her şeyden haberdar olan) latîf ve habîr O'dur. [67, 14; 31, 16] {KM, Çıkış 33, 20; Yuhanna 1, 18}
Bu âyet gözlerin, Allah’ı “ihata sûretiyle, künhüne erecek şekilde göremeyeceklerini bildirir. Ehl-i sünnet anlayışına göre bu âyet, dünyada görmeyi nefyeder, ama cennetlikler Allah’ı göreceklerdir. 75,23 âyeti “Rab’lerine bakacaklar” buyurduğu gibi, başka deliller de vardır. Hz. Peygamber (a.s.)’dan bize ulaşan kesin hadisler ile bu rü’yet meselesi sabit olmuştur. Yalnız birini nakledelim: “Siz şüphe yok ki şu dolunayı nasıl birbirinizi itip kakmadan görüyorsanız Rabbinizi de göreceksiniz.”
Süleyman Ateş
Gözler O'nu görmez, O gözleri görür; O latif (gözle görülmez veya lutuf sahibi), herşeyi haber alandır.
(19) Gözlerin görmesi, her canlı için ayrı ayrı takdir edilmiş olan bir sınır içinde, elektromanyetik dalgaların algılanmasıyla cereyan eder. Bu dalgalar da, gözler de Allah tarafından takdir edilmiş ve yaratılmıştır. Dolayısıyla, Allah, bütün yarattıklarının neler gördüğünü ve göreceğini bütün incelikleriyle bilir; onların gördüklerini ve göremediklerini de görür. Kulların birşeyi görebilmesi ise, o şeyin, kendi görme sınırları içinde bulunmasına bağlıdır. Allah maddeden, mekândan ve her türlü sınırdan münezzeh olduğu için, bu gözlerle Onun görülmesine elbette imkân yoktur. Ancak, 75:22-23’te, kıyamet gününde ışıl ışıl yüzlerin Rabbine bakacağı bildirilmiştir ki, bu, bizim bildiğimizden farklı bir âleme ait olan bir özelliktir. O günde, iman eden ve güzel işler yapan kullarına Allah’ın ödül olarak böyle bir özellik bağışlayacağı anlaşılmaktadır.
Yaşar Nuri Öztürk
Gözler onu fark edip kavrayamaz. Oysaki O, gözleri görür/bilir. O Latîf'tir, lütfu çok olduğu halde kendisi görülemez; Habîr'dir, her şeyden haberdardır.