Bu ayet Hafs Mushafı sırasına göre baştan 893, sondan 5344. ayet; 6. sure ve En'am Suresinin 104. ayetidir. En'am Suresi 104. ayetinin kelime sayisi 15, harf sayısı 59 ve toplam ebced değeri ise 3273 olarak hesaplanmıştır. En'am Suresinin toplam ebced değeri 933851 olarak hesaplanmıştır. Ebced sayımlarında varsa ء Hemze harfi dahil olarak sayılmıştır.
Arapça Metin
قد جاءكم بصائر من ربكم فمن ابصر فلنفسه ومن عمي فعليها وما انا عليكم بحفيظ
Rabbinizden size gerçekleri gösteren deliller[188] geldi. Artık kim gözünü açar hakkı idrak ederse kendi yararına, kim de (hakkın karşısında) körlük ederse kendi zararınadır. Ben başınızda bekçi değilim.
Basiret, gönül gözü demektir. Kafadaki göze basar denildiği gibi, kalp ve gönül gözüne de basiret denir. Âyetteki “gerçekleri gösteren deliller” ifadesi ile, Allah Teâlâ tarafından Resûlullah’a vahyolunan âyetler ve Allah’ın birliğine, kuvvet ve kudretine delalet eden ve yukarıda geçen âyetlerde dile getirilen ibret alınacak kâinat olayları kastedilmiştir.
Besâir kelimesi “kalbin nuru, kalpte hâsıl olan bilgi ve idrak” anlamına gelen basîretin çoğuludur. Beden gözüyle algılamaya basar, akıl ve zihin melekeleriyle algılamaya da basîret denir. Âyette, Allah tarafından geldiği bildirilen “basîretler”den maksat, hakka davet eden, kurtuluş yolunu gösteren âyetler ve özellikle yukarıda geçen tevhid akîdesinin ispatına dair âyetler ile –Râzî’ye göre– Cenâb-ı Hakk’ın insan fıtratına bahşettiği, küfrü terkedip imana yönelme istidadı yani bilgi ve düşünme melekesidir (XIII, 134). Buna göre Hz. Peygamber’in hakka davetini doğru bir şekilde kavrayan, bununla ilgili delilleri akıl ve düşünme yeteneğini isabetle kullanarak değerlendiren ve bu sayede hidayeti bulan kimse kendine iyilik etmiş; gurur ve kibre kapılarak bunun aksine davranan da kendine kötülük etmiş olur. Âyetin son cümlesi, Hz. Peygamber’in, bu şekilde basîretsizliği yüzünden helâke doğru gidenleri koruma ve engelleme imkânının bulunmadığını bildirmektedir. Bunun bizzat Hz. Peygamber’in ağzından ifade edilmesi, müfessirlerin çoğunluğuna göre, âyetin başında veya bu son cümlesinden önce Resûlullah’a hitaben “de ki” şeklinde bir zımnî emrin bulunduğunu gösterir. Elmalılı Hamdi Yazır bu görüşü isabetsiz bularak meâlinde “bekçi” anlamı verilen hafîz kelimesine Allah’ı ifade edecek şekilde mâna verirken (bk. III, 2020), tasavvufî hatta bir ölçüde vahdet-i vücûdcu bir yaklaşımı tercih eden Süleyman Ateş’e göre bazı âyetlerde görülen bu durum “vahyin Hz. Muhammed’in iç benliği ile ilişkisi”nden ileri gelmektedir ve aynı durum, mutasavvıfların “Hak sıfatıyla mevsûf insan” tanımıyla izah edilebilir (bk. III, 216).
Mehmet Okuyan
(De ki:) “Elbette size Rabbiniz tarafından öngörüler gelmiştir. Artık kim (gerçeği) görürse yararı kendisine, kim de kör davranırsa zararı kendisinedir. Ben üzerinize asla bekçi değilim.”
Ayette geçen [besâir] kelimesi “basiretler, öngörüler, ferasetler” gibi anlamlar içermektedir.
Bayraktar Bayraklı
Doğrusu size Rabbiniz tarafından basiretler/idrâk kabiliyeti verilmiştir. Artık kim hakkı görürse faydası kendine, kim de kör olursa zararı kendinedir. Ben üzerinize bekçi değilim.
Rabb'inizden size idrak etme yeteneği¹ verilmiştir. Kim gerçeği görürse² kendi yararınadır, kim de gerçeği görmezse³ kendi aleyhinedir. Ben üzerinize bekçi değilim.
Gerçek şu ki; size Rabbinizden (O’nun kâinattaki zuhuratını ve Kur’an’ın hakikatini anlayıp kavrayacak) basiretler (yaratılış gerçeğini gösteren belgeler) gelmiştir. Kim (hikmet ve ibretle bakıp) basiretle görürse, kendi lehine, kim de (tabiat kanunlarındaki ve Kur’ani kurallardaki gerçeklere karşı) kör davranıp (görmek istemezse) bu da kendi aleyhinedir. Ben sizin üzerinizde gözetleyici değilim.
Şüphe yok ki Rabbinizden görgüler ihsan edildi size. Kim can gözünü açıp görürse faydası kendisine, kör olanın ziyanı da gene kendine ve ben, sizin üstünüze dikilmiş bir bekçi değilim.
Şimdi Rabbinizden size, bu ilâhî kitap vasıtasıyla anlama ve kavrama kabiliyetleri verilmiştir. O halde kim görmek isterse, kendi lehine, kim de körlüğü tercih ederse, kendi aleyhine davranmış olur. Kalbi katılaşmış olanlara de ki: “Ben sizin üzerinize bekçi değilim.”
“Size Rabbinizden önünüzü aydınlatan, ufkunuzu açan, güven sağlayan, basiretinizle anlayabileceğiniz Kur'ân âyetleri gelmiştir. Kim basiretli davranarak hakkı görürse, faydası kendisine, kim de kör kesilmeye devam ederse zararı kendisinedir. Benim sizin üzerinizde, koruma, denetim, zabıta görevim yok.”
11.Bu ayet Resulullah (a.s.)`ın dilinden söylenilmesi üzere bu ifade ile inmiştir. Yüce Allah, Hz. Peygamber (a.s.)`den inkarcılara böyle söylemesini istemektedir. Kur`an-ı Kerim`in genel olarak Resulullah (a.s.) tarafından söylenilmesi istenen ifadelerin başında "De ki:" ibaresi bulunmaktadır. Ancak bazı yerlerde de bu ibareye yer verilmeden Resulullah (a.s.) tarafından söylenilmesi istenen ifadelere ayet metinleri içinde yer verilmektedir.
Ali Bulaç
Gerçek şu ki size Rabbinizden basiretler gelmiştir. Kim basiretle-görürse kendi lehine, kim de kör olursa (görmek istemezse) kendi aleyhinedir. Ben sizin üzerinizde gözetleyici değilim.
Size Rabbinizden, hakkı ve batılı ayırd etmek için açık hüccetler geldi. Artık kim, hakkı görür de ona iman ederse, kendi lehinedir. Kim de hakkı görmeyip batılı seçerse, kendi aleyhinedir. (günahını yüklenir). Ben üzerinize bir gözetleyici değilim (vazifem tebliğden ibarettir.).
Artık, kalp ile idrak edilecek açık deliller Rabbinizden size gelmiştir. Kim idrak etse, o kendisi için idrak etmiştir. Kim de kör kalırsa, o da onun aleyhinedir. Ve ben sizin koruyucunuz değilim.
Doğrusu Rabbinizden size anlama ve kavrama (kabiliyeti) verilmiştir. O halde, kim (gerçeği) görmek isterse kendi lehine ve kim de (bunca hakikate rağmen) körlüğü tercih ederse kendi aleyhine davranmış olur. Ve (inanmamakta ısrar edenlere de ki): “Ben de sizin üzerinize (illa da inanmanızı sağlayacak) bir bekçi değilim (sadece bir tebliğciyim).”
(Doğrusu) size Rabbiniz tarafından basiretler (idrak kabiliyeti) verilmiştir. Artık kim hakkı görürse faydası kendisine, kim de kör olursa zararı kendinedir. Ben üzerinize bekçi değilim.
Allah insanlara eşyayı görmeleri için nasıl maddi gözler vermişse gerçekleri kavrayabilmeleri için de kalp gözü diyebileceğimiz idrak güçleri vermiştir. Artık kim bu kabiliyetini doğruya kullanmazsa zararı kendi aleyhine olur.
Edip Yüksel
Rabbinizden size aydınlatıcı bilgiler gelmiş bulunuyor. Kim görürse kendi yararına, kim körlük ederse kendi zararınadır. Ben üzerinize bekçi değilim.
Muhakkak size Rabbinizden basiretler (kalb gözleri) geldi. Artık kim hakkı görürse faydası kendisine, kim de körlük ederse zararı kendisinedir. Ben sizin bekçiniz değilim!
Hakıkat Rabbınızdan size bir çok basıretler geldi artık kim gözünü açar görürse kendi lehine, kim de körlük ederse kendi aleyhinedir ve o halde ben size karşı muhafız değilim
Size Rabbinizden muhakkak basıyretler gelmişdir. Artık kim (onlarla hakkı) görür (ve îman eder) se kendi lehine, kim (ondan) kör kalırsa o da kendi aleyhinedir. Ben sizin üzerinizde bir bekci değilim.
Muhakkak ki size Rabbinizden basîretler (kalb gözünüzün nûru olan deliller)gelmiştir. Artık kim (hakkı) görürse, kendi lehinedir. Kim de körlük ederse, kendi aleyhinedir.(2) Ve ben, sizin üzerinize (yaptıklarınızı gözetici bir) muhâfız değilim!
(2)“Gözün nûru, nûr-ı îmanla ışıklanırsa ve kavîleşirse (kuvvetlenirse), bütün kâinât gül ve reyhanlar ile müzeyyen (süslü) bir Cennet şeklinde görünür. Gözün gözbebeği de, bal arısı gibi, bütün kâinât safhalarında menkuş (nakışlı) gül ve çiçek gibi delillerinden, bürhanlarından alacağı ibret, fikret, ünsiyet (alışkanlık) gibi usâre (özsu) ve şiralarından vicdanda o tatlı, îmanlı balları yapar. Eğer o göz küfür zulmetiyle (karanlığıyla) kör olursa, dünya, genişliğiyle berâber bir hapishâne şekline girer. Bütün hakāik-ı kevniye (kâinâtın hakīkatleri), nazarında gizlenir. Kâinât ondan tevahhuş eder (yabancılaşır). Kalbi ahzân (hüzünler) ve ekdâr (kederler) ile dolar.” (İşârâtü’l-İ‘câz, 65)
İlyas Yorulmaz
Size Rabbinizden, çevrenizdeki her şeyi doğru anlamak için bir ölçü (Kur’an) gelmiştir. Kim bu ölçülerle hayata bakarsa, kendisi için yararlı olur. Kimde bu doğru ölçüleri görmemezlikten gelirse, kendi aleyhinedir. Ben sizin koruyucunuz değilim.
Size Rabbinizden hüccetler [³] gelmiştir. Herkim onu görürse faydası kendi lehine olur. Herkim kör kalırsa o da aleyhine olur. Ben sizin üzerinize bekçi değilim.
“Dinleyin, ey insanlar! İşte size Rabb’inizden, hakîkati tüm berraklığıyla gösteren apaçık deliller gelmiş bulunuyor. Şu hâlde, her kim ilâhî vahye kulak verip gerçeği görürse, bu onun kendi yararınadır, kim de bunca ayet ve delilleri görmezlikten gelerek hakîkate karşı kör kalırsa, bu da yine kendi zararınadır. Sizi zorla inandırmak, benim görevim değildir, zira ben, sizin başınızda bekçi değilim.”
Gerçekten size rabbinizden görecek gözler (basiretler) gelmiştir.
Kim görürse, kendi lehinedir.
Kim de körlük ederse, kendi aleyhinedir.
Ben sizin üzerinizde korucu değilim.
(Ey Muhammed! Onlara): “Doğrusu Rabbiniz tarafından size, bir de idrak kabiliyeti1 verilmiştir. Artık kim, bununla hakkı görürse faydası kendisine, kim de görmezse zararı kendisinedir. Artık ben sizin üzerinizde bir gözetleyici değilim.” (de.)
1 Basiret: İdrak, zekâ, tecrübe, kalp ile görme, doğru ve ölçülü bakış, feraset. Kalbin görmesine sebep olan idrak kuvveti, feraset, kalp gözüyle meydana gelen tam anlayış, delil ve idrak kabiliyeti demektir. Başımızdaki göze “basar,” kalp gözüne de “basiret” denir. Esas basiret imandır. Basireti açık olanlar Allah'ın dinine ve hükümlerine talip olurlar. Basireti kapalı olanlar da Allah'ın nizam ve hükümlerine sırt çevirirler.
Muhammed Esed
Şimdi Rabbinizden size [bu ilahî kelâm yoluyla] anlama ve kavrama araçları verilmiştir. O halde, kim görmek isterse kendi lehine, ve kim de körlüğü tercih ederse kendi aleyhine davranmış olur. Ve [kalbi katılaşmış olanlara de ki]: “Ben sizin bekçiniz değilim!”
Rabbinizden size basiret/bilinç kaynağı olan vahiy/Kuran gelmiştir. Kim bu vahyin gösterdiği yola girip gereğini yaparsa, bunun yararı kendisinedir; kim de körleşirse, bu da onun aleyhinedir. Zira ben, sizin koruyucunuz değilim. 6/50-51, 13/19, 22/46, 27/81
Doğrusu, Rabbinizden size basiret kaynağı (olan bir vahiy) gelmiştir.[1097] Artık kim (vahyin gösterdiği hakikati) görmek isterse kendi lehine, kim de körlüğü tercih ederse kendi aleyhinedir. Nitekim (siz kendinizi korumazsanız), asla Ben sizin koruyucunuz olmam.[1098]
Mustafa İslamoğlu En'am Suresi 104. Ayet Açıklaması
[1097] Besâir için bkz: 7:203 ve 17:102, notlar.
[1098] Tefsirler, hafîz sıfatını rakîb anlamına alarak, bu âyeti ya da en azından âyetin son cümlesini Allah Rasûlü’ne atfetmişlerdir. Âyetin ait olduğu pasajda söyleyen Allah’tır ve bunu değiştirecek başkaca bir gerekçe de bulunmamaktadır. Âyetin bu son cümlesi ise Allah’ın insana verdiği iradeyi yok saymayacağına, onun tercihine saygı göstereceğine, önce akıl verip sonra da yokmuş gibi davranmayacağına delâlet eder ve bunu en güzel veren anlam da şudur: “Asla Ben sizin koruyucunuz olmam”.
Ömer Nasuhi Bilmen
«Muhakkak size Rabbiniz tarafından basiretler gelmiştir. Artık kim görürse kendi lehinedir, kim de görmezse kendi aleyhinedir. Ve ben sizin üzerinize bir muhafız değilim.»
Rabbinizden size muhakkak ki deliller gelmiştir. Artık kim gözünü açar görürse kendi lehine, kim de hakkı görmeyip batılı seçerse kendi aleyhinedir. (Sen de ki: ) “Ben sizin üzerinizde bekçi değilim. ” [22, 46]
Doğrusu size Rabbinizden basiretler geldi. Artık kim (gerçeği) görürse yararı kendisine, kim de (gerçeğe karşı) kör olursa zararı kendisinedir. Ben sizin üzerinize bekçi değilim.
Size Rabbinizden apaçık deliller gelmiştir. Her kim bunları görürse kendisi içindir. Kim de körlük ederse aleyhinedir. Yoksa ben, sizin üzerinizde bir bekçi değilim.
Size Rabbinizden gerçeği gösteren deliller gelmiştir. Artık görenin yararı kendisine, körlük edenin zararı da kendisinedir. Ben sizin üzerinizde bir bekçi değilim.
Gerçek şu ki, size Rabbinizden gönül gözleri gelmiştir. Kim görürse kendisi yararına, kim körlük ederse kendisi zararına... Ben sizin üzerinize bekçi değilim.
bayıķ geldi size ḥüccetler çalabuñuzdan pes her kim gordi gendüzi-y- içündür daħı her kim görmedi-y-ise gendü üzeredür daħı degülin ben üzerüñüze śaķlayıcı.
Taḥḳīḳ geldi size delīller Çalabuñuzdan. Pes kim ḥaḳḳı görse özi‐çündürẟevābı, daḫı kim kör olsa ḥaḳdan ‘aẕābı özinedür. Daḫı sen eyit yāMuḥammed: Men sizi ṣaḳlayıcı degül‐men, di, ‘aẕābdan.