Bu ayet Hafs Mushafı sırasına göre baştan 6143, sondan 94. ayet; 99. sure ve Zilzâl Suresinin 5. ayetidir. Zilzâl Suresi 5. ayetinin kelime sayisi 4, harf sayısı 13 ve toplam ebced değeri ise 336 olarak hesaplanmıştır. Zilzâl Suresinin toplam ebced değeri 16609 olarak hesaplanmıştır. Ebced sayımlarında varsa ء Hemze harfi dahil olarak sayılmıştır.
Kıyamet gününün ne kadar dehşet verici bir gün olduğu ve o sırada nelerin meydana geleceği anlatılarak insanların o gün için hazırlık yapmaları gerektiğine dikkat çekilmektedir. Diğer âyetlerden de anlaşıldığı üzere kıyamet kopacağı gün sûrun birinci defa üflenmesiyle yer küresinde şiddetli sarsıntılar meydana gelir ve dağlar yerlerinden kopup savrulur, yeryüzünde yıkılmayan hiçbir şey kalmaz (krş. Kehf 18:47; Tâhâ 20:101-107). Çünkü “kıyamet sarsıntısı gerçekten çok büyük bir olaydır” (Hac 22:1). 2. âyetteki “yerin ağırlıklarını dışarı atması” ifadesi birkaç türlü yorumlanmıştır: a) İçindeki hazineleri dışarı çıkarması; b) Kabirlerdeki ölülerin dirilip dışarı çıkması; c) Yer altındaki madenler, gazlar, ve lâvların dışarı çıkması. Müfessirler yerin ağırlıklarını dışarı çıkarması olayının sûrun ikinci defa üflenmesiyle gerçekleşeceğini söylemişlerdir. Yerkürede meydana gelen bu dehşet verici olayları gören insan, “Ne oluyor buna!” diyerek korku ve şaşkınlığını ifade eder. Çünkü daha önce bu derecede şiddetli bir sarsıntı görülmemiştir. “O gün yer, rabbinin ona vahyettiği şekilde bütün haberlerini anlatır” meâlindeki 4-5. âyetler başlıca üç şekilde yorumlanmıştır: a) Allah yere bir çeşit konuşma ve anlatma yeteneği verir, o da üzerinde olup bitenleri ve kimin ne yaptığını açık açık anlatır. Nitekim bir hadiste kıyamet gününde arzın dile gelerek konuşacağı bildirilmiştir (İbn Mâce, “Zühd”, 31). b) O gün Allah’ın hükmü uyarınca arz, üstünde olup bitenleri tek tek sayıp dökercesine insanların orada yaptıkları her şeyi açığa çıkarır. c) Yer, o büyük sarsıntıyla âdeta dünyanın son bulduğunu ve âhiretin geldiğini haber verir (Râzî, XXXII, 59). Sonuçta önemli olan arzın gerçek anlamda konuşup konuşmaması değil, dünya hayatının bittiğini ve herkesin neler yaptığını açık açık ortaya koyması ve artık orada hiçbir şeyin saklı gizli kalmayacak olmasıdır. Âyetin bunu anlatmaktan maksadı ise insanların bu gerçeği göz önüne alarak o gün arzın kendisi hakkında iyi şeyler söylemesini sağlayacak bir hayat yaşamalarıdır.
“Yeryüzünün, olup bitenleri haber vermesi” mecazi bir ifade olup, her insanın, yeryüzünde neler işlediklerinin ortaya çıkarılarak yüzleştirilmesi demektir. Yani “şu tarihte, yeryüzünün şöyle bir yerinde şunu işlediniz” denmesidir. Yeryüzünün dile gelmesiyle, insan uzuvlarının konuşması muhteva bakımından aynı şeydir. Bu ifadelerden anlıyoruz ki; insanın dünyada yaşadıkları bir film olarak ahirette karşısına çıkacaktır.
Diyanet İşleri (Eski)
4,5. İşte o gün, yer, Rabbinin ona vahyetmesiyle kendi haberlerini anlatır.
1, 2, 3, 4, 5. Yerküre kendine has sarsıntısıyla sallandığı, toprak ağırlıklarını dışarı çıkardığı ve insan «Ne oluyor buna!» dediği vakit, işte o gün (yer) Rabbinin ona bildirmesiyle bütün haberlerini anlatır.
(1)“Şu sûre kat‘iyen ifâde ediyor ki, küre-i arz (yeryüzü), hareket ve zelzelesinde (depremde) vahiy ve ilhâma mazhar olarak emir tahtında (altında) depreniyor. Bazen de titriyor. (...) Kadîr-i zü’l-Celâl (sonsuz kudret ve celâl sâhibi olan Allah), (hava, su, toprak ateş gibi) her bir unsura çok vazîfeler vermiş ve her bir vazîfede çok netîceler verdiriyor. Bir unsurun bir tek vazîfesinde, bir tek netîcesi çirkin ve şer ve musîbet olsa da, sâir güzel netîceler bu netîceyi de güzel hükmüne getirir. Eğer bu tek çirkin netîce vücûda (meydana)gelmemek için, insana karşı hiddete gelmiş o unsur o vazîfeden men‘ edilse, o vakit o güzel netîceler adedince hayırlar terk edilir ve lüzumlu bir hayrı yapmamak, şer olması haysiyetiyle, o hayırlar adedince şerler yapılır. Tâ bir tek şer gelmesin gibi, gāyet çirkin ve hilâf-ı hikmet ve hilâf-ı hakīkat (hikmet ve hakīkatin zıddı) ve kusurdur. Kudret ve hikmet ve hakīkat kusurdan münezzehtirler (berîdirler). Mâdem bir kısım hatâlar, unsurları ve arzı hiddete getirecek derecede bir şümûllü isyandır ve çok mahlûkātın hukūkuna bir tahkīrli (aşağılayıcı)tecâvüzdür. Elbette o cinâyetin fevkalâde çirkinliğini göstermek için, koca bir unsura, küllî (umûmi) vazîfesi içinde ‘Onları terbiye et!’ diye emir verilmesi, ayn-ı hikmettir ve adâlettir (hikmet ve adâletin ta kendisidir) ve mazlumlara ayn-ı rahmettir.” (Sözler, 14. Söz, 39-41)
Mustafa İslamoğlu Zilzâl Suresi 5. Ayet Açıklaması
[5853] Bu, insana inenden farklı bir vahiydir. Kur’an’da canlılara gelen vahiy ilâ edatıyla geçişli yapılırken, cansızlar için fî ve lam edatları kullanılır. Temkin ifade eden fî ve nedensellik ifade eden lâm, onların tâbi olduğu yasaları gösterir. Eğer vahyin muhatabı peygamberler dışındaki insan veya hayvan ise vahiy “ilham”, eğer cansız ise “tabiat yasaları”, eğer peygamber ise sözlü vahiy anlamındadır (Müfredât). Emrini vahyetmekle ilgili ayrıntı için Necm 4 ve Şûrâ 51’in ilgili notlarına bakınız. İşareten: Allah anıldığında kalpleri titreyen mü’minler gibi, yeryüzü de Allah’ın emri karşısında tir tir titremektedir. Ey insan! Taş yürekleri sarsmak için bu da kâr etmezse ne kâr eder!