

’DAN SONRA DA HADİSLER VAR İmam Buharî bu başlık altında üç hadise yer vermiştir: 1. Abdullah İbn Ömer hadisi: Bu hadis Resulullah'ın (s.a.v.) yolculuğun sıkıntılı ve hızlı olmasıyla kayıtlıdır. 2. Abdullah İbn Abbas hadisi: Bu rivayet Resulullah'ın (s.a.v.) yolculukta konaklamayip seyir halinde olması ile kayıtlıdır. 3. Enes İbn Malik hadisi: Bu rivayette herhangi bir kayıt bulunmamaktadır.
İşte İmam Buharî de başlıkta mutlak bir ifade kullanarak yolculuk sırasında namazların cem' edilerek birlikte kılınması hükmünün mutlak olduğuna işaret etmiştir. Çünkü kayıt taşıyan ifadeler (mukayyed), herhangi bir kayıt taşımayan ifade kapsamına girer; mukayyed mutlakın bir ferdidir. Dolayısıyla İmam Buharî'nin yolculuk sırasında namazları cem' ederek kılmak bakımından, seyir halinde olup olmamak veya yolculuğun sıkıntılı ve hızlı olup olmaması arasında herhangi bir fark görmediğini düşünebiliriz.
Ancak buna rağmen seferde namazların nasıl kılınacağı meselesi alimler arasında görüş ayrılıklarının bulunduğu bir konudur. Sahabe ve tabiun alimlerinden çoğu ve Süfyan-ı Sevrî, İmam Şafiî, Ahmed İbn Hanbel, İshak İbn Rahuye ile Eşheb gibi alimler bu hükmün mutlak olduğu görüşündedir. Buna karşılık Hasan-ı Basrî, İbrahim en-Nehaî, Ebu Ha-nife, Ebu Yusuf ve İmam Muhammed'e göre namazların cem' edilerek kılınması hükmü mutlak değildir; sadece Arafat ve Müzdelife'de namazlar cem' edilir.
Bu rivayetlere dayanılarak cem'ü't-te'hîr'in (öğleyi ikindi, akşamı ise yatsı vaktinde kılmak} caiz olduğu söylenmiştir. Cem'ü't-takdîm (ikindiyi öğle, yatsıyı ise akşam vaktinde kılmak) konusu ise ileride gelecektir. باب: هل يؤذن أو يقيم، إذا جمع بين المغرب والعشاء. 14.Akşam Ve Yatsı Namazları Cem' Edildiği Zaman Ezan Ve Kamet Okunur Mu? حدثنا أبو اليمان قال: أخبرنا شعيب، عن الزهري قال: أخبرني سالم، عن عبد الله بن عمر رضي الله عنهما قال: رأيت النبي صلى الله عليه وسلم، إذا أعجله السير في السفر يؤخر صلاة المغرب، حتى يجمع بينها وبين العشاء.
قال سالم: وكان عبد الله يفعله إذا أعجلها السير، ويقيم المغرب فيصليها ثلاثا، ثم يسلم، ثم قلما يلبث حتى يقيم العشاء، فيصليها ركعتين، ثم يسلم، ولا يسبح بينهما بركعة، ولا بعد العشاء بسجدة، حتى يقوم من جوف الليل. İbn Reşîd şöyle demiştir: "İmam Buharî'nin bu konu başlığı altında naklettiği iki rivayette de ezan konusu açık bir şekilde ifade edilmemiştir." Kirmanî'nin bu konudaki değerlendirmesi ise şöyledir: "Hadisi nakleden ravî namaz kılmak ifadesini mutlak olarak zikrettiği için bu ifadeden onun şunu kasdettiği anlaşılabilir: Namaz kılmaktan kasıt; namazı bütün rükünleri, şartları ve sünnetleri ile tam olarak eda etmektir. İşte ezan ve kamet de bunlar arasındadır." Bu açıklamayı Kirmanî'den daha önce İbn Battal da yapmıştır.
Bu rivayette Nebi sallallahu aleyhi ve sellem'in akşam namazını ne kadar geciktirdiğine dair bir açıklama yoktur. Fakat İmam Müslim'in İbn Ömer'den naklettiği bir rivayette, Resulullah'ın (s.a.v.) şafak kaybolduktan sonra namazları cem' ettiği belirtilmektedir. İbn Ömer'in "Ardından çok kısa bir süre bekler ve yatsı namazı için kamet getirdikten sonra..." şeklindeki ifadesi iki namaz arasında çok kısa bir süre beklenmesini vurgulamaktadır. Ayrıca bu rivayet namazları cem' ederek kılmanın şeklî/suri olduğunu söyleyenlerin görüşlerine karşı bir delildir.
EBVABU TAKSİRİ’S-SALAT EK SAYFA 571-2 باب: يؤ خر الظهر إلى العصر، إذا ارتحل قبل أن تزيغ الشمس 15. Nebi s.a.v. Güneş Tepe Noktasından Batıya Meyletmeden Önce Yolculuğa Çıkmışsa Öğle Namazını İkindiye Kadar Geciktirirdi -فيه ابن عباس، عن النبي صلى الله عليه وسلم. Bu hususta İbn Abbas'ın da Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'den bir nakli vardır. حدثنا حسان الواسطي قال: حدثنا المفضل بن فضالة، عن عقيل، عن ابن شهاب، عن أنس بن مالك رضي الله عنه قال: كان النبي صلى الله عليه وسلم إذا ارتحل قبل أن تزيغ الشمس، أخر الظهر إلى وقت العصر، ثم يجمع بينهما، وإذا زاغت، صلى الظهر ثم ركب.
İmam Buharî'nin kullandığı bu konu başlığı ona göre namazları cem' ederek kılma hükmünün, öğle namazının vakti girmeden önce yola çıkanlarla ilgili olduğunu göstermektedir. (Bu hususta İbn Abbas'ın da Nebi (s.a.v.)'den bir nakli vardır) ifadesi 13. başlık altında nakledilen rivayete işaret etmektedir. Bu rivayette namazların cem' edilerek kılınması hükmü yolculuk/seyir halinde olma kaydına bağlanmıştır. Hiçbir bilgin Nebi (s.a.v.)'in binek sırtında iken bu namazları kıldığını söylememiştir. Buna göre söz konusu ifade İle kasdedilen, namazların باب: إذا ارتحل بعد ما زاغت الشمس صلى الظهر ثم ركب.
16. Güneş Tepe Noktasından Batıya Doğru Yönelmişse Öğle Namazını Kılmak Ve Daha Sonra Yolculuğa Çıkmak حدثنا قتيبة قال: حدثنا المفضل بن فضالة، عن عقيل، عن ابن شهاب، عن أنس بن مالك قال: كان رسول الله إذا ارتحل قبل أن تزيغ الشمس، أخر الظهر إلى وقت العصر، ثم نزل فجمع بينهما، فإن زاغت الشمس قبل أن يرتحل، صلى الظهر ثم ركب. Bu rivayet, namazların cem' edilerek kılınması hükmü açısından seyir halinde olmak ile henüz yolculuğa çıkmamış olmak / konaklamış olmak durumlarının birbirinden ayrı olarak değerlendirilmesinin müstehap olduğunu gösterir.
Ancak Muvatta'da Muaz İbn Cebel'den nakledilen bir rivayet her iki durumda da namazların cem' edilerek kılınabileceğini göstermektedir. Bu rivayet şöyledir: "Resulullah (s.a.v.) Tebuk savaşında namazı geciktirdi ve sonra çıkıp öğle ile ikindi namazlarını birlikte kıldı. Daha sonra içeriye girdi ve bir süre sonra çıkıp akşam ile yatsı namazlarını cem’ ederek birlikte kıldı." İmam Şafiî bu rivayetle ilgili olarak el-Umm adlı eserinde şunları söyler: "Resul-İ Ekrem sallallahu aleyhi ve sellem içeriye girip çıktığına göre muhakkak surette konaklamış olmalıdır. Dolayısıyla yolcu olan bir kimse gerek seyir halinde iken, gerekse konakladığı yerlerde namazları cem' ederek kılabilir."
İbn Abdilberr, Enes hadisi hakkında: "Bu rivayet, namazlar ancak yolculuğun sıkıntılı ve çok acele olması durumunda cem' edilir, diyenlerin görüşlerini Çürüten en açık delildir" demiştir. EBVABU TAKSİRİ’S-SALAT EK SAYFA-2 571-3 باب: صلاة القاعد. 17.OTURARAK NAMAZ KILMAK حدثنا قتيبة بن سعيد، عن مالك، عن هشام بن عروة، عن أبيه، عن عائشة رضي الله عنها أنها قالت: صلى رسول الله صلى الله عليه وسلم في بيته وهو شاك، فصلى جالسا، وصلى وراءه قوم قياما، فأشار إليهم أن اجلسوا، فلما انصرف قال: (إنما جعل الإمام ليؤتم به، فإذا ركع فاركعوا، وإذا رفع فارفعوا).
İbn Reşîd İmam Buharî'nin kullandığı bu konu başlığı ile ilgili olarak şu açıklamalarda bulunmuştur: "İmam Buharî bu konu başlığını herhangi bir kayda tabî tutmaksızm mutlak olarak zikretmiştir. Bu yüzden söz konusu başlık, bir kimsenin herhangi bir mazereti dolayısıyla imam, cemaat veya münferid olarak oturduğu yerde namaz kılması konularını kapsamına alabilir. Başlığın altında zikredilen hadislerin, oturarak namaz kılma hükmünü mazeretin bulunması durumu ile kayıtlaması da bu ihtimali desteklemektedir. Bununla birlikte kullanılan başlık, oturarak namaz kılma hükmünün herhangi bir kayıt olmaksızın mazereti olan veya olmayan herkes için geçerli olduğu yorumuna da açıktır. Fakat sağlıklı bir kimsenin farz namazları oturarak kılmasının yasak olduğuna dair icma bulunduğu için, bu son ihtimal farz namazlar için geçerli değildir."
Îbnü't-Tîn başta olmak üzere bazı alimlerin naklettiğine göre Ebu Ubeyd, İbnü'l-Macişun, Kadî İsmaîl, İbn Şa'ban, İsmaîlî ve Davudî gibi alimler Imran İbn Husayn hadisinin nafile namazla ilgili olduğunu söylemişlerdir. Tirmizî'nin naklettiğine göre Süfyan-ı Sevrî de bu görüştedir. Onun ifadeleri şöyledir: "Herhangi bir kimse mazereti dolayısıyla oturarak namaz kılarsa ayakta kılan kimse gibi sevap alır. İmam Buharî'nin Kitabü'l-cihad'ta Ebu Musa'dan naklettiği merfu bir rivayete göre: "Bir kul hastalanır veya yolculuğa çıkarsa daha önce sağlıklı ve mukîm iken işlediği amellerin sevabını hiç eksilmeden alır."
Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem, Imran hadisindeki mutlak ifadenin dışında kalır. Çünkü O'nun oturarak kıldığı namaz ile ayakta kıldığı namaz arasında ve aynı durumda erkek ve kadının kıldıkları namaz arasında da bir sevap/mükafat bakımından hiçbir fark yoktur, Nitekim İmam Müslim, Ebu Davud ve Nesaî'nin Abdullah İbn Amr'dan naklettikleri şu rivayet bu görüşü desteklemektedir: "Bana Resulullah'ın s.a.v. Bir kimse oturarak namaz kılarsa ayakta namaz kılanın aldığı sevabın yarısını alır’ dediği nakledilmişti. Ben de bir defasında Nebi (s.a.v.)'in oturarak namaz kıldığını gördüğüm için şaşırmış ve elimi başıma vurmuştum. Bunun üzerine Resuî-i Ekrem (s.a.v.) bana: "Neyin var senin ey Abdullah?" diye sordu. Ben de durumu anlattım. Resulullah (s.a.v.) benim verdiğim cevap üzerine şöyle buyurdu: "Doğru, fakat ben sizden birisi gibi değilim!"
Bu rivayetlerde kişinin ne şekilde oturacağı konusu açıklanmamıştır. Dolayısıyla kişi ne şekilde oturursa otursun namazı geçerli olacaktır. Fakat hangi oturma şeklinin daha faziletli olduğu konusunda görüş ayrılıkları bulunmaktadır. İmam Şafiî dışındaki üç büyük mezhep imamına göre bağdaş kurarak oturmak faziletli iken, İmam Şafiî'nin görüşüne uygun olarak yayılarak oturmanın da caiz olduğu söylenmiştir.

Zincir sözün kaynağından musannife doğru sıralanmıştır: 1 = sözü söyleyen/ilk aktaran, sonrakiler onu sırayla nakledenler, en altta eseri derleyen Buhârî. Râviye tıklayınca aynı râvinin geçtiği tüm hadisler listelenir; parantezdeki sayı râvinin bu kitapta geçtiği hadis sayısıdır.