

Bu hadiste geçen ittifakla iki yüz dirhem miktarıdır. Burada kasdedilen, ister basılmış isterse basılmamış olsun saf dirhemdir. Bir vesk, altmış sa'dır. İbn Mace, Ebu Saîd'in rivayetinde, "Bir vesk, altmış sa'dır" şeklinde kaydetmektedir. Bu hadis, sayılan üç durumda zekatın vacip olduğuna delil olarak kullanılmıştır. Yine, beş veskten daha az olan ziraî mahsullerde zekatın gerekmediğine delildir.
Ebu Hanife, az olsun çok olsun bütün ziraat mahsullerinde zekatın mutlak olduğu görüşündedir. Çünkü Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem , "Yağmur suyu ile sulanan şeylerde öşür (onda bir) zekat vermek gerekir" buyurmuştur. İleride bu konuyu ayrıca ele alacağız. Hadis, söz konusu miktarları aşan ölçülerde hükmün ne olacağına temas etmemiştir. Alimler, vesklerde vaks (zekat miktarlarında iki matrah arasında kalan miktar) olmadığı konusunda icma etmiştir.
Cumhur, gümüş konusunda da aynı görüştedir. Ebu Hanife, nisap miktarına ulaşıncaya kadar, iki yüz dirhemi aşan kısım için zekat gerekmeyeceği görüşündedir. Ona göre ikiyüzü aşan kısım ise kırk dirhemdir. Dolayısıyla o, yılın çoğunda otlaklarda beslenen hayvanlar gibi, gümüş için de vaksın bulunmasını gerekli görmüştür. Taberanî, meyve ve hububata kıyas ederek bu hükme delil getirmiştir. İkisinin ortak noktası, külfete girilerek yerden çıkartılmalarıdır. Alimler, beş veski aşan miktarda zekat gerektiği konusunda icma etmiştir.
Alimler, öşür verilmesi gereken ziraî mahsuller hariç, hayvanlarda ve parada, zekat düşmesi için üzerinden bir yıl geçmesi gerektiği konusunda icma etmiştir. باب: العرض في الزكاة. 33. Zekatı, Nassla Belirlenenin Dışında O Değerde Başka Bir Maldan Vermek -وقال طاوس: قال معاذ رضي الله عنه لأهل اليمن: ائتوني بعرض، ثياب خميص أو لبيس، في الصدقة، مكان الشعير والذرة، أهون عليكم، وخير لأصحاب النبي صلى الله عليه وسلم بالمدينة.
وقال النبي صلى الله عليه وسلم: (وأما خالد: احتبس أدراعه وأعتده في سبيل الله). [ر:1399]. وقال النبي صلى الله عليه وسلم: (تصدقن ولو من حليكن). - فلم يستثن صدقة الفرض من غيرها - فجعلت المرأة تلقي خرصها وسخابها. [ر:98]. ولم يخص الذهب والفضة من العروض. Tavus'un naklettiğine göre, Muaz İbn Cebel Yemen halkına, "Bana, arpa ve darı yerine zekat olarak aba ve elbise getirin. Bu hem sizin için kolay, hem de Medine'deki sahabîler için daha hayırlıdır"
demiştir. Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem, "Halid zırhlarını Allah yolunda vakfetmiş ve o yolda kullanmaktadır" buyurmuştur. Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem kadınlara, "Ziynet eşyalarınızdan bile olsa sadaka veriniz" buyurmuştur. Hz. Nebi burada, farz olan ile farz olmayan zekat arasında bir ayırım yapmamıştır. Bu buyruk üzerine bir kadın, küpe ve gerdanlığını çıkarıp vermiştir. Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem, altın ve gümüş'e, diğer mallardan ayrı bir önem vermemiştir.
حدثنا محمد بن عبد الله قال: حدثني أبي قال: حدثني ثمامة: أن أنسا رضي الله عنه حدثه: أن أبا بكر رضي الله عنه: كتب له التي أمر الله رسوله صلى الله عليه وسلم: (ومن بلغت صدقته بنت مخاض وليست عنده، وعنده بنت لبون، فإنها تقبل منه، ويعطيه المصدق عشرين درهما أو شاتين، فإن لم يكن عنده بنت مخاض على وجهها، وعنده ابن لبون، فإنه يقبل منه، وليس معه شيء). Konu başlığı ile, zekat olarak, nassta belirtilen altın ve gümüş dışında başka bir mal kabul etmenin caiz olduğu belirtilmek İstenmiştir.
İbn Reşîd : "Buharî, çoğu yerde Hanefîler'e karşı aykırı görüş belirtse de bu konuda, delilinden dolayı, onlarla aynı görüşü benimsediğini" kaydeder. Aba" diye Türkçe'ye tercüme ettiğimiz ... kelimesi hakkında Davudî, Cevheri ve diğer bazı alimler şöyle demiştir: Bu, uzunluğu beş zira1 olan bir elbisedir. Ebu Ubeyde, "Muaz belki de burada sık dokunmuş elbiseleri kasdetmiştir"
Muaz, "zekat olarak" kaydını zikretmiş olduğundan bu kayıt, söz konusu İşlemin haraç vergisi hakkında olmadığını gösterir. Bu malların zekat malları yerine alındığına dair bir görüş vardır. Bu görüşle İlgili olarak İsmailî şöyle demiştir: "Muaz bana bunları zekat olarak vermeniz gereken arpa ve mısır yerine verebilirsiniz demiş olabilir. Almam gereken mallar karşılığında sizden satın almış olurum. O da yerine geçer. Ama başka bir yorumla alınan bu mallar eğer zekat olsaydı, sahabîlere gönderilmezdi. Bu da yukarıdaki görüşü desteklemektedir. Resulullah (s.a.v.) Muaz'a, zekatı bölgenin zenginlerinden alıp yine onların fakirlerine vermesini emretmişti."
Ancak bu iddiaya da şöyle cevap verilebilir: Muaz'ın söz konusu malları dağıtması için devlet başkanına (Hz. Peygamber'e) göndermesine engel bir durum yoktur. Hatta bu hadis, zekatın, bir beldeden başka bir beldeye gönderilebileceğine dair delil olarak kullanılmıştır. Bu da ihtilaflı bir konudur. Her ikisi de Allah'a yakınlaşma ve ibadet kastıyla yapıldığı İçin hem farz olan sadakanın (zekat), hem de nafile olan sadakanın verileceği yerler aynıdır. Bir delil ile hariç tutulan konular dışında, bir kimseye fakir ve ihtiyaç içinde olduğu için sadaka verilir.
Şöyle bir görüş vardır: "Resulullah (s.a.v.) o gün kadınlara sadaka vermeyi emredince, sadaka farz olmuştur." Bu biraz su götürür bir iddiadır. Çünkü eğer emir farz kılma amacıyla olsaydı, miktarın belirtilmiş olması gerekirdi. Diğer yandan tahmînî olarak ve elden geldiği kadar vermek caiz olmazdı. Kadınların, "sadaka verin" emrini yerine getirmeleri mutlak bir itaattir. Bu, vacip ya da nafile, para ya da mal olarak verilen bütün sadakalara uygun bir fiildir.
"Süs olarak kullandığınız takılardan olsa bile" ifadesi mübalağa amacıyla kullanılmıştır. Yani sadaka olarak verilecek hiçbir şey yoksa, takılardan verilmesi emredilmiştir. Hadisin, delil olarak kullanılan bölümü, "gerdanlık" olarak tercüme ettiğimiz ..... ifadesidir. Çünkü bu, misk, karanfil vb. şeylerden yapılarak boyna asılan bir takıdır.

Zincir sözün kaynağından musannife doğru sıralanmıştır: 1 = sözü söyleyen/ilk aktaran, sonrakiler onu sırayla nakledenler, en altta eseri derleyen Buhârî. Râviye tıklayınca aynı râvinin geçtiği tüm hadisler listelenir; parantezdeki sayı râvinin bu kitapta geçtiği hadis sayısıdır.