

Bu konu başlığında yer alan hadis, Müslümanın aldatma ile işi olmayacağını gösterdiği gibi, senetlere katibin "iş bu senette yer alan; falancanın satın aldığı maldır", "sadaka verdiği maldır" ifadesi ile başlamakta bir sakınca bulunmadığını da göstermektedir. Burada "kusur" ile kastedilen, ortaya çıkmış olsun ya da olmasın gizli kusurdur. Örneğin satılan kölenin ciğerinde bîr ağrının ya da öksürüğün olması gibi. Bunu Matrizî söylemiştir.
İbnü'l-Müneyyir el-Haşiye adlı kitabında şöyle demiştir: Burada kastedilen satıcının kusuru gizlememesidir. Yoksa, satılan kölede bir kusur bulunur ve satıcı bunu gizlemezse, yapılan akit yine Müslüman ile Müslüman arasında yapılan bir akittir. Yani Hz. Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem burada mutlak anlamda kusuru değil, muttali olunmayan kusuru kastetmiştir.
Haram şeklinde tercüme ettiğimiz "hibse" kelimesi ile kastedilen ise, satılan kölenin anlaşmalı bir kavimden esir olarak alınmış bir kimse olmamasıdır. Bu görüş Matrizî'ye aittir. Diğer bir görüşe göre kastedilen; kölenin kaçması gibi kötü huylardır. el-Ayn adlı kitabın sahibi, bununla kastedilenin "şüphe" olduğunu söylemiştir. İbnü'l-Arabî, "Hadiste yer alan "da" kelimesi fizikî kusuru, "hibse" kelimesi ise ahlakî kusuru ifade etmektedir.
"Gaile" ise, satılan şeydeki kötü bir özelliği bildiği halde satıcının bunu zikretmemesidir" demiştir. İbrahim en-Nehaî'nin sözünde kastedilen şudur: Deve tellalları, develerin yularlarına farklı şehirlerin isimlerini vererek alıcıları aldatıyor böylece bu develerin Horasan, Sicistan vb. şehirlerden geldiği kanısını uyandırıyor, müşteri de deveye rağbet gösteriyor ve devenin bu bölgelerden daha yeni getirildiğini zannediyordu. İbrahim'in bunu çirkin görmesinin sebebi, bunun hile, aldatma ve kandırma gibi hususları barındırmasıdır.
Hadiste, alıcı ve satıcının, doğruluk ve açıklamaları gereken şeyi açıklama şartına riayet etmeleri durumunda bereketin hasıl olacağı, bunların zıddı olan yalan ve saklama söz konusu olduğunda ise bereketin ortadan kalkacağı hususu yer almaktadır. Alıcı ve satıcıdan birisi, şarta riayet ettiğinde onun için bereket söz konusu olur mu? Hadisten ilk anlaşılan mana bunu gerektirmektedir.
Biri sebebiyle söz konusu olan uğursuzluğun diğerine dönmesi de mümkündür. Bu da, her ikisinin yalan söylemeleri yahut gerçeği gizlemeleri durumunda satılan maldaki bereketin kaldırılması sebebiyle olur. Doğru söyleyip, gerçeği açıklayan için sevap, yalan söyleyen ve gerçeği gizleyen için ise günah söz konusu olur. Hadiste, dünyanın ancak salih amel ile tamamlanacağı, günahların uğursuzluğunun hem dünya hem de ahiretin hayrını götüreceği hususu da yer almaktadır.

Zincir sözün kaynağından musannife doğru sıralanmıştır: 1 = sözü söyleyen/ilk aktaran, sonrakiler onu sırayla nakledenler, en altta eseri derleyen Buhârî. Râviye tıklayınca aynı râvinin geçtiği tüm hadisler listelenir; parantezdeki sayı râvinin bu kitapta geçtiği hadis sayısıdır.