

Zincir musanniften sözün kaynağına doğru okunur; her halka bir sonrakinden aktarır. Râviye tıklayınca aynı râvinin geçtiği tüm hadisler listelenir.

Başlıktaki, "şahsi kefalet dışındaki diğer kefalet şekilleri" ifadesi ile maIi kefaletler kastedilmiştir. 2290 nolu hadis, Tahavi'nin naklettiği şu olayın özeti mahiyetindedir: Ömer r.a. Hamzaıyı bir bölgeye zekat memuru olarak göndermişti. Bu sırada bir adam hanımına, "azatlının malının zekatını ver" dedi. Kadın da kocasına, "Aksine, sen oğlunun malının zekatını ver" dedi.
Hamza onlara neden böyle söylediklerini sorunca kendisine şunlar anlatıldı: "Bu adam o kadınla evlenmişti. Daha sonra hanımına ait cariye ile cinsel ilişkiye girip ondan bir çocuğu olunca hanımı, cariyesini azat etti. Daha sonra da annesine mirasçı oldu." Bunun üzerine Hamza adama, "sana recim cezası uygulayacağım" dedi. Belde sakinleri, "onun durumu Ömer'e iletiIdi, Ömer ona celde cezası verdi.
Recmedilmesine hüküm vermedi" dediler. Hamza adamı kefil olarak aldı ve Ömer'in r.a. yanına geldi. Durumu ona sordu. Ömer, anlatılanların doğru olduğunu söyledi ve "Ömer, adamın bilgisizliğini özür kabul ederek onu recmetmedi" dedi. Bu hadise göre, şahsi kefalet (kefale bi'l-beden) meşrudur. Çünkü Hamza İbn Amr bir sahabidir. Onun yaptığı bu fiile, çoğu sahabinin bulunduğu bir ortamda Ömer karşı çıkmamıştır. Hz. Ömer'in r.a. adama (recm cezası uygulamayıp) celde (sopa) cezası vermesi ta 'zir cezası verdiğini göstermektedir.
İbnu't-Tin şöyle der: "Bu hadis, Malikllerin, devlet başkanının, ta'zlr cezasını belirlerken had miktarını aşabileceği yönündeki görüşüne bir delildir." Bu görüş, söz konusu fiili işleyenin bir sahabi olması yönüyle eleştiriImiştir. Diğer yandan Ömer'in r.a. o kimseye celde cezasını ta'zir olarak uyguladığına dair bir delil yoktur. Belki de Hz. Ömer r.a. "Muhsan olan zinakara, bilerek yapmış ise, recim; bilmeden yapmış ise celde (sopa) cezası uygulanır" görüşüne sahip idi.
Cerir İbn Abdullah el-BeceIl ve Eş'as İbn Kays el-Kindi, Abdullah İbn Mes'Cıd'a dinden dönen kimseler (mürted) hakkında, "Onlardan tevbe etmelerini ve kefil göstermelerini iste" demiştir. Bunun üzerine onlar, tevbe etmiştir, kabileleri de onlara kefil olmuştur. Bu olay da, Beyhaki'nin Ebu İshak yoluyla, Harise İbn Midrab'tan naklettiği şu uzun olayın özeti mahiyetindedir: "Abdullah İbn Mes'ud'la birlikte sabah namazını kılmıştım. Selam verince bir adam kalktı ve ona, "Ben-i Hanife mescidine gittiğini oradaki, Abdullah İbnü'n-Nevaha adlı müezzinin, ezanda, "Müseyleme'nin Nebi olduğuna şahitlik ederim"
dediğini işittiğini haber verdi. Bunun üzerine Abdullah İbn Mes'ud, "İbnü'n-Nevaha ve ahalisini cezalandırmak bana vacip oldu" demiştir. Daha sonra onlar getirildi, İbn Mes'Cıd, Kuraza İbn Ka'b'a emretti, Kuraza da İbnu'n-Nevaha'nın boynunu vurdu. Daha sonra grubun diğer üyeleri hakkında etrafındaki insanlarla istişare etti. Adiyy ibn Hatem, öldürülmeleri yönünde görüş bildirdi. Cerir ve Eş'as ise kalktı ve "Onlardan tevbe etmelerini ve kefil göstermelerini iste" dedi. Bunun üzerine onlar, tevbe ettiler, kabileleri de onlara kefil oldu.
İbn Ebİ Şeybe'nin, Kays İbn Ebu Hazim'den naklettiğine göre söz konusu grup yüzyetmiş kişiydi. İbnü'l-Müneyyir şöyle demiştir: Buhari, hadlerde şahsi kefalet olabileceği hükmünden, borçlarda da şahsi kefalet olabileceği hükmünü evleviyetle çıkarmıştır. Alimlerin çoğunluğu, şahsi kefaleti (kefEıle bi'n-nefs) kabul etmiştir. Bu görüşü benimseyenler, had veya kısas suçundan dolayı kefilolunan suçlunun ortadan kaybolması veya ölmesi halinde, söz konusu cezanın kefile uygulanmayacağında hiçbir görüş ayrılığına düşmemiştir. Fakat borca kefilolunması halinde böyle değildir. Çünkü kefil borcu ödeyince, ödediğini borçludan alma hakkı doğar.
Hadisten Çıkarılan Sonuçlar 1-Karz (borç) akdinde vade belirlemek caizdir, belirlenen vadeye uymak farzdır. Bir başka görüşe göre, bu bir iyilik sadedinde olduğu için vadeye uymak vacip değildir. 2-İbret almak amacıyla İsrailoğulları ve diğer kavimlerin başından geçen ilginç olaylar anlatılabilir. 3-Deniz ticareti yapılabilir, gemiye binmek caizdir. Borç verirken, şahit ve kefil istenebilir.
4-Allah'a (c.c) tevekkül etmek çok faziletli bir davranıştır. Allah'a doğru bir şekilde tevekkül eden kimseye, Allah yardım eder, onu başarıya ulaştırır. 5-Denizde bulunan şeylerin hükmü, inşaallah, "Lukata / Buluntu Mal" bölümünde açıklanacaktır. (2430.hadis) 6-Bu olayı Hz. Nebi (s.a.v.) anlattığı ve takrir (kabul) ettiği içinkefalet akdine bir delilolma özelliği taşımaktadır. Efendimiz (s.a.v.) bu olayı, ondan ders alalım diye anlatmıştır. Yoksa hiçbir faydası olmazdı.
KİTABU’L-KEFALET EK SAYFA – 1035-2 2. 'YEMİNLERİNİZİN BAĞLADIĞI KİMSELERE PAYLARINI VERİN. " [Nisa, 33] حدثنا الصلت بن محمد: حدثنا أبو أسامة، عن إدريس، عن طلحة بن مصرف، عن سعيد بن جبير، عن ابن عباس رضي الله عنهما: {ولكل جعلنا موالي}. قال: ورثة: {والذين عاقدت أيمانكم}. قال: كان المهاجرون لما قدموا إلى المدينة، يرث المهاجر الأنصاري دون ذوي رحمه، للأخوة التي آخى النبي صلى الله عليه وسلم بينهم، فلما نزلت: {ولكل جعلنا موالي} نسخت، ثم قال: {والذين عاقدت أيمانكم} إلا النصر والرفادة والنصيحة، وقد ذهب الميراث، ويوصي له.
Buhari, başlıkta zikredilen ayetle ilgili olarak İbn Abbas'ın, "Nisa" suresinin tefsirinde, senedi ve metni ile gelecek olan hadisine yer vermiştir. Bu konudaki geniş açıklama orada yer alacaktır. Burada, kefaletin, bedelsiz olarak nafile ibadet kastıyla (tatawu) bir mali yükümlülük altına girmek olduğuna işaret edilmek istenmiştir. Nasıl tatawu yoluyla bir anlaşma yapıp karşı tarafın miras alması bağlayıcı oluyorsa, işte, kefalet de bu şekilde bağlayıcı olur.
Hilf, ahit (anlaşma) anlamındadır. "İslamda hilf yoktur" sözü, "cahiliyye devrinde ittifak ettikleri hususlar İslam devrinde geçerli olmayıp bunlar üzerinde anlaşma yapılamaz" anlamındadır. Asım bu sözü ile, Sa'd İbn İbrahim'in, babası yoluyla, Cübeyr İbn Mut'im'den "merfu" olarak naklettiği "İslam'da hilf (kabileler arası anlaşma) yoktur" hadisine işaret etmek istemiştir.
"İslam ancak Cahiliyye döneminde yapılan anlaşmalara uyma konusundaki bağlayıcılığı artırır" Bu hadisi, Müslim nakletmiştir. Taberi şöyle demiştir: Enes'in, kabileler arasında anlaşmanın varlığını ispat için getirdiği delil, Cübeyr İbn Mut'im'in naklettiği hadise aykırı değildir. Çünkü kardeşlik anlaşması, hicretin ilk yıllarında idi. Bu sırada onlar, birbirlerine mirasçı oluyordu. Daha sonra, İbn Abbas'ın da belirttiği gibi, mirasçı olma hükmü neshedildi. Kur'an'ın iptal etmediğiı hak için yardımlaşma, zulmedene karşı durma gibi hükümler geçerli olarak kalmıştır.
Bu sayede, Enes hadisi ile İbn Abbas hadisinin birlikte zikredilmesinin hikmeti de anlaşılmış oldu. Allah (c. c) en iyisini bilir. Hattabi'nin aktardığına göre İbn Uyeyne şöyle demiştir: "Aralarında kabile anlaşması (hilf) yaptı, yani aralarında kardeşlik anlaşması yaptı." İbn Uyeyne, bu sözüyle, cahiliyye devrindeki hilf anlaşmasının, İslamıdaki kardeşlik anlaşması ile aynı mahiyette olduğunu anlatmak istemiştir. Fakat İslamıdaki kardeşlik anlaşması, dini hüküm ve sınırlara göre işler. Cahiliyyedeki anlaşma ise, aralarındaki kendi görüşleriyle ortaya koydukları kurallara göre yürür. Dolayısıyla İslam'a aymı olan yönleri geçersiz, uygun yönleri geçerli olur.
Sahabiler, cahiliyye dönemindeki hilf! anlaşmaları ile İslamıdaki (kardeşlik) ınıaşması arasındaki aymcı özelliğin ne olduğu konusunda görüş ayrılığı içindedir. İbn Abbas r.a. "Yukarıdaki ayet nazil olmadan öncekiler cahiliyye; sonrakiler İslam anlaşmalarıdır" der. Hz. Ali r.a., "Kureyş suresi nazil olmadan gerçekleşen anlaşmalar cahiliyye anlaşmalarıdır"
demiştir. Hz. Osman r.a., "Hicretten önceki bütün anlaşmalar cahiliyye anlaşmaları, sonrakiler ise İslam anlaşmalarıdır" demiştir. Hz. Ömer r.a., "Hudeybiye anlaşmasından önceki bütün hilf! anlaşmaları geçerli; sonrakiler ise geçersizdir" demiştir. Bütün bu görüşleri, Ömer İbn Şebbe, Ebu Gassan Muhammed İbn Ebu Yahya yoluyla nakletmiştir. Kanaatirnce bunlardan en güçlüsü Hz. Ömer'in görüşüdür.
Bu rivayetler şöyle uzlaştmlabilir: Diğer görüşler, cahiliyye anlaşmalarının (hilf) geçerli olduğunu ifade etmektedir. Hz. Ömer'den rivayet edilen görüş ise, bu durumun neshedildiğini gösteriyor.