

Hz. Nebi'in fasit şart ile gerçekleştirilmiş olan bir satım sözleşmesine izin vermesi net olarak anlaşılamamış ve alimler bu konuda görüş ayrılığına düşmüştür. Bazı alimler hadisteki bu şartı kabul etmezler. Bazı alimler ise şöyle derler: "onların şartlarını kabul et" buyruğundaki emir mübah kılmak içindir. Bu emirden kastedilen amaç, bu şartın varlığı ile yokluğu arasında fark olmadığı ve bu şartı koşmanın onlara bir faydasının olmayacağı konusunda uyarmaktır. Sanki Hz.
Nebi şöyle buyurmuştur: "Onların bu şartını ister kabul et, ister kabul etme. Bunun onlara bir faydası olmaz." Mükatep konularının sonunda gelecek olan Eymen hadisindeki "onu satın al ve onları bırak, diledikleri şartı koşsunlar" buyruğu bu yorumu destekler. Şöyle de denilmiştir: Hz. Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem insanlara, satıcının vela şartını koşmasının geçersiz olduğunu bildirmiş ve bu durum Berire'nin sahipleri de dahil herkesçe duyulmuştur. Onlar daha önceden geçersiz olduğunu bildikleri bir şeyi şart koşmak isteyince Hz. Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem işin sonunun neye varacağını bildirmek kastıyla böyle buyurmuştur. Bu "De ki: (Yapacağınızı) yapın. Amelinizi Allah görecektir"
[Tevbe Suresi 105] ayeti ve Hz. Musa'nın sihirbazlara "Siz atacağınızı atın" sözü gibidir. Yani bunun size bir faydası olmayacaktır. Buna göre Hz. Nebi s.a.v. şöyle demiş gibidir: "Sen onların şartlarını kabul et. Onlar bu şartlarının kendilerine faydası olmadığını görecekler." Şafii, el-Ümm'de şöyle kaydeder: Allah ve Resulü'nün hükmüne aykırı şart koşan kişi isyan etmiş olur. İsyanla ilgili ise bir takım ceza ve kurallar vardır. İsyan edenlerle ilgili kural, vazgeçmeleri için ve başkalarının da buna yeltenmesinin önlenmesi için onların ileri sürdükleri şartların geçersiz sayılmasıdır. En kolay ceza kuralı budur.
Bir diğer fakih ise şöyle demiştir: Hadisteki "şartını kabul et" ifadesi "onların ileri sürdükleri şartta onlarla tartışma ve seni çekmek istedikleri kavganın içine düşme ki cariye azat olabilsin anlamındadır." Çünkü bu, din sahibinin gerçekleşmesini istediği şeyler arasındadır. Bazen terk etmek (yapmamak), fiille (yapmakla) ifade edilir. Örneğin ayette "Onlar bu yolla Allah'ın izni olmadıkça kimseye zarar veremezler" buyrulmuştur. Yani onların bunu yapmalarına imkan veriyoruz, demektir. Yoksa bu ayette, onların büyü yaparak insanlara zarar vermesini mübah kılma anlamı kastedilmiş değildir.
"Vela hakkı azat edene aittir": Bu hadis, ters anlamı (mefhum-i muhalefi) ile, birinin Müslüman olmasına vesile olan kişinin ve aralarında vela yeminleşmesi olan kişinin vela hakkına sahip olamayacağını gösterir. Hanefiler ise bu iki yolla vela hakkının sabit olacağı görüşünü benimsemişlerdir. Yitik bir çocuğu bulup büyüten kişinin de (multakıt) vela hakkının olmayacağını gösterir. İshak ise bu yolla vela hakkını sabit kılar. Bu konu, Feraiz (Miras payları) bölümünde ayrıntılı olarak açıklanacaktır. (6759.
hadis) Hadisin lafzından (mantuk) ise vela hakkına sahip olmamak şartıyla azat eden kişinin azatlı kölesi (saibe) üzerinde vela hakkına sabit olacağı anlaşılmaktadır. Ancak bazı fakihler onun vela hakkının Müslüman toplumuna (yani devlete) ait olduğunu savunmuşlardır. Müslüman, ister Müslüman bir köleyi, ister gayri müslim bir köleyi azat etsin hadisteki "azat eden" ifadesinin kapsamında yer alır ve dolayısıyla vela hakkı sabit olur.
Berire hadisinden elde edilen -geçen hükümler ve Nikah bölümünde gelecek hükümler dışında- daha birçok hüküm vardır. 1- Köle gibi, cariye ile kitabet sözleşmesi yapmak da caizdir. 2- Evli olan cariye, kocası izin vermese bile kitabet sözleşmesi yapabilir. 3- Kocasının onun kitabet sözleşmesi yapmasına engelolma yetkisi yoktur. Onunla ayrılması sonucunu doğursa bile hüküm böyledir.
4- Evli olan kölenin de kendi eşi olan cariyeyi efendisinin azat etmesine engelolma yetkisi yoktur. Evliliğin geçersiz olması sonucunu doğuracak olmasına rağmen hüküm böyledir. 5- Cariyenin kitabet bedelini kazanması için çalışmasına izin verilmesinden, efendisine hizmet etmekle yükümlü olmadığı sonucu çıkarılır. 6- Kitabet sözleşmesi yapan cariyenin çalışması, başkasından yardım istemesi veya ticaret yapması caizdir. Efendisi de bunlara izin verir.
Ancak şu açıktır ki cariyenin ticaret yaparak kazanç sağlamasının caiz olması için kazancın helal yoldan elde edilmiş olması gerekir. 7- Cariyenin ticaret yoluyla kazanç elde etmesi konusundaki yasağın nasıl kazanacağını bilemeyen cariye ile ya da kitabet sözleşmesi yapmamış olan cariye ile ilgili olduğunu açıklamaktadır. 8- Kitabet sözleşmesi yapan kölenin sözleşmenin hemen ardından birinden yardım istemek hakkına sahip olduğunu ve yardım istemek için ödeyemeyecek durumda olma şartının aranmayacağını göstermektedir. Ancak bazı fakihler bu şartı aramışlardır.
9- Borç vb. ödemelerden dolayı paraya ihtiyacı olan kişinin dilenmesinin caiz olduğunu göstermektedir. 10- Kitabet bedelinin peşin ödenmesinde sakınca yoktur. 11- Alışverişte pazarlık yapmanın caiz olduğunu ve almak için mal sahibine ısrar etmenin caiz olduğunu göstermektedir. 12- Reşit olan kadın, evli olsa bile, kendi başına alışveriş ve diğer işlemler yapabilir. Ancak bazı fakihler bunu kabul etmemişlerdir. Bu hükümle ilgili ek bilgi Hibe bölümünde gelecektir.
13- Kişi bizzat işlem yapmayıp, başkasına kendi adına işlem yapma yetkisi verebilir. 14- Kişi, kölesine ticaret yapma izni verince kölenin işlem yapması caiz olur. 15- Dine aykırı (çirkin) bir durumla karşılaşıldığında tepki göstermek için sesin yükseltilmesi caizdir. 16- Azat etmek düşüncesiyle bir köle satın almak isteyen kişinin, satışta biraz kolaylık göstersinler diye bunu köle sahiplerine sezdirmesinde sakınca yoktur ve bu davranışı gösteriş sayılmaz.
17- Dine uygun olmayan söze tepki göstermek (karşı çıkmak) gerekir. Çünkü Hz. Nebi bu olayda öfkelenmiştir. 18- Mal sahibinin malını peşin satma arzusu, veresiye satmaya oranla daha çoktur. 19- Kişi başkasının borcunu onun razı olması şartıyla ödeyebilir. 20- Veresiye satın almak caizdir. 21- Mükatep köle kitabet bedelinin bir miktarını vadesi gelmeden önce getirip efendisine verse ve geriye kalan borcunu silmesini istese efendi bunu yapmaya zorlanmaz.
22- Mesleği olmayan köle ile kitabet sözleşmesi yapmanın caiz olduğu sonucu çıkar. Alimlerin çoğunluğu bu görüştedir. İmam Malik ve Ahmed İbn Hanbel'den ise farklı görüşler nakledilmiştir. Hadisten bu hükmün elde ediliş yolu şudur: Berire henüz kitabet bedelinin bir miktarını ödemeden Hz. Aişe'ye gelip ondan yardım istemiştir. Malı veya bir hüneri olsaydı yardım isteme gereği duymazdı. Çünkü kitabet bedelini peşin ödemesi gerekmiyordu.
23- Köleyi azat etmek şartıyla satmanın caiz olduğu görülmektedir. Başkasına satmamak veya bağışlamamak şartıyla satmak ise böyle değildir. 24- Bazı şartlar geçersiz olmaz ve alışverişe zarar vermez. 25- Mükatep köle vadesi gelmiş olan taksitini ödemekten aciz olmasa bile, razı olması şartıyla efendisi onu başkasına satabilir. Çünkü Berire borcu ödemekten aciz olduğunu belirtmemiş, Hz. Nebi de bunu sorup öğrenme gereği duymamıştır.
26- Cariye de olsa, kadının verdiği haberin kabul edileceğini gösterir. 27- Evli olan cariyenin satılması boşama değildir. 28- Zorlama ve özellikle tasarlanmış olmamak şartıyla secili konuşmak mekruh değildir. 29- Reşit kadın, kocasından izin almaksızın kendi malı üzerinde işlem yapabilir ve alışveriş konularında yabancılarla mektuplaşabilir. باب: بيع المكاتب إذا رضي.
4. RAZI OLDUĞU ZAMAN MÜKATEB KÖLEYI SATMAK وقالت عائشة: هو عبد ما بقي عليه شيء. وقال زيد بن ثابت: ما بقي عليه درهم.وقال ابن عمر: هو عبد إن عاش وإن مات وإن جنى، ما بقي عليه شيء. Hz. Aişe "Zimmetinde az bir miktar borç bulunduğu sürece o köledir" demiştir; Zeyd İbn Sabit "Ödeyeceği bir dirhem bile bulunsa onun köleliği devam eder" demiştir; İbn Ömer ise "Zimmetinde az bir miktar borç bulunduğu sürece ister hayatta olsun ister olmasın, ister birinin canına kastetsin köleliği devam eder" demiştir.
حدثنا عبد الله بن يوسف: أخبرنا مالك، عن يحيى بن سعيد، عن عمرة بنت عبد الرحمن: أن بريرة جاءت تستعين عائشة أم المؤمنين رضي الله عنها، فقالت لها: إن أحب أهلك أن أصب لهم ثمنك صبة واحدة فأعتقك فعلت، فذكرت بريرة ذلك لأهلها، فقالوا: لا، إلا أن يكون ولاؤك لنا.قال مالك: قال يحيى: فزعمت عمرة أن عائشة ذكرت ذلك لرسول الله صلى الله عليه وسلم فقال: (اشتريها وأعتقيها، فإنما الولاء لمن أعتق). Buhari, burada mükateb kölenin satılması ile ilgili tartışmada, borcunu ödemekten aciz olmasa bile satışa razı olması durumunda bunun caiz olduğu yolundaki görüşü tercih etmiştir. Ahmed İbn Hanbel'in, Rebıa'nın, Evzai'nin ve Ebu Sevr'in görüşü budur. İmam Şafii'nin iki görüşünden biri ve İmam Malik'in görüşü de budur. Ebu Hanife, sahih olan görüşünde İmam Şafii ve bazı Maliki fakihleri ise bunu caiz görmemişlerdir.
باب: إذا قال المكاتب: اشتريني وأعتقني، فاشتراه لذلك. 5. MÜKATEB "BENİ SATIN AL VE AZAT ET" DESE, O DA SATIN ALSA (HÜKÜM NEDİR?) حدثنا أبو نعيم: حدثنا عبد الواحد بن أيمن قال: حدثني أبي، أيمن، قال: دخلت على عائشة رضي الله عنها، فقلت: كنت لعتبة بن أبي لهب، ومات وورثني بنوه، وإنهم باعوني من ابن أبي عمرو، فأعتقني ابن أبي عمرو، واشترط بنو عتبة الولاء، فقالت: دخلت بريرة وهي مكاتبة، فقالت: اشتريني وأعتقيني، قالت: نعم، قالت: لا يبيعوني حتى يشترطوا ولائي، فقالت: لا حاجة لي بذلك، فسمع رسول الله صلى الله عليه وسلم أو بلغه، فذكر لعائشة، فذكرت عائشة ما قال لها، فقال: (اشتريها وأعتقيها، ودعيهم يشترطون ما شاؤوا).
فاشترتها عائشة فأعتقتها، واشترط أهلها الولاء، فقال النبي صلى الله عليه وسلم: (الولاء لمن أعتق، وإن اشترطوا مائة شرط). Bu hadis, Berire ile sahipleri arasındaki kitabet sözleşmesinin, Hz. Aişe'nin onu satın alması ile hükümsüz kaldığını gösterir. Yine bu hadis, Hz. Aişe'nin vela hakkını onlardan satın aldığını iddia edenlere karşı bir delildir. Evzai bu hadisi, mükateb kölenin ancak azat edilmek için satılacağı görüşüne delil getirmiştir. Ahmed İbn Hanbel ve İshak'ın görüşü de böyledir. Bu konudaki görüş ayrılığı yukarıda zikredilmişti.

Zincir sözün kaynağından musannife doğru sıralanmıştır: 1 = sözü söyleyen/ilk aktaran, sonrakiler onu sırayla nakledenler, en altta eseri derleyen Buhârî. Râviye tıklayınca aynı râvinin geçtiği tüm hadisler listelenir; parantezdeki sayı râvinin bu kitapta geçtiği hadis sayısıdır.