

İbn Battal der ki, yukarıdaki İbn Ömer hadisinin konu başlığına uygun yönü şudur: Hz_ Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem Ömer'in devesini oğlu İbn Ömer'e bağışlamasını isteseydi Hz. Ömer bunu derhal yerine getirirdi. Fakat böyle yapsa oğulları arasında eşitliği gözetmemiş olurdu. Bundan dolayı Hz. Nebi (s.a.v.) devesini ondan satın alarak oğlu Abdullah'a bağışlamıştır.
Mühelleb şöyle der: Bu hadis, bir kimse birinin oğluna bir bağışta bulunduğunda onun oğulları arasında eşitliği gözetmesinin gerekmediğini gösterir. Hüküm Mühelleb'in dediği gibidir. Kişinin çocuklarına yaptığı bağışta eşitliği. gözetmesini gerekli görenler bu hadisi delil getirmişlerdir. Buhari bunu açıkça ifade etmektedir. Tavus'un, Sevrı'nin, Ahmed b. Hanbel'in ve İshak'ın görüşü budur.
Bazı Malikilerin görüşü de böyledir. Bu konuda yaygın olan görüş, bu bağış ın geçersiz olduğu yönündedir. Ahmed b. Hanbel'den "Geçerli olur, ancak babanın bu bağıştan vazgeçmesi gerekir" görüşü nakledilmişti. Yine Ahmed b. Hanbel'den "Çocuklardan birinin kötürüm olması veya borçlu olması vb. bir sebep bulunduğunda çocukları birbirinden ayırarak birine diğerlerinden fazla bağışta bulunmak caizdir" görüşü nakledilmiştir.
Ebu Yusuf'tan "Baba, birini diğerlerine üstün tutarak diğer çocuklara zarar verme amacı taşıyorsa eşitliği gözetmesi farzdır" görüşü nakledilmiştir. Ancak alimlerin çoğunluğu çocuklar arasında eşitliği gözetmenin müstehap olduğu görüşündedir. Onlardan birini üstün tutarsa yaptığı bağış geçerli olur, ancak mekruhtur. Bu hadis, babanın oğluna yaptığı bağıştan vazgeçme hakkı olduğu görüşüne delil getirilmiştir. Anne de böyledir. Fakihlerin çoğunluğunun görüşü budur.
Şafii: "Durum her ne olursa olsun babanın bağıştan vazgeçme hakkı vardır" derken; Ahmed b. Hanbel "Durum her ne olursa olsun bağışta bulunan kişinin, yaptığı bağıştan vazgeçmesi helal olmaz" demiştir. Kufe fakıhleri ise "Baba küçük (henüz ergenlik çağına girmemiş) oğluna bağışlamış ise vazgeçme hakkı yoktur. Büyük oğluna bağışlamış ve oğlu bağışı teslim almış ise hüküm yine böyledir. Kadın kocasına veya koca karısına veya bir akrabasına bağışlamış ise bu bağışlardan vazgeçmek caiz olmaz" demişlerdir.
İshak, akrabaya bağış konusunda onlarla aynı görüşü paylaşmıştır. Alimler çoğunluğunun babayı genel hükmün kapsamı dışında tutmalarının delili, çocuğun ve malının babaya ait olmasıdır. Dolayısıyla baba gerçekten vazgeçmiş değildir. Bu hadiste kardeşleri birbirine yaklaştıracak şeylerin yapılması ve birbirine kin tutmalarını ve babalarına isyan etmelerini doğuracak şeylerden uzak durulması teşvik edilmiştir. Babanın kendi koruması altındaki küçük oğluna yaptığı bağışta çocuğun teslim alması şartı aranmaz.
Mübah olmayan konularda şahitlik görevini yüklenmek mekruhtur. Bağışta birini şahit tutmak farz değil, ancak meşrudur. Kişinin çocuklarından birine ve eşlerinden birine ilgi duyması da caizdir. Ancak bunun dışındaki konularda onlar arasında eşitliği gözetmek gerekir. Yine bu hadis, devlet başkanının şahitlik görevini yüklenmesinin caiz olduğunu göstermektedir. Bunun faydası şudur: Devlet başkanı, hakimin kendi bilgisine göre hüküm vermesini caiz görenlere göre, bu konuda kendi bilgisine göre hüküm verir. (Burada hakimin bilgisinden kasıt, dava konusunu hakimin şahitlik edecek derecede yakından bilmesi durumudur) Ya da gerektiğinde yardımcılarından birinin yanında şahitlik eder.
Yine bu hadis, açıklanması gereken durumlarda hakim ve müftünün (davanın taraflarına ve fetva isteyene) bazı sorular sormasının meşru olduğunu gösterir. Çünkü Hz. Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem "Başka çocuğun var mı" diye sormuş; "Evet, var" deyince "Onların hepsine buna denk bir bağışta bulundun mu?" diye de sormuş; "Hayır" cevabını verince "O zaman ben şahit olmam" buyurmuştur. Bundan anlaşıldığına göre bu kişi "evet" cevabını verseydi Hz. Nebi s.a.v. şahit olacaktı.
Yine bu hadis, hibeye sadaka denilmesinin caiz olduğunu; Devlet başkanının çocukların yararına söz söyleme yetkisi olduğunu; Hakkı derhal kabul etmek gerektiğini; Hakim ve müftünün her zaman Allah korkusunu telkin etmesi gerektiğini gösterir. Yine bu hadis aşırı hırslı olmanın ve ince eleyip sık dokumanın (yani lüzumsuz ayrıntılara dalmanın) sonunun kötü olduğuna işaret etmektedir.
Çünkü Amre, kocasının çocuğuna verdiğine razı olsaydı kocası bundan vazgeçmeyecekti. Bu bağışı kesinleştirmek konusunda hırs gösterince bağışın geçersiz olması sonucunu doğurdu. Mühelleb şöyle demiştir: Bu hadis devlet başkanının, kişinin mirasçılarından mal kaçırmak istediğini biliyorsa onun bağış ve vasiyetini geçersiz kılma yetkisinin olduğunu gösterir. Doğrusunu Allah bilir.

Zincir sözün kaynağından musannife doğru sıralanmıştır: 1 = sözü söyleyen/ilk aktaran, sonrakiler onu sırayla nakledenler, en altta eseri derleyen Buhârî. Râviye tıklayınca aynı râvinin geçtiği tüm hadisler listelenir; parantezdeki sayı râvinin bu kitapta geçtiği hadis sayısıdır.