

İbn Battal şöyle der: "Şehadetin fazileti konusunda nakledilen hadislerin en yücesi bu hadistir. Cihad dışında bedenin feda edildiği başka hiçbir güzel amel yoktur. İşte bu yüzden cihada ve şehadete verilen sevap da sınırsız olur." KİTABU’L-CİHAD VE’S-SİYER EK SAYFA – 1191-3 باب: الجنة تحت بارقة السيوف. 22. CENNET KILIÇLARıN IŞILTILARI ALTINDADIR وقال المغيرة بن شعبة: أخبرنا نبينا صلى الله عليه وسلم، عن رسالة ربنا: (من قتل منا صار إلى الجنة).
Muğire İbn Şu'be şöyle demiştir: "Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem bize Rabbinden aldığı şu mesajı iletti: Bizden kim öldürülürse cennete gidecektir." وقال عمر للنبي صلى الله عليه وسلم: أليس قتلانا في الجنة وقتلاهم في النار؟ قال: (بلى). Ömer r.a., Resul-i Ekrem'e Sallallahu Aleyhi ve Sellem: "Bizim ölülerimiz cennette, onlardan öldürülenler ise cehennemde değil mi?" diye sorunca Nebiyy-i Ekrem Sallallahu Aleyhi ve Sellem: "Evet, tabi ki. .. " buyurdu.
حدثنا عبد الله بن محمد: حدثنا معاوية بن عمرو: حدثنا أبو إسحاق، عن موسى بن عقبة، عن سالم أبي النصر، مولى عمر بن عبيد الله، وكان كاتبه، قال: كتب إليه عبد الله بن أبي أوفى رضي الله عنهما: أن رسول الله صلى الله عليه وسلم قال: (واعلموا أن الجنة تحت ظلال السيوف).تابعه الأويسي، عن ابن أبي الزناد، عن موسى بن عقبة. Kurtubi şöyle kaydeder: "Resul-i Ekrem (s.a.v.)'in bu sözü kısa, öz fakat bununla birlikte belağat sanatının bütün güzelliklerini içeren çok tatlı bir ifadedir.
Zira sayacağımız şu hususların her birine işaret etmektedir: Cihada teşvik, cihada katılmanın mükafatı ve sevabı, düşmanla karşı karşıya gelmeye ve kılıçla mücadeleye teşvik, kılıçların savaşçıları adeta gölgeleyecek bir yoğunluğa ulaşmasını sağlayacak şekilde savaş sırasında yek vücut olmak." İbnü'l-Cevzi de şöyle demiştir: "Bu hadis ile kasdedilen cennetin cihad ile kazanılacağıdır. Savaşta iki kişi karşı karşıya gelince her birinin kılıcı diğerine adeta gölge olur ve herkes rakibini yere serip kendi kılıcına ait gölgenin kalıcı olması için mücadele eder. Bu da genelde savaşın iyice kızıştığı anlarda olur."
باب: من طلب الولد للجهاد. 23. MÜCAHİD BİR ÇOCUĞUNUN OLMASI NİYETİYLE EŞİYLE CİNSEL İLİŞKİ DE BULUNMAK وقال الليث: حدثني جعفر بن ربيعة، عن عبد الرحمن بن هرمز قال: سمعت أبا هريرة رضي الله عنه، عن رسول الله صلى الله عليه وسلم قال: (قال سليمان بن داود عليهما السلام: لأطوفن الليلة على مائة امرأة، أو تسع وتسعين، كلهن يأتي بفارس يجاهد في سبيل الله، فقال له صاحبه: قل إن شاء الله، فلم يقل: إن شاء الله، فلم يحمل منهن إلا امرأة واحدة، جاءت بشق رجل، والذي نفس محمد بيده، لو قال: إن شاء الله، لجاهدوا في سبيل الله فرسانا أجمعون).
Kişi bu amaçla eşiyle cinsel ilişkide bulunduğu zaman eşi hamile kalmasa bile yine de sevap alır. باب: الشجاعة في الحرب والجبن. 24. SAVAŞTA CESARET VE KORKAKLIK حدثنا أحمد بن عبد الملك بن واقد: حدثنا حماد بن زيد، عن ثابت، عن أنس رضي الله عنه قال: كان النبي صلى الله عليه وسلم أحسن الناس وأشجع الناس وأجود الناس، ولقد فزع أهل المدينة، فكان النبي صلى الله عليه وسلم سبقهم على فرس، وقال: (وجدناه بحرا).
İmam Buhari'nin kullandığı bu başlık cesareti övmekte, korkaklığı ise yermektedir. Bu iki hadisin birincisinde Rasulullah'ın (s.a.v.) insanların en cesuru olduğunu, ikincisinde de korkak ve cimri olmadığını anlatmaktadır ki birinci hadis "Hibe" bölümünde ele alındı, ikinci hadis de "Humusun Farz Kılınması" başlığı altında ele alınacaktır. KİTABU’L-CİHAD VE’S-SİYER EK SAYFA – 1191-4 باب: ما يتعوذ من الجبن.
25. KORKAKLIKTAN ALLAH'A SIĞINMAK حدثنا موسى بن إسماعيل: حدثا أبو عوانة: حدثنا عبد الملك بن عمير: سمعت عمرو بن ميمون الأودي قال: كان سعد يعلم بنيه هؤلاء الكلمات، كما يعلم المعلم الغلمان الكتابة، ويقول: إن رسول الله صلى الله عليه وسلم كان يتعوذ منهن دبر الصلاة: اللهم إني أعوذ بك من الجبن، وأعوذ بك أن أرد إلى أرذل العمر، وأعوذ بك من فتنة الدنيا، وأعوذ بك من عذاب القبر). فحدثت به مصعبا فصدقه.
Tembellik ile aciz duruma düşmek arasında şöyle bir fark vardır: Tembellik bir kimsenin gücü yettiği halde yapması gereken işleri yapmamasıdır. Aciz olmak ise böyle bir gücün olmaması durumudur. باب: من حدث بمشاهده في الحرب. 26. SAVAŞTA YAŞADIKLARINI ANLATMAK قاله أبو عثمان، عن سعد. [ر: 3517، 4071] Ebu Osman en-Nehdi' bunu Sa'd İbn Ebi Vakkas'tan nakletmiştir .
حدثنا قتيبة بن سعيد: حدثنا حاتم، عن محمد بن يوسف، عن السائب بن يزيد قال: صبحت طلحة بن عبيد الله، وسعدا، والمقداد بن الأسود، وعبد الرحمن ابن عوف رضي الله عنهم، فما سمعت أحدا منهم يحدث عن رسول الله صلى الله عليه وسلم، إلا أني سمعت طلحة يحدث عن يوم أحد. İmam Buhari burada Ebu Osman'dan Sa 'd ile ilgili olarak nakledilen ve Kitabü'l-Meğazi'de mevsul olarak zikredilen şu rivayete atıfta bulunmuştur: "Sa'd dedi ki: Allah yolunda ilk ok atan benim,"
Ayrıca yine Ebu Osman'dan Talha İbn Ubeydullah'ın fazileti ile ilgili olarak nakledilen şu rivayete de atıfta bulunulmuştur: "Resulullah'ın sallallahu aleyhi ve selle m müşriklerle savaştığı o günlerde yanı başında sadece Talha ile Sa'd kalmıştı." İbn Battal gibi pek çok alim şöyle demiştir: "Ashab-ı kiramın ileri gelenlerinden büyük bir çoğunluğu eksik veya fazla anlatınm endişesiyle Resulullah'tan Sallallahu Aleyhi ve Sellem nakilde bulunmamaya gayret ederdi."
Gösterişten (riya) ve kendini beğenme hastalığından (ucub) emin olunduğu zaman böyle hayırlı amelleri anlatmakta herhangi bir sakınca yoktur. Nitekim Talha İbn Ubeydullah yaşadıklarını anlatırken bu tür duygulardan tamamen uzak oluyordu. Hatta böyle bir anlatım, eğer insanların da aynı ameli işlemelerine vesile olacaksa müstehap derecesine bile çıkabilir.
KİTABU’L-CİHAD VE’S-SİYER EK SAYFA – 1191-5 باب: وجوب النفير، وما يجب من الجهاد والنية. 27. MÜSLÜMAN OLMAYANLARA KARŞI SAVAŞA ÇIKMAK FARZDIR, CİHADIN FARZ OLAN MİKTARI VE CİHADA NİYET وقوله: {انفروا خفافا أو ثقالا وجاهدوا بأموالكم وأنفسكم في سبيل الله ذلكم خير لكم إن كنتم تعلمون. لو كان عرضا قريبا وسفرا قاصدا لاتبعوك ولكن بعدت عليهم الشقة وسيحلفون بالله}. الآية /التوبة: 41/ 42/.
Ve "İster kolay ister zor hangi şartlarda olursa olsun savaşa çıkın. Mallarınızla ve canlarınızla Allah yolunda cihad edin. Eğer bilirseniz bu sizin kendi iyiliğinizedir. Ortada umulmadık türden bir dünya kazancı ve kolay bir sefer olsaydı onlar mutlaka sana uyup peşinden gelirlerdi. Fakat çıkılacak yolonlara çok uzun ve sıkıntılı geldi. (Bu yetmiyormuş gibi bir de sizin dönüşünüzden sonra): "Gücümüz yetseydi mutlaka sizinle beraber çıkardık" diye kendilerini yırtarcasına Allah'a yemin edecekler. Halbuki Allah onların kesinlikle yalancı olduklarını biliyor. "[Tevbe 41-42] وقوله: {يا أيها الذين آمنوا ما لكم إذا قيل لكم انفروا في سبيل الله أثاقلتم إلى الأرض أرضيتم بالحياة الدنيا من الآخرة - إلى قوله - على كل شيء قدير} /التوبة: 38، 39/.
"Ey iman edenler! Size ne oldu ki "Allah yolunda savaşa çıkın!" diye çağırıldığınız zaman yere çakılıp kalıyorsunuz!? Dünya hayatını ahirete mi tercih ettiniz? Bu dünya hayatının gelip geçici faydaları ahiret hayatının (sonsuzluğu) karşısında değersiz bir şeyden başka nedir ki!"[Tevbe 38] يذكر عن ابن عباس: {انفروا ثبات} /النساء: 71/: سرايا متفرقين. يقال: أحد الثبات ثبة.
İbn Abbas, "Ey iman edenler! Tedbirinizi alın; bölük bölük (ا ثبات) savaşa çıkın veya (gerektiğinde) topyekün savaşın" ayetindeki. ا ثبات kelimesini "Birbirinden ayrı birlikler halinde" diye açıklamıştır. حدثنا عمرو بن علي: حدثنا يحيى: حدثنا سفيان قال: حدثني منصور، عن مجاهد، عن طاوس، عن ابن عباس رضي الله عنهما: أن النبي صلى الله عليه وسلم قال يوم الفتح: (لا هجرة بعد الفتح، ولكن جهاد ونية، وإذا استنفرتم فانفروا).
Bu başlık altında cihadın ne kadarının farz olduğu, bu konuda niyetin rolü anlatılacaktır. Cihad konusunda insanları zaman açısından ikiye ayırmak mümkündür: 1. Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem Dönemi: Cihadın Resul-i Ekrem Sallallahu Aleyhi ve Sellem Medine'ye hicret ettikten sonra emredildiği konusunda görüş birliği bulunmaktadır. Fakat bu emrin herkesin yapması gereken bir farz mı (farz-ı ayn) yoksa Müslümanların bir kısmının yerine getirmesiyle diğerlerinin sorumluluğu düşen bir farz mı (farz-ı kifaye) olduğu konusunda görüş ayrılıkları bulunmaktadır. Şafii mezhebi alimleri her iki görüşü de savunmuşlardır.
Maverdi şöyle der: "Cihad sadece muhacirlere (Medine'ye göçen Mekke'li Müslümanlar) farz-ı ayndır." İslam'ın zaferi ve üstünlüğü için fetihten önce hicretin her Müslümana farz/vacip oluşu hükmü de bu görüşü desteklemektedir. Süheyli ise cihadın sadece Ensar'a (Medine'li Müslümanlar) farz-ı ayn olduğunu söylemiştir. Ensar'ın Akabe beyatlarında Resulullah (s.a.v.)'i kendi şehirlerinde barındırıp korumak ve O'na yardım etmek üzere söz vermeleri de bu görüşü destekler.
İşte bu iki görüş temel alındığında şöyle bir sonuç ortaya çıkmaktadır: "Cihad Ensar ve Muhacirlere farz-ı ayndır, fakat diğer bütün Müslümanlara farz-ı kifayedir." Bununla birlikte farz-ı ayn hükmünü söz konusu iki grup hakkında genelleyemeyiz. Dolayısıyla "Cihad Medine'ye saldırı olması durumunda Ensar'a, herhangi bir gayri Müslim grupla savaşmak istendiği zaman da muhacirlere farz-ı ayndır" denebilir. Ancak doğru olduğunu düşündüğümüz görüş şudur: "Resulullah (s.a.v.) bir kimseye veya gruba özellikle belirterek cihadı emretmiş, görev vermişse onun hakkında cihad farz-ı ayn olur. O kişi veya grubun cihada katılıp katılmaması bu hüküm açısından önemli değildir."
2. Resulullah (s.a.v.)'den Sonraki Dönemler: Meşhur olan görüşe göre Resul-i Ekrem (s.a.v.)'den sonra cihad farz-ı kifayedir. Fakat ihtiyaç olması durumunda bu hüküm değişir. Mesela düşmanın ani saldırısı durumunda imamınıdevlet başkanı veya komutanın belirlediği kimseler için cihad farz-ı ayn olur. Alimlerin çoğunluğuna göre senede bir defa bu görevin yerine getirilmesi farz-ı kifaye sorumluluğunun düşmesi için yeterlidir. Bu alimlerin delili şudur: "Cizye cihada katılmamak dolayısıyla alınan bir vergidir; bu yönüyle cihad ve cizye birbirinin bedelidir. Cizye ise görüş birliği halinde kabul edildiği gibi senede sadece bir defa verilir. Dolayısıyla bedeli olan cihad da senede bir defa ifa edilmekle farz-ı kifaye yerine getirilmiş olur."
Bana göre bu konudaki en doğru görüş şudur: "Cihad görevi Resul-i Ekrem (s.a.v.) zamanında olduğu gibi farzdır ve o günden bu güne yeryüzündeki ülkelerin çoğu fethedilip İslam hakim olana kadar devam eder, asla durmaz. Aslında bu konuda söylenebilecek en güzel hüküm şudur: "Kafirlerle cihad her Müslümana farz-ı ayndır. Fakat cihadın şekli herkesin kendi gücüne ve imkanına göre değişiklik arz eder; Bazı Müslümanların eliyle, bazılarının diliyle, kimisinin malıyla ve kimisinin de kalbiyle cihad etmesi gerekir. Her şeyin en doğrusunu sadece Allah bilir."
"İster kolay ister zor hangi şartlarda olursa olsun savaşa çıkın!" ayeti ile ilgili olarak şu açıklamalar yapılmıştır: "Hazırlıklı/tedarikli olun veya olmayın, istekli / dinç olun ya da olmayın, piyade veya süvari olarak savaşa çıkın!" "Ey iman edenler! Size ne oldu ki "Allah yolunda savaşa çıkın!" diye çağırıldığınız zaman yere çakıhp kalıyorsunuz!?" ayette geçen "Eğer gerektiğinde savaşa çıkmazsanız Allah sizi pek elem verici bir azap ile cezalandırır ve yerinize sizden başka bir topluluk getirir"[Tevbe 39] ayeti genel bir hüküm ifade etmez, bu ayet hastır.
Burada kasdedilenler ResuI-i Ekrem Sallallahu Aleyhi ve Sellem tarafından savaşa çağırııdıkları halde onun emrine uymayıp savaşa katılmayanlardır." Hasan-ı Basrı ile İkrime bu ayetin "Müminierin (geride kalanların güvenliğini göz ardı ederek) toplu bir şekilde savaşa çıkmalan doğru değildir''[Tevbe 122] ayetiyle neshedildiğini söylemişlerdir. Fakat anlaşıldığı kadarıyla söz konusu ayet neshedilmemiştir, burada tahsıs (genel olarak verilen bir hükmün özelleştirilmesi) vardır. Her şeyin en doğrusunu sadece Allah bilir.
İbn Abbas'ın ا ثبات kelimesini tefsir ederken kullandığı ifade "Peş peşe birlikler gönderin, savaşa birlikler halinde çıkın" anlamlarına gelir. Mekke'nin fethinden sonra hicretin olmaması hakkında Hattabı gibi alimler şöyle demişlerdir: "İslam'ın ilk dönemlerinde hicret etmek Müslümanlara farz idi. Zira o zaman Müslümanların Medine'deki sayısı çok azdı ve Müslüman bireylerin sayısının artmasına, güçlü bir topluluk oluşturmaya ihtiyaç duyuluyordu. Fakat Allah Teala Mekke'nin fethini lütfedince insanlar akın akın İslam dinine girmeye başladılar. Bu yüzden farz olan Medine'ye hicret etme görevi düştü ve cihad görevi ile bu amaç için niyet etme farz olarak kaldı."
Hicretin emredilmesindeki hikmetlerden birisi de Müslüman olanların Mekke'li müşriklerin işkencelerinden kurtulmalarını sağlamaktır. O dönemde Müslüman olan kimselere Medine'ye hicret etmek farz kılınmıştı. Zira Mekke'li müşrikler onları dinlerinden dönmeleri için zorluyor ve onlara devamlı işkence ediyorlardı. Nitekim "Nefislerine zulmedenler olarak canlarını alacağı kimselere melekler: "Ne işte idiniz?" derler. Onlar: "Biz yeryüzünde mustaz'af kimselerdik" derler. "Allah'ın arzı (yeryüzü) geniş değil miydi? Siz de orada hicret edeydiniz" derler. İşte onların durakları cehennemdir. O, ne kötü bir dönüş yeridir ' [Nisa 97] ayeti de bunlar hakkında inmişti. İşte hicretin bu türü yani Müslüman olanların İslam'ın hakim olmadığı bir küfür diyarından çıkıp İslam'ın hakim olduğu bir İslam ülkesine hicret etmeleri hükmü bakidir.
Nesai'nin, Behz İbn Hakim İbn Muaviye - Hakim İbn Muaviye - Muaviye senediyle merfu olarak naklettiği bir rivayette şöyle buyurulmaktadır: "Bir müşrik Müslüman olduktan sonra müşrikleri terk edip onlardan ayrılmadıkça Allah onun amelini kabul etmez." Ebu Davud'un Semure'den merfu olarak naklettiği bir rivayette ise Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem şöyle buyurmuştur: "Ben müşrikler arasında yaşayan bütün Müslümanlardan uzağım." Fakat ayrıntıları ileride zikredileceği gibj (Kitabü menakibi'l-ensar, Bab 45. ) bu hadis dinini yaşama konusunda bilinçli olmayan ve dinini yaşayabileceği ortamı bulamayan kimselerle ilgilidir.
Cihad ve niyetin devamlı oluşu hakkında Tibi ve diğer alimler şöyle demişlerdir: "Hadiste geçen ancak (~) edatı istidrak için kullanılır. İstidrak ise sonradan verilen hükmü n önce verilen hükümden farklı olduğunu gösterir. Buna göre hadisin anlamı şöyle olur: "Kişinin yaşadığı yurdunu terk edip Medine'ye göç etmesini emreden ve farz-ı ayn olan hüküm artık sona ermiştir. Fakat cihad ve dinen uygun olan - küfür ülkesinden uzaklaşmak, ilim talebi için yolculuk yapmak, fitnelerden uzaklaşıp dinini korumak gibi bazı - niyetler sebebiyle kişinin yurdunu terk edebilmesi hükmü bakidir."
Resulullah'ın Sallallahu Aleyhi ve Sellem "Eğer savaşa çağırıIırsanız derhal savaşa çıkın!" şeklindeki sözü hakkında İmam Nevevi şunları söylemiştir: "Hicret hükmünün kalkmasıyla arkası kesilen ve elde edilemeyeceği düşünülen faydaları / hayırları cihad ve düzgün (salih) niyet ile elde etmek mümkündür. Eğer başkanınız / komutanınız (imam) sizi cihada ve benzeri salih amellere / görevlere çağınrsa hiç durmayın, hemen koşun!"
İbnü'l-Arabi hicreti şöyle tarif etmiştir: "Hicret, bir küfür ülkesini terk edip İslam devletine göçmektir. Hicret Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem zamanında herkese farz-ı ayn idi. Bu hüküm hayatları tehlikede olan ve kendilerine hayat hakkı tanınmayan kimseler için de geçerlidir." Hadisten Çıkarılan Sonuçlar 1. Bu hadis Mekke'nin sonsuza kadar İslam diyarı olarak kalacağını müjdelemektedir.
2. Devlet başkanının/komutanın özellikle belirlediği kimseler için savaşa çıkmak farz-ı ayndır. 3. Ameller niyetlere göredir.

Zincir sözün kaynağından musannife doğru sıralanmıştır: 1 = sözü söyleyen/ilk aktaran, sonrakiler onu sırayla nakledenler, en altta eseri derleyen Buhârî. Râviye tıklayınca aynı râvinin geçtiği tüm hadisler listelenir; parantezdeki sayı râvinin bu kitapta geçtiği hadis sayısıdır.