

"el-Kebas" ince dallarından misvak yapılan erak ağacının meyvesidir. Bu meyvenin olgun olanına bu isim verilmektedir. Nevevi dilcilerden böylece nakletmiş bulunmaktadır. Cabir r.a.'ın rivayet ettiği bu hadisin Musa aleyhisselam kıssası ile ilgisi, Allah Resulünün: "Koyun otlatmamış bir Nebi var mıdır?" buyruğunun umumi bir ifade olması cihetiyledir. Bunun kapsamına Musa aleyhisselam da girmiş olmaktadır. Hatta bu hadisin bazı rivayet yollarında şu ifadeler de zikredilmektedir: "Musa'ya Nebilik verildiğinde kendisi koyun otlatmakta idi." Bu rivayet Nesai'nin Tefsir'de zikrettiği Ebu İshak Nasr b. Hazm yoluyla gelmiş olan bir rivayet olup, buna göre Nasr b.
Hazm şöyle demiştir: "Deve sahipleri ile koyun sahipleri birbirlerine karşı öğündü. Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem: "Musa'ya Nebilik verildiğinde o bir koyun çobanı idi, diye buyurdu." Senedindeki raviler sikadırlar. Önder alimlerin dediklerine göre; enbiyanın koyun çobanlığı yapmalarındaki hikmet, kendilerini tevazuya alıştırmaları, kalplerinin halveti itiyat haline etirmesi ve koyunları idare etmekten ümmetleri idare etmek derecesine yükselmeleri içindir.
باب: {وإذ قال موسى لقومه إن الله يأمركم أن تذبحوا بقرة} الآية /البقرة:67/. 30. "BiR ZAMAN MUSA KAVMiNE: 'ALLAH SiZE BiR iNEK BOĞAZLAMANIZI EMREDİYOR' DEMİŞTİ." [Bakara, 67] قال أبو العالية: العوان: النصف بين البكر والهرمة. {فاقع} /البقرة: 69/: صاف. {لا ذلول} لم يذللها العمل {تثير الأرض} /البقرة: 71/: ليست بذلول تثير الأرض ولا تعمل في الحرث. {مسلمة} من العيوب {لاشية} /البقرة:71/: بياض.
{صفراء} /البقرة: 69/: إن شئت سوداء، ويقال: صفراء، كقوله: {جمالات صفر} /المرسلات: 33/. {فادارأتم} /البقرة:72/: اختلفتم. Ebu'l-Aliye dedi ki: "el-avanu", genç ile yaşlı arası demektir. "Fakiun" alacası olmayan safi renk; "zelul olmayan" çalışmanın zelil kılmadığı (zayıf düşürmediği); "tusiru'l-ard" boyunduruğa koşulup yeri sürmemiş; "musellemetun" ayıplardan uzak kılınmış; "şiyetun" beyazlık; "Sapsarı"[Bakara, 69] siyah da denilebilir. Sarı olduğu da söylenmiştir. "Her biri sapsarı develeri andırır"[Murselat, 33] buyruğunda olduğu gibi. "Fed'dare'tum" ihtilafa düştünüz, demektir.
"Bir zaman Musa kavmine: 'Allah size bir inek boğazlamanızı emrediyor' demişti."[Bakara,67] Buyruğunun dile getirdiği Bakara (inek kesme) kıssasını Adem b. Ebi İyas Tefsir'inde zikrederek şunları söylemektedir: Bize Ebu Cafer er-Raza, erRabi' b. Enes'ten, o Ebu'l-Aliye'den naklen yüce Allah'ın: "Allah size bir inek boğazlamanızı emrediyor" buyruğu hakkında şunları söylemiştir: İsrailoğullarından zengin birisi vardı. Bunun çocuğu yoktu. Ona mirasçı olacak bir yakın akrabası vardı. Bu yakın akrabası (bir an önce) ona mirasçı olmak için onu öldürdü, sonra da bir yol kavşağına bıraktı.
Musa'ya gelerek: Benim akrabam öldürüldü. Başıma büyük bir iş getirildi. Ben ey Allah'ın Nebii, bana onun katilini kim olduğunu senden başka açıklayabilecek bir kimse bulamıyorum, dedi. Musa insanlar arasında şöyle seslendi: Buna dair bir bilgisi olan varsa onu açıklayıversin. Ancak aralarında bunu bilen kimse çıkmadı. Yüce Allah ona şunu vahyetti: Onlara bir inek kesmelerini söyle.
Bu işe hayret ederek dediler ki: Bu maktulü kimin öldürdüğünü biz bilmek istiyoruz. Nasılolur da bize bir inek kesmemiz emrolunuyor. Daha sonra yüce buyuruyor ki: 'O inek çok yaşlı da değildir, çok genç de değildir. "'[Bakara, 68] Yani bu kocamış yaşlı olmadığı gibi, yaşı küçük bir inek de değildir. "İkisi arasında dinç bir inektir." Yani dinç ile kocamış yaşlı arasında orta yollu bir inektir. "Rabbine bizim için dua et ki renginin nasılolduğunu bize iyice açıklasın dediler. O buyuruyor ki: Gerçekten o bakanlara ferahlık veren" bakanların beğendikleri "sapsarı" arı duru "bir inektir" dedi. Dediler ki: "Bizim için Rabbine dua et.
O ineğin nasıl olduğunu bize iyice açıklasın. " [Bakara, 69-70] "Dedi ki: O şöyle buyuruyor: O işe koşuımamış" yani işe koşulmak dolayısıyla zelil edilmemiş "arazi sürmemiş" araziyi çifte koşularak sürmemiş, alt üst etmemiş "ve ekin sulamamıştır" ekinde de çalıştırılmamıştır, "kusursuzdur. Hiçbir alacası yoktur. Dediler ki: işte şimdi hakkı getirdil." (Ebu'l-Aliye devamla) dedi ki: Eğer ilk emrolundukları zaman herhangi bir inek kesmeye razı olmuş olsalardı bu onlar için yeterli olurdu, fakat onlar işi zora koştular ve iş de onlar aleyhine zorlaştırıldı. Eğer inşaallah diyerek istisna etmemiş olsalardı yani: "Allah dilerse gerçekten biz hidayete ereriz. "[Bakara, 70] dememiş olsalardı, kesmeleri istenen ineği ebediyen bulamayacaklardı.
Bize ulaştığına göre onlar böyle bir ineği ancak oldukça yaşlı bir kadının yanında bulabildiler. O da onlardan oldukça yüksek bir para istedi. Musa onlara dedi ki: Siz kendi aleyhinize olmak üzere işi ağırlaştırdınız. Bu kadına istediği parayı veriniz. İneği alıp kestiler. İnekten bir kemik alıp, o kemik ile maktule vurdular. O da canlandı ve onlara kendisini kimin öldürdüğünü söyledi. Sonra olduğu yerde öldü. Musa aleyhisselam katili olan ve ona mirasçı olmak isteyen akrabası olan o kimseyi yakaladı ve Allah'ın emri gereği kötü işinin bir cezası olarak da onu öldürdü.
KİTABU’L-ENBİYA EK SAYFA – 1390-2 31. MUSA'NıN VEFATI VE ONDAN SONRASI حدثنا يحيى بن موسى: حدثنا عبد الرزاق: أخبرنا معمر، عن ابن طاوس، عن أبيه، عن أبي هريرة رضي الله عنه قال: (أرسل ملك الموت إلى موسى عليهما السلام، فلما جاءه صكه، فرجع إلى ربه، فقال: أرسلتني إلى عبد لا يريد الموت، قال: ارجع إليه، فقل له يضع يده على متن ثور، فله بما غطت يده بكل شعرة سنة، قال: أي رب، ثم ماذا؟ قال: ثم الموت، قال: فالآن، قال: فسأل الله أن يدنيه من الأرض المقدسة رمية بحجر). قال أبو هريرة: فقال رسول الله صلى الله عليه وسلم: (لو كنت ثم لأريتكم قبره، إلى جانب الطريق تحت الكثيب الأحمر).
قال: وأخبرنا معمر، عن همام: حدثنا أبو هريرة، عن النبي صلى الله عليه وسلم: نحوه. "Ölüm meleği aleyhisselam Musa aleyhisselam'a gönderildi. Yanına gelince gözü üzerine bir tokat attı." Hemmam'ın, Ebu Hureyre'den diye rivayet ettiği Ahmed ve Müslim'de yer alan rivayette şöyle denilmektedir: "Ölüm meleği Musa'ya geldi ve ona: Rabbine icabet et, dedi. Musa ölüm meleğinin yüzüne bir tokat attı ve gözünü çıkardı."
"Ölmek istemeyen" ifadesine Hemmam şu fazlalığı da eklemektedir: "İşte gözümü çıkardı. Bunun üzerine Allah gözünü eski haline getirdi." Ammar yoluyla gelen rivayette de şöyle denilmektedir: "Rabbim, Musa kulun gözümü çıkardı. Senin nezdinde ki değeri olmasaydı ben de ona karşı gelecek ve onu zor bir duruma sokacaktım." "Allah'tan kendisini Arz-ı Mukaddese bir taş atımlığı kadar bir mesafe yaklaştırmasını niyaz etti." Buna dair şerh ve açıklamalar Cenaiz bölümünde geçmiş bulunmaktadır.
"Kırmızı kum yığınının alt tarafıında ... " İbn Huzeyme der ki: Bazı bid'atçiler bu hadisi reddederek şöyle demişlerdir: Şayet Musa ölüm meleğini tanımış ise o, onu hafife almış demektir. Eğer onu tanımamış idiyse neden gözünü çıkardığından ötürü Musa'ya kısas uygulanmadı? Buna cevap şudur: Allah Musa'ya ölüm meleğini gönderdiğinde tam o sırada ruhunu kabzetmeyi murat etmemişti. Ölüm meleğini ona denemek üzere göndermişti. Musa'nın ölüm meleğinin gözüne tokat indirmesi ise, onu iznini almadan evine girmiş bir insan olarak gördüğünden dolayıdır. Onun ölüm meleği olduğunu bilmiyordu. Şeriat koyucu da müslümanın evine izinsiz bakan kimsenin gözünü çıkarmayı mubah kılmıştır.
Melekler İbrahim'e ve Lut'a da insan suretinde gelmişler ve ilk anda onları tanımamışlardı. Eğer İbrahim aleyhisselam melekleri tanımış olsaydı onlara yiyecek ikram etmezdi. Şayet Lut aleyhisselam onları tanımış olsaydı, kavminin onlara zarar vereceğinden korkmazdı. Musa'nın ölüm meleğini tanıdığını varsayacak olursak bu bid'atçi şahıs, melekler ile insanlar arasında kısasın meşru' olduğunu nerden biliyor?
Diğer taraftan ölüm meleğinin Musa'dan kısas isteyip de ona kısas uygulanmadığını nereden çıkartıyor? Hattabi, İbn Huzeyme'nin açıklamalarını özetledikten sonra şunları da eklemektedir: Musa'nın onu kendisinden bu şekilde uzaklaştırmak istemesi, tabiatı itibariyle hiddetli birisi oluşundandır. Diğer taraftan Allah ölüm meleğine gözünü tekrar iade etti ki Musa da O meleğin Allah tarafından geldiğini bu yolla bilsin. Bundan dolayı o vakit Musa'nın teslimiyet gösterdiğini anlıyoruz.
Nevevi de diyor ki: Kendisine tokat atılanı sınamak amacıyla yüce Allah'ın Musa'ya böyle bir tokat atma iznini vermiş olması da olmayacak bir şey değildir. Başkası da şöyle demektedir: Ona tokat indirmesinin sebebi, kendisini tercih yapmakta serbest bırakmadan önce ruhunu kabzetmek üzere gelişi idi. Çünkü sabit olduğuna göre istediğini tercih etmekte serbest bırakılmadıkça hiçbir Nebiin ruhu kabzedilmemiştir. Bundan dolayı ikinci defada onu tercihte serbest bırakınca boyun eğip, itaat etmiştir: Görüşler arasında doğruya en yakın olanın bu olduğu söylenmiş olmakla birlikte bu görüşün doğruluğu da tartışılabilir. Çünkü sorunun esasına dönülerek tekrar şöyle denilebilir: Ölüm meleği ne diye Allah'ın Nebiinin ruhunu kabzetmeye kalkıştı ve bu husustaki şartı (yani Nebilere has bir özellik olan muhayyer bırakma şartını) yerine getirmedi? O zaman buna da tekrar: Bu, imtihan olmak üzere meydana gelmiştir, denilir.
Hadisten anlaşıldığına göre melek insan suretinde görünebilir. Bu husus pek çok hadiste zikredilmiş bir konudur. Yine hadisten anlaşıldığına göre Arz-ı Mukaddes'te defnedilmenin bir fazileti vardır. "Bunun üzerine Müslüman elini kaldırdı ve yahudiye bir tokat indirdi." Yani yahudinin: "Musa'yı alemlere üstün kılana yemin olsun" dediğini işitince bu işi yaptı. Onun bu hareketi yapmasının sebebi, "alemler" lafzının genel ve kapsamlı oluşundan anladığı manadır.
Bunun kapsamına Muhammed s.a.v. de girmektedir. Oysa müslümanın kanaatine göre Muhammed daha faziletlidir. Bu husus Ebu Said yoluyla rivayet edilen hadiste açıklanmış bulunmaktadır. Buna göre tokat vuran Müslüman, bu sözlerini söyleyen yahudiye şöyle demişti: Ey murdar, Muhammed'den de mi üstündür?" İşte bu, onun yahudiye, kendisine göre yalan söylediğine karşılık bir ceza olmak üzere tokat vurmuş olduğunu göstermektedir.
"Yahudi ona kendisi ile müslümanın arasında olanları haber verdi." İbnu'l-Fadl'ın rivayetinde şöyle denmektedir: "(Yahudi) dedi ki: Ey Ebu'l-Kasım ben zimmeti ve ahdi olan birisiyim. Ne diye filan kişi yüzüme tokat vuruyor? Allah Resulü (müslümana): Sen ne diye onun yüzüne tokat vurdun, diye sordu; -deyip, hadisin geri kalan bölümünü zikretti ... - Nebi s.a.v. öyle bir öfkelendi ki öfkenin etkisi yüzünde görüldü."
"Bir de ne göreceğim, Musa Arş'ın bir tarafını yakalamış." Yani Arş'ın bir tarafını kuwetle yakalamış, sımsıkı sarılmış. Ek Bir Bilgi İbn Hazm'ın iddia ettiğine göre kıyamet gününde dört Nefha olacaktır: Birincisi ölüm nefhasıdır. Yeryüzünde hayatta kalmış olan herkes bu Nefha ile ölecektir. İkinci nefha ise diriltme nefhasıdır. Ölmüş olan her bir şey o nefha ile ayağa kalkacak, kabirlerden çıkarılacak ve hesap için bir araya getirileceklerdir.
Üçüncü nefha ise korku ve baygın düşme nefhasıdır. Bu nefhadan herkes baygın düşmüşçesine ayılacaktır, fakat bundan dolayı da kimse ölmeyecektir. Dördüncüsü ise bu baygınlıktan ayılma nefhası olacaktır. Onun açıkladığı şekilde iki nefhanın dört nefha oluşu açıklanabilir bir şey değildir. Aksine ortada sadece iki nefha vardır. Bu iki nefhadan her birisinde birtakım farklılıklar ortaya çıkacak olması, bu nefhaları işitecek olanlara göredir. Birinci nefhada hayatta olan herkes o nefha dolayısıyla ölecek, ancak Allah'ın istisna ettiği kimselerden olup, ölmeyecek kimseler ise baygın düşeceklerdir.
İkinci nefhada ise daha önce ölmüş olanlar yaşayacak ve baygın düşmüş olanlar da ayılacaklardır. Doğrusunu en iyi bilen Allah'tır. Nebi s.a.v.'in Nebiler arasında birinin diğerinden üstün olduğu iddiasında bulunmayı yasaklaması hususunda ilim adamları şu açıklamalarda bulunmuşlardır: Böyle bir şeyin söylenmesinin yasak oluşu, delile dayalı olarak değil de sırf kendi görüşüyle böyle bir iddiada bulunmakla ilgilidir. Yahut da bunu fazileti daha az olduğu söylenen nebinin değerini azaltma sonucunu verecek şekilde söylemekle ya da böyle bir iddianın, anlaşmazlık ve düşmanlıklara götürmesi haliyle ilgilidir.
Yahut, daha az üstün olduğu söylenen kimsenin, üstün olduğu hiçbir tarafını bırakmayacak şekilde, bütün üstünlük türlerini kapsayacak şekilde üstünlük iddialarında bulunmayınız, maksadıyla söylenmiş olabilir. Mesela, imam müezzinden faziletlidir (üstündür), diyecek olursa bu, müezzinin ezana göre de faziletinin eksik olmasını gerektirmez. Bir diğer açıklamaya göre üstünlük iddialarının yasaklanış sebebi, bizatihi Nübuvvetin kendisi ile alakalıdır. Nitekim yüce Allah: "Resullerinden hiçbirini diğerine üstün tutmayız. "[Bakara, 285] diye buyurmaktadır. Bununla birlikte bazı kimselerin diğer bazılarından üstün olduğunun söylenmesi yasaklanmamıştır. Çünkü yüce Allah şöyle buyurmaktadır: "İşte biz o Resullerin bazısını bazısına üstün kıldık. "[Bakara, 253] diye buyurmaktadır.
el-Halimi der ki: Birinin diğerinden hayırlı olduğunu ileri sürmeyi yasaklayan buyruklar ya kitap ehli ile tartışma hakkındadır ya da hayırlı olduğu ileri sürülerek bazı Nebilerin diğerlerinden üstün olduğunu söylemek manasınadır. Çünkü hayırlı oluş iddiası eğer iki ayrı din mensubu arasında ortaya çıkacak olursa onlardan birinin diğerini küçümseyecek noktaya varmayacağından emin olunamaz. Bu ise küfre kadar götürür. Şayet hayırlı oluş iddiası üstünlüğün ortaya konulması amacıyla faziletler arasında bir karşılaştırmaya dayanıyor ise bu, yasağın kapsamına girmez.
(Babın sonundaki) hadisten Musa ümmetinin, Muhammed Sallallahu Aleyhi ve Sellem ümmetinden sonra en çok ümmet olduğu anlaşılmaktadır.

Zincir sözün kaynağından musannife doğru sıralanmıştır: 1 = sözü söyleyen/ilk aktaran, sonrakiler onu sırayla nakledenler, en altta eseri derleyen Buhârî. Râviye tıklayınca aynı râvinin geçtiği tüm hadisler listelenir; parantezdeki sayı râvinin bu kitapta geçtiği hadis sayısıdır.