

"Hanımını haram kılması bir şey değildir" ibaresi,el-Küşmiheni'de bu şekildedir. (Yani değildir anlamındaki lafız: leyse şeklindedir) ama çoğunluk: Kelime, söz kastedilerek: "Leyset: o söz bir şey değildir" diye nakletmişlerdir. Bu sözden maksat da kocanın karısina: Sen bana haramsın yahut haram kılınmışsın ya da buna benzer söylediği sözlerdir. İbn Abbas bu kanaatine delil göstermek üzere yüce Allah'ın: "Andolsun Allah'ın Rasulünde sizin için güzel bir örnek vardır."(Ahzab, 21) buyruğunu okudu. Bununla haram kılma kıssasına işaret etmektedir.
Buna dair geniş açıklamalar Tahrim suresinin tefsirinde geçmiş bulunmaktadır. Ayrıca Nikah bölümünde "erkeğin karısına öğüt vermesi" başlığı altında bu hususta İbn Abbas'ın, Ömer'den diye naklettiği uzunca hadisin şerhinde maksad ın bal ın haram kılınması mı yoksa Mariye'yi kendisine haram kılması mı idi şeklindeki farklı görüşleri de açıklamış bulunuyoruz. Ayrıca bunun sebebini teşkil eden olay hakkında başka şeyler de söylenmiş olduğunu belirtmiştik. Yüce Allah'a hamdolsun ki bu husustaki çeşitligörüşlerin bir arada telif edilme şekli ile alakalı geniş açıklamalarda da bulunmuştuk.
Nesai, sahih bir sened ile Enes'ten. şöyle dediğini rivayet etmektedir: "Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in kendisi ile ilişki kurduğu bir cariyesi vardı. Hafsa ile Aişe onu kendisine haram kılıncaya kadar arkasını bırakmadılar. Bunun üzerine yüce Allah da: "Ey Nebi, Allah'ın sana helal kıldığını kendine niçin haram edersin" ayetini indirdi. Bu, bunun sebebi ile alakalı en sahih rivayet yoludur.
Ayrıca• Taberi'nin sahih bir sened ile meşhur tabii Zeyd İbn Eslem'den diye rivayet ettiği mürsel bir şahidi de bulunmaktadır. Zeyd İbn Eslem dedi ki: . Rasulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem oğlu İbrahim'in annesi ile zevcelerinden birisinin evinde cima'da bulundu. Hanımı: Ey Allah'ın Rasulü, benim evimde v.e benim yatağım üzerinde öyle mi, deyince, Allah RasCılü onu kendisine haram kildı. Zevcesi: Ey Allah'ın RasCılü, sana helal olan bir şeyi kendine nasıl haram edersin deyince, ona yaklaşmayacağına dair Allah adına yemin etti. Bunun üzerine: "Ey Nebi, Allah'ın sana helal kıldığı bir şeyi ne diye kendine haram edersin" ayeti nazil oldu. Zeyd İbn Eslem dedi ki: Bundan dolayı erkeğin karısına: Sen bana haramsın, demesi boş bir sözdür. Eğer yemin ederse, sadece yemin keffaretinde bulunması gerekir.
İbn Abbas'ın: "Bir şey değildir" sözündeki olumsuz ifade ile boşamayı kastetmesi de, bundan daha genel bir husus u kastetmesi de muhtemelolmakla birlikte, birincisini kastetme ihtimali daha yüksektir. Bunu daha önce Tefsir bölümünde Hişam ed-Oestevaı yoluyla Yahya İbn Ebi Kesir'den bu sened ile gelen: "Haram kılması halinde keffarette bulunur" sözü de desteklemektedir. Bunu ayrıca elİsmailı, Muhammed İbn el-Mübarek es-SCırı yoluyla Muaviye İbn Sellam'dan bu babtaki hadisin senedi ile ve: "Erkek karısının kendisine haram olduğunu söylerse bu sadece keffaretini yerine getirmesi gereken bir yeminden ibarettir" lafzı ile zikretmiştir.
Böylelikle İbn Abbas'ın: "Bir şey değildir" sözü ile talak değildir, demek istediği anlaşılmaktadır. "Onlara yaklaşırdı. " Yani onu öper, diğer rivayette görüldüğü gibi cima' sözkonusu olmaksızın mübaşerette bulunurdu. " ... yemiş ... " Yani senin bu şerbetini içtiğin balı yapan arılar el-Urfut diye bilinen ağaçlara konmuş. "el-Urfut" ise zamkı el-Meğafir diye bilinen bir ağaçtır. Yezid İbn RCıman'ın, İbn Abbas'tan naklettiği rivayetinde şöyle denilmektedir: "Allah RasCılünün en çok ağırına giden şey ise ondan kötü bir koku alınması idi." İbn Ebi Müleyke'nin, İbn Abbas'tan diye naklettiği rivayette de: "Kendisinden hoş bir koku gelmesinden hoşlanırdı"
şeklindedir. "Aişe dedi ki: Sevde şöyle dedi: Allah'a yemin ederim, daha kapının ağzında ayakta dikilir dikilmez, senden korktuğum için", senin korkunla senden çekindiğimden "bana emrettiğini hemen söyleyivermek istedim." "Ona bir ihtiyacım yok." Anlaşıldığı kadarıyla Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem, hanımlarının üçünün arka arkaya, içmiş olduğu bal şerbeti dolayısıyla kımdisinden kötü bir koku geldiğini söylediklerini işitince, işin kökünü kesmek için onu içmekten uzak kalmış, onu terke yönelmiştir.
"Ben ona: Sus, dedim." Muhtemelen bu hilenin yayılmasından korkmuştu. Böylelikle Hafsa'ya karşı hazırlamış olduğu bu tedbirin açığa çıkmasından çekinmişti. Hadisten Çıkarılan Sonuçlar Hadis-i şeriften birtakım sonuçlar çıkarılmıştır: 1 - Kıskançlık kadınların mayasında olan bir şeydir. 2- Kıskanç olan bir kadın, kumasının kendisine yukarıdan bakmasının önüne geçmek için herhangi bir yolla hileye başvurabilir.
3- Sakıncalı olana düşmek korkusu ile işlerin üzerine kararlılıkla gidip şüpheli, mubah hususlardan kaçınıp onları terk etmek uygundur. 4- Bu hadiste Aişe'nin, Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in nezdinde yüksek bir mertebesinin bulunduğu görülmektedir. Öyle ki onun kuması ondan çekiniyar ve bütün insanların en değerlisi olan kocasına karşı böyle bir işte dahi kendisine verdiği emre itaat edip yerine getiriyordu.
5- Sevde R.A.a validemizin oldukça vera' sahibi birisi olduğuna da bir işaret bulunmaktadır. Çünkü o, yaptığı işe pişman olduğunu göstermişti. Çünkü Nebi efendimizin bal sebebiyle Hafsa'nın yanında daha fazla oturması şeklindeki üstünlüğünü ortadan kaldırmayı önce uygun karşılamış ve bu hususta maksadın gerçekleşmesi için Hafsa'nın yanında kalışına sebep teşkil eden bal içmesinin kökünü ortadan kaldırması gerektiğini görmüş, ama bundan sonra bunun Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in sevdiği ve canının çektiği bir şeyolan bal şerbeti içmesini yasaklaması sonucunu da uygun karşılamamıştır.
6- Hanımlar arasında paylaştırmanın esası gece hakkındadır. Gündüz ise hepsiyle birlikte bir arada olmak caizdir. Ancak daha önce açıklandığı gibi günü olanın ile olması dışında diğerleriyle cima'ın olmaması da şarttır. KİTABU’T-TALAK EK SAYFA – 1835-2 باب: لا طلاق قبل النكاح. 9. NİKAHTAN ÖNCE TALAK OLMAZ وقول الله تعالى: {يا أيها الذين آمنوا إذا نكحتم المؤمنات ثم طلقتموهن من قبل أن تمسوهن فما لكم عليهن من عدة تعتدونها فمتعوهن وسرحوهن سراحا جميلا} /الأحزاب: 49/.
Ve Yüce Allah'ın: "Ey iman edenler! mu'min kadınları nikahlayıp sonra kendilerine dokunmadan önce onları boşarsamz, sizin için onlar aleyhine sayacağınlZ bir iddet olmaz. Ayrıca onlara mut'a verin ve onları güzel bir şekilde salıverin. "(Ahzab, 49) buyruğu وقال ابن عباس: جعل الله الطلاق بعد النكاح. ويروي عن ذلك عن علي وسعيد بن المسيب، وعروة بن الزبير، وأبي بكر ابن عبد الرحمن، وعبيد الله بن عبد الله بن عتبة، وأبان بن عثمان، وعلي ابن حسين، وشريح، وسعد بن جبير، والقاسم، وسالم، وطاوس، والحسن وعكرمة، وعطاء، وعامر بن سعد، وجابر بن زيد، ونافع بن جبير، ومحمد بن كعب، وسليمان بن يسار، ومجاهد، والقاسم بن عبد الرحمن، وعمرو بن هرم، والشعبي: أنها لا تطلق.
İbn Abbas dedi ki: Allah, boşamayı nikahtan sonra kılmıştır. Bu hususta Ali, Said İbn el-Müseyyeb, Urve İbn ez-Zubeyr, Ebu Bekir İbn Abdurrahman, Ubeydullah İbn Abdullah İbn Utbe, Eban İbn Osman, Ali İbn Huseyn, Şureyh, Said İbn Cübeyr, el-Kasım, Salim, TavUs, el-Hasen, İkrime, Ata, Amir İbn Sa'd, Cabir İbn Zeyd, Nafi' İbn Cübeyr, Muhammed İbn Ka'b, Süleyman İbn Yesar, Mücahid, el-Kasım İbn Abdurrahman, Amr İbn Herim ve eş-Şa'bl'den (nikahlanmadan önce) kadına talak verilmez, dedikleri rivayet edilmiştir.
Yüce Allah'ın: "Ey iman edenler! mu'min kadınları nikahlayıp sonra kendilerine dokunmadan onları boşarsamz, sizin için onlar aleyhine sayacağınlZ bir iddet olmaz. Ayrıca onları mut'alandırın ve onları güzel bir şekilde salıverin."(Ahzab, 49) İbnu't-Tin dedi ki: Buharl'nin, bu ayeti nikahtan önce talakın meydana gelmeyeceğine dair delil göstermesinin delil olacak bir tarafı yoktur.
İbnu'l-Müneyyir de şöyle demektedir: Bu ayette buna dair bir delil bulunmamaktadır. Çünkü ayet-i kerime nikahtan sonra talakın meydana geldiği bir şekli haber vermektedir. Bu ayette bir sınırlandırma sözkonusu değildir. Ayet-i kerimenin akışı içerisinde' de bunu gerektirecek bir şey bulunmamaktadır. Derim ki: Buhari'den önce bunu delil gösteren kişi ileride açıklayacağım üzere Kur'an'ın tercümam Abdullah İbn Abbas'tır.
"İbn Abbas dedi ki: Allah talakı nikahtan sonra kılmıştır." Hakim, Yezid enNahvi yoluyla İkrime'den, o İbn Abbas'tan şöyle dediğini rivayet etmektedir: İbn Mesud böyle bir şey dememiştir. Eğer demiş olsa dahi bu bir alimin, bir yanılgısıdır. Sözkonusu olan da: Filan kadın ile evlendiğim takdirde o boş olsun, diyen adam ile ilgili (kanaati)dir. Yüce Allah ise: "Ey iman edenler, mu'min kadınları nikahlayıp sonra kendilerine dokunmadan onları boşarsanız. "(Ahzab, 49) diye buyurmakta, bunun yerine mu'min kadınları boşadıktan sonra kendilerini nikahlarsanız diye buyurmamaktadır.
İbn Huzeyme ve Beyhaki de onun rivayet yoluyla bir başka vecihten Said İbn Cübeyr'den şöyle dediğini rivayet etmektedir: "İbn Abbas'a ben filan kadın ile evlenecek olursam o boş olsun, diyen bir adam hakkında soru sorulunca, İbn Abbas, onun hiçbir kıymeti yoktur. Boşamak ancak malik olduğu şey hakkında sözkonusudur, demiştir. Bunun üzerine huzurunda bulunanlar: Ama İbn Mesud eğer bir vakit tayin ederse o dediği olur demiştir, demeleri üzerine İbn Abbas şöyle dedi: Allah Abdurrahman'ın babasına rahmetini ihsan eylesin. Eğer onun dediği gibi olsaydı, yüce Allah'ın: mu'min kadınları boşayıp sonra da kendilerini nikahlayacak olursanız demesi gerekirdi."
Bu mesele meşhur ihtilaflı meselelerdendir. İlim adamlarının bu hususta çeşitli görüşleri vardır: Mutlak olarak böyle bir talak gerçekleşir ve mutlak olarak böyle bir talak gerçekleşmez, demişlerdir. Ayrıca belli birisini tayin etmesi ya da genelolarak onu söylemesi halinde de çeşitli görüşler ortaya atılmıştır. Kimileri de bu hususta herhangi bir şey söylemeksizin tevakkuf etmiş (durmuş)tir. Cumhur -az önce geçtiği üzere- böyle bir talakın olmayacağını söylemiştir. Bu aynı zamanda Şafii, İbn Mehdi, Ahmed, İshak, Davud ve onlara uyanların görüşü olduğu gibi, hadis ashabının cumhUru da bu görüştedir.
Ebu Hanife ve mezhebine mensup alimler mutlak olarak gerçekleşeceğini söylemişlerdir. Rabia, es-Sevri, el-Leys, el-Evzai, İbn Ebi Leyla ve daha önce isimleri verilen onlardan öncekiler -ki bu da İbn Mesud- ona tabi olanlar ve ondan meşhur olan rivayete göre Malik ise bu hususta konunun etraflı bir şekilde ele alınacağı görüşündedirler. Ayrıca Malik'ten, tayin etse dahi mutlak olarak böyle bir talakın meydana gelmeyeceği görüşü de rivayet edilmiştir. Maliki mezhebi alimlerinin cumhuru bu hususta konunun etraflı bir şekilde ele alınacağını söylemiş ve çeşitli durumlar arasında fak gözetmişlerdir. Eğer bir kadının, bir grubun, bir kabilenin, bir yerin ya da ömrünün uzaması mümkün olan bir zamanın tespitini yapıp tayin edecek olursa, boşamak ve azad etmek onun için bağlayıcı olur, demişlerdir.
KİTABU’T-TALAK EK SAYFA – 1835-3 باب: إذا قال لامرأته وهو مكره: هذه أختي، فلا شيء عليه. 10- KARISINA KENDİSİ İKRAH ALTINDA İKEN: BU BENİM KIZ KARDEŞİMDİR, DİYECEK OLURSA ONA BİR ŞEY GEREKMEZ. قال التبي صلى الله عليه وسلم: (قال إبراهيم لسارة: هذه أختي، وذلك في ذات الله عز وجل). Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem şöyle buyurmuştur: "İbrahim de, Sare hakkında: Bu benim kız kardeşimdir demişti. Bu (şekilde söylediği zahire uygun olmayan sözü) yüce Allah için söylenmiş bir sözdü."
"İkrah altında iken hanımı için: Bu benim kız kardeşimdir diyene bir şey gerekmez. Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem da şöyle buyurmuştur: İbrahim, Sare için: Bu benim kız kardeşimdir, demişti. O bu sözü allah için söylemiştL" İbn Battal dedi ki: Bu sözleriyle hanımına: Ey kız kardeşim, diye hitap etmeyi mekruh kabul edenlerin kanaatini reddetmek istemiştir.
Abdurrezzak, Ebu Temime el-Hueeymı yoluyla şunu rivayet etmektedir: "Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem hanımına: Ey kız kardeşeağızım diye hitap eden bir adamın yanından geçerken onu böyle söylememesi için uyarmıştır." İbn Battal dedi ki: İşte bundan dolayı ilim adamlarından bir topluluk: Eğer bunu kasten söylemiş ise bu sözleriyle zihar yapmış olur, demişlerdir. Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem bu kimseye bu açıklanması zor sözü söylemekten kaçınmasını söylemiştir. Devamla şunları söylemektedir: Bu hadis ile İbrahim aleyhisselaın kıssası arasında bir çatışma yoktur. Çünkü İbrahim aleyhisselam bu sözüyle dinde kız kardeşi olduğunu kastetmiştir. Dolayısıyla kim bu sözü söylerken din kardeşliğin i niyet ederse bunun ona zararı olmaz.
Derim ki: Ebu Temime'nin hadisi mürseldir. Bu hadisi Ebu Davud mürsel yoııardan rivayet etmiştir. Bu rivayetlerin birisinde: "Ebu Temime'den, o kavminden bir adamdan rivayet ettiğine göre Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'i. .. derken işitmiştir" denilmektedir. Bu rivayet ise muttasıldır. Ebu Davud bundan önce Ebu Hureyre'nin, İbrahim a1eyhisselam ve Sare ile ilgili kıssaya dair rivayet ettiği hadisi zikretmiştir. Sanki bununla Buharıiye muvafakat etmiş gibidir. Buhari böyle bir sözü söyleyen kimsenin ikrah altında olması kaydını getirmiştir. Bu durumda bu sözün ona zararı olmaz.
Ancak bazı şarihler İbrahim kıssasında ikrahın sözkonusu olmadığını belirterek itiraz etmişlerdir. Durum böyle olmakla birlikte Buharıiye itirazı gerektiren bir taraf yoktur. Çünkü o İbrahim kıssasını zikretmek suretiyle İbrahim a1eyhisselam kıssasında meydana gelenlere kıyas ederek ikrah halinde bu sözü söyleyen kimsenin bundan dolayı zarar görmeyeceğine delil göstermek istemiştir. Çünkü İbrahim a1eyhisselam bu sözlerini Sareıyi elinden zorla alacağından korkarak söylemişti. Çünkü onlar da evli olan kadından farklı olarak kocası bulunmayan kadına, talip olmadan ve onun rızası olmadan yaklaşmazlardı. Evli olan kadını ise arzu ettikleri takdirde -daha önce Menakib'de yer alan hadisi açıklarken belirttiğimiz üzerekocasına rağmen karısını ondan gasbedip alabiliyorlardı. İşte İbrahim aleyhisselam Sare için korktuğundan ötürü kız kardeşi olduğunu söylemiş ve din kardeşliğin i kastetmişti.
Doğrusunu en iyi bilen Allah'tır. -3- 10 - باب: الطلاق في الإغلاق والكره، والسكران والمجنون وأمرهما، والغلظ والنسيان في الطلاق والشرك وغيره. 11. ÖFKE, ZORLAMA HALİNDE TALAK İLE SARHOŞUN VE DELİNİN BOŞAMASI İLE ONLARIN SÖZ VE FİİLLERİNİN HÜKMÜ, TALAK, ŞİRK VE BAŞKA HUSUSLARDA ŞAŞIRMANIN VE YANLIŞLIĞIN HÜKMÜ. لقول النبي صلى الله عليه وسلم: (الأعمال بالنية، ولكل امرئ ما نوى).
Çünkü Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem şöyle buyurmuştur: "Ameller niyet iledir ve herkes için niyet ettiği vardır." وتلا الشعبي: {لا تؤاخذنا إن نسينا أو أخطأنا} /البقرة: 286/. Şa'bi de yüce Allah'ın: "Unutur yahut hata edersek bizi sorumlu tutma. "(Bakara, 286) buyruğunu okumuştur. وما لا يجوز من إقرار الموسوس .وقال النبي صلى الله عليه وسلم للذي أقر على نفسه: (أبك جنون).
Vesveseli kimsenin ikrarının caiz olmayacağı. Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem de kendi nefsi aleyhine ikrarda bulunan kimseye: "Sende bir delilik var mıdır?" diye buyurmuştur. وقال علي: بقر حمزة خواصر شارفي، فطفق النبي صلى الله عليه وسلم يلوم حمزة، فإذا حمزة قد ثمل محمرة عيناه، ثم قال حمزة: هل أنتم إلا عبيد لأبي، فعرف النبي صلى الله عليه وسلم أنه قد ثمل، فخرج وخرجنا معه.
Ali r.a.: "Hamza benim develerimin böğrünü yardı deyince, Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem Hamza'yı kınamaya koyulmuşken, Hamza'nın iki gözünün kıpkırmızı kesilip sarhoş olmuş olduğunu gördü. Daha sonra da Hamza: Sizler babamın kölelerinden başka bir şey misiniz ki, dedi. Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem onun oldukça sarhoş olduğunu anlayıp, çıkıp gitti. Biz de onunla beraber çıktık" dedi.
وقال عثمان: ليس لمجنون ولا سكران طلاق. Osman: Delinin de, sarhoşun da talakı yoktur, demiştir. وقال ابن عباس: طلاق السكران والمستكره ليس بجائز. İbn Abbas dedi ki: Sarhoşun ve zorlanan kimsenin (ikrah altında olanın) talakı caiz değildir. وقال عقبة بن عامر: لا يجوز طلاق الموسوس. Ukbe İbn Amir dedi ki: Vesveseli kimsenin talakı caiz değildir (olmaz), demiştir. وقال عطاء: إذا بدا بالطلاق فله شرطه.
Ata: Talaka başladığı takdirde onu şartlı zikrederek şart koşabilir, demiştir. وقال نافع: طلق رجل امرأته البتة إن خرجت، فقال ابن عمر: أن خرجت فقد بتت منه، وإن لم تخرج فليس بشيء. Nafi'e: Bir adam karısına evden dışarı çıkacak olursa, kesinlikle boş olur (dese hükmü ne olur, diye sorulunca), dedi ki: İbn Ömer dedi ki: Eğer dışarı çıkarsa kesinlikle ondan boş olur. Şayet dışarı çıkmazsa hiçbir şeyolmaz.
وقال الزهري: فيمن قال: إن لم أفعل كذا وكذا فامرأتي طالق ثلاثا: يسأل عما قال وعقد عليه قلبه حين حلف بتلك اليمين؟ فإن سمى أجلا أراده وعقد عليه قلبه حين حلف، جعل ذلك في دينه وأمانته. Zühri' de: Eğer ben şu şu işi yapmazsam, karım benden üç defa boş olsun, diyen kimse hakkında şunları söylemiştir: Ona söylediği söz ve böyle bir vemini yaparken kalbinde neyi kararlaştırdığı sorulur. Eğer, yemin ettiği vakit kalbinde kararlaştırdığı bir süre ve bir husus varsa, bu onun dinine ve emanetine havale edilir (dediği gibi kabul edilir).
وقال إبراهيم: إن قال: لا حاجة لي فيك، نيته، وطلاق كل قوم بلسانهم. İbrahim dedi ki: Eğer karısına: Benim sana ihtiyacım yoktur diyecek olursa, niyetine göre hüküm verilir. Her bir kavmin boşamaları, kendi konuştukları dilleriyle olur. وقال قتادة: إذا قال: إذا حملت فأنت طالق ثلاث يغشاها عند كل طهر مرة، فإن استبان حملها فقد بانت. Katade dedi ki: Eğer karısına: Hamile kalacak olursan, üç talakla boş olursun dese, her temizlik halinde onunla bir defa cima' eder.
Hamile kaldığı görülürse, o zaman ondan bain talak ile boşanmış olur. وقال الحسن: إذا قال: الحقي بأهلك، نيته .وقال ابن عباس: الطلاق عن وطر، والعتاق ما أريد به وجه الله. Hasen dedi ki: Eğer ailenin yanına git diyecek olursa, niyetine göre hüküm verilir. İbn Abbas dedi ki: Talak ancak ona ihtiyaç duyulursa yapılır. Köle azad etmek ise Allah'ın rızası için yapılana denir.
وقال الزهري: إن قال: ما أنت بامرأتي، نيته، وإن نوى طلاقا فهو ما نوى. ez-Zührı dedi ki: Eğer karısına: Sen benim karım değilsin derse, niyetine bakılır. Şayet onu boşamayı niyet etmişse, niyet ettiği gibidir. وقال علي: ألم تعلم أن القلم رفع عن ثلاثة، عن المجنون حتى يفيق، وعن الصبي حتى يدرك، وعن النائم حتى يستيقظ .وقال علي: كل طلاق جائز، إلا طلاق المعتوه. Ali dedi ki: Sen kalemin şu üç kişiden kaldırıldığını bilmiyor musun: Ayılıncaya kadar deliden, idrak yaşına erişinceye kadar çocuktan, uyanıncaya kadar uyuyandan ...
Yine Ali dedi ki: Bunamış kimsenin boşaması dışında bütün boşamalar caizdir (geçerlidir). حدثنا مسلم بن إبراهيم: حدثنا هشام: حدثنا قتادة، عن زرارة بن أوفى، عن أبي هريرة رضي الله عنه، عن النبي صلى الله عليه وسلم قال: (إن الله تجاوز عن أمتي ما حدثت به أنفسها، ما لم تعمل أو تتكلم). قال قتادة: إذا كلق في نفسه فليس بشيء. "Öfke ve zorlama halinde talak ile sarhoşun ve delinin boşaması ile onların söz ve fiillerinin hükmü, talak, şirk ve başka hususlarda şaşırmanın ve yanlışlığın hükmü."
Çünkü Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem: "Ameller niyet iledir, herkes için niyet ettiği ne ise o vardır." Bu başlık, pek çok hükmü kapsamaktadır. Hepsinin ortak tarafı şudur: Hüküm, ancak akıllı, irade ve seçme gücü olan, kasten ve hatırlayarak yapan kişi hakkında sözkonusu olur. Ayrıca bu hadis ile istidIali de kapsamaktadır. Çünkü aklı başında olmayan, seçme gücü bulunmayan kimse, söylediği ya da yaptığı işlerde niyet taşıyamaz.
Aynı şekilde şaşıran, unutan ve bir işi yapmak üzere zorlanan kişi de bu durumdadır. "Ameller niyet iledir" hadisini bu laflZIa müellif, İman bölümünün başında mevsul olarak rivayet etmiştir. Buna dair yeterli açıklama da oraa geçmiş bulunmaktadır. "el-İğlak (tercümede: öfke)" meşhur olan görüşe göre ikrah demektir. Selef de mükreh (zorlanan) kimsenin boşaması hakkında farklı görüşlere sahiptir. İbn Ebi Şeybe'nin ve başkalarının İbrahim en-Nehaı'den rivayetlerine göre, boşaması olur. Çünkü ona göre bu boşama, kendisi vasıtasıyl kendi nefsini kurtardığı bir iştir. Hey ehli de bu görüştedir.
Yine İbrahim en-Nehaı'den bu hususta bir başka tafsllat da rivayet edilmiştir. Eğer zorlanan kişi tevriye yaparsa talakı meydana gelmez, değilse meydana gelir. Cumhurun kanaatine göre ise bu halde iken içine düşeceği durum (dolayısıyla yapacakları) itibara alınmamıştır. Ata, Nahl suresindeki: "Kalbi iman ile dolu olduğu halde zorlanan müstesna olmak üzere." ayetini delil göstermiştir. Ata der ki: Şirk ise talaktan daha büyük bir iştir. Bunu Said İbn Mansur sahih bir sened ile rivayet etmiştir.
Şafil de bunu şöylece açıklamıştır: Şanı yüce Allah, ikrah halinde küfür sözünü söyleyenden sorumluluğu kaldırıp, ondan küfrün ahkamını da düşürdüğüne göre mükrehin üzerinden küfrün daha aşağısındaki hükümler de aynı şekilde düşer. Çünkü daha büyük olan bir şey düşmüşse, onun daha alt mertebesinde olan bir şeyin düşmesi öncelikle sözkonusudur. İşte Buharı başlıkta şirki talaka atfetmek suretiyle bu inceliğe işaret etmiş bulunmaktadır.
Selef, unutan kimsenin verdiği talakın hükmü hakkında ihtilaf etmiştir. elHasen şart koşarak: Unutmam müstesna demesi hali dışında, onu kasten verilen talak gibi kabul ederdi. Bu rivayeti İbn Ebi Şeybe nakletmiştir. Yine İbn Ebi Şeybe, Ata'dan bunu bir şeyolarak görmediğini rivayet etmiştir. Bu hususta da cumhurun da görüşü olan, daha sonra kaydedeceğim üzere gelecek olan merfu hadisi delil gösterirdi.
Aynı şekilde hata eden kimsenin talakı hususunda da görüş ayrılığı vardır. Cumhur bunun olmayacağı kanaatindedir. Hanefılerden ise bir kimse hanımına bir şey söylemek isterken diline hakim olamayarak, sen boşsun diyecek olursa, bu talakın gerçekleşeceğini söyledikleri rivayet edilmiştir. Buharı "yanlışlık ve unutmak" şeklindeki ifadelerle de İbn Abbas'tan merfu olarak rivayet edilmiş şu hadise işaret etmektedir: "Şüphesiz Allah ümmetinin hatasını, unutmasını ve yapmak üzere zorlandıkları şeyleri bağışlamış bulunuyor." Görüldüğü gibi hadis, bağışlanmak noktasında her üçünü de eşit değerlendirmiştir.
Ali dedi ki: "Hamza benim develerimin böğürlerini yard!." Bu, iki yaşlı deve kıssasına dair uzunca bir hadisin bir bölümüdür. Bu hadise dair yeterli açıklama daha önce Meğazi bölümünün Bedir gazvesi ile ilgili başlığında geçmiş bulunmaktadır. "İbn Abbas dedi ki: Sarhoşun, ikrah altında tutulanın boşaması caiz değildir." Yani gerçekleşmez. Çünkü aklı başından gitmiş sarhoşun aklı, ikr.ah altında tutulanın da seçimi yoktur.
"Ukbe İbn Amir dedi ki: Vesvesecinin talakı caiz değildir." Yani gerçekleşmez. Çünkü vesvese, nefsin içinden geçirdikleridir. İleride geleceği üzere, nefsin içinden geçirdiklerinden dolayı sorumluluk yoktur. "Ali dedi ki: Sen kalemin şu üç kişiden kaldırıldığını bilmiyor musun: Ayılıneaya kadar deliden, idrak edinceye kadar çocuktan, uyanıncaya kadar uyuyandan ... " Beğavı bunu İbn Abbas'tan mevsul olarak şöyle ce rivayet etmiştir: "Ömerle zina etmiş ve hamile kalmış deli bir kadın getirildi. Onu recm etmek isteyince, Ali ona dedi ki: Sana kalemin üç kişiden kaldırıldığı haberi ulaşmadı mı?" deyip, hadisi zikretti.
Cumhur da bu hadisin gereğini kabul etmiştir. Fakat küçük çocuğun boşamasının gerçekleşmesi hususunda ihtilaf etmişlerdir. İbnu'l-Müseyyeb'den ve el-Hasen'den akledip, temyiz gücüne sahip ise boşaması gerçekleşir, dedikleri rivayet edilmiştir. Ahmed'e göre bunun sınırı oruç tutabilecek hale gelmesi ve namazın rekat1erini sayabilmesidir. Ata'ya göre ise on iki yaşında ise, İmam Malik'ten gelen bir rivayete göre ise ihtilama yaklaşmış ise geçerlidir, demişlerdir.
"Zürare'den ... " Buna dair açıklamalar !tk (köle azad etme) bölümünün baş taraflarında geçmiş bulunmaktadır. Orada bu hadisten çıkartılacak bazı sonuçları da zikretmiş bulunuyorum. Geriye kalan diğer sonuçlar ise el-Eyman ve'n-nüzur (yeminler ve adaklar) bölümünde (6664.hadiste) gelecektir. "Nefislerinden geçirdikleri." Bu hadis, yazılı olarak boşayan kimsenin hanımının boş olacağına da delil gösterilmiştir. Çünkü böyle bir kimse kalbi ile bunu kararlaştırmış, yazarak da bunu fiil haline getirmiştir. Aynı zamanda bu, cumhurun da görüşüdür. Malik ise bu hususta buna dair şahit tutmayı şart koşmuştur.
İçinden talak veren kimsenin hanımının boş olacağını söyleyen kimseler -ki bu İbn Slrln ve ez-Zührı'den rivayet edildiği gibi- Malik'ten de Eşheb'in kendisinden zikrettiği bir rivayettir. İbnu'l-Arabi de bunun güçlü bir rivayet olduğunu şu sözleriyle belirtmiştir: Kalbinden küfre itikad eden bir kimse kafir olur. Masiyet üzere ısrar eden bir kimse de günah kazanır. Aynı şekilde riyakarlık olsun diye amelde bulunan ve ameli dolayısıyla kendisini beğenen kimse de günahkar olur. Yine Müslüman bir kimseye kalbinden iftira eden bir kimsenin durumu da böy ledir. Bütün bu işler dil ile değil de kalp ile yapılan amellerdir.
Ancak bunlara şöyle cevap verilmiştir: İnsanın içinden geçirdiklerinin affedilmesi bu ümmetin üstünlüklerindendir. Küfür üzere ısrar eden bir kimse ise onlardan değildir. Masiyet üzere ısrar edip günahkar olan bir kimse ise daha önce masiyet işleyen bir kimsedir. Yoksa hiçbir masiyet işlememiş kimse değildir. Riyakarlık ve ucb ve buna benzer diğer hususların tümü ise ameller ile alakalıdır.
Hattabi de ayrıca zihar yapmayı kesin kararlaştırmış bir kimsenin bu kararı ile zihar yapmış olmayacağına dair icma' bulunduğunu delil göstererek, talak da böyledir, demiştir. Aynı şekilde içinden iftirada bulunmayı geçiren bir kimse de iftira etmiş olmaz. Eğer içinden geçirdiği kanaatin etkisi olsaydı, namazı iptal etmesi gerekirdi. Fakat sahih hadis nefsin içinden geçirdiklerini terk etmenin mendub olduğuna delil teşkil etmiştir. Eğer böyle bir şeyolursa namaz batıl olmaz.
Daha önce Namaz bölümünde bu hususa dair gerekli açıklamalar Ömer'in: "Ben namazda iken ordu için gerekli hazırlıkları düşünüyorum" sözü açıklanırken geçmiş bulunmaktadır. "Katade dedi ki: İçinden boşamayı geçirirse bunun hiçbir kıymeti yoktur." Bu cumhurun da görüşüdür. Ancak İbn Sırın ve İbn Şihab onlara muhalefet ederek, karısı boş olur demişlerdir. Ayrıca bu, Malik'ten gelen bir rivayettir.
İkrarda bulunan adamın durumu ile ilgili bu rivayette yer alan: "Ona isabet eden taşların ısdırabını duyunca" fazlalığı: Taşların acısı, keskinliği ona isabet edince demektir. "Cemeze", hızlıca kaçtı, demektir.

Zincir sözün kaynağından musannife doğru sıralanmıştır: 1 = sözü söyleyen/ilk aktaran, sonrakiler onu sırayla nakledenler, en altta eseri derleyen Buhârî. Râviye tıklayınca aynı râvinin geçtiği tüm hadisler listelenir; parantezdeki sayı râvinin bu kitapta geçtiği hadis sayısıdır.