

"Öfke ve zorlama halinde talak ile sarhoşun ve delinin boşaması ile onların söz ve fiillerinin hükmü, talak, şirk ve başka hususlarda şaşırmanın ve yanlışlığın hükmü." Çünkü Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem: "Ameller niyet iledir, herkes için niyet ettiği ne ise o vardır." Bu başlık, pek çok hükmü kapsamaktadır. Hepsinin ortak tarafı şudur: Hüküm, ancak akıllı, irade ve seçme gücü olan, kasten ve hatırlayarak yapan kişi hakkında sözkonusu olur.
Ayrıca bu hadis ile istidIali de kapsamaktadır. Çünkü aklı başında olmayan, seçme gücü bulunmayan kimse, söylediği ya da yaptığı işlerde niyet taşıyamaz. Aynı şekilde şaşıran, unutan ve bir işi yapmak üzere zorlanan kişi de bu durumdadır. "Ameller niyet iledir" hadisini bu laflZIa müellif, İman bölümünün başında mevsul olarak rivayet etmiştir. Buna dair yeterli açıklama da oraa geçmiş bulunmaktadır.
"el-İğlak (tercümede: öfke)" meşhur olan görüşe göre ikrah demektir. Selef de mükreh (zorlanan) kimsenin boşaması hakkında farklı görüşlere sahiptir. İbn Ebi Şeybe'nin ve başkalarının İbrahim en-Nehaı'den rivayetlerine göre, boşaması olur. Çünkü ona göre bu boşama, kendisi vasıtasıyl kendi nefsini kurtardığı bir iştir. Hey ehli de bu görüştedir. Yine İbrahim en-Nehaı'den bu hususta bir başka tafsllat da rivayet edilmiştir.
Eğer zorlanan kişi tevriye yaparsa talakı meydana gelmez, değilse meydana gelir. Cumhurun kanaatine göre ise bu halde iken içine düşeceği durum (dolayısıyla yapacakları) itibara alınmamıştır. Ata, Nahl suresindeki: "Kalbi iman ile dolu olduğu halde zorlanan müstesna olmak üzere." ayetini delil göstermiştir. Ata der ki: Şirk ise talaktan daha büyük bir iştir. Bunu Said İbn Mansur sahih bir sened ile rivayet etmiştir.
Şafil de bunu şöylece açıklamıştır: Şanı yüce Allah, ikrah halinde küfür sözünü söyleyenden sorumluluğu kaldırıp, ondan küfrün ahkamını da düşürdüğüne göre mükrehin üzerinden küfrün daha aşağısındaki hükümler de aynı şekilde düşer. Çünkü daha büyük olan bir şey düşmüşse, onun daha alt mertebesinde olan bir şeyin düşmesi öncelikle sözkonusudur. İşte Buharı başlıkta şirki talaka atfetmek suretiyle bu inceliğe işaret etmiş bulunmaktadır.
Selef, unutan kimsenin verdiği talakın hükmü hakkında ihtilaf etmiştir. elHasen şart koşarak: Unutmam müstesna demesi hali dışında, onu kasten verilen talak gibi kabul ederdi. Bu rivayeti İbn Ebi Şeybe nakletmiştir. Yine İbn Ebi Şeybe, Ata'dan bunu bir şeyolarak görmediğini rivayet etmiştir. Bu hususta da cumhurun da görüşü olan, daha sonra kaydedeceğim üzere gelecek olan merfu hadisi delil gösterirdi.
Aynı şekilde hata eden kimsenin talakı hususunda da görüş ayrılığı vardır. Cumhur bunun olmayacağı kanaatindedir. Hanefılerden ise bir kimse hanımına bir şey söylemek isterken diline hakim olamayarak, sen boşsun diyecek olursa, bu talakın gerçekleşeceğini söyledikleri rivayet edilmiştir. Buharı "yanlışlık ve unutmak" şeklindeki ifadelerle de İbn Abbas'tan merfu olarak rivayet edilmiş şu hadise işaret etmektedir: "Şüphesiz Allah ümmetinin hatasını, unutmasını ve yapmak üzere zorlandıkları şeyleri bağışlamış bulunuyor." Görüldüğü gibi hadis, bağışlanmak noktasında her üçünü de eşit değerlendirmiştir.
Ali dedi ki: "Hamza benim develerimin böğürlerini yard!." Bu, iki yaşlı deve kıssasına dair uzunca bir hadisin bir bölümüdür. Bu hadise dair yeterli açıklama daha önce Meğazi bölümünün Bedir gazvesi ile ilgili başlığında geçmiş bulunmaktadır. "İbn Abbas dedi ki: Sarhoşun, ikrah altında tutulanın boşaması caiz değildir." Yani gerçekleşmez. Çünkü aklı başından gitmiş sarhoşun aklı, ikr.ah altında tutulanın da seçimi yoktur.
"Ukbe İbn Amir dedi ki: Vesvesecinin talakı caiz değildir." Yani gerçekleşmez. Çünkü vesvese, nefsin içinden geçirdikleridir. İleride geleceği üzere, nefsin içinden geçirdiklerinden dolayı sorumluluk yoktur. "Ali dedi ki: Sen kalemin şu üç kişiden kaldırıldığını bilmiyor musun: Ayılıneaya kadar deliden, idrak edinceye kadar çocuktan, uyanıncaya kadar uyuyandan ... " Beğavı bunu İbn Abbas'tan mevsul olarak şöyle ce rivayet etmiştir: "Ömerle zina etmiş ve hamile kalmış deli bir kadın getirildi. Onu recm etmek isteyince, Ali ona dedi ki: Sana kalemin üç kişiden kaldırıldığı haberi ulaşmadı mı?" deyip, hadisi zikretti.
Cumhur da bu hadisin gereğini kabul etmiştir. Fakat küçük çocuğun boşamasının gerçekleşmesi hususunda ihtilaf etmişlerdir. İbnu'l-Müseyyeb'den ve el-Hasen'den akledip, temyiz gücüne sahip ise boşaması gerçekleşir, dedikleri rivayet edilmiştir. Ahmed'e göre bunun sınırı oruç tutabilecek hale gelmesi ve namazın rekat1erini sayabilmesidir. Ata'ya göre ise on iki yaşında ise, İmam Malik'ten gelen bir rivayete göre ise ihtilama yaklaşmış ise geçerlidir, demişlerdir.
"Zürare'den ... " Buna dair açıklamalar !tk (köle azad etme) bölümünün baş taraflarında geçmiş bulunmaktadır. Orada bu hadisten çıkartılacak bazı sonuçları da zikretmiş bulunuyorum. Geriye kalan diğer sonuçlar ise el-Eyman ve'n-nüzur (yeminler ve adaklar) bölümünde (6664.hadiste) gelecektir. "Nefislerinden geçirdikleri." Bu hadis, yazılı olarak boşayan kimsenin hanımının boş olacağına da delil gösterilmiştir. Çünkü böyle bir kimse kalbi ile bunu kararlaştırmış, yazarak da bunu fiil haline getirmiştir. Aynı zamanda bu, cumhurun da görüşüdür. Malik ise bu hususta buna dair şahit tutmayı şart koşmuştur.
İçinden talak veren kimsenin hanımının boş olacağını söyleyen kimseler -ki bu İbn Slrln ve ez-Zührı'den rivayet edildiği gibi- Malik'ten de Eşheb'in kendisinden zikrettiği bir rivayettir. İbnu'l-Arabi de bunun güçlü bir rivayet olduğunu şu sözleriyle belirtmiştir: Kalbinden küfre itikad eden bir kimse kafir olur. Masiyet üzere ısrar eden bir kimse de günah kazanır. Aynı şekilde riyakarlık olsun diye amelde bulunan ve ameli dolayısıyla kendisini beğenen kimse de günahkar olur. Yine Müslüman bir kimseye kalbinden iftira eden bir kimsenin durumu da böy ledir. Bütün bu işler dil ile değil de kalp ile yapılan amellerdir.
Ancak bunlara şöyle cevap verilmiştir: İnsanın içinden geçirdiklerinin affedilmesi bu ümmetin üstünlüklerindendir. Küfür üzere ısrar eden bir kimse ise onlardan değildir. Masiyet üzere ısrar edip günahkar olan bir kimse ise daha önce masiyet işleyen bir kimsedir. Yoksa hiçbir masiyet işlememiş kimse değildir. Riyakarlık ve ucb ve buna benzer diğer hususların tümü ise ameller ile alakalıdır.
Hattabi de ayrıca zihar yapmayı kesin kararlaştırmış bir kimsenin bu kararı ile zihar yapmış olmayacağına dair icma' bulunduğunu delil göstererek, talak da böyledir, demiştir. Aynı şekilde içinden iftirada bulunmayı geçiren bir kimse de iftira etmiş olmaz. Eğer içinden geçirdiği kanaatin etkisi olsaydı, namazı iptal etmesi gerekirdi. Fakat sahih hadis nefsin içinden geçirdiklerini terk etmenin mendub olduğuna delil teşkil etmiştir. Eğer böyle bir şeyolursa namaz batıl olmaz.
Daha önce Namaz bölümünde bu hususa dair gerekli açıklamalar Ömer'in: "Ben namazda iken ordu için gerekli hazırlıkları düşünüyorum" sözü açıklanırken geçmiş bulunmaktadır. "Katade dedi ki: İçinden boşamayı geçirirse bunun hiçbir kıymeti yoktur." Bu cumhurun da görüşüdür. Ancak İbn Sırın ve İbn Şihab onlara muhalefet ederek, karısı boş olur demişlerdir. Ayrıca bu, Malik'ten gelen bir rivayettir.
İkrarda bulunan adamın durumu ile ilgili bu rivayette yer alan: "Ona isabet eden taşların ısdırabını duyunca" fazlalığı: Taşların acısı, keskinliği ona isabet edince demektir. "Cemeze", hızlıca kaçtı, demektir.

Zincir sözün kaynağından musannife doğru sıralanmıştır: 1 = sözü söyleyen/ilk aktaran, sonrakiler onu sırayla nakledenler, en altta eseri derleyen Buhârî. Râviye tıklayınca aynı râvinin geçtiği tüm hadisler listelenir; parantezdeki sayı râvinin bu kitapta geçtiği hadis sayısıdır.