

"Olgun taze hurma ile birlikte acur yerken." Nesal sahih bir sened ile Humeyd'den, o Enes'ten şöyle dediğini rivayet etmektedir: "Resulullah sallallahli a1eyhi vesellem'i olgun taze hurma ile birlikte kavun yerken gördüm." Yine Nesai'de sahih bir sened ile Aişe: "Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in kavunu taze hurma ile birlikte yediği"ni rivayet etmektedir. İbn Mace de Aişe'den şu rivayeti zikretmektedir: "Annem, beni Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in hanımı olarak onunla zifafa göndermek üzere kilo alayım diye tedavi etmek istedi. Ben olgun taze hurma ile birlikte acuru yiyinceye kadar bunu bir türlü gerçekleştiremedi.
Bunları beraber yiyince en güzel şekilde kilo aldım." Nesa! de Aişe'den şu rivayeti zikretmektedir: "Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem benimle evlendiğinde çeşitli şeylerle beni tedavi etmek istediler. Bunun için hurma ile birlikte bana acur yedirdiler. Bunları yiyerek en güzel şekilde kilo aldım." Nevevi der ki: Bu başlıktaki hadisten anlaşıldığına göre iki tür meyveyi ya da başka bir şeyi birlikte yemek caiz olduğu gibi, iki ayrı yemeği de birlikte yemek caizdir. Buradan da yenecek şeylerde genişliğin caiz olduğu da anlaşılmaktadır. Bunun caiz olduğu konusunda da ilim adamları arasında görüş ayrılığı yoktur. Seleften bundan farklı olarak nakledilmiş olan rivayetler dini bir masıahat gözetmeksizin bolluk, refah ve genişlik içinde yaşamayı itiyat ve alışkanlık haline getirmeyi önlemek amacı ile mekruh oluşayorumlamak gerekir.
Kurtubi dedi ki: Bu hadisten, yemeklerin niteliklerini ve tabiatıarını göz önünde bulundurmanın ve tıp kurallarına uygun olarak doğru bir şekilde onları yemenin caiz olduğu da anlaşılmaktadır. Çünkü olgun, taze hurmanın tabiatında hararet, acurun tabiatında ise serinlik vardır. Birlikte yenildikleri takdirde birbirlerini dengelerler. İşte bu, ilaçlardaki terkiplerde göz önünde bulundurulan pek büyük bir esastır.
باب: من أدخل الضيفان عشرة عشرة، والجلوس على الطعام عشرة عشرة. 48. MİSAFİRLERİ İÇERİYE ONAR KİŞİ OLARAK ALAN KİMSE VE YEMEĞE ONAR KİŞİ OLARAK OTURMAK حدثنا الصلت بن محمد: حدثنا حمَّاد بن زيد، عن الجعد أبي عثمان، عن أنس. وعن هشام، عن محمد، عن أنس. وعن سنان أبي ربيعة، عن أنس: أن أم سُلَيم أمه، عمدت إلى مُدٍّ من شعير جَشَّتْهُ، وجعلت منه خَطِيفَةً، وعصرت عُكَّةً عندها، ثم بعثتني إلى النبي صلى الله عليه وسلم فأتيته وهو في أصحابه فدعوته، قال: (ومن معي). فجئت فقلت: إنه يقول: ومن معي؟ فخرج إليه أبو طلحة، قال: يا رسول الله، إنما هو شيء صنعته أم سُلَيم، فدخل فجيء به، وقال: (أدخل عليَّ عشرة).
فدخلوا فأكلوا حتى شبعوا، ثم قال: (أدخل عليَّ عشرة). فدخلوا فأكلوا حتى شبعوا، ثم قال: (أدخل عليَّ عشرة). حتى عدَّ أربعين، ثم أكل النبي صلى الله عليه وسلم، ثم قام، فجعلت أنظر، هل نقص منها شيء. "Misafideri içeriye onar kişi onar kişi almak ve yemeğe onarkişi onar kişi oturmak." Yemeğin azlı ğı yahutyemeğe oturulacak yerin darlığı dolayısıyla böyle bir şeye ihtiyaç duyulursa demektir.
"Unukalınca öğütlli." Kökünü teşkil eden "el-ceşış", ince olmayan un demektir. Daha önce ''Nübüvvetin alametleri" bahsinde Müslim'deki rivayetlerin birisinde bu başlıktaki şekliyle hadisin siyakında bir ihtisar bulunduğunu söylemiş idim. Mesela Yakup b. Abdullah b. Ebi Talha'nın, Enes'ten diye yaptığı rivayette şöyle denilmektedir: Ebu Talha dedi ki: "Ey Allah'ın Rasulü! Ben Enes'i yalnızca seni davet etsin, diye göndermiştim. Çünkü yanımızda gördüğüm kadar kişiyi doyuracak bir şey yoktu."
Amr b. Abdullah'ın, Enes'ten diye naklettiği rivayette de şöyle denilmektedir: "Ebu Talha dedi ki: Bu sadece bir kap yemektir. Allah Rasulü: Şüphesiz Allah ona bereket ihsan edecektir, diye buyurdu." İbn Battal dedi ki: Yemek için topluca bir araya gelmek, bereketin sebeplerindendir. Ebu Davud, Vahşi b. Harb yoluyla merfu olarak Nebi'e isnad ettiği hadiste şunu zikretmektedir: "Yemeğiniz üzerinde toplanıp bir araya gelin ve Allah'ın adını anın. Ona sizin için bereket ihsan olunacaktır."
(İbn Battal) dedi ki: Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in onları onar kişi, onar kişi olarak içeri alması -doğrusunu en iyi bilen Allah'tır ya- yemeğin tek bir kap içinde oluşu ve büyük bir topluluğun yemeği n azlığı ile birlikte ondan alıp yemeğe imkanlarının olmayacağı dolayısı ile idi. Bundan dolayı sıkışmadan yemek imkanını bulmaları için onları onar onar böldü. Ayrıca şunları söylemektedir: Hadiste yemeğin etrafında on kişiden daha fazla toplanmanın yasaklanışına bir delil bulunmamaktadır.
KİTABU’L-ET’İME EK SAYFA – 1859-6 باب: ما يُكْرَهُ من الثوم والبُقُولِ. 49. SARIMSAK VE DiĞER BENZERi SEBZELERDEN MEKRUH OLANLAR فيه عن ابن عمر، عن النبي صلى الله عليه وسلم. Bu hususta İbn Ömer'in Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'den diye naklettiği rivayeti vardır حدثنا مسدَّد: حدثنا عبد الوارث، عن عبد العزيز قال: قيل لأنس: ما سمعت النبي صلى الله عليه وسلم يقول في الثوم؟ فقال: (من أكل فلا يقربنَّ مسجدنا).
"Sarımsak ve (benzer) sebzelerden mekruh olanlar." Kasıt, hoş olmayan kokusu olanlardır. Buradaki nehy genel olarak bunları yiyen kimselerin mescide girmelerinin yasaklanması anlamında mıdır yoksa bunların pişmiş olanları değil de, çiğ olanlarını yiyen kimseler hakkında mıdır? Buna dair açıklamalar Namaz bölümünde (853.hadisin şerhinde) geçmiş bulunmaktadır.
Bu hadislerde sarımsak, soğan ve pırasa yemenin caiz olduğu açıklanmaktadır. Ancak bunlar, yiyen kimsenin mescidde bulunması mekruhtur. Fukaha bunlara turp gibi kokusu hoş olmayan diğer sebzeleri de katmışlardır. Ancak mekruhluk hususunda görüş ayrılığı vardır. Cumhur bunun tenzihen mekruh olduğunu kabul etmiştir. Zahiri mezhebine mensup alimlerden bazılarının haram olduğunu söyledikleri nakledilmiştir. "
باب: الكَبَاثِ، وهو ثمر الأراك. 50. ERAK AĞACININ YAPRAĞI KEBAS حدثنا سعيد بن عُفَير: حدثنا ابن وهب، عن يونس، عن ابن شهاب قال: أخبرني أبو سلمة قال: أخبرني جابر بن عبد الله قال: كنا مع رسول الله صلى الله عليه وسلم بمَرِّ الظهران نجني الكَبَاثَ، فقال: (عليكم بالأسود منه فإنه أيْطَبُ). فقيل: أكنت ترعى الغنم؟ قال: (نعم، وهل من نبي إلا رعاها). "Erak yaprağı olan." Doğrusu ise erakin meyvesi olduğudur. İbn Battal dedi ki: el-Kebas, erakin taze olan, meyvesidir. el-Berir ise, onun taze ve kuru olan meyvesine denilir.
İbnu't-Tin dedi ki: Buharl'nin "erak ağacının yaprağı olan" demesi doğru değildir. Sözlükte doğru olan onunerak ağacının meyvesi olduğudur. Onun olgun olanına böyle denildiği de söylenmiştir. "Merru'z-Zehran" Mekke'den bir merhale uzaklıkta bulunan bir yerin adıdır. "O eytab"dır. Bu atyab (daha hoş ve lezzetli) anlamında bir söyleyiş olup, onun kalb edilmiş (kelimenin söyleyişinde tı ile ya harfinin yeri değiştirilmiş) şeklidir. Nitekim Araplar cezebe ve cebeze'yi böyle kullanmışlardır.
"Koyun otlatır mıydın, diye soruldu." Bu soru tarzında ihtisar vardır. İfadenin takdiri şudur: Sen koyun otlatıyor muydun ki kebasın hangisinin daha lezzetli olduğunu biliyorsun? Çünkü çokça koyun otlatan bir kimse, hem koyunlarını otlatmak, hem de altlarında gölgelenmek üzere ağaçların altına çokça gider. Buna dair açıklamalar da Enbiyaya dair hadislerin söz konusu edildiği bölümde, Musa'nın kıssası nakledilirken geçmiş bulunmaktadır. Ayrıca İcare bölümünün baş taraflarında enbiyanın koyun otlatmalarının hikmetine dair açıklamalar da geçmiş bulunmaktadır.
İbnu't-Tin, ed-Davudi'den şu bilgiyi nakletmektedir: Koyunların bu özelliğindeki hikmet, sırtlarına binilmediğinden, onların sırtına binilerek kişinin nefsinin büyüklenmeyişidir. Yine İbnu't-Tin der ki: Bu hadiste mülk olmayan ağacın meyvesinin yenilmesinin mubah olduğu anlaşılmaktadır. İbn Battal dedi ki: Bu besleyici gıdaların bulunmadığı, İslam'ın ilk dönemlerinde böyle idi. Şanı yüce Allah artık kullarına buğday ve pek çok tahıllar ile zenginleştirip, onlara geniş rızık verdikten sonra erak ağacının meyvesine ihtiyaçları kalmamıştır.
Derim ki: Eğer bu sözleriyle bu gibi mahsulleri almanın mekruh oluşuna işaret etmeyi düşünmüşse bu kabul edilemez. Çünkü sözünü ettiği durumun varlığı, bedelini ödemeden mubah olan şeylerin yasaklanmasını gerektirmez. Aksine vera' ehli pek çok kişi, para ile satın alınanları yemekten çok, bu tür mubah olan şeylere daha çok rağbet ederler. Doğrusunu en iyi bilen Allah'tır.

Zincir sözün kaynağından musannife doğru sıralanmıştır: 1 = sözü söyleyen/ilk aktaran, sonrakiler onu sırayla nakledenler, en altta eseri derleyen Buhârî. Râviye tıklayınca aynı râvinin geçtiği tüm hadisler listelenir; parantezdeki sayı râvinin sitedeki hadis kitaplarında geçtiği hadis sayısıdır.