

"Sevgi Allah'tandır." Yani başlangıcı Allah'tandır. (Başlıktaki): "el-Mikatu" kelimesi sevgi demektir. Bu başlık, aslında başlıkta yer alan bu hadise yakın bir rivayette vaki olmuş bir ziyadenin lafzıdır, ama bu fazlalık Buhari'nin şartına uygun olmadığından adeti üzere başlıkta ona işaret etmiştir. Bu fazlalığı ile hadisi Ahmed ve Taberani, Ebu Umame'den Nebie ref ederek şöylece rivayet etmişlerdir: "Sevgi (el-mikatu) Allah'tandır, güzel bir şekilde anılış da semadandır. Allah bir kulu sevdi mi ... " deyip hadisi zikretmişlerdir.
"Allah bir kulu sevdi mi". Bu hadisin bazı rivayet yollarında bu sevginin sebebi ve bununla neyin kastedildiği de zikredilmiştir. Sevban'ın rivayet ettiği hadiste şöyle denilmektedir: "Şüphesiz kul yüce Allah'ın razı olacağı işleri araştırır, durur. O bu halini sürdürüp gider. Nihayet (yüce Allah) şöyle buyurur: Ey Cibril, benim filan kulum beni razı etmenin yollarını arıyor. Dikkat edin ki şüphesiz benim rahmetim onun hakkında galip gelmiştir." Bu hadisi Ahmed ve el-Evsat'ta Taberani rivayet etmişlerdir. Daha sonra er-Rikak bölümünde gelecek olan Ebu Hureyre'nin rivayet ettiği hadis de buna şahitlik eder. Bu hadiste şu ifadeler geçmektedir: "Kul bana nafilelerle yaklaşıp durur ve nihayet onu severim ... "
"Sonra da yerdekiler arasında o kişiye (karşı) kabul (sevgi) yerleştirilir." Bu başlıktaki hadiste geçen "kabul"den kasıt, kalplerin sevgi ile, ona meyletmekle ve ondan razı olmakla ona yönelmeleridir. Bu hadisten insanların birisini kalpten sevmelerinin, Allah'ın da o kimseyi sevdiğinin alameti olduğu anlaşılmaktadır. Daha önce Cenazeler bölümünde geçmiş olan: "Sizler yeryüzünde Allah'ın şahitlerisiniz"(1367.hadis) hadisi bunu desteklemektedir.
Allah'ın sevgisinden maksat, kul için hayrı murat etmesi ve onun için sevabın has ıl olmasıdır. Meleklerin sevgisinden maksat, meleklerin o kimseye mağfiret, iki dünya hayrını dilemeleri, yüce Allah'a itaat eden ve onu seven bir kişi olduğundan ötürü de kalplerinin ona meyletmesidir. Kulların onu sevmeleri de onda hayır olduğuna inanmaları, mümkün olduğu kadar ona gelecek kötülükleri önlemek istemeleridir.
KİTABU’L-EDEB EK SAYFA – 1987-4 باب: الحب في الله. 42. ALLAH iÇiN SEVMEK حدثنا آدم: حدثنا شُعبة، عن قتادة، عن أنس بن مالك رضي الله عنه قال: قال النبي صلى الله عليه وسلم: (لا يجد أحد حلاوة الإيمان حتى يحب المرء لا يحبه إلا لله، وحتى أن يقذف في النار أحب إليه من أن يرجع إلى الكفر بعد إذ أنقذه الله، وحتى يكون الله ورسوله أحب إليه مما سواهما). "Allah için sevmek". Buhari bu başlıkta Enes'in rivayet ettiği hadisi zikretmektedir. Buna dair yeterli açıklamalar daha önce İmanbölümünde(16 nolu hadiste) geçmiş bulunmaktadır. Buradaki başlık ise Ebu Davud'un ve başkalarının Ebu Umame'den şu lafızia rivayet ettiği hadisin başlangıcıdır: "Allah için sevmek, Allah için buğzetmek, imandandır."
Şüphesiz bu hadisin başka rivayet yolları da vardır. Hadiste geçen: "Allah ve Rasulünü onların dışındaki her şeyden daha çok sevmek" buyruğunun anlamı da şudur: İmanı kemale ulaşan bir kimse, Allah'ın ve Rasulünün haklarının, kendisi üzerinde babasının, annesinin, çocuklarının, eşinin ve bütün insanların haklarından daha öncelikli ve tekidli olduğunu bilir. Çünkü sapıklıktan kurtulup hidayete erişmek, ateşten kurtulmak ancak Allah'ın lütfu ve Rasulünün tebliği ile mümkün olmuştur. Allah Rasulünü sevmenin belirtileri arasında sözle ve fiille onun dinine yardım etmeyi sevmesi, şeriatini koruyup himaye etmesi, onun ahlakı ile ahlaklanması da vardır. Doğrusunu en iyi bilen Allah'tır.
KİTABU’L-EDEB EK SAYFA – 1987-5 قول الله تعالى: {يا آيها الذين آمنوا لا يسخر قوم من قوم} الآية /الحجرات:11/. 43. ALLAH TEALA'NIN: "EY İMAN EDENLER! BİR ERKEK TOPLULUĞU,' BAŞKA BİR ERKEK TOPLULUĞU İLE ALAY ETMESİN. ONLAR DİĞERLERİNDEN HAYIRLI OLABİLİRLER ... İŞTE ONLAR ZALİMLERİN TA KENDİLERİDİR.(Hucurat,11)" BUYRUĞU حدثنا علي بن عبد الله: حدثنا سفيان، عن هشام، عن أبيه، عن عبد الله بن زمعة قال: نهى النبي صلى الله عليه وسلم أن يضحك الرجل مما يخرج من الأنفس، وقال: (بم يضرب أحدكم امرأته ضرب الفحل، ثم لعله يعانقها).
وقال الثوري ووهيب وأبو معاوية عن هشام: (جلد العبد). "Yüce Allah'ın: "Ey iman edenleri Bir erkekler topluluğu başka bir erkek topluluğu ile alayetmesin ... "(Hucurat, 11) Buhari bu başlıkta iki hadis zikretmektedir. Bunlardan birincisi Abdullah İbn Zem'a'nın: "Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem kişinin başkasından çıkan şeylere gülmesini nehyetti" hadisidir. "Ve 'ş-şemsi ve duhaha: And olsun güneşe ve aydınlığına"(Şems, 1) buyruğunun tefsirinde bir başka yoldan hadisin buradaki ravisi olan Hişam İbn Urve'den şu lafızia geçmiş bulunmaktadır: "Sonra onlara osuruk hakkında vaaz ederek: Onlardan herhangi birisi ne diye kendisinden çıkan bir şeye gülüyor ki, buyurdu."
Ayetteki "alay etmesin" buyruğu alayetmeyi yasaklamaktadır. Böylelikle kişinin başkasını küçük düşürerek alayetmesinin yasaklığı varid olmuş bulunmaktadır. Halbuki alayedilen kimsenin aslında alayedenden daha hayırlı olması ihtimali de vardır. Müslim, Ebu Hureyre'den merfu olarak zikrettiği bir hadiste şu ifadeleri de rivayet etmiş bulunmaktadır: "Kişinin Müslüman kardeşini küçük gQrmesi, şerden payına düşen olarak ona yeter."
Yine Müslim'de, Ebu Hureyre tarafından rivayet edilen şu hadis de yer almıştır: "Müslümanın her şeyi Müslümana haramdır. Kanı da, ırzı da, malı da."

Zincir sözün kaynağından musannife doğru sıralanmıştır: 1 = sözü söyleyen/ilk aktaran, sonrakiler onu sırayla nakledenler, en altta eseri derleyen Buhârî. Râviye tıklayınca aynı râvinin geçtiği tüm hadisler listelenir; parantezdeki sayı râvinin sitedeki hadis kitaplarında geçtiği hadis sayısıdır.