

vakit, birbirleriyle konuşmaması demektir. Yoksa burada maksat, vatandan ayrılık değildir. Bunun hükmü daha önceden açıklanmış bulunmaktadır. "Ve Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in: Bir kimsenin kardeşine üç günden fazla küs durması helal değildir, buyruğu." Nevevi dedi ki: İlim adamları şöyle demiştir: Müslümanlar arasında üç günden fazla bu şekilde dargın durmak nass ile haramdır. Bu nassın mefhumundan da üç gün içerisinde bunun mubah olduğu anlaşılmaktadır. Bu süre zarfında dargın durmanın affedilmesinin sebebi ise, Ademoğlunun yapısında kızgınlık ve öfkenin bulunması dolayısı iledir. Bu arızi halin zeval bulup normal hale dönülmesi için bu kadarlık bir süreye müsamaha gösterilmiştir.
"Bu dargınlık süresi İbnu'z-Zubeyr'e uzun gelmeye başlayınca, el-Misver İbn Mahreme ile Abdurrahman İbn el-Esved İbn Abdi Yeğus ile -ki ikisi de Zühre oğullarındandır- konuştu." Daha önce geçen Urve yoluyla gelen rivayette de şöyle denilmektedir: "İbnu'z-Zubeyr, Kureyş'ten birtakım adamları, özellikle de Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in dayılarını araya şefaatçi koydu (iltimas etmelerini istedi)." Orada, buradaki "dayılık"ın anlamını ve Zühre oğullarının babası ve annesi tarafından Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem'e yakınlıklarını da açıklamış bulunuyorum.
"Onun benim ile ilişkiyi koparmaya dair adakta bulunması ona helal değildir." Çünkü İbnu'z-Zubeyr onun kız kardeşinin oğlu idi ve çoğunlukla İbnu'zZubeyr'in terbiyesini bizzat kendisi üstleniyordu. "Aişe'nin boynuna sarıldı. Ona yalvarıp ağlamaya koyuldu." el-Evzai 'nin rivayetinde de "ona ağladı, kendisi de ağladı ve İbnu'z-Zubeyr, Aişe'yi öptü" şeklindedir. el-Evzai'nin, el-İsmail1 tarafından zikredilen diğer rivayetinde: "İbnu'zZubeyr Allah adına ve akrabalıklarını hatırlatarak ona yalvardı" şeklindedir.
" Yani akrabalık bağını gözetmenin, affetmenin, öfkeyi yenmenin faziletine dair varid olan buyrukları ona hatırlatmaları üzerine demektir. "Bu adağı sebebi ile kırk köle azad etti." el-Evzai'nin rivayetinde "daha sonra Yemen'e bir miktar mal gönderdi, o mal ile onun için kırk köle satın alındı. O da adağına kefaret olmak üzere o köleleri azad etti" denilmektedir. Daha önce geçen Urve rivayetinde de "ona on köle gönder(il)di. O da o köleleri azad etti" denilmektedir.
Zahirinden anlaşıldığına göre bu köleleri ilk ol3rak ona gönderen kişi Abdullah İbn ez-Zubeyr'dir. Bu başlıktaki rivayete de aykırı değildir. Çünkü bundan sonra kırkı tamamlamak üzere geriye kalan köleleri onun satın alıp azad etmiş olması mümkündür. İlim adamlarının çoğu der ki: Mücerred olarak selam vermek ve selamın alınması ile aradaki dargınlık ortadan kalkmış olur.
Ahmed der ki: Baştan beri bulunduğu ilk hale geri dönülmedikçe dargınlık halinden (ve bunun vebalinden) kurtulmak mümkün değildir. Yine şöyle demiştir: Eğer konuşmamak rahatsızlık veriyor ise, selam vermekle bu dargınlık sona ermiş olmaz. İbnu'l-Kasım da böyle demiştir. lyad da şöyle demektedir: Eğer birisi ile konuşmuyar ise bize göre ona selam verse dahi onun o konuşmadığı kimse hakkındaki şahitliği kabul edilemez. Yani bu da İbnu'l-Kasım'ın görüşünü desteklemektedir.
Derim ki: Arada şöylece fark gözetmek mümkün olabilir: Şahitlik meselesinde iş sıkı tutulur. Konuşmamak da içinde konuşmadığı kimseye karşı olumsuz bir şeyler gizlediği izlenimini verir. Bundan dolayı onun aleyhine yapacağı şahiHiği kabul edilmez. Selamın terk edilmesinden sonra üç gün içerisinde selam vermekle dargınlığın ortadan kalkması ise kabul edilmeyecek bir şey değildir. Cumhurun lehine Taberani'nin Zeyd İbn Vehb yoluyla naklettiği rivayet de delil gösterilmiştir. Zeyd İbn Vehb, İbn Mesud'dan mevkuf bir hadiste şu ifadelerin de yer aldığı bir rivayet nakletmektedir: "Onun (dargınlıktan) dönmesi ise, gidip ona selam vermesidir."
İşte bu hadisler, Müslüman kardeşinden yüz çevirip ona selam vermeyip onunla konuşmaması dolayısıyla kişinin günahkar olacağına delil gösterilmiştir. Çünkü bir şeyin helalolmadığının söylenmesi, haram olmasını gerektirir. Haramı işleyen bir kimse de günahkardır. İbn Abdilberr dedi ki: Üç günden fazla dargınlığın caiz olmadığı üzerinde ilim adamları icma' etmişlerdir. Ancak kendisi ile konuşulması halinde dinine bir zarar geleceğinden yahut canına ya da dünyasına bir zarar geleceğinden korkulan kimse olması müstesnadır. Eğer kendisi ile konuşulmayan kişi böyle ise caizdir. Nice güzel bir dargınlık ve ayrılık, rahatsız edici, eziyet verici birliktelikten, iç içe oluştan daha hayırlıdır.
KİTABU’L-EDEB EK SAYFA – 1996-2 باب: ما يجوز من الهجران لمن عصى. 63. ASİ OLANDAN DARlLMANIN CAİZ OLUŞU وقال كعب، حين تخلف عن النبي صلى الله عليه وسلم: ونهى النبي صلى الله عليه وسلم المسلمين عن كلامنا، وذكر خمسين ليلة. Ka'b İbn Malik de Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'den (Tebuk'ta) geri kalışı ile ilgili olarak: "Ve Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem Müslümanlara bizlerle konuşmayı yasakladı" demiş ve bunun elli gün sürdüğünü söylemiştir .
حدثنا محمد: أخبرنا عبدة، عن هشام بن عروة، عن أبيه، عن عائشة رضي الله عنها قالت: قال رسول الله صلى الله عليه وسلم: (إني لأعرف غضبك ورضاك). قالت: قلت: وكيف تعرف ذاك يا رسول الله؟ قال: (إنك إذا كنت راضية قلت: بلى ورب محمد، وإذا كنت ساخطة قلت: لا ورب إبراهيم). قالت: قلت: أجل، لست أهاجر إلا اسمك. "Asi olana darılmanın caiz oluşu." Buhari bu başlık ile caiz olan dargınlığı açıklamak istemiştir. Çünkü bu husustaki umumi yasak, dargınlığı için meşru bir sebebi bulunmayan kimseler hakkında özeldir.
Böylelikle burada dargınlığı haklı kılan bir sebebin olduğu da ortaya çıkmaktadır. Bu da masiyet işleyen bir kimseden darılmaktır. Onun böyle bir masiyet işlediğini bilen bir kimsenin, o masiyetten vazgeçmesi için darılması caizdir. İyad dedi ki: Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'e kızmak, büyük bir masiyet olmakla ve Aişe'nin Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'e kızmasında böyle bir sakınca bulunmakla birlikte bağışlanmasının sebebi, onu bu tutuma itenin kadınların mayasında bulunan kıskançlık oluşu dolayısıyladır. Böyle bir kıskançlık ise ancak aşırı sevgiden dolayıdır. Bu sebeple onun bu kızgınlığı, ayrıca nefreti beraberinde getirmediğinden bağışlanmıştır. Çünkü asıl küfre ya da masiyete götüren, Nebie karşı nefret beslemektir. Nitekim onun: "Ben sadece senin adından ayrı kalırım" demesi de onun kalbinin Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in sevgisiyle dolu olduğunun delilidir.
KİTABU’L-EDEB EK SAYFA – 1996-3 باب: هل يزور صاحبه كل يوم، أو بكرة وعشياً. 64. KİŞİ ARKADAŞINI HER GÜN MÜ YOKSA SABAH VE AKŞAM MI ZİYARET EDER? حدثنا إبراهيم بن موسى: أخبرنا هشام، عن معمر. وقال الليث: حدثني عُقَيل: قال ابن شهاب: فأخبرني عروة بن الزبير: أن عائشة زوج النبي صلى الله عليه وسلم قالت: لم أعقل أبوي إلا وهما يدينان الدين، ولم يمر عليهما يوم إلا يأتينا فيه رسول الله صلى الله عليه وسلم طرفي النهار، بكرة وعشية، فبينما نحن جلوس في بيت أبي بكر في نحر الظهيرة، قال قائل: هذا رسول الله صلى الله عليه وسلم، في ساعة لم يكن يأتينا فيها، قال أبو بكر: ما جاء به في هذه الساعة إلا أمر، قال: (إني قد أذن لي بالخروج).
"Arkadaşım her gün mü yoksa sabah ve akşam mı ziyaret eder?" Denildiğine göre aşiy (akşam), zevalden karanlık vaktine kadar olan süredir. Tan yerine kadar olan süre olduğu da söylenmiştir. Hadisin uzun haliyle yeteri kadar şerhi daha önce "Medine'ye hicret" başlığında geçmiş bulunmaktadır. Buhari bu başlıkla: "Ara sıra ziyaret et ki, sevgin de artsın" diye meşhur olan hadisin senedinin zayıf olduğuna işaret etmiş gibidir. Bu hadis çeşitli yollardan varid olmakla birlikte çoğunun rivayet yolları garip olup onların hiçbirisi tenkitten kurtulamamıştır.
İbn Battal dedi ki: iltifat gösteren dostun çokça ziyaret edilmesi -başkasından farklı olarak- ancak sevgiyi artırır. باب: الزيارة، ومن زار قوما فطعم عندهم. 65. ZİYARET ETMEK VE BİR TOPLULUĞU ZiYARET EDİP YANLARINDA YEMEK YİYEN KİMSE وزار سلمان أبا الدرداء في عهد النبي صلى الله عليه وسلم فأكل عنده. Selman, Nebi s.a.v. döneminde Ebu'd-Derda'yı ziyaret etmiş ve yanında yemek yemiştir.
حدثنا محمد بن سلام: أخبرنا عبد الوهاب، عن خالد الحذاء، عن أنس بن سيرين، عن أنس بن مالك رضي الله عنه: أن رسول الله صلى الله عليه وسلم زار أهل بيت في الأنصار، فطعم عندهم طعاماً، فلما أراد أن يخرج، أمر بمكان من البيت فنضح له على بساط، فصلى عليه ودعا لهم. "Ziyaret", yani ziyarette bulunmanın meşru oluşu "ve bir topluluğu ziyaret edip yanlarında yemek yiyen kimse." Bu da ziyaretin tamam olması için ziyarette bulunan kimseye hazır bulunan bir yiyeceği sunmanın sözkonusu olduğu anlamına gelir. Bu açıklamayı da İbn Battal yapmıştır. Böyle bir iş, aradaki sevgiyi sağlamlaştırır ve artırır.
Derim ki: Bu hususta Hakim'in ve Ebu Ya'la'nın, Abdullah İbn Ubeyd İbn Umeyr yolu ile rivayet ettikleri bir hadis vardır. Abdullah İbn Ubeyd İbn Umeyr dedi ki: "Cabir'in yanına Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in ashabından birkaç kişi girdi. O da onlara ekmek ve sirke takdim etti. Yiyiniz, dedi. Çünkü ben Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem'i: Sirke ne güzel katıktır, buyururken dinledim. Şüphesiz bir adamın yanına kardeşlerinden birkaç kişi gelip de evinde bulunan şeyleri sunmayı küçümseyerek onlara takdim etmemesi o kişinin helaki demektir. Onların da kendilerine sunulan yemeği küçük görmeleri, helak olmaları demektir."
Ziyaret yapmanın fazileti hakkında çeşitli hadisler varid olmuştur. Bunlardan birisini hasen olduğunu belirterek Tirmizi, sahih olduğunu da belirterek İbn Hibban rivayet etmiş olup, Ebu Hureyre'nin Nebie merfu olarak naklettiği şu hadistir: "Kim bir hastayı yahut Allah yolunda kardeşi olan birisini ziyaret ederse, bir münadi ona: Sen de hoşsun, yürümen de hoştur ve sen cennetten bir yer edinmiş oldun, diye nida eder."
Bu hadisin el-Bezzar'da, Enes'ten ceyyid bir senedie rivayet ettiği bir şahidi vardır. Malik ve sahih olduğunu belirterek İbn Hibban, Muaz İbn Cebel'den şu merfu hadisi zikretmektedirler: "Benim için birbirleri ile ziyaretleşenlere sevgim bir haktır." Hadisten ziyaretin, ziyaret eden kimsenin de ziyaret edip yanında yemek yediği kimselere dua etmesinin müstehap olduğu anlaşılmaktadır.
KİTABU’L-EDEB EK SAYFA – 1996-4 باب: من تجمل للوفود. 66. GELEN HEYETLER İÇİN GÜZEL ELBİSELER GİYEN KİMSE حدثنا عبد الله بن محمد: حدثنا عبد الصمد قال: حدثني أبي قال: حدثني يحيى بن أبي إسحق قال: قال لي سالم بن عبد الله: ما الإستبرق؟ قلت: ما غلظ من الديباج، وخشن منه. قال: سمعت عبد الله يقول: رأى عمر على رجل حلة من إستبرق، فأتى بها النبي صلى الله عليه وسلم فقال: يا رسول الله، اشتر هذه، فالبسها لوفد الناس إذا قدموا عليك.
فقال: (إنما يلبس الحرير من لا خلاق له). فمضى في ذلك ما مضى، ثم أن النبي صلى الله عليه وسلم بعث إليه بحلة، فأتى بها النبي صلى الله عليه وسلم فقال: بعثت إلي بهذه، وقد قلت في مثلها ما قلت؟ قال: (إنما بعثت إليك لتصيب بها مالاً). فكان ابن عمر يكره العلم في الثوب لهذا الحديث. "Gelen heyetlere karşı güzel giyinen kimse". Huzuruna gelen kimseler için giyecek ve benzeri şeylerle kılığını, görünüşünü güzelleştiren kimse, demektir.
Heyetler (anlamındaki vufud) kelimesi, "vafid"in çoğulu olup emir vermek yetkisi yahut idarecilik yetkisi bulunan kimsenin yanına ziyaret etmek yahut erzak ve benzeri isteklerde bulunmak için gelen kimselere denilir. Burada Ömer'in "heyetler" sözünden kastı ise, Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in huzuruna kabileleri tarafından, kendileri adına İslam üzere bey'at etmek ve dönüp kendilerine öğretsinler diye din ile ilgili bilgileri öğrenmek üzere gönderilen elçilerdir.
Buhari'nin, başlığı soruya benzer bir surette kaydetmesinin sebebi ise, Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in, Ömer'in o teklifine karşı tepki göstermesi dolayısıyladır. Göründüğü kadarıyla Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in gösterdiği tepki, ipek giyme ile ilgilidir. Bunun karinesi de "bunu ancak. .. kimseler giyer" buyruğu olup güzel giyinmenin esasını reddetmemiş olmasıdır. Bununla birlikte o bu başlıkta İbn Ömer'in Utarid hullesi ile ilgili olayı zikretmiş bulunmaktadır. Hadisin yeteri kadar şerhi Libas (giyim) bölümünde(5841.hadiste) geçmiş bulunmaktadır.
باب: الإخاء والحلف. 67. KARDEŞLİK AKDİ VE İKİ TOPLULUK ARASINDA DOSTLUK ANTLAŞMASI وقال أبو جحيفة: آخى النبي صلى الله عليه وسلم بين سلمان وأبي الدرداء. Ebu Cuhayfe dedi ki: "Nebi s.a.v. Selman ve Ebu'd-Oerda arasında kardeşlik akdi yapt!." وقال عبد الرحمن بن عوف: لما قدمنا المدينة آخى النبي صلى الله عليه وسلم بيني وبين سعد بن الربيع. Abdurrahman İbn Avf dedi ki: "Biz Medine'ye geldikten sonra Nebi s.a.v. benimle Sa 'd İbn er-Rabi' arasında kardeşlik akdi yaptı."
حدثنا مسدَّد: حدثنا يحيى، عن حميد، عن أنس، قال: لما قدم علينا عبد الرحمن، فآخى النبي صلى الله عليه وسلم بينه وبين سعد بن الربيع، فقال النبي صلى الله عليه وسلم: (أولم ولو بشاة). "Kardeşlik ve dostluk antlaşması." Hilf (dostluk antlaşması) ahidleşmek demektir. Buna dair açıklamalar daha önceden Hicret bahsinin baş taraflarında (3937.hadiste) geçmiş bulunmaktadır. "Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem Selman ile Ebu'd-Oerda arasında kardeşlik akdi yaptı." Nevevi dedi ki: Olmadığı söylenen şey, birbirlerine mirasçı olma hilfi (antlaşması) ile şeriatın yasakladığı türden ahitleşmelerdir. Allah'a itaat, zulme uğramışa yardım, yüce Allah uğrunda kardeş olmak esasları üzerine hilf yapmak (ahitleşmek, andıaşmak) ise teşvik edilmiş bir husustur.
KİTABU’L-EDEB EK SAYFA – 1996-5 باب: التبسم والضحك. 68. GÜLÜMSEMEK VE GÜLMEK وقالت فاطمة عليها السلام: أسر إلي النبي صلى الله عليه وسلم فضحكت. Fatıma aleyhisselaın: "Nebi S.A.V. bana gizlice bir şey söyledi, ben de güldüm" dedi. وقال ابن عباس: إن الله هو أضحك وأبكى. İbn Abbas da: "Şüphesiz ki güldüren de, ağlatan da Allah'tır" dedi. حدثنا حبان بن موسى: أخبرنا عبد الله: أحبرنا معمر، عن الزُهري، عن عروة، عن عائشة رضي الله عنها: أن رفاعة القرظي طلق امرأته فبت طلاقها، فتزوجها بعده عبد الرحمن بن الزبير، فجاءت النبي صلى الله عليه وسلم فقالت: يا رسول الله، إنها كانت عند رفاعة فطلقها آخر ثلاث تطليقات، فتزوجها بعده عبد الرحمن بن الزبير، وإنه والله ما معه يا رسول الله إلا مثل هذه الهدبة، لهدبة أخذتها من جلبابها، قال: وأبو بكر جالس عند النبي صلى الله عليه وسلم، وابن سعيد بن العاص جالس بباب الحجرة ليؤذن له، فطفق خالد ينادي أبا بكر: يا أبا بكر، ألا تزجر هذه عما تجهر به عند رسول الله صلى الله عليه وسلم، وما يزيد رسول الله صلى الله عليه وسلم على التبسم، ثم قال: (لعلك تريدين أن ترجعي إلى رفاعة، لا، حتى تذوقي عسيلته ويذوق عسيلتك).
"Gülümsemek ve gülmek". Dilciler: Tebessüm (gülümsemek), gülmenin başlangıcıdır demişlerdir. Gülmek de sevinçten dişler görününceye kadar yüzün yayılmasıdır. Eğer bu sesli olup uzakta ki bunu duyacak şekilde olursa o takdirde kahkaha olur, değilse buna dahik (gülmek) denilir. Eğer sessiz olursa o takdirde tebessüm (gülümsemek) sözkonusudur. Ağzın önündeki dişlere de "davahik (gülerken görülen dişler)" denilir.
Bunlar da senaya (denilen ön dişler) ile el-enyab denilen (köpek dişleri) ve onların bitişiğinde bulunan ve nevaciz (küçük azı dişleri) denilen dişlerdir. "Fatıma: Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem, bana gizlice bir söz söyledi, ben de güldüm, dedi." Bu daha önce tamamıyla ve şerhi ile birlikte Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem vefatı bahsinde (4433 ve 4434 nolu hadiste) geçmiş bulunan Aişe'nin Fatıma aleyhisselam'dan rivayet etmiş olduğu hadisin bir kısmıdır.
"İbn Abbas dedi ki: Güldüren de, ağlatan da Allah'tır." Yani insanda gülmeyi ve ağlamayı yaratan O'dur. Bu da daha önce Cenazeler bölümünde (1288.hadiste) geçmiş bulunan İbn Abbas'ın hadisinin bir bölümüdür. İbn Abbas bu hadiste, feryad ve figan etmeksizin ağlamanın caiz oluşuna en-Necm suresindeki yüce Allah'ın: "Ve şüphesiz ki güldüren de, ağlatan da O'dur." (Necm, 43) buyruğunu zikrederek işaret etmektedir. Daha sonra Buhari bu başlık altında çoğu daha önce geçmiş bulunan ve hepsinde gülümsemenin ya da gülmenin sözkonusu edildiği dokuz tane hadis zikretmektedir. Bunlarda sözkonusu edilen gülümseme yahut gülmenin sebepleri farklı olmakla birlikte, çoğu hayret ifade eder, bazıları da hayret için dikkati çeker, bazılarında da latife olsun diyedir.
Başlıktaki birinci hadis (6084) Aişe r.anha'nın Rifaa'nın hanımının kıssası hadisidir Bundan maksat, hadiste geçen Aişe'nin "Reslilullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem ise gülümsemekten fazla bir şey yapmıyordu" sözleridir. İkincisi (6085 nolu hadis) Sa'd'in "Ömer izin istedi" hadisi olup, bunun da yeteri kadar açıklaması daha önce Ömer'in Menkıbelerilll başlığında geçmiş bulunmaktadır. Bu hadisin burada zikredilmesinden maksat, hadisteki: "Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem gülüyordu. Allah seni hep güldürsün, dedi" kısmıdır. Bu hadisten, gülmesi halinde büyük olan şahsiyete ne söyleneceği de anlaşılmaktadır.
Üçüncü (6086 nolu) hadis, Amr İbn Dinar'ın [Ebu'l-Abbas'tan, onun Abdullah İbn Ömer'den] diye rivayet edilen hadisidir. Bu hadise dair açıklama daha önce şerhiyle birlikte Taif gazvesi bahsinde geçmiş bulunmaktadır. Hadisin burada zikrediliş maksadı, hadisteki "bunun üzerine ResliluIlah Sallallahu Aleyhi ve Sellem güldü" ibaresidir. Bu hadislerin tümünden anlaşıldığı kadarıyla Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem çoğu hallerinde gülümsemekten daha ileriye gitmezdi. Bazı hallerde bunu daha ileriye götürüp güldüğü de olurdu. Gülmenin mekruh olanı ise çokça gülmek yahut bu işte aşınya gitmektir. Çünkü aşınsı vakarı giderir.
İbn Battal dedi ki: Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in fiill uygulamasından uyulması gereken, onun çoğunlukla yaptığıdır. Nitekim Buhari, el-Edebu'l-Müfred'de, İbn Mace de iki yoldan Ebu Hureyre'den: "Fazla gülme! Çünkü çokça gülmek kalbi öldürür" hadisini merfu olarak rivayet etmişlerdir. "Enes dedi ki: Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in boynuna baktım." Bu hadiste Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in hilmi, canında ve malındaki eziyete gösterdiği sabır, kalbini İslama ısındırmak istediği kimselerin katı ve kaba davranışlarını bağışlaması açıkça görülmektedir.
Böylelikle ondan sonra gelecek olan yöneticiler affetmek, kusurları görmezlikten gelmek ve yapılan kötülüklere karşı en güzeli ile karşılık verip o kötülükleri def etmek şeklindeki güzel ahlakına uysunlar. GÜLER YÜZ, İYİ

Zincir sözün kaynağından musannife doğru sıralanmıştır: 1 = sözü söyleyen/ilk aktaran, sonrakiler onu sırayla nakledenler, en altta eseri derleyen Buhârî. Râviye tıklayınca aynı râvinin geçtiği tüm hadisler listelenir; parantezdeki sayı râvinin bu kitapta geçtiği hadis sayısıdır.