

(Dünyanın korkulması gereken güzellikleri ve bunlar uğruna çekişmek) Dünyanın güzelliklerinden kasıt çekiciliği, parlaklığı, güzelliği ve göz alıcılığıdır . . Bunlar uğruna çekişmenin ne anlama geldiği konu açıklanırken anlatılacaktır. (Allah'a yemin ederim ki sizin fakir düşmenizden korkmuyorum) Böyle bir korku duymamasının sebebi dünya nimetlerinin ümmete verileceğini, onların zenginleşeceklerini bilmesidir. Nebilik alametlerinden biri de henüz gerçekleşmeyen olayları önceden bildirmektir.
(Bunlar uğruna çekişmek) Çekişmek bir şeyi çok fazla istemekten kaynaklanır. Bir şey bencilce istenir ve uğruna savaşılırsa korkulan durum ortaya çıkar. (Sizi helak eder) Yani dünya malı rağbet görür, kişi onu isteyerek rahatlar. Ancak elde etmesi engellenirse düşmanlık başlar, savaş ortaya çıkar, bu da insanları helake sürükler. İbn Battal şöyle demiştir: Dünya nimetlerini elde eden kişi kötü sondan ve bunlar sebebiyle karşılaşacağı imtihandan korkmalı, nimetlerin çekiciliğine kanmamalı, bunlar sebebiyle başkalarıyla çekişmemelidir.
(Dünyanın güzellikleri) Bunlardan kasıt insanın güzelliği ile övündüğü eşyalar, mallar, elbiseler ve ekinler gibişeylerdir. Oysa bunların hiç biri kalıcı değildir. (Baharda yeşeren bitkiler) Bakliyat gibi şeylerdir. (Çok yemekten öldürür ya da helak eder) Çok yemekten ölmek karnın şişmesi sonucu ölmektir. Güzel bir otlak bulan ve yemekte aşırı giden hayvanlar bu şekilde şişerek ölebilir.
Hayvanın midesindeki yemi geri getirerek tekrar çiğnemesi geviş getirmesidir. Daha sonra da bu yemleri ince bir pislik halinde atar. Burada anlatılan hayvan doyup da yedikleri midesinde ağırlık yapınca bunları atmakta zorlanır, bundan dolayı geviş getirerek yediklerini iyice ezer, güneşte de ısınınca artık hazmetmesi kolaylaşır. Böylece rahatlar ve ağırlıktan kurtulur. Aksi takdirde şişkinlik onu derhal öldürür.
Ez-Zeyn İbn EI-Münir şöyle der: Çayır çimenle beslenen hayvanın haline Nebi s.a.v.'in muhatapları alışkındI. Nasıl otladığını ve gezindiğini biliyorlardı. Çayır çimen hayvanın yemekten hoşlandığı yeşil otlardır, hayvan bunları yemekten lezzet alır ve çokça yer. Çayırda otlayan hayvan bunları azar azar, yavaş yavaş yediğinden dolayı rahatsızlık duymaz. Bu iyi olan durumdur.
Ancak çayır çimenin hiç zarar vermeyeceği anlamına gelmez. Bunları yiyenin istisna edilmesi yavaş yavaş yenmesinden dolayıdır, yoksa her çayır çimen otlayan hayvan hakkında değildir. Et-Tıbi şöyle der: Bu hadis dört gruptan bahsetmektedir: Lezzet alarak ve ölçüyü kaçırarak şişinceye değin yiyenler. Bunlar hemen helak olurlar. Aynı şekilde çok yiyen ama zarardan hile ile kurtulmaya çalışanlar da bir müddet sonra yenilir ve helak olurlar. Yine çok yiyen ama yediğinin verdiği zarardan kurtulmak için çabalayarak bunu sindirebilenler kurtulurlar. Aşırıya gitmeden yiyen ve geviş getirmek zorunda kalmayan, sadece açlığını bastırmak içi yiyenler ise yediklerini hazmederler. Bu dört grubun birincisi kafirlerdir.
İkincisi son anda tövbe etmeyi hatırlayan isyankar ve gafiııerdir. Üçüncüsü iyilikle kötülüğü bir arada işleyen ve makbulolacak bir zamanda tövbe edebilenlerdir. Dördüncüsü ise ahirete rağbet eden zahitlerdir. Bu dört grubun hepsi hadiste açık ve net olarak anlatılmaz. Ez-Zeyn İbn EI-Münir şöyle der: Bu hadiste sanatsal benzetmeler vardır. Birincisi mal ve kar bitkilere ve onların yeşermesine benzetilmiştir.
İkincisi kazanmaya çalışan ve sebeplere tutunan kişiler otlayan hayvanlara benzetilmiştir. Üçüncüsü çokça mal kazanmak ve saklamak yemekte aşırı gitmek ve mideyi doldurmaya benzetilmiştir. Dördüncüsü malını sevmesine ve değer vermesine rağmen elinden çıkaran kimsenin cimrilikteki aşırılığı hayvanın geviş getirdikten sonra pislemesine benzetilmiştir. Cimriliğin şer'an ne kadar pis olduğu böylece anlatılmıştır.
Beşincisi mal toplamaktan vazgeçip emekli olan kişinin durumu güneşe dönerek yan gelip yatan hayvana benzetilmiştir. Hayvanın en güzel, en sakin ve en rahat hali budur. Böylece bu durumda olmanın yararlarına ve maslahatına işarette bulunulmuştur. Altıncısı mal toplayıp da bunları vermekten kaçınan kimsenin durumu kendisine zarar veren yemi bedeninden uzaklaştıramayıp ölen hayvanın durumuna benzetilmiştir. Yedincisi mal, bir gün düşmanlık besleyebileceği akla gelmeyen arkadaşa benzetilmiştir. Mal, vasfı gereği insanın sevdiği ve bağlandığı bir şeydir. Bu durumundan dolayı mala kanan kimse, maldan dolayı uğrayabileceği akıbeti düşünemez. Sekizincisi malı hakkı olmadığı halde alan kimse, yiyip de doymayan kimseye benzetilmiştir.
Gazali şöyle demiştir: Mal hem zehir hem de panzehiri olan yılana benzer. Zararından korunmayı bilen bir bilgeye nasip olursa ondan panzehir elde eder ve mal bir nimet olur. Eğer ahmak birine nasip olursa helak edici bir bela olur. Bu hadiste imam ın Cuma hutbesi haricinde, va az verirken minberde oturabileceği gibi insanların da imanın etrafında oturabileceği hükmü yer alır. Hadis, dünya nimetleri için çekişmekten sakındım. İlim adamına anlaşılamayan meselelerde soru sormak ve muarazayı gidermek için delil istemek de bu hadise göre caizdir. Bu hadiste mal "hayır" olarak adlandırılmıştır. Bu ifadeyi "O insan hayra (mala) pek düşkündür"
ayeti de bu hadisi destekler Bir başka ayette de "Bir hayır (mal) miras bırakırsa" ifadesi yer alır. Hadiste hikmetli sözlerle misal getirmek, bazı sorulara cevap vermek gerektiğinde Nebi s.a.v.'in vahiy beklediği hükümleri de yer alır. Bu sonuncu hüküm hadisi rivayet eden sahabinin zannı ile sabit olmaktadır. Resulullah'ın veciz, kapsamlı ve konuyu anlaşılır hale getiren bir cevap verebilmek için sustuğunu düşünmek de mümkündür.
Düşünmek gerektiğinde cevap vermekte acele etmemek, inatlaşmak amacıyla soru sorduğu düşünülen kişinin kınanması, güzel soru sorana teşekkür edilmesi, fakir, düşkün ve yolcuya mali yardımın teşvik edilmesi, helalolmayan yollarla mal elde eden kişinin bu maldan bereket görmeyeceği, bu şekilde elde edilen malın yiyip yiyip doymamaya benzediği, israfın yasaklanması, fazla yemenin kötülenmesi, malı hak yolda harcamaktan kaçınmanın "Allah faizi yok eder ve sadakaları bereketlendirir" ayetinde bildirildiği üzere malın yok olmasına ve bereketinin gitmesine sebep olacağı hükümleri de hadisten elde edilen diğer hükümlerdir.
Bu hadisin şerhi "şehadet" kitabında ve "sahabenin faziletleri" kitabının baş kısmında yer almıştır. باب: قول الله تعالى: {يا أيها الناس إنَّ وعد الله حق فلا تغرَّنكم الحياة الدنيا ولا يغرَّنكم بالله الغَرور. إن الشيطان لكم عدو فاتخذوه عدواً إنما يدعو حزبه ليكونوا من أصحاب السعير} /فاطر: 5 - 6/. 8. "EY İNSANLAR! ALLAH'IN VA'Dİ GERÇEKTİR, SAKIN DÜNYA HAYATI SİZİ ALDATMASIN VE O ALDATICI (ŞEYTAN) DA ALLAH HAKKINDA SİZİ KANDIRMASIN! ÇÜNKÜ ŞEYTAN, SİZİN DÜŞMANINIZDIR, SİZ DE ONU DÜŞMAN SAYIN. O, KENDİ TARAFTARLARINI ANCAK ATEŞ EHLİNDEN OLMAYA ÇAĞIRIR (Fatır, 5, 6)'' جمعه سعر، قال مجاهد: الغَرور: الشيطان.
Mücahit ayette yer alan الغَرور kelimesinin şeytan anlamında olduğunu söylemiştir, حدثنا سعد بن حفص: حدثنا شيبان، عن يحيى، عن محمد بن إبراهيم القرشي قال: أخبرني معاذ بن عبد الرحمن: أن ابن أبان أخبره قال: أتيت عثمان بن عفان بطهور وهو جالس على المقاعد، فتوضأ فأحسن الوضوء، ثم قال: رأيت النبي صلى الله عليه وسلم يتوضأ وهو في هذا المجلس، فأحسن الوضوء ثم قال: (من توضأ مثل هذا الوضوء، ثم أتى المسجد، فركع ركعتين، ثم جلس، غفر له ما تقدم من ذنبه). قال: وقال النبي صلى الله عليه وسلم: (لا تغترُّوا).
Nebi s.a.v.'in "aldanmayın" demesinin anlamı Temizlik kitabında açıklanmıştı. Özetle mana şöyledir: Buradaki bağışlanma ifadesini umumi anlamıyla yorumlamayın, tüm günahların bağışlanacağını zannederek namazia nasılolsa bağışlanır diye gevşeyip günahlara dalmayın. Günahlara kefaret olan namaz makbul namazdır. Hangi namazın makbulolacağını da kimse bilemez.
Bu hadisle ilgili gördüğüm bir diğer yorum da namazın kefaret olduğu günahların sadece küçük günahlar olduğudur. Sakın bu hadisi yanlış anlayıp namazın kefaret olacağını sanarak büyük günah işlemeyin. Kefaret olunabilenler küçük günahlardır. Ya da aldanıp küçük günahları arttırmayın. Zira ısrar halinde, küçük günahlar da büyük günah hükmünde olur. Küçük günaha kefaret olan bir şey böyle bir günaha kefaret olmaz. Namazın küçük günahlara kefaret olması da itaatkar insanlara hastır. Masiyet işleyenler böyle bir mertebeye nail olamazlar.

Zincir sözün kaynağından musannife doğru sıralanmıştır: 1 = sözü söyleyen/ilk aktaran, sonrakiler onu sırayla nakledenler, en altta eseri derleyen Buhârî. Râviye tıklayınca aynı râvinin geçtiği tüm hadisler listelenir; parantezdeki sayı râvinin bu kitapta geçtiği hadis sayısıdır.