

Ahmed Davudoğlu açıklaması: Tıybî'nin beyânına göre Ubeyy (Radiyallahû anh) ashâb-1 kiramın en ziyâde vera' ve takva sahiplerinden biri idi. Böyle olmakla beraber o anda Nebi (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)'in —hâşâ— yalancı olduğu hatırından geçirecek kadar vesveseye düşmesi, şeytanın telvîs'indendir. Hz. Ubeyy'in kendi ifâdesinden anlaşılıyor ki, câhiliyyet devrinde Resûlullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)'in hak Nebi olduğunu kabul hususunda gaflet ve şüphe içinde bulunuyormuş. Fakat bu defa şeytan şüpheyi de geride bırakarak, Nebi (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)'i kat'î sûretde yalanlamayı ona vesvese sureti ile emretmiş. Kaadı İyâz: «Hatırdan geçen bu gibi şeyler, üzerinde durulmadıkça muâhazeyi mucip değildirler.» diyor. Filhakika Mâzirî'nin beyânına göre Hz, Ubeyy'e şeytan tarafından o dakika ilkaa edilen vesvese, Nebi (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)'in tenbîhi yâni göğüsüne çarpması ile derhâl zail olmuşdur. Zâten Resûlullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)'in dokunması, onun kalbine kötü kötü şeyler geldiğini anladığı içindir. Ubeyy (Radiyallahu anh) bu tenbîh darbesi ile kendine gelmiş ve yaptığından dolayı son derece utanç ve pişmanlık duyarak ter dökmüşdür. Hadîsin bu rivayetinde Hz. Cibril 'in, Kur'ân-ı Kerîm'i evvelâ bir vecih üzere indirdiği; sonra Resûlullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)'in ricası'üzerine iki veçhe çıkardığı; sonra tekrar ricası üzerine yedi harf üzerine okuttuğu bildiriliyor. Hâlbuki bundan sonraki rivâyetde üçüncü defada üç; dördüncüde yedi vecihle okuttuğu beyân edilmektedir. Bu suretle iki hadîs arasında zahiren bir münâfât göze çarpıyor. Ulemâ bu iki rivayetin arasını bulmuşlar ve: «Birinci rivâyetdeki (üçüncü defa) tâbirinden; murâd, sonuncu defadır. Netekim sonraki rivâyetde onun yerine (dördüncü) tâbirini kullanmışdır. Dördüncü defadan murâd, Hz. Cibtîl'in son gelişidir.» demişlerdir. Birinci rivâyetden Cebrail (Aleyhisselâm)'ın gelişlerinin biri hazfedilmiş de olabilir. Hz. Cibrîl'in bu mes'elede —her gelişinde— Allah'u Teâlâ'nın bir istek vermeyi va'd buyurduğunu söylemesi, isteğin kat'î sûretde verileceğini beyân içindir. Sâir istekler ise kat'î sûretde müstecâb değildirler. İçlerinden kabul edilenleri bulunduğu gibi; kabul edilmeyenler de vardır. Babımızın son hadisinde: «Ümmetin, Kur'ân'ı hangi harfle okurlarsa; matlûba isabet etmiş olurlar.» buyurulmaktadır. Bu cümleden murâd: «Ümmetin bu yedi vecihden biri ile okumakda serbestdir. Fakat yedi vecihden öteye geçemezler. Bunu böylece bilip; kendilerinden sonra gelenlere böylece nakletmeleri gerekir.» demekdir. Görülüyor ki yedi harf den muradın ne olduğu ulemâ arasında pek ihtilaflı bir mes'eledir. İmam Süyûtî «El-İtkaan» nâm eserinde bu bâbdaki kavilleri kırkbire, Keşraîri ise kırkbeşe çıkarmışdır. Ancak mezkûr kavillerin bir çoğu zayıfdır.

Zincir sözün kaynağından musannife doğru sıralanmıştır: 1 = sözü söyleyen/ilk aktaran, sonrakiler onu sırayla nakledenler, en altta eseri derleyen Müslim. Râviye tıklayınca aynı râvinin geçtiği tüm hadisler listelenir; parantezdeki sayı râvinin sitedeki hadis kitaplarında geçtiği hadis sayısıdır.