

Tahric: Buhari, 1876; İbn Mace, 3111; Tuhfetu'l-Eşraf, 12266 DAVUDOĞLU İZAHI
NEVEVİ ŞERHİ (370-372 numaralı hadisler): Resulullah (s.a.v.) (371): "İslam garip olarak başladı. .. İki mescit arasına çekilecektir" buyurmaktadır. Diğer rivayette (372) de: "Şüphesiz ki iman ... çekilecektir" buyurmaktadır. Bu babtaki lafızlara gelince: (370) "Ebu Hazim, Ebu Hureyre'den" de geçen Ebu Hazim'in adı Azze el-Eşcaiyye'nin azatlısı Selman el-Eşcai'dir. Ebu Hureyre'nin adının ise yaklaşık otuz görüşün en sahih olanına göre Abdurrahman b. Sahr olduğu da geçmişti. Resulullah (s.a.v.)'in: "İslam garip olarak başladı" buyruğunda ibtida kökünden gelen "bedee: başladı" diye harekelemiş bulunmaktayız. "Tuba: Ne mutlu"nun anlamına gelince, müfessirler "tubu onlara, güzel dönüş yeri de onlarındır" (Ra'd, 29) buyruğunun anlamı hakkında farklı görüşlere sahiptir. İbn Abbas (r.a.)'dan rivayet edildiğine göre sevinç ve göz aydınlığı anlamındadır. İkrime: Onlara ne güzel şeyler vardır. Dahhak: Onlar imrenilecek durumdadırlar, Katade: Onlara güzellik vardır diye açıklamışlardır. Yine Katade'den gelen rivayete göre bu, onlar hayır elde etmişlerdir, anlamındadır. İbrahim ise: Onlara hayır, şeref ve ikram vardır. İbn Aclan hayrın sürekliliği vardır, diye açıklamışlardır. Cennet diye açıklandığı gibi, cennetteki bir ağaç olduğu da söylenmiştir. İşte bütün bu açıklamalar hadisin anlamı olarak ihtimal dahilindedir. Allah en iyi bilendir. İsnatta (371) Şebabe b. Sewar da vardır. Şebabe bir lakaptır, adı Mervan' dır, açıklaması daha önce de geçmişti. Aynı hadiste Asım b. Muhammed el-Umeri'nin nesebi: Asım b. Muhammed b. Zeyd b. Abdullah b. Ömer b. Hattab -Allah onlardan razı olsun- şeklindedir. Resulullah (s.a.v.)'in (371): "Çekilir" fiili ye, hemze, kesreli re ve ze iledir. Meşhur olan budur. Bunu Metaliu'l-Envar sahibi çoğu raviden bu şekilde nakletmiş ve şunları söylemiştir: Ebu'l-Huseyn b. Serrac dedi ki: Re harfi ötrelidir. el-Kabusi ise re harfinin fethalı okunacağını nakletmektedir. Toplanır, bir araya gelir anlamındadır. Dilbilginleri ve Garibu'l-Hadis alimlerine göre meşhur olan anlamı budur. Bunun dışında pek kuwetli olmayan anlamlar da söylenmiştir. Resulullah (s.a.v.)'in: "İki mescit arası" buyruğundan kasıt ise, Mekke ve Medine mescitleridir. Diğer isnatta (372) Hubeyb b. Abdurrahman vardır. Buna dair açıklama daha önce geçmişti. Allah en iyi bilendir. Hadisin anlamına gelince: Kadı İyaz (rahimehullah) Resulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem)'in: "Garip olarak" buyruğu hakkında dedi ki: İbn Ebu Uveys'in, Malik (rahimehullah)'den rivayet ettiğine göre Medine'de (böyle başladı) demektir. İslam orada garip olarak başladı ve tekrar ona dönecektir. Kadı İyaz dedi ki: Hadisin zahiri anlamın genelolduğunu ve İslam'ın birkaç sayıda kişi ve bir azınlık arasında başladığını, sonra yayılıp, güçlendiğini sonra tekrar eksilip, ihlal edileceği ve nihayet yine başladığı gibi birkaç kişi ve bir azınlık arasında kalacağı anlamındadır. Hadis-i şerifte "garip/er" ile ilgili açıklama gelmiş bulunmaktadır. Bunlar ise kabilelerden çekilip, ayrılanlardır. el-Herevi dedi ki: Bu sözleriyle yüce Allah için vatanıarını terk eden Muhacir'leri kastetmektedir demiştir. Kadı dedi ki: Resulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem)'in: "O Medine'ye çekilecektir" buyruğunun anlamı, iman ilkinde de, sonunda da bu niteliğe sahiptir. Çünkü İslam'ın ilk zamanlarında imanı ihlaslı ve İslam'ı sahih olan herkes Medine' de idi. Ya orayı yurt edinmiş Muhacir idi yahut Resulullah (sallallil.hu aleyhi ve sellem)'i görmek isteyen, ondan öğrenen ve onun yakınında durmak isteyen kimselerdi. Ondan sonra halifeler zamanında da hem bu şekilde, hem de onlardan adaletli uygulamayı öğrenip, orada bulunan ashabın çoğunluğuna (Allah onlardan razı olsun) uymak için bulunurlardı. Daha sonra ise zamanın kandilleri ve hidayet imamları olan alimlerden Medine' de yaygın bulunan sünnetleri alıp öğrenmek için giderlerdi. Bundan sonraki her zamanda ve şu zamanımıza kadar Nebi (Sallallahu aleyhi ve Sellem)'in kabrini ziyaret etmek için ve Onun önemli olaylar yaşadığı yerler ile Onun ve ashab-ı kiramın izlerinin bereketinden yararlanmak için hep oraya giderler. Kadı İyaz'ın açıklamaları bunlardır. Allah doğruyu en iyi bilendir.
372 NOLU HADİSLERİN ŞERHİ: Müslim şarihlerinden. Kurtubî 'nin beyanına göre bazı hadis alimleri bu hadisin başındaki «bede'e» fi'lini hemzesiz olarak «beda» şeklinde okumuşlardır. Çünkü «başladı» manasına gelen «bede'e» fi'li müteaddîdir; mef'ul ister, halbuki hadisde mef'ul zikredümemiştir. Rivayet «bede'e» şeklinde hemze ile gelmişse de müşkildir. Hatta ulemadan bazıları bu rivayeti kabul etmiyerek kelimenin «zuhur etti» manasına gelen «beda» şeklinde okunacağım iddia etmişlerdir. «Beda» kelimesi lazım fi'l olduğu için mef'ule zaten hacet yoktur. Bu suretle hadis hem ma'nen hem de lafzan sahih olmuş olur. Ancak Kurtubî bu sözleri naklettikten sonra, hadisin «bede'e» lafzı ile rivayet edildiğini söyleyerek bunu kabul etmemenin yersiz olacağını, «bede'e» lafzı ile dahi ma'nanın sahih olduğunu bildirmiş; ve «çünkü hadisden maksat: İslamın az kimseler arasında intişare başladığını; sonra yine az kimselerde kalacağım haber vermektir. «Zuhur etti» manasına gelen «beda» ise onu bu maksattan uzaklaştırır.» demiştir. «Tuba»; masdarından alınmıştır. «Tîb» güzellik, temizlik, lezzet ve gönül hoşluğu manalarına gelir. İşte «fuİa> veznindeki «tuba» bu asıldan alınmış; «ta» nın harekesi damme olduğu için kelimenin «ya» sı «vav» a çevrilmiştir. Araplar «tuba» yi iki şekilde kullanırlar ve: «tubake» yahut «tuba leke» derler. Bu kelimenin manası hususunda müfessirler ihtilaf etmişlerdir. Sultanülmüfessirin îbni Abbas'a göre ferah ve göz aydınlığı manasınadır. îkrime 'ye göre «sana verilen ne güzel şeydir» Dahhak'a göre: «sana gıbta ederim», Katadeye göre: «hayıra isabet ettin.» demektir. Bazıları: «Tubadan murad; cennettir.» demiş; bir takımları da cennette bir ağaç olduğunu söylemişlerdir. Nevevî hadisdeki Tubanın bu manaların her birine ihtimali olduğunu söylüyor. Türkçede bu makamda: «müjdeler olsun» «ne mutlu» gibi ta'birler kullanılır. Guraba: garibin cem'idir. Esas itibarile gurbet: uzaklık demektir. Onun için de vatanından uzak düşenlere garib denilir. Yine bu manadan alınarak sürgüne tağrib denilmiştir. Hadisin ikinci rivayetinde; îslamın, deliğine çekilen yılan gibi. îki mescidin arasına çekilip toplanacağı bildiriliyor. Bu mescitlerden murad Mekke ile Medine mescitleridir. Hadisin manası hakkında Elmalılı Muhammed Hamdi Yazır merhum «Hak dini Kur'an dili» nam eserinde NemH suresinin son ayetlerini Tefsir ederken şunları söylemiştir: «Bu ayetin işaretine nazaran İslamın istikbali gece değil gündüzdür. Sönük değil parlaktır. Ara-sıra basan gece zulmetleri onu dinlendirip tekrar uyandırmak içindir. Bu mana maruf bir Hadis-i şerif ile şöyle beyan buyurulmııştur: Bu hadisdeki «Seyeudu» fiilini ekseri kimseler «seyesîru» manasına fi'li nakıs telakki ederek: «İslam garip olarak başladı (yahut zuhuretti) yine başladığı gibi garip olacak» diye yalnız inzar suretinde anlamış, bundan ise hep yeis, teammünı etmiştir. Halbuki Kamus'ta gösterildiği üzere «Ade» de olduğu gibi; dönüp yeniden başlamak manasına da gelir. Bu hadis de böyledir. Yani «islam garip olarak başladı (veya zuhur etti) ileride yine başladığı gibi garip olarak tekrar başlayacak (yahut yeniden zuhur edecek) ne mutlu o gariplere» demektir. Hadisin ahirin-deki Fetuba onun inzar için değil, tebşir için sevk buyrulduğunu gösterir, gerçi, bunda da dönüp garip olmak inzarı yok değil, lakin dönmeyip yeniden başlaması tebşiri vardır, İşte «Fetuba lilgureba» müjdeside bunun içindir. Çünkü onlar sabikun-i evvelun gibidirler. Binaenaleyh hadis de ye'si değil müjdeyi natıktır. Elmalılı merhumun izahatı burada bitti şimdi diğer İslam ulemasının izahlarını görelim: Kaadi Iyaz diyor ki: «İbni Ebî Üveys'in imam Malik (Rahimehullah)'dan rivayetine göre bu hadisin manası Medine'de İslamiyet garip olarak başlamış ve (günün birinde) yine oraya dönecektir. Hadisin zahiri umum bildirmektedir. İslamiyet bir kaç kişi arasında başlamış sonra yayılarak meydana çıkmıştır. Daha sonra ona noksanlık ve bozuntu arız olacak ve yine başladığı gibi bir kaç kişiden ibaret kimselerde kalacaktır. Gurebanın tefsiri bir hadiste varid olmuştur. Resulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)'e: «Gureba kimlerdir ya Resulullah?» diye sorulmuş. «Her kabilenin nezileridir.» cevabını vermiştir. Nezi' yahut nazî: Ailesinden uzak düşen manasınadır. Bununla Nebi (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) Allah ve Resulullah aşkına ailelerinden uzak düşen muhacirleri kastetmiştir. Resulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) in. «islamiyet Medine'ye çekilir» buyurmasının manası imanın evvel ve ahır bu sıfatta kalmasıdır. Çünkü İslamiyetin başında imanı halis ve İslamı sağlam olan herkes ya yerleşmek üzere muhacir olarak yahut Resulullah (Sallalîahu Aleyhi ve Sellem) 'i görmek, ondan bir şeyler öğrenmek ve ona yakın olmak aşkı ile Medine 'ye gelirdi. Ondan sonra Hulafa-i Raşidin^ zamanında dahi onlardan adalet numunesi almak, cumhuru sahabe (Ridvanullahi aleyhim) hazaratiyle onlardan sonra gelen ulemaya uymak, intişar eden sünneti onlardan almak için bu minval üzere devam ettiler. İman kalbine yer eden her müslüman Medineye gelirdi. Bu iş ta zamanımıza kadar devam ede gelmiştir. Maksat Nebi (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)'ın kabrini ziyaret etmek onun gezdiği yerlerle, eserleriyle ve ashab-ı kiramın eserleriyle teberruk etmektir. Binaenaleyh Medineye ancak mu'min olanlar gelir. «Kaadi îyaz'ın izahı da burada bitti. Davudi şöyle diyor: «Bu mesele Nebi (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) devriyle ondan sonra gelen sahabe ve daha sonra gelen tabiîn devirlerine mahsustur. Çünkü o devirlerde vaziyet dürüst idi.» Kurtubi; «Bu hadisde o devirler müslümanlarının doğru yolda ve bid'atlardan uzak olduklarına, onların fi'llerinin bizim, için hüccet teşkil ettiğine tenbih vardır. Nitekim İmam Malik'in mezhebi de budur.» diyor. Buhari şarihi Aynî de şunları söylüyor: «Bu hal Nebi (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) ile sahabe, tabiîn ve tebe-i tabiîn devirlerine mahsustur, ki bu müddet doksan seneden ibarettir. Ondan sonra haller değişmiş, bu husus zamanımızda bid'atlar çoğalmıştır.» Ulema-i Kiramın kavillerinden bu kadarcığını gördükten sonra, şunu da arz etmek isterim ki; bence hadisi şerif kıyamete yakın müslümanlığm başladığı devre döneciğini yani müslümanlarm azalacağını ve meşakkatlere maruz kalacaklarını takrir etmektedir. Nitekim bundan sonra göreceğimiz hadiste de kıyamete yakın, «Allah Allah» diyen kimse kalmıyacağı bildirilmektedir. Dünya müslümanlarının bu günkü hali nazarı dikkate alınırsa bu hadislerin geleceği haber veren birer mucize olduğundan şüphe etmemek gerekir. Kanaati acizanemce bu hadisde inzar veya tebşir diye bir şey yok sadece vukua gelecek hakikati ihbar vardır. Ulemanın: «İslamın dalgalı devirleri tebe-i tabiîn ile sona erer demelerine bakılarsa îslamın tekrar eski satvet ve şevketine dönmesi hayli şüphe götürür. Allah'ın lütfü inayetinden hiç bir zaman ümidimizi kesmemekle beraber bu hadisi zahirî manası üzerine bırakmak bence eslimi tariktir. Allah'u alem.» ALLAH BİLİR

Zincir sözün kaynağından musannife doğru sıralanmıştır: 1 = sözü söyleyen/ilk aktaran, sonrakiler onu sırayla nakledenler, en altta eseri derleyen Müslim. Râviye tıklayınca aynı râvinin geçtiği tüm hadisler listelenir; parantezdeki sayı râvinin sitedeki hadis kitaplarında geçtiği hadis sayısıdır.
Bu hadis 2 ayrı senedle (tarîk) rivayet edilmiştir; zincirler ayrı ayrı gösterilir.