

Ahmed Davudoğlu açıklaması: Bu hadîsleri Buhâri «Kitâbu'l-Cihâd»ın birkaç yerinde; Ebû Dâvûd ile Nesâî dahî aynı bahiste tahrîc etmişlerdir. Nebi (Sallallahu Aleyhi ve Sellm)'m düşmanla karşılaşmayı istemekten men' etmesi bu temenni böbürlenmeyi ve nefse, kuvvete güvenmeyi tezammun ettiği içindir. Bu bir nevi' zulümdür. Allah Teâlâ ise mazluma yardımı tekeffül buyurmuştur. Bir de bu hareket düşmanı hiçe Sayıp onunla alay etmek olur ki, ihtiyat ve tedbire muhaliftir. Huneyn harbinde müslümanlara ucub gelmiş, bu sebeple harbin başında bozulmuşlardı. Sonradan kendilerine gelince Allah'ın nusratı da yetişti. Müslüman —bugünkü telâkkinin aksine olarak— kendine ve kuvvetine değil, daima Allah'a güvenecektir. Sonra belâya sabır hususunda herkes bir değildir. Nebi (Sallallahu Aleyhi ve Sellm) ile birlikte harbeden bîr adam, aldığı yaraların acısına dayanamayarak intihar etmişti. Onun içindir ki, Hz. Ebû Bekir: «Bence afiyette olup şükretmem, ibtilâ edilip sabretmemden daha makbuldür.» demiştir. Ali (Radiyallahu anh)'ın dahî oğluna: «Yavrucuğum, sakın bir kimseyi mübârezeye davet etme! Ama seni birisi ona davet ederse hemen karşısına çık! Zîra o zâlimdir; Allah Teâlâ zulüm gören kimseye yardımı tekeffül buyurmuştur.» dediği rivayet olunur. Mübâreze: Harpten önce iki taraftan birer kişi çıkarak teketek harbetmeleridir. Bunun hükmü hususunda ibni'l-Münzir şunları söylemektedir: «Kendilerinden ilim alınan bütün ulemâ bir kimsenin mübârezeye çıkabileceğine ve kumandanın izni ile mübârezeye davet de edebileceğine ittifak etmişlerdir. Yalnız Hasan-ı Basrî müstesna! Çünkü o bunu mekruh saymıştır...» Bazıları kumandanın izninden bahsetmeksizin mübârezeyi mubah görmüşlerdir, imam Mâlik ile Şâfiî’nin kavilleri budur. Mübârezeyi kâfir isterse karşısına çıkmak müstehab olur. Çıkacak kimsenin tecrübeli olması ve kumandanın izni ile çıkması da müslehaetır. Ashab-ı kiramdan müşriklerle mübâreze edip boyunlarını vuranlar olmuştur. Hadîs-i şerîf düşman karşısında sabırla harbetmeye teşvik ediyor. Filhakika harbin en kuvvetli rüknü sabırdır. ALLAH Teâlâ harp âdabını şu âyet-i kerîmede toplamıştır «Ey imân edenler! Bir bölükle karşılaşırsanız derhal sebat edin! Allah'ı da çok anın ki felah bulasınız! Hem Allah'a ve Resulüne itaat edin! Çekişmeyin! Yoksa başarısızlığa uğrarsınız; kuvvetiniz gider. Sabredin! Şüphesiz ki Allah sabredenlerle beraberdir. Yurdlarından şımararak, insanlara gösteriş yaparak çıkan ve Allah yolundan men'edenler gibi olmayın!» [Enfal 46-47] Allah'tan afiyet dileği hususunda birçok hadîsler vârid olmuştur. Bundan murâd: Bedene ait bütün iç ve dış hastalıkları ile dünya ve âhirete ait bütün kötülüklerin defini istemektir. «Bilin ki cennet kılıçların gölgeleri altındadır.» cümlesi: Allah'ın sevabı ve Cennete götürecek sebebi Hak yolunda harbetmekte ve harbe gitmektedir. O halde hemen sadakatla harbe koşun ve sebat edin! manasınadır. Ulemânın beyanına göre Resulü Ekrem'in harbi öğleden sonraya bırakması o zaman hava bir parça serinleyip harbe daha elverişli olduğu içindir. Buhârî'nin rivayet ettiği bir hadîste: «Resûlullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) harbi rüzgârlar esip, namaz vakti gelinceye kadar te'hlr ederdi.» denilmiştir ki, bunun bir sebebi de namaz vaktinin ve o vakitte yapılan duaların faziletidir. Hadîsin ikinci rivayeti düşmanla karşılaşıldığı vakit duâ ederek Allah'tan zafer niyazında bulunmanın müstehab olduğuna; keza hadîs rivayetinde yazışma ve icazetle amel edilebileceğine delildir. Nitekim usul, fıkıh ve hadîs ulemâsının cumhuru da buna kail olmuşlardır. Mahir: İcazet ile rivayet'in umumi ve mechul türlerinde ihtilaf vardır. Örneğin ''Senin tüm çocuklarına'' , '' La ilahe İllallah diyen herkese'' gibi. Geniş bilgi için ana sayfadaki Hadis terimleri bölümüne bakabilirsiniz.

Zincir sözün kaynağından musannife doğru sıralanmıştır: 1 = sözü söyleyen/ilk aktaran, sonrakiler onu sırayla nakledenler, en altta eseri derleyen Müslim. Râviye tıklayınca aynı râvinin geçtiği tüm hadisler listelenir; parantezdeki sayı râvinin sitedeki hadis kitaplarında geçtiği hadis sayısıdır.