

Ahmed Davudoğlu açıklaması: Bu hadisi Buhâri «Meğazi» bahsinde; Nesâi «Kitâbu'l-Menakıb»'de tahric etmişlerdir. Resûlullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) Hz. Ali'yi Medine'de kendi yerine bırakarak Tebûk gazasına gitmiş. Bunu gören münafıklar: «Muhammed Ali'yi istiskal için Medine'de bıraktı, bunu hiçe saydı.» demişlerdi. Hz. Ali bunu işitince silâhına sarılarak yolda Resûlullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)'e yetişti ve münafıkların söylediğini ona nakletti. Resûlullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem): «Yalan söylemişler, ben seni ancak arkamda bıraktıklarıma halife tayin ettim. Hemen dön. Gerek benim ailem, gerekse kendi ailen hususunda benim halifem ol! Yâ Ali, bana Musa'ya nisbetle Harun yerinde olmaya razı değil misin?» buyurmuştu. Kaadi İyad diyor ki: «Rafiziler'den bazıları ile İmamiye vesair Şia fırkaları hilâfetin Hz. Ali'nin hakkı olduğunu ve Nebi (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)'in hilâfeti ona vasiyet ettiğini iddiada bulunmuş ve bu hadisle istidlal etmişlerdir. Sonra kendi aralarında ihtilâfa düşmüşler. Rafiziler Hz. Ali'den başkasını hilâfete geçirdiler diye ashâb-ı kiramı tekfir etmiş; bazıları daha ileri giderek Hz. Ali'ye kâfir demek ietisarında bulunmuşlardır. Çünkü onlarca Ali (Radiyaliahu anh) hakkını aramamıştır. Bunların mezhebleri hepsinden bozuk, akılları da hepsinden fâsitdir. Kavilleri redde veya münazaraya değmez. Bunu söyleyenin küfründe şüphe yoktur. Çünkü bütün imamların ve ilk müslümanların küfrüne kail olan kimse şeriatın naklini iptal etmiş ve İslâm'ı yıkmış demektir. Bunlardan geri kalan taşkınlara gelince: Onlar bu mesleği tutmamışlardır,İmamiye taifesi ile Mutezileden bazıları ilk müslümanların Hz. Ali meselesinde yanıldıklarını söylerler. Onlara kâfir demezler. Hattâ Mutezile'den bazıları onları hataya bile nisbet etmezler. Çünkü onlara göre ehli varken daha aşağı dereceli bir kimseyi halife tayin etmek caizdir. Halbuki bu hadisde onların hiç birine delil yoktur. Hadisde yalnız Hz. Ali'nin fazileti isbat edilmekte, onun başkasından efdal yahut başkasının misli olduğuna dair söz yoktur. Nebi (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)''den sonra onun halife olacağına delâlet de yoktur. Çünkü Peygamber (Sallallahu Aleyhi ve Sellem), Hz. Ali'ye bu sözü kendisini Tebûk gazasında Medine'de kendi yerine bıraktığı zaman söylemiştir. Hadisi şerif de müşebbehin bih olan Harun (Aleyhisselâm)'ın Hz. Musa'dan sonra halife olmayıp, onun hayatında hattâ Musa (Aleyhisselâm)'ın vefatından kırk sene kadar önce dünyadan gitmesi de bunu te'yid eder.» Ulemânın beyânına göre zahir mânâsı itibariyle bir sahabiye müdahele sayılan hadislerin te'vili icab eder. Burada Hz. Muâviye'nin sözü Hz. Ali‘ye sövmesi için açık bir emir değildir. O yalnız sövmesine ne mâni olduğunu sormuştur. Ve herhalde: «Vera' ve takvadan dolayı mı, yoksa korku gibi bir şey sebebiyle mi bundan vaz geçtin. Eğer takva ve ihtiram için söğmedinse isabet etmişsin, iyi yapmışsın, başka bir sebeple vazgeçtinse onun da cevâbı başkadır.» demek istemiştir, ihtimal Hz. Sa'd, Hz. Ali'ye söğen taife ile berabermişdir. Fakat bu sefer onlarla beraber söğmemiştir. Muâviye (Radiyallahu anh) bunu sormuştur. Bu sözün başka te'vile de ihtimali vardır. O bununla: «Hz. Ali'nin çtihadında hata ettiğini söylemekten seni ne men etti. Bu meselede bizim içtihadımızın güzel, onunsa hatalı olduğunu halka açıklasaydın ya!» demek istemiş de olabilir.

Zincir sözün kaynağından musannife doğru sıralanmıştır: 1 = sözü söyleyen/ilk aktaran, sonrakiler onu sırayla nakledenler, en altta eseri derleyen Müslim. Râviye tıklayınca aynı râvinin geçtiği tüm hadisler listelenir; parantezdeki sayı râvinin sitedeki hadis kitaplarında geçtiği hadis sayısıdır.
Bu hadis 2 ayrı senedle (tarîk) rivayet edilmiştir; zincirler ayrı ayrı gösterilir.