

Ahmed Davudoğlu açıklaması: Ebû Hureyre rivayetini Buhârî «Kitâbu'l-Enbiya»'da tahric etmiştir. Ehl-i Sünnet vel-cemaatın mezhebine göre, cennetlikler cennetin hatır ve hayâle gelmeyen nimetlerinden yiyip içerler. Muhtelif nimetlerden tıev'ilerine göre daimî surette lezzet alırlar. Onların bu hâli dünya nimetleri şeklinde tecelli ederse de, nimetler arasındaki lezzet ve nefaset farkı pek büyük olduğundan, dünya nimetleri onlara sadece ismen uymuş olurlar. Cennetlikler abdest bozmamak, burun atmamak gibi husûsatta da dünyadaki hallerinden ayrılırlar. Gerek bu hadîsler, gerekse Kur’an-ı Kerîm'in âyetleri cennet nimetlerinin ebedî olup, bitip tükenmeyeceğine delildirler. Bu rivâyetlerdeki ikişer zevceden murad; dünya kadınlarıdır. Hadîsdeki: «Sabah, akşam tesbîhde bulunmak...» tâbirinden murad; o mikdar demektir. Zira az yukarda işaret ettiğimiz gibi, cennette güneş doğması, güneş batması gibi şeyler yoktur. Hadîsin «yülhemûne» cümlesi «tülhemûne» şeklinde de rivayet olunmuştur. Bu takdirde mânâ şöyle olur. Onlara tesbih ve tahmid, size nefes almak ilham edildiği gibi ilham olunur. Cü â': Geğirmek demektir. Geğirmek, insan doyduğu vakit solukla beraber içinden çıkan sesdir. Yalnız Cennetteki geğirmek dünyadaki gibi nahoş olmayacaktır. Burada şöyle bir sual hatıra gelebilir. Cennet teklif yeri olmadığı halde, neden cennetliklere tesbih ve tahmidde bulunmaları ilham olunacaktır? Cevab: Buradaki tesbih, nimet ve lezzet tesbihidir. Cennetlikler bunu mükellef oldukları için değil, Allah Teâlâ'yı görmekle duyacakları lezzet ve mehabbetden dolayı yapacaklardır.

Zincir sözün kaynağından musannife doğru sıralanmıştır: 1 = sözü söyleyen/ilk aktaran, sonrakiler onu sırayla nakledenler, en altta eseri derleyen Müslim. Râviye tıklayınca aynı râvinin geçtiği tüm hadisler listelenir; parantezdeki sayı râvinin sitedeki hadis kitaplarında geçtiği hadis sayısıdır.