Saîd b. Cübeyr

Ebû Muhammed · Tâbiî, müfessir ve Kûfeli âlim

Saîd b. Cübeyr b. Hişâm

Doğumh. 46
Vefath. 95
KünyeEbû Muhammed
Nisbeel-Hâfız, eş-Şehîd, el-Mukrî, el-Esedî, el-Vâlibî, el-Kûfî, et-Temîmî
Yaşadığı yerlerİsfahan, köyü, Kûfe
Tabaka3. tabaka
Cerh-ta'dîlsika sebt

Hakkında

Ebû Abdillâh (veya Ebû Muhammed) Saîd b. Cübeyr b. Hişâm el-Esedî, Habeşî asıllı olup Mekke'de Benî Esed'e bağlı bir ailenin âzatlısıydı; bu yüzden Esedî nisbesiyle anılır. Yaklaşık hicrî 45 (m. 665) yılında doğdu. İlmini büyük ölçüde Abdullah b. Abbas ile Abdullah b. Ömer'den aldı; onlardan hadis, fıkıh ve tefsir okudu.

Kûfe'ye yerleşerek burada bir ders halkası kurdu ve kısa sürede şehrin önde gelen âlimi haline geldi; kendisine âlimlerin sarrafı anlamında cihbizü'l-ulemâ denildi. Halife Abdülmelik'in isteğiyle, 80 (m. 699) yılından önce tamamlandığı belirtilen erken tarihli bir tefsir çalışması hazırladı; Taberî gibi sonraki müfessirler bu birikimden yoğun biçimde faydalandı. Hadis münekkitleri onu güvenilir, âlim ve âbid bir kişi olarak değerlendirmiştir.

Hicrî 82 (m. 701) yılında Irak valisi Haccâc b. Yûsuf'a karşı başlatılan İbnü'l-Eş'as ayaklanmasına katıldı. İsyan bastırılınca on iki yıl boyunca İsfahan, Irak ve Azerbaycan'da gizlenerek yaşadı. Sonunda yakalanıp zincire vurularak Vâsıt'a, Haccâc'ın huzuruna getirildi; İbnü'l-Eş'as'a biat ettiğini açıkça söylemesi üzerine öldürülmesi emredildi. Hicrî 94 (m. 713) veya 95 (m. 714) yılında, yaklaşık kırk dokuz yaşındayken Vâsıt'ta katledildi. Kabri sonraki yüzyıllarda ziyaretgâh haline gelmiştir.

Ailesi

Babası
Jubayr bin Hisham al-Asadi
Çocukları
'Abdullah bin Sa'id bin Jubayr, 'Abdul Malik bin Sa'id

Râvi adları senedden otomatik ayrıştırılmış; kimlik ve hayat bilgileri ricâl kaynaklarından (Itqan râvi profilleri, muslimscholars.info) eşleştirilerek eklenmiştir.

Sözün kaynağı olduğu hadisler

Bize Said b. Mansur tahdis etti. Bize Huşeym tahdis etti, bize Husayn b. Abdurrahman haber verip dedi ki: Said b. Cubeyr'in yanında idim. Dün gece kayan yıldızı hanginiz gördü dedi, ben: Ben, dedim. Sonra: Ben namaz kılmıyordum ama zehirli bir haşere beni sokmuştu, dedim. O: Ne yaphn dedi, ben: Rukye yaptım, dedim. O: Seni bunu yapmaya iten ne oldu, dedi, ben Şa'bi'nin bize tahdis ettiği bir hadis dedim. O: Şa'bi size neyi tahdis etti dedi, ben şöyle dedim: Bize Bureyde b. Husayb el-Eslemi'den şöyle dediğini tahdis etti: Rukye ancak bir göz (nazar değmesi) yahut bir zehirli haşeratın sokmasından dolayı yapılır, dedi. Şu'be: Duyduğuna göre hareket eden güzel bir iş yapmıştır. Ama İbn Abbas da bize Nebi (Sallallahu aleyhi ve Sellem)'den şöyle buyurduğunu tahdis etti: "Ümmetler bana gösterildi. Kimi nebiyi beraberinde küçük bir topluluk ile gördüm, kimi nebiyi beraberinde bir iki adam bulunduğu halde gördüm, kimi nebi ile birlikte de hiç kimse yoktu. Derken bana büyük bir kalabalık gösterildi. Onların ümmetim olduğunu sandım. Bana: Bu Musa ve onun kavmidir ama sen şu ufuğa bak, denildi. Ben de baktım, pek büyük bir kalabalık gördüm, sonra bana: Şu diğer ufuğa bak denildi, ben de baktım, orada da büyük bir kalabalık gördüm. Bana: Bu senin ümmetindir, onlarla birlikte de hesapsız ve azapsız olarak cennete girecek yetmiş bin kişi vardır, denildi." Sonra kalkıp evine girdi, insanlar cennete hesapsız ve azapsız olarak girecek o kimseler hakkında söze daldılar. Bazıları: Belki de onlar Resulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem)'e ashab olanlardır, dedi, bazıları: Belki onlar İslam geldikten sonra doğup da Allah'a ortak koşmayanlardır, dedi ve çeşitli şeyleri sözkonusu ettiler. Resulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem) sonra yanlarına Çıkıp geldi ve: "Neyin hakkında söze daldınız" buyurdu. Onlar da O'na haber verince O: "Onlar rukye yapmayanlar, rukye yapılmasını istemeyenler, kendilerini uğursuzluk duygularına kaptırmayanlar ve Rablerine tevekkül edenlerdir" buyurdu. Bunun üzerine Ukkaşe b. Mihsan ayağa kalkıp: Beni onlardan kılması için Allah'a dua et, dedi. Allah Resulü: "Sen onlardansın" buyurdu. Sonra başka bir adam ayağa kalkarak: Beni onlardan kılması için Allah'a dua et, dedi. Allah Resulü: "Bunu Ukkaşe senden önce istedi" buyurdu.
Bize Kuteybetü'bnü Saîd rivayet etti. (Dediki): Bize Leys rivayet etti. H. Bize Muhammed b. Bumh b. el-Muhacir dahî rivayet etti. (Dediki): Bize Leys Ebu'z-Zübeyr'den, o da Saîd b. Cübeyr ile Tâvus'dan, onlar da İbni Abbâs'dan naklen haber verdi ki, İbni Abbâs şöyle demiş: «Resulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) bize Kur'an'dan bir sure öğretir gibi teşehhüdü öğretir ve: — «Mübarek tahiyyeler salavât-ı tayyibât Allah'a mahsustur, selâm sana ey Nebiy! Allah'ın rahmetleri ile bereketleri de sana!.: Selam bize ve Allah'ın salih kullarına!... Ben Allah'tan başka ilâh olmadığına ve Muhammedin Resulullah olduğuna şahadet ederim» buyururdu. İbni Rumh'un rivayetinde «Bize Kur'ân'ı öğretir gibi» ifâdesi vardır.
Rivayet zinciri (1. tarîk): Müslim ← Kuteybe b. Saîd ← Leys b. Sa'd ← Ebü'z-Zübeyr ← Saîd b. Cübeyr
Rivayet zinciri (2. tarîk): Müslim ← Muhammed b. Rumh ← Leys b. Sa'd ← Ebü'z-Zübeyr ← Saîd b. Cübeyr
Rivayet zinciri (3. tarîk): Müslim ← Muhammed b. Rumh ← Leys b. Sa'd ← Ebü'z-Zübeyr ← Tâvûs b. Keysân ← İbn Abbâs
Bize Muhammedü'bnu'l-Müsennâ rivayet etti. (dediki): Bize Abdurrahmân b. Mehdi rivayet etti. (Dediki): Bize Şu'be, Hakem ile Selemetü'bnü Küheyl'den, onlar da Saîd b. Cübeyr'den naklen rivayet etti ki: Saîd, Müzdelife'de akşam ve yatsı namazlarını bir ikaametle kılmış. Sonra İbni Ömer'in bu şekilde kıldığını söylemiş. İbni Ömer de Nebi (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)'în böyle yaptığını rivayet etmiş.
Bize Ebû Bekir b. Ebî Şeybe rivayet etti. (Dediki): Bize Abdullah b. Numeyr rivayet etti. (Dediki): Bize İsmail b, Ebî Halid, Ebû İshâk'dan naklen rivayet etti. (Demişki): Saîd b. Cübeyr şunu söyledi: «İbni Ömer'le birlikte Arafat'tan döndük, Müzdelife'ye gelince bize Akşamla Yatsı'yı bir ikametle kıldırdı, sonra namazdan çıktı ve : — Bu yerde Resulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem), bize bu şekilde namaz kıldırdı; dedi.»
Bize bu hadîsi İbni Ebî Ömer de rivayet etti. (Dediki): Bize Süfyân, Eyyûb'dan rivayet etti. Eyyûb Saîd b. Cübeyr'den dinlemiş. Saîd : Ben İbni Ömer'e liân'ı sordum... diyerek Nebi (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)'den naklen yukarıki hadîsin mislini söylemiş.
Bize Şeyban b. Ferrûh ile Ebû Kâmil rivayet ettiler. Lâfız Ebû Kâmil'indir. (Dedilerki): Bize Ebû Avâne, Ebû Bişr'den, o da Saîd b. Cübeyr'den naklen rivayet etti. Saîd şöyle demiş: — îbni Ömer bir tavuğu (hedef) dikerek ona ok atan birkaç kişinin yanına uğradı. Bunlar ibn-i Ömer'i görünce tavuğun semtinden dağıldılar. ibni Ömer: — Bunu kim yaptı? Şüphesiz Resûlullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) bunu yapana la'net buyurmuştur, dedi.
Bize Şeyban b. Ferrûh rivayet etti. (Dediki): Bize Cerir (yâni İbn-i Hazim) rivayet etti. Dediki): Bize Ya'la b. Hakim, Saîd b. Cübeyr'den rivayet etti. Saîd şöyle demiş: İbni Ömer'e küp nebizini sordum da : — Resûlullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) küp nebizini haram kıldı, dedi. Bunun üzerine İbn-i Abbâs'a geldim. Ve İbn-i Ömer'in ne dediğini işitmiyor musun? dedim. — Ne diyor? dedi. — Resûlullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)'in küp nebizini haram kıldığını söyledi, dedim. O da : — İbn-i Ömer doğru söylemiş. Resûlullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) küp nebizini haram kıldı, dedi. Ben : — Bu küp nebizi nedir? dîye sordum. — Çamurdan yapılan her şeydir, cevabını verdi.
Rivayet zinciri: Müslim ← Şeybân b. Ferrûh ← Cerîr b. Hâzim ← Ya'lâ b. Hakîm ← Saîd b. Cübeyr
Bize Amr b. Muhammed En-Nâkıd ile İshâk b. İbrahim El-Hanzali, Ubeydullah b. Said ve Muhammed b. Ebi Ömer EI-Mekki hep birden İbni Uyeyne'den rivayet ettiler. Lâfız İbni Ebi Ömer'indir. (Dedilerki): Bize Süfyân b. Uyeyne rivayet etti. (Dediki): Bize Amr b. Dinar, Said b. Cübeyr'den rivayet etti. (Şöyle demiş) : İbni Abbas'a: — Nevf El-Bikâli Beni İsrail'in Nebii Musa (Aleyhisselâm)'ın Hızır (Aleyhisselâm)'ın arkadaşı Musa olmadığını söylüyor, dedim. Bunun üzerine şunu söyledi: — Allah'ın düşmanı yalan söylemiş. Ben Übey b. Kâ'b'ı dinledim. Diyordu ki: Ben Resûlullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)'i şöyle buyururken işittim; «Musa (Aleyhisselâm) Beni israil'in ortasında hutbe okumak için ayağa kalktı da kendisine insanların hangisi en âlimdir diye soruldu. Musa: En âlim benim, dedi. Bunun üzerine Allah onu muaheze eyledi. Çünkü ilmi Allah'a tefviz etmedi. Allah ona: İki denizin kavuştuğu yerde benim kullarımdan bir kul var, o senden daha âlimdir, diye vöhy indirdi. Musa : «Ey Rabbim! Benim için onunla buluşmanın yolu nedir?» diye sordu. Kendisine : — Bir zenbilin içine bir balık koyarak sırtına al. Bu balığı nerede kaybedersen, o zat oradadır, denildi. Musa yola revan oldu. Onunla birlikte hizmetçisi de yola çıktı. Bu zat Yûşa' b, Nûn idi. Musa (Aleyhisselâm) bir zenbilde bir balık taşıyordu. Hizmetçisi ile birlikte yürüyerek gittiler. Nihayet bir kayaya vardılar. (Orada) gerek Musa (Aleyhisselâm) gerekse hizmetçisi uyukladılar.Derken zenbildeki balık harekete gelerek zenbilden çıktı. Ve denize düştü. Allah ondan suyun akıntısını kesti. Hattâ (su) kemer gibi oldu. Balık için bir kanal meydana gelmişti. Musa ile hizmetçisi için şaşacak bir şey olmuştu. Günlerinin kalan kısmı ile o geceyi de yürüdüler. Musa'nın arkadaşı ona haber vermeyi unutmuştu. Musa (Aleyhisselâm) sabahlayınca hizmetçisine : — Sabah kahvaltımızı getir. Gerçekten bu yolculuğumuzda müşkilâtla karşılaştık, dedi. Ama emrolunduğu yeri geçinceye kadar yorulmadı. Hizmetçi : — Gördün mü, kayaya geldiğimizde gerçekten ben balığı unuttum. Ama onu hatırlamayı bana ancak şeytan unutturdu. Ve denizde şaşılacak bir şekilde yolunu tuttu, dedi. Musa : — İşte bizim istediğimiz buydu, dedi. Hemen izlerini takib ederek geriye döndüler. Kendi İzlerini takib ediyorlardı. Nihayet kayaya geldiler. Orada örtünmüş bir adam gördü. Üzerinde bir elbise vardı. Musa ona selâm verdi. Hızır ona : — Senin bu yerinde selâm ne gezer. — Ben Musa'yım! — Beni İsrail'in Musa'sı mı? — Evet! — Sen Allah'ın İlminden bir ilmi bilmektesin ki, Allah onu sana öğretmiştir. Onu ben bilmem. Ben de Allah'ın ilminden bir ilim üzerindeyim ki, onu bana öğretmiştir. Sen bilmezsin, dedi. Musa (Aleyhisselâm) ona : — Sana öğretilenden hakkı bana öğretmek sortiyle sana tâbi olabilir miyim? diye sordu. (Hızır) : — Sen benimle beraber sabra takat getiremezsin, iyice bilmediğin bir şeye nasıl sabredebilirsin ki? dedi. (Musa) — Beni İnşaallah sabırlı bulacaksın. Sana hiç bir hususda karşı gelmem, dedi. Hızır ona : — O halde bana tâbi olursan, bana hiç bir şey sorma. Ta ki kendim sana ondan bir şey anıp söyleyinceye kadar! dedi. Musa : — Pekâlâ! cevâbını verdi. Müteakiben Hızır'la Musa deniz sahilinden yürüyerek yola revan oldular. Derken yanlarına bir gemi uğradı. Bunlar kendilerini gemiye almaları hususunda gemicilerle konuştular.Gemiciler Hızır'ı derhal tanıdılar. Ve ikisini de ücretsiz olarak gemiye bindirdiler. Derken Hızır geminin tahtalarından birine vurarak onu çıkardı. Bunun üzerine Musa ona : — Bir cemâat bizi parasız gemilerine bindirdiler. Sen onların gemisine kastederek yolcularını boğmak için onu yaraladın. Gerçekten çok büyük bir iş yaptın, dedi. Hızır: — Ben sana benimle beraber sabra güç yetiremezsin demedim mi? dedi. Musa : — Unuttuğumdan dolayı beni muaheze etme. Bu iş de benim başıma güçlük de çıkarma, dedi. Bundan sonra gemiden çıktılar. Sahilde yürürlerken bir de baktılar ki, bir çocuk sair çocuklarla oynuyor. Hızır hemen onun kofasından tutarak eliyle onu kopardı ve çocuğu öldürdü. Bunun üzerine Musa : — Masum bir nefsi kısas hakkın olmaksızın öldürdün mü? Gerçekten yadırganacak bir şey yaptın! dedi. Hızır: — Ben sana benimle beraber sabra güç yetiremezsin demedim mi, dedi. Musa : — Ama bu birinciden daha şiddetli idi, dedi ve ilâve etti: Bundan sonra sana bir şey sorarsam bir daha benimle arkadaşlık etme. Benim tarafımdan özür derecesine vardın! dedi. Yine yürüdüler. Nihayet bir köye vararak köylülerden yiyecek istediler. Onlar kendilerini misafir kabul etmekten çekindiler. Bu sefer o köyde yıkılmak üzere olan bir duvar buldular. Hızır onu doğrulttu. Hızır eliyle şöyle işaret ediyor. Eğrilmiş diyordu. Onu doğrulttu. Musa ona : — Bir kavim ki, kendilerine geldik de bizi ne misafir aldılar, ne doyurdular. Dilesen bunun için ücret alabilirdin, dedi. Hızır: — Artık bu senle, benim aramızın ayrılmasıdır. Sabredemediğin şeyin te'vilini sana haber vereceğim, dedi.» Resulullah (Sallaliahu Aleyhi ve Sellem) buyurmuşlarki: «Allah Musa'ya rahmet eylesin. Dilerdim ki, sabretmeliydi de Hızır'la beraber görüp geçirdiklerini bize anlatmalıydı...» Ravi diyor ki: Resulullah (Sallaliahu Aleyhi ve Sellem) şöyle buyurdular: «Birincisi Musa'nın bir unutması idi. Bir serçe gelerek geminin kenarına kondu. Sonra denize bir gaga vurdu. Bunun üzerine Hızır ona : Benim ilmimle senin ilmin Allah'ın ilminden ancak şu serçenin denizden azalttığı su kadar azaltmıştır, dedi.» Said b. Cübeyr şöyle demiş: İbni Abbâs şu âyeti okuyordu: «Önlerinde bir hükümdar vardı ki, işe yarar geminin hepsini gasben alacaktı.» Şu âyeti de okuyordu: «Çocuğa gelince: O kâfirdi.»
Bana Muhammed b. Abdi'l-A'Ia El-Kaysi rivayet etti. (Dediki): Bize Mu'temir b. Süleyman Et-Teymi, babasından, o da Rakabe'den, o da Ebû İshâk'dan, o da Said b. Cübeyr'den naklen rivayet etti. Said şöyle demiş: İbni Abbas'a : Nevf ilmi aramağa giden Musa'nın Beni İsrail'in Musa'sı olmadığını söylüyor, dediler. — Sen onu işittin mi yâ Said! dedi. — Evet! cevâbını verdim. — Nevf yalan söylemiş, dedi.