Bu ayet Hafs Mushafı sırasına göre baştan 1382, sondan 4855. ayet; 10. sure ve Yunus Suresinin 18. ayetidir. Yunus Suresi 18. ayetinin kelime sayisi 29, harf sayısı 121 ve toplam ebced değeri ise 6788 olarak hesaplanmıştır. Yunus Suresinin toplam ebced değeri 536028 olarak hesaplanmıştır. Ebced sayımlarında varsa ء Hemze harfi dahil olarak sayılmıştır. Bu sure الر hurufu mukatta harfleriyle başlamaktadır. Bu ayette ا (20) ل (17) ر (3) bulunuyor.
Arapça Metin
ويعبدون من دون الله ما لا يضرهم ولا ينفعهم ويقولون هؤلاء شفعاؤنا عند الله قل اتنبؤن الله بما لا يعلم في السموات ولا في الارض سبحانه وتعالى عما يشركون
Allah’ı bırakıp, kendilerine ne zarar, ne de fayda verebilecek şeylere tapıyorlar ve “İşte bunlar Allah katında bizim şefaatçılarımızdır” diyorlar. De ki: “Siz, Allah’a göklerde ve yerde O’nun bilmediği bir şeyi mi haber veriyorsunuz!? O, onların ortak koştukları şeylerden uzaktır, yücedir.”.
“Göklerde ve yerde Allah’ın bilmediği bir şeyi O’na bildirmeye mi kalkışıyorsunuz?” cümlesi şu anlama gelmektedir: Siz O’nun ortağından veya O’nun katında şefaatçiden söz ederek –hâşâ– Allah’a bilmediğini öğretmeye kalkışıyorsunuz. Eğer tanrılıkta Allah’a ortak olacak ve O’nun nezdinde şefaat görevi yapacak varlıklar olsaydı bunları herkesten önce Allah bilirdi, kullarına da O bildirirdi. Âyette, başka birçok bakımdan olduğu gibi bu yönden de putperestliğin saçma bir inanç olduğuna işaret edilmektedir.
Mehmet Okuyan
Onlar Allah’ın peşi sıra kendilerine zarar da yarar da sağlamayacak şeylere tapıyorlar ve “Bunlar, Allah katında bizim şefaatçilerimizdir.” diyorlar. De ki: “Siz Allah’a göklerde ve yerde bilemeyeceği bir şeyi mi bildiriyorsunuz! O, onların ortak koştuklarından yüce ve uzaktır.”
Bu ayet Zümer 39:3 ile birlikte okunmalıdır. Kişinin kendisini Yüce Allah’a yaklaştıracak aracılar edinmesi şirktir ve eğer tevbe edilmezse, şirk denen kabul Nisâ 4:48 ve 116’da da belirtildiği gibi Allah tarafından affedilmeyecek tek günah olarak tanıtılmaktadır. Müşriklerin Yüce Allah katında putlardan şefaat beklemesi onların bir kısmının da olsa ahirete inandığını gösterebileceği gibi, bu şefaat beklentisinin dünyada durumlarının düzeltilmesi beklentisi olduğu da ifade edilmektedir. Bu durumda müşrikler içerisinde bu türden şefaata inananların ahirete inanmadıkları belirtilmiş olur
Bu cümle Ra‘d 13:33 ve Hucurât 49:16. ayetlerle birlikte okunmalıdır. Amaç insanların hadlerini aşarak Yüce Allah’a din öğretmeye kalkışmamasına dikkat çekmek ve O’nun bilmediği hiçbir şeyin olmadığını vurgulamaktır.
Bayraktar Bayraklı
Onlar Allah'ı bırakıp, kendilerine ne zarar ne de fayda verebilecek şeylere tapıyorlar ve “Bunlar, Allah katında bizim şefaatçilerimizdir” diyorlar. De ki: “Siz Allah'a göklerde ve yerde bilmeyeceği bir şeyi mi haber veriyorsunuz? Hâşâ! O, onların ortak koştuklarından uzak ve yücedir.”
Onlar, Allah'ın yanı sıra bir de kendilerine, ne bir zarar ne bir yarar sağlamayan şeylere kulluk ediyorlar ve “Bunlar, Allah'ın katında bizim şefaatçilerimizdir.” diyorlar. De ki: “Allah'a, göklerde ve yerde kendisinin bilmediği bir şeyi mi haber veriyorsunuz?” Allah, onların ortak koştuklarından Münezzeh'tir¹ ve Çok Yüce'dir.
(Müşrikler şu kimselerdir ki) Allah'ı bırakıp (O’nun izni ve iradesi olmadan) kendilerine zarar veremeyecek ve yararları da erişmeyecek şeylere (sığınıp) kulluk ederler ve: “Bunlar Allah katında bizim şefaatçilerimizdir” derler. De ki: “Siz, Allah'a, göklerde ve yerde bilmediği bir şey mi haber veriyorsunuz? O, sizin şirk koştuklarınızdan uzak ve Yücedir.”
Ve Allah'ı bırakırlar da kendilerine ne bir zarar edebilecek, ne bir fayda verebilecek şeylere taparlar ve bunlar derler, Allah katında şefaatçilerimiz bizim. De ki: Allah'a, göklerde ve yeryüzünde bilmediği birşeyi mi haber vermedesiniz? O, müşriklerin şirk koştukları şeylerden tamamıyla münezzehtir ve çok yücedir.
O inkârcı putperestler Allah'ı bırakıp, ne kendilerine ne de kendilerine tapanlara yarar ve zarar vermeyen, veremeyen cisimlere tapıyorlar ve bunlar “Allah yanında şefaatçilerimizdir” diyorlar. De ki: “Allah'a göklerde ve yerde bilmediği bir şeyi mi haber veriyorsunuz? Yoo, kudret ve egemenliğinde sınırsız olan O'dur ve insanların O'na ilahlıkta ortak olarak yakıştırdıkları herşeyden sonsuzca yücedir.
Onlar, Allah'ı bırakıp, kulları durumundakilerden kendilerine zarar vermeyen ve fayda da sağlamayan şeylere tapıyorlar.
“Bunlar bizim Allah katındaki aracılarımız, şefaatçilerimiz” diyorlar. Sen de:
“Siz, Allah'a, göklerde ve yerde, O'nun bilemeyeceği şeyleri mi haber veriyorsunuz?” de. Allah ilâhlığında, otoritesinde, mülkünde, tasarruflarında onların ortak koştukları varlıklardan münezzeh ve yücedir.
Allah'ı bırakıp kendilerine bir zararı veya yararı olmayan şeylere ibadet ediyor ve: "Bunlar Allah katında bizim şefaatçilerimizdir" diyorlar. De ki: "Siz Allah'a, göklerde ve yerde bilmediği bir şeyi mi bildiriyorsunuz?" Allah onların ortak koştuklarından münezzeh ve yücedir.
Allah'ı bırakıp kendilerine zarar vermeyecek ve yararları dokunmayacak şeylere kulluk ederler ve: 'Bunlar Allah katında bizim şefaatçilerimizdir' derler. De ki: 'Siz, Allah'a, göklerde ve yerde bilmediği bir şey mi haber veriyorsunuz? O, sizin şirk koştuklarınızdan uzak ve yücedir.'
Allah'ı bırakıp kendilerine ne bir zarar, ne de bir menfaat vermeyecek şeylere (putlara) tapıyorlar ve bir de: “-Bu putlar, Allah katında bizim şefaatçılarımızdır.” diyorlar. De ki: “-Siz, Allah'a, göklerde ve yerde bilmediği bir şeyi mi haber vereceksiniz?” Haşa, Allah, onların ortak koştukları her şeyden çok uzakatır, çok yücedir.
Allah’tan ayrı olarak, onlara ne zarar ne de fayda verecek şeylere tapıyorlar. Ve: “Bunlar, Allah katında bizim şefaatçilerimizdir” derler. De ki: “Allah’ın göklerde ve yerde (hiçbir yerde) varlığını bilmediği bir şeyi mi Allah’a haber veriyorsunuz? O Allah, onların eş koştuklarından çok münezzeh ve çok yücedir!
Allahı bırakarak, onlara kârı da, zararı da olmayana taparlar, hem de derler ki: «İşte bunlar Allah katında bizim şefaatçilerimizdir», diyesin ki: «Göklerde de, yerde de bilmediği bir şeyi, Allaha sizler mi bildirirsiniz? O kutsaldır, eş kusulan şeylerden O çok yücedir»
Onlar, Allah'tan başka kendilerine zararı ve faydası olmayan varlıklara kulluk ediyorlar/tapıyorlar (onlardan yardım diliyorlar) ve: “Bunlar Allah yanında şefaatçilerimizdir” diyorlar. De ki: “Siz Allah'a, göklerde ve yerde bilmediği bir şeyi mi haber veriyorsunuz?” O, onların ortak koştuklarından uzaktır ve çok yücedir.
Burada şirke bulaşanlar üç kategoride ele alınıyor: 1. Allah’a inanmakla beraber putlara da inanıyorlar yani Allah’a ulaşmak için putları aracı kılıyorlar. 2. Putların veya putlaştırılan varlıkların Allah’ın katında imtiyazları olduğunu düşünerek Allah adına hüküm koyma yetkilerinin olduğunu düşünüyorlar. 3. Putlardan ya da putlaştırılanlardan şefaat elde etmek için beyhude onlara kulluk etmeyi olmazsa olmaz addediyorlar.Kur’an’ın genelinde şirkle ilgili ayetler incelendiğinde müşriklerin hepsinin ortak özelliğinin Allah’tan başka ilahlar, hüküm koyucular, yol göstericiler, düzen kurucular, şefaatçiler, yardımcılar edinen kimseler oldukları görülür.Ayette geçen “şufeâuna (şefaatçiler)” ifadesi, Allah’a yakınlaşmak ve işlerin görülmesine vesile olmak için Allah’la aralarına soktukları bütün varlıklar için kullanılmıştır. “Kendilerine zararı ve faydası olmayan varlıklar” söylemi ise; hem canlı-cansız bütün somut putları ve sembolleri hem de kavramsal ve soyut imajları işaret eden bir ifadedir.
Diyanet İşleri (Eski)
Onlar, Allah'ı bırakarak, kendilerine fayda da zarar da veremeyen putlara taparlar: "Bunlar, Allah katında bizim şefaatçılarımızdır" derler. De ki: "Göklerde ve yerde, Allah'ın bilmediği bir şeyi mi O'na haber veriyorsunuz?" Allah, onların ortak koşmalarından münezzeh ve yücedir.
Onlar Allah’ı bırakıp kendilerine ne zarar ne de fayda verebilecek şeylere tapıyorlar ve: Bunlar, Allah katında bizim şefaatçılarımızdır, diyorlar. De ki: «Siz Allah’a göklerde ve yerde bilemeyeceği bir şeyi mi haber veriyorsunuz? Hâşâ! O, onların ortak koştuklarından uzak ve yücedir.»
ALLAH'ı bırakıp, kendilerine ne zarar ne de yarar veremiyenlere tapıyorlar ve "Bunlar, ALLAH yanında bize şefaat edecekler," diyorlar. De ki: "ALLAH'ın göklerde ve yerde bilmediği şeyleri mi O'na bildiriyorsunuz? O çok yücedir, ortak koştuklarınızdan uzaktır."
Allah'ı bırakıyorlar da, kendilerine ne fayda, ne de zarar verebilecek olan şeylere tapıyorlar ve "Bunlar bizim Allah katında şefaatçilerimizdir." diyorlar. De ki, "Siz Allah'a göklerde ve yerde O'nun bilmediği bir şeyi mi haber veriyorsunuz?" Allah onların ortak koştukları şeylerin hepsinden münezzehtir.
Allahı bırakıyorlar da kendilerine ne zarar, ne menfaat veremiyecek şeylere tapıyorlar, ve «ha, onlar bizim Allah yanında şefaatçilerimizdir» diyorlar, de ki: siz Allaha Göklerde ve Yerde bilmediği bir şey mi haber vereceksiniz? Hâşâ o onların isnad ettikleri ortaklıklardan münezzeh sübhan, yüksek çok yüksektir
Onlar Allâhı bırakıb, kendilerine ne bir zarar, kendilerine ne bir fâide veremeyecek olan şeylere taparlar. Bir de: «bunlar (bu putlar) Allah yanında bizim şefâatcılarımızdır» derler. De ki: «Siz, Allaha göklerde ve yerde bilmeyeceği bir şey mi haber veriyorsunuz»? Haaşâ, O, eş tutmakda oldukları her şeyden çok uzakdır, çok yücedir.
Allah'ı bırakıp da kendilerine ne zararı dokunacak, ne de fayda verecek şeylere(putlara) tapıyorlar ve: “Bunlar, Allah katında bizim şefâatçilerimizdir” diyorlar. De ki: “Allah'a göklerde ve yerde bilemeyeceği bir şeyi mi haber veriyorsunuz?” O, onların ortak koşmakta oldukları şeylerden pek münezzeh ve pek yücedir.
Kendilerine ne bir zarar, nede bir fayda verebilecek güce sahip olmayan, Allah’dan başkalarına ibadet ediyorlar ve “Bunlar, Allah katında bize aracılık yapacak olan şefaatçilerimizdir” diyorlar. Onlara deki: “Göklerde ve yerde Allah’ın bilmediği bir şey varda, onu Allah’a mı haber veriyorsunuz? Allah, onların (şefaatçıları) kendisine ortak koşmaların’dan çok yüce ve uzaktır.”
Onlar, Allah/ı bırakarak, kendilerine mazarrat ve menfaat vermeyen şeylere taparlar, bir de «— bunlar Allah yanında şefaatçılarımızdır» derler. Onlara de ki: Siz, Allah/a göklerde ve yerde bilmediği bir şey mi haber veriyorsunuz? Allah şerik koşmalarından münezzehtir, âlidir.
Onlar, Allah'ı bırakarak, kendilerine zarar veremeyen ve yarar sağlayamayan şeylere taparlar ve “Bunlar, Allah katında bizim şefaatçilerimizdir” derler. De ki: “Göklerde ve yerde, Allah'ın bilmediği bir şeyi mi O'na haber veriyorsunuz?” Allah, onların ortak koşmalarından münezzeh ve yücedir.
Allah’ı bırakıyorlar da, kendilerine hiç bir zarar veya fayda veremeyecek olanvarlıkların peşine takılıyorlar; birtakım putlara ve sahte ilâhlara kulluk ediyor ve “Bunlar, Allah katında bizim için aracılık ederek kurtuluşumuzu sağlayacak olan efendilerimiz ve şefaatçilerimizdir!” diyorlar. De ki: “Böyle şefaatçiler var da, Allah’ın bundan haberi mi yok? Yoksa siz, göklerde ve yerde Allah’ın bilmediği bir şeyi mi O’na haber veriyorsunuz?Hayır! Allah hiç kimseye, böyle bir şefaat yetkisi vermemiştir! Zira Allah, onların müşrikçe yaklaşımlarından tamamen uzaktır, yücedir! Zaten insanoğlu, bu hakîkate uygun bir fıtrat üzere yaratılmıştır. Fakat bazı câhiller, zamanla hak dini tahrif edip uydurdukları hurafeleri din haline getirdiler:
Allah’ı bırakıp onlara yarar sağlamaz, zarar vermez şeylere kulluk ediyorlar:
-“İşte onlar Allah’ın katında bizim şefaatçilerimiz” diyorlar.
De ki:
-“Allah’a, Yer’de ve Gökler’de bilmeyeceği şeyleri haber veriyorsunuz, öyle mi?”.
O, sübhandır; şirk koşacakları şeylerden uzaktır / çok yücedir.
Ve o (zâlimler,) Allah’ı bırakıp da kendilerine zarar da, fayda da veremeyecek olan (şey)lere kulluk eder ve: “bunlar Allah’ın katında bizim şefâatçilerimizdir”1 derler. (Sen de onlara:) “göklerde ve yerde olup da Allah’ın bilmediği bir şeyi mi Ona haber veriyorsunuz?” de. Hâlbuki Allah onların (Kendisine) ortak koştuklarından uzaktır ve yücedir.
1 O zâlimler; a- Allah’a putlarla beraber inanırlar, b- Putların veya putlaştırılan varlıkların Allah’ın katında imtiyazları var zannederler, c- Putlardan veya putlaştırılanlardan boşu boşuna şefâat umarlar. Bk. (Yûnus: 3)
Muhammed Esed
ve [ne de] Allah'la beraber, kendilerine ne bir yarar ne de zarar verebilecek durumda olmayan şeylere veya varlıklara kulluk edip [kendi kendilerine], “Bunlar bizim Allah katındaki kayırıcılarımızdır” 26 diyen [kimse]ler!.. De ki: “Göklerde ve yerde Allah'ın bilmediği bir şeyi mi O'na haber verebileceğinizi sanıyorsunuz? 27 (Yoo,) kudret ve egemenliğinde sınırsız olan O'dur, ve insanların O'na, ilahlığında ortak yakıştırdıkları her şeyden sonsuzcasına yücedir.
Onlar kendilerine fayda da zarar da veremeyenlere: -Bunlar “Allah katında bizim şefaatçilerimizdir”, diyerek Allah ile aralarına koyduklarına kulluk ederler. De ki: -Allah’a, göklerde ve yerde bilmediği bir şeyi mi haber veriyorsunuz? Allah, koştukları şirklerden münezzeh ve yücedir. 2/48- 123, 7/28, 13/33
Bir de Allah’ın peşi sıra kendilerine yararı da zararı da dokunmayan varlıklara[1590] kulluk edip de, üstelik “İşte şunlar Allah katında bizim kayırıcılarımızdır” diyenler (iflah olmaz).[1591] De ki: “Yoksa siz Allah’a, göklerde ve yerde bilmediği bir şeyi mi haber veriyorsunuz?” O, sınırsız yüceliği ve aşkın varlığıyla, onların putlaştırdığı her şeyden beridir.
Mustafa İslamoğlu Yunus Suresi 18. Ayet Açıklaması
[1590] Ebu Ubeyde, buradaki mâ (şey) ilgi zamirinin ellezi (kimse) yerine kullanıldığını söyler (Mecaz). Tercihimiz olan “varlıklar” bu ikisini de içermektedir.
[1591] Bu âyet şefaat (kayırıcılık, torpil) inancının müşriklerin şirkinin hem sebebi hem sonucu olduğunu gösterir. Buradaki “kayırıcılık” ile müşriklerin dünyada sahip oldukları refah da, âhiretteki torpil beklentisi de kastedilmiş olabilir. Bu durumda 7 ve 15. âyette “bizim huzurumuza çıkarılacaklarını asla ummayanlar” ifadelerini, Mekke kodamanlarından olan ve kökeni karanlık ve karışık bir inkâr ideolojisine mensup çok özel bir gruba hasretmek gerekir. Mekke’de eline aldığı kemiği ufalayıp savurarak; “Ne yani, şimdi ölüp de toprak olduktan sonra yeniden mi diriltileceğiz?” (56:47-48; ayrıca bkz: 36:78) diyen ve ilkel bir materyalizm olan “dehriliğin” peşinden giden (45:24) sınırlı sayıda bir gurup da vardı. Ebu Cehil, Ümeyye b. Halef, kardeşi Ubeyy b. Halef gibi isimler bu gruba mensuptu. Bunlar, nihilizme çıkan ilkel bir materyalizm olan “dehri” ideolojiye mensuplardı. Bunlarla iç içe seçkin bir başka gurup daha vardı ki, onlar da Hire’den beslenen “düalist batıniliğe” (gnostisizm) mensup bir guruptu. Abdu’d-Dâr’ın reisi Nadr b. Haris (Genellikle hekim olan Taif’li Nadr b. Haris ile karıştırılır), Ukbe b. Ebi Muayt, Munebbih b. Hacac ve kardeşi Nubeyh, Ebu Süfyan ve oğulları Muaviye ve Yezid gibi isimler de bu gruba mensuptu. İbn Kelbî el-Mesâlib’inde bu isimleri “Mekke’deki zındıklar” arasında sayar. ‘Zındık’ terimi genelde Mani, Mazdek, Zerdüşt dini gibi inançlara mensup düalist batınileri ifade eden bir ıstılahtır. Bu çok küçük bir elit dışında müşrik kitle âhireti mutlak anlamda inkâr etmiyorlardı. Ama Allah inançları nasıl yozlaşmışsa, âhiret inançları da öylesine yozlaşmıştı. Onların Allah inancındaki çarpıklık “şirk” biçiminde, âhiret inançlarındaki çarpıklık da “şefaat” biçiminde tezahür etmiştir. “Ki onlar o (haber) hakkında ihtilaf ediyorlar” diyen Nebe’ 3, müşriklerin âhiret konusunda farklı düşünceler taşıdıklarına delâlet eder (Ayrıntı için bkz: 45:32; 70:38; 78:3, ilg. notlar).
Ömer Nasuhi Bilmen
Ve onlar, Allah Teâlâ'nın gayrı, kendilerine ne mazarrat ve ne de menfaat veremiyecek olanlara ibadet ederler ve derler ki: «Bunlar Allah Teâlâ'nın yanında bizim şefaatçilerimizdir.» De ki: «Allah Teâlâ'ya ne göklerde ve ne de yerde bilmediği bir şeyi mi haber veriyorsunuz? O (Hâlik-ı Azîm) onların şirk koştukları şeylerden münezzehtir, müteâlidir.»
Onlar, Allah'tan başka kendilerine ne zarar ne de fayda veremeyen birtakım nesnelere ibadet ediyor ve “Onlar Allah katında bizim şefaatçilerimizdir. ” diyorlar. De ki: Böyle bir şey olacak da Allah bilmeyecek ha! Ne o, yoksa siz Allah'a göklerde ve yerde olup da bilmediği şeylerin varlığını mı haber vereceğinizi iddia ediyorsunuz? Hâşâ! O, onların iddia ettikleri her türlü ortaktan münezzehtir, yücedir. [13, 33]
Gerek bu âyette, gerekse başka bir çok âyette yer alan min dûnillah ibaresi bazı meallerde “Allah’ı bırakıp...” diye tercüme edilmiş. Ebu’s-suûd burada der ki: “Onlar Allah’ın dışında birtakım nesnelere de ibadet ederler.” demektir. Yoksa onlar Allah’a ibadeti büsbütün terk etmiş değildiler. Bilakis maksat, o ibadetle yetinmediklerini ifade etmek ve nazm-ı kerimin siyakının ortaya koyduğu üzere, o ibadeti putlara ibadete makrun kılmak, yani o ibadeti putlara ibadetle birlikte yaptıklarını bildirmektir.”
Süleyman Ateş
Allah'ı bırakıp kendilerine ne zarar, ne de yarar veremeyen şeylere tapıyorlar ve: "Bunlar Allah katında bizim şefa'atçilerimizdir!" diyorlar. De ki: "Allah'ın, göklerde ve yerde bilmediği bir şeyi mi Allah'a haber veriyorsunuz?" O, onların koştukları ortaklardan uzak ve yücedir.
Kendilerine zarar vermeyecek, fayda da sağlamayacak olan şeyi Allah ile aralarına koyup kul olurlar. Bir de derler ki “Bunlar Allah’ın yanında bizi yanına alacak (şefaat edecek) olanlardır.” De ki “Siz Allah’a, göklerde ve yerde bilmediği bir şeyi mi haber veriyorsunuz?” O, onların ortak saydıklarından uzak ve yücedir.”
Kendilerine fayda da zarar da veremeyen şeylere:-Bunlar Allah katında bizim şefaatçilerimizdir, diyerek Allah'tan başkalarına kulluk ederler. De ki:-Allah'a, göklerde ve yerde bilmediği bir şeyi mi haber veriyorsunuz? Allah, koştukları şirklerden münezzeh ve yücedir.
Onlar, Allah'ın yanı sıra, kendilerine yararı veya zararı dokunmayan şeylere kulluk ediyor ve “Bunlar bizim Allah katındaki şefaatçilerimiz” diyorlar. De ki: Göklerde veya yerde bilmediği birşeyi mi Allah'a haber veriyorsunuz? Allah, onların ortak koştukları şeylerden münezzeh ve yücedir.
Allah'ın yanında bir de kendilerine zarar veremeyen, yarar sağlayamayan şeylere kulluk ediyorlar ve şöyle diyorlar: "Bunlar bizim Allah katındaki şefaatçılarımızdır." De onlara: "Allah'a, göklerde ve yerde bilmediği şeyleri mi haber veriyorsunuz?" Şanı yücedir O'nun, ortak koştuklarından arınmıştır O.