Bu ayet Hafs Mushafı sırasına göre baştan 1390, sondan 4847. ayet; 10. sure ve Yunus Suresinin 26. ayetidir. Yunus Suresi 26. ayetinin kelime sayisi 16, harf sayısı 72 ve toplam ebced değeri ise 4117 olarak hesaplanmıştır. Yunus Suresinin toplam ebced değeri 536028 olarak hesaplanmıştır. Ebced sayımlarında varsa ء Hemze harfi dahil olarak sayılmıştır. Bu sure الر hurufu mukatta harfleriyle başlamaktadır. Bu ayette ا (12) ل (9) ر (2) bulunuyor.
Arapça Metin
للذين احسنوا الحسنى وزيادة ولا يرهق وجوههم قتر ولا ذلة اولئك اصحاب الجنة هم فيها خالدون
Güzel iş yapanlara (karşılık olarak) daha güzeli ve bir de fazlası vardır. Onların yüzlerine ne bir kara bulaşır, ne de bir zillet. İşte onlar cennetliklerdir ve orada ebedî kalacaklardır.
Allah kullarını “esenlik yurdu”na, âyetteki ifade ile “dârüsselâm”a çağırmaktadır, dinin amacı insanlara ebedî mutluluğu sağlamaktır. Dünya hayatında peygamberleri dinleyenlere, akıl ve iradelerini doğru kullananlara Allah doğru yolu göstermektedir. Bu yolun sonu cennettir, cemaldir, insanlara eşsiz saadet bahşeden Allah rızâsıdır (rıdvandır). Böylesine bir mutluluktan mahrum olanlar, olmadık hayallerin peşine düşerek, hurafelere kapılarak kendi sonlarını hazırlamış olmaktadırlar. Hz. Peygamber’in vazifesi onları uyarmaktır, o da vahyi tebliğ ederek, gerekli açıklamaları yaparak vazifesini hakkıyla yerine getirmiştir, kimsenin “Bizi uyaran olmadı, biraz yardım görseydik böyle olmazdık” demeye hakkı yoktur. 28. âyetin meâlinde yer alan “Siz bize tapmıyordunuz” cümlesi, Allah’tan başkasına tapanların amaç ve ruh hallerini yansıtması bakımından dikkat çekicidir. Allah’tan başka bir varlık insanlar için din koyamaz, din öğretemez. Bunlara tapanlar aynı zamanda gerçek bir dinin insan için yararlı olan tâlimat ve sınırlamalarından da uzak kalmakta, dünya hayatını nefislerinin arzu ettiği gibi yaşamakta, kendi arzularını meşrulaştırmak üzere tanrı adına kurallar koymaktadırlar. Putperestlerin peygamberleri dinlememelerinin, inkârcılıkta ısrar etmelerinin arkasında yatan sebeplerden biri de hak dinin disiplininden kaçmak,dünya hayatını kendi arzularına göre yaşamaktır; yani onlar görünüşte putlara, fakat gerçekte kendi menfaat ve arzularına tapmaktadırlar.
Mehmet Okuyan
Güzel davrananlara daha güzel karşılık, bir de fazlası vardır. Onların yüzlerine herhangi bir toz (leke) ve aşağılanma bulaşmaz. İşte onlar cennet halkıdır; orada [ebedî] kalacaklardır.
Bu cümle şöyle de tercüme edilebilir: “Onların yüzlerine ne bir toz (kara leke) bulaşır ne de bir horluk (gelir).”
Bayraktar Bayraklı
Güzel davrananlara daha güzel karşılık, bir de daha fazlası vardır. Onların yüzlerine ne bir kara leke bulaşır ne de bir zillet. İşte onlar cennet ehlidirler. Onlar, orada süreli kalacaklardır.[194]
[194] İhsân/Muhsin kelimesi hakkında geniş bilgi için bk. Bayraklı, KUR’ÂN TEFSÎRİ, VIII, 487-488.
Erhan Aktaş
İyi ve güzel davrananlar için daha güzeli ve fazlası var. Onların, yüzleri ne kararır ne de hor görülmekten kızarır. Onlar, Cennet halkıdır. Orada sürekli kalıcıdırlar.
(Allah’ın bu davetine uyup iman eden ve) Güzel amel işleyenlere (cennetle beraber) daha güzeli, bir de ziyadesi (Allah’ın Cemâlini görmesi) vardır. Onların (cennete ve rü’yete ulaşanların) yüzlerine zillet ve mahcubiyet (ayıpları) bulaşmayacak (hep emniyet ve saadet içinde olacaklar) dır. İşte bunlar cennet ehlidir ve orada daimi yaşayacaklardır.
İyilik edenleri iyilikle mükafatlandırırız, daha da fazlasını veririz ve yüzleri kararmaz, zillete düşmez onlar. Onlardır cennet ehli, orada ebedi kalırlar.
İyi ve yararlı işler yapmakta devamlı ve kararlı olanlara, karşılık olarak daha iyisi ve ondan da fazlası vardır. Kıyamet gününde onların yüzlerini, ne bir kararma, ne de aşağılık ve horluk kaplayacaktır. İşte bunlardır cennetlikler, orada ebedî kalacaklardır.
İyiliği, iyi niyetleri, dinin, ahlâkın ve kamu vicdanının emirlerini, devamlı davranışlarına, ilişkilerine, görevlerine, hayatlarına yansıtan, samimiyetle ibadet eden, aktif olarak iyiliğe, iyi uygulamaya, iyileştirmeye örnek olan, işlerinde mükemmellik, dürüstlük ve başarı için dikkat harcayan, hayırlı icraatlar, kalıcı hizmetler yapan müslüman önderlere, idarecilere, askerî erkâna ve müslümanlara, devlet nimeti, daha güzel mükâfat var. Fazlası da, cemâl-i ilâhîyi görme de var. Yüzlerine ne siyah toz lekeleri bulaşır, ne de onlarda, zillet emaresi görürsün. Onlar cennet ehlidirler. Orada ebedî yaşarlar.
İyilik edenlere daha iyisi ve fazlası vardır. Onların yüzlerini ne bir karalık ne de aşağılık bürür. İşte bunlar cennetliktirler. Orada sürekli kalıcıdırlar.
Güzellik yapanlara daha güzeli ve fazlası vardır. Onların yüzlerini ne bir karartı sarar, ne bir zillet, işte onlar cennetin halkıdırlar; orada süresiz kalacaklardır.
İman edip güzel bir amel işleyenlere cennet ve bir de Allah'ın Cemalini görmek var. Onların yüzlerine ne bir leke bulaşır, ne de bir zillet... İşte bunlar cennetliktirler, kendileri orada ebedî olarak kalıcıdırlar.
Güzellikle iş yapanlara, güzel olan Cennet ve fazlası vardır. Onların yüzlerini ne toz duman ne de zillet bürümez. Onlar Cennete layıktırlar, orada ebedî olarak kalacaklardır.
Güzel ve yararlı davranış gösterenlere daha güzeli ve fazlası vardır. Onların yüzleri ne (günahtan) kararacak ne de (utançtan) kızaracaktır. İşte onlar cennetin sakinleridir, onlar orada kalacaklardır.
İyi davrananlara; daima daha iyisi ve üstünü verilir. Onların yüzlerine ne bir karalık, ne de zillet bulaşır. İşte onlar cennetliklerdir, orada temelli kalırlar.
Güzel davrananlara daha güzel karşılık, bir de fazlası vardır. Onların yüzlerine ne bir toz (kara leke) bulaşır ne de bir horluk (gelir). İşte onlar cennet ehlidirler. Ve onlar orada ebedî kalacaklardır.
Âyette zikredilen «ihsan» Yüce Allah’a lâyık ve rızasına muvafık güzel iş yapmak ve işleri lâyık oldukları şekilde güzel yapmak demektir. Peygamberimiz ihsanı şöyle tarif etmiştir: «İhsan, Allah Teâlâya, onu görüyormuşsun gibi kulluk etmendir. Çünkü sen onu görmesen de o seni görmektedir.» İşte böyle güzel iş, vazife, ibadet ve iyilikler yapanlara, yaptıklarından daha güzel olan cennetler ve Allah’ın lütfu olarak fazla nimetler de verilecektir.
Edip Yüksel
Güzel davrananlara daha fazlası vardır. Yüzlerini ne bir yoksunluk ne de bir aşağılanma duygusu kaplar. Onlar cennet halkıdır. Orada ebedi kalıcıdırlar.
İyi iş, güzel amel yapanlara daha güzeli ve daha fazlasıyla karşılık vardır. Yüzlerine ne kara bulaşır, ne de aşağılanırlar. Cennet ehli işte bunlardır. Orada ebedî kalacaklardır.
İyi iş, güzel amel yapanlara («ihsân» mertebesine erenlere) daha güzel iyilik, bir de ziyâde vardır. Onların yüzlerine ne bir toz (karalık) bulaşır, ne de bir horluk kaplar. Onlar cennetin yaranıdırlar ki kendileri onun için ebedî kalıcıdırlar.
(Îmân edip) güzel amel işleyenlere daha güzel karşılık (olarak Cennet), bir deziyâde (Allah'ın cemâline mazhar olmak) vardır! Ve onların yüzlerine ne bir karalık bulaşır, ne de bir aşağılık! İşte onlar Cennet ehlidirler. Onlar orada ebedî olarak kalıcıdırlar.
Güzel ve doğru işler yapıp, bunları çoğaltanlara gelince: (Hesap günü) Yaptıkları güzelliklerden dolayı onların yüzleri asla kararmayacak ve küçük duruma da düşmeyecekler. İşte onlardır cennete girecek ve orada sürekli kalacak olanlar.
İyi iş işleyenlere [¹] ziyadesiyle, iyi bir mükâfat vardır [²]. Onların yüzlerini ne toz bürür ne horluk kaplar. İşte bunlar Cennetliktir. Onlar orada daim kalacaklardır.
İsmail Hakkı İzmirli Yunus Suresi 26. Ayet Açıklaması
[1] Kelime-i Tevhit getirenlere.[2] Cennet, ziyadesi de Cemal-i Bâridir.
Kadri Çelik
Güzellik yapanlara (mükâfatların) en güzeli ve (hak ettiğinden) fazlası vardır. Onların yüzlerine ne bir karalık, ne de zillet bulaşır. İşte onlar cennet ehlidir. Onlar onda temelli kalıcılardır.
Güzel ve yararlı davranış gösterenlere, hak ettiklerinden daha güzel bir mükâfât bağışlanacak ve hattâ bunlardan daha da fazlası verilecektir. Onlara, akla hayale gelmedik nîmetler takdim edilecek ve nihâyet, bütün bu nîmetleri unutturacak o muhteşem nîmeti tadacaklar; yani Allah’a kavuşacak ve O’nun cemalini görecekler. O dehşet verici Hesap Gününde, ne yüzlerine bir günah lekesi bulaşacak, ne de bir utanç ve aşağılanma bürüyecek çehrelerini! Muratlarına ermenin yanı sıra; can sıkacak, yüz kızartacak, küçük düşürecek her türlü leke ve kederden emîn ve sâlim olacaklar. İşte onlar, cennet halkıdır ve sonsuza dek orada kalacaklar.
İyilik-Güzellik yapanlar için daha fazlası vardır.
Yüzlerine ne kara leke bulaşır, ne de zillet!
İşte onlar, Cennet arkadaşlarıdır; orada sürekli kalacaklardır.
Allah’ı görüyormuş gibi ibâdet edenler1 için daha güzeli ve bir de fazlası vardır ve onların yüzleri kararmadığı2 gibi onlar zelil de olmazlar. İşte cennetlikler bunlardır ve onlar, orada sonsuz kalacaklardır.
1 İhsan: Kelime olarak; yardım cömertlik, iyilik, lütuf, bağışlamak, güzel yapmak gibi anlamlara gelir. Terim olarak ise; Allah’ı görür gibi kulluk etmektir. “Her ne kadar biz Onu göremiyorsak da O bizi görmektedir.” 2 “Yüzü kararmak”, mecâzen mahcup ve rezil olmak” demektir. Yani onlar, orada asla mahcup olmazlar.
Muhammed Esed
İyi ve yararlı işler yapmakta sebatlı olanları (karşılık olarak) daha iyisi ve ondan da fazlası 41 beklemektedir. [Kıyamet Günü'nde] onların yüzlerini ne bir kararma, ne de bir aşağılanma gölgelemeyecektir: İşte bunlardır cennetlikler; orada ebedî kalacak olanlar.
İyi davrananlara, daha iyisi ve de fazlası vardır. Hesap gününde onların yüzlerinde en küçük bir mahcubiyet ve kararma olmayacak. İşte bunlar cennet halkı ve orada kalıcıdırlar. 3/107, 27/89, 80/38- 39
İyi ve yararlı davranmakta sebat gösterenlere, (karşılık olarak) ondan daha iyisi ve (kat kat) fazlası var.[1606] Dahası (o gün) onların ne yüzleri kara çıkar,[1607] ne de onursuzluktan başları eğilir: işte bunlar Cennet’in sakinleridirler; orada yerleşip kalmak üzre girerler.
Mustafa İslamoğlu Yunus Suresi 26. Ayet Açıklaması
[1606] Parantez içi açıklamalar, bu âyetteki ziyâde’nin niteliğini açıklayan şu âyete birer atıftırlar: “Kim (İlâhî mahkemeye) bir iyilikle gelirse, yaptığının on katını kazanacaktır” (6:160).
[1607] Bir sonraki âyette tasvir edilen cehennemliklerin aksine (Krş: 39:60; 75:22-25; 80:38-40; 83:24). Kara yüz gam ve kederi, ak yüz sevinç ve neşeyi ifade eden bir mecazdır.
Ömer Nasuhi Bilmen
İhsanda bulunanlar için güzellik ve bir ziyâdelik vardır ve onların yüzlerini ne karalık ve ne de bir alçaklık kaplamaz. İşte onlar cennet ehlidirler. Onlar orada ebedîyyen kalıcılardır.
İyi ve güzel davranışlarda bulunanlara en güzel mükâfat yani cennet ile daha da fazlası olarak Allah'ın cemalini görmek var. Onların yüzlerine ne bir leke bulaşır, ne de bir zillet! İşte onlar cennetliktir. Onlar orada ebedî kalacaklardır. [9, 72; 55, 60; 76, 11] {KM, Yuhanna 17, 3}
Güzel davrananlara daha güzel karşılık ve fazlası var. Onların yüzlerine ne bir kara bulaşır, ne de horluk. İşte onlar cennet halkıdır, orada ebedi kalacaklardır.
Güzel davrananlara da daha güzeli ve fazlası vardır. Yüzleri ne kararacak ne de kızaracaktır. İşte bunlar cennet ahalisidir; onlar orada ölümsüzdürler.
İyilik yapanlara ödülün en güzeli, bir de onun ziyadesi vardır.(8) Onların yüzüne ne bir toz konar, ne zillet bulaşır. Onlar Cennet ehlidir ve orada sürekli kalacaklardır.
(8) Bu âyette “ziyade” ile kastedilen şeyi, Peygamberimiz şu şekilde açıklamıştır: “Cennet ehli Cennete girdikten sonra, bir nida edici şöyle seslenir: ‘Allah’ın size bir sözü vardı; şimdi onu yerine getirmek istiyor.’ Onlar derler ki: ‘Bizi ateşten kurtarıp Cennete sokmakla Allah yüzümüzü ak etmedi mi?’ Derken Allah perdeyi kaldırır. Allah’a yemin olsun ki, onlar için, Allah’a bakmaktan daha sevimli hiçbir şey yoktur.” (Tirmizî, Tefsir 10:10" target="_blank">10:10; Müslim, İman: 297; Tirmizî, Tefsir 10:1; İbni Mâce, Mukaddime: 13.)
Yaşar Nuri Öztürk
Güzel düşünüp güzel davrananlara güzellik var. Dahası da var. Onların yüzlerine kara da bulaşmaz, zillet de... Cennetin dostlarıdır onlar; sürekli kalıcıdırlar orada.