Bu ayet Hafs Mushafı sırasına göre baştan 1407, sondan 4830. ayet; 10. sure ve Yunus Suresinin 43. ayetidir. Yunus Suresi 43. ayetinin kelime sayisi 11, harf sayısı 45 ve toplam ebced değeri ise 3063 olarak hesaplanmıştır. Yunus Suresinin toplam ebced değeri 536028 olarak hesaplanmıştır. Ebced sayımlarında varsa ء Hemze harfi dahil olarak sayılmıştır. Bu sure الر hurufu mukatta harfleriyle başlamaktadır. Bu ayette ا (7) ل (4) ر (2) bulunuyor.
Arapça Metin
ومنهم من ينظر اليك افانت تهدي العمي ولو كانوا لا يبصرون
Putperest Araplar’ın bir kısmı Hz. Peygamber’in tebliğini bizzat dinliyor; tutum ve davranışlarını, neler yaptığını, nasıl bir kişiliğe sahip olduğunu gözleriyle görüyorlardı. Buna rağmen onun tebliğ ettiği vahyi Allah kelâmı olarak kabul etmeyip kendisini yalancılıkla suçlamaları kalplerinin hidayete kapalı olduğuna işaret eder. Onlar, Hz. Peygamber’i dinledikleri halde hakikati kavrama niyeti taşıyıp bu yönde gayret göstermemişler, bu maksatla akıllarını kullanmamışlardır; kezâ basiretli davranarak gördüklerinden ders alıp hidayete yönelmemişlerdir. Şu halde insan için asıl büyük kayıp görme ve işitme duyularından mahrum kalmak değil, akıl ve basiretini kullanmamaktır; nitekim gözleri görmediği veya kulakları işitmediği halde akılları ve basiretleri sayesinde inanç, düşünce ve davranış olarak doğru yolu bulmuş nice insan vardır (Zemahşerî, II, 192). Bazı insanların bizzat kendilerinde iyi niyet, irade ve gayret olmayınca yalnızca Peygamber’in çabası da onların hidayete kavuşmaları için yeterli olmamıştır. Şu halde bu iki âyetten çıkan sonuca göre insanların doğru bilgi ve inanca, güzel ve erdemli yaşayışa ulaşabilmeleri için hem iyi eğitimci, rehberlerden yararlanmaları; hem de kendilerinin iyi niyetle, akıl ve basiretlerini de devreye sokarak gerçeği, iyi olanı kabul edip uygulama iradesine sahip olmaları gerekmektedir. Böylece bu iki âyette doğru kaynaktan edinilen doğru bilgi ve iyi niyet, hakikate ulaşmanın vazgeçilmez şartları olarak ortaya konmaktadır.
Mehmet Okuyan
Onlardan sana bakan da vardır. Fakat (gerçeği) göremiyorlarsa körleri sen mi doğru yola ulaştıracaksın!
1- Gerçeği görmeyenleri.
2- Basiret, gerçeği ve doğruyu görme, kavrama ve anlama yetisi; kavrayış, sezgi ve aydınlanma demektir. “Basiret sözcüğü, parlayan, parlaklığı ile göz kamaştıran yumuşak taş cinsi demektir. Bu ismi almasının nedeni uzaktan görülmesini sağlayan bir ışık saçmasındandır.”
Ahmet Akgül
Ve onlardan Sana (bön bön) bakıp duracak olanlar da vardır. Ama kör olanları -üstelik basiretleri de yoksa- Sen mi doğru yola eriştireceksin?
Ve yine onların arasında, sana ve mucizelerine bakıyormuş gibi yapanlar var; ama eğer kör iseler göremiyorlarsa, sen körlere doğru yolu gösterebilir misin?
İnanmayanlar arasında, senin peygamberlik alâmetlerini müşahede edip de seni tasdik etmeyenler de var. Sen, hakikati görmek istemeyerek kör kesilenlere, üstelik basîretleri de yoksa, hak yolu gösterebilir misin?
İçlerinden sana bakanlar (Peygamberliğine delâlet eden mûcizeleri gördükleri halde iman etmiyenler) de var. Fakat anlayış gözleri de yokken körlere sen mi hidâyet edeceksin?
İçlerinden sana bakıp duranlar (senin peygamberliğini anlamalarına rağmen sana inanmayanlar) da vardır. Fakat (hakikati) görmek istemiyorlarsa, sen körlere doğru yolu gösterebilir misin?
Ayetteki “onlar sana bakıp duruyorlar fakat gerçekleri göremiyorlar” cümlesi bir gerçeği gözler önüne sererken bir taraftan da “bakmakla” “görmek” arasındaki farkı ortaya koyuyor. Bir bakmak (nazar) vardır bir de görmek (basiret). Bakmak sadece o yöne gözlerini çevirmek, detaysız kabaca kavramaktır. Görmek ise nesneyi anlamak, detaylara inmek, akıl ve kalp gözüyle arka planını sezmektir. Bakmak için gözün açık olması yeter ama görmek için zihnin ve kalbin açık olması gerekir.
Diyanet İşleri (Eski)
Aralarında sana bakan vardır. Sen körleri, görmezlerken doğru yola iletebilir misin?
(1)“İbret nazarıyla bakıp, dâhilî (iç) ve hâricî (dış) delilleri görüp, hakka rücû‘ları (dönmeleri)mümkün iken, gafletleri gözlerini perdelemiş; körlük de gözlerinin kapaklarını kapatmakla, yine necattan(kurtuluştan) mahrum kalmışlardır.” (İşârâtü’l-İ‘câz, 110)
İlyas Yorulmaz
Onların içinden seni gözetleyip izleyenler var. Eğer onlar gerçekleri görmüyorlarsa, sen mi körleşmiş olanlara doğru yolu göstereceksin?
Yine içlerinde,sana güya bakanlar da var fakat gözlerinin önündeki gerçeği göremeyen bu “körlere” doğru yolu sen mi göstereceksin; eğer sezgileriyle hakîkati göremiyorlarsa?Peki bu insanları, Allah mı bu hâle getirdi? Elbette hayır:
Yine onlar arasında sana (sanki görürmüş gibi) bakanlar var; iyi de, eğer basiretleri bağlı ise sen (böylesi) körlerin görmesini sağlayabilir misin?[1621]
Mustafa İslamoğlu Yunus Suresi 43. Ayet Açıklaması
[1621] Bu âyetler Türkçe’deki “işitmek-dinlemek”, “bakmak-görmek” farkına dikkat çektiği için, biz de bu karşılıkları kullandık. Kur’an tefekküründe, hayat-ölüm, temizlik-pislik, kâr-zarar, kazanç-kayıp anlam çiftlerinde olduğu gibi, görmek-körlük, dinlemek-sağırlık anlam çiftleri de fizikî değil mânevîdir. Kur’an’a göre hakikati görmeyen kimse gözü olsa dahi kördür; hakkın sesini duymayan kimse kulağı olsa dahi sağırdır.
Ömer Nasuhi Bilmen
Ve onlardan sana bakanlar da vardır. Ya sen körlere, göremez kimseler de olsalar doğru yolu gösterebilir misin?
Baş gözü ile beraber kalb gözü de görmezse, böyle bir âmaya bir şey anlatmak mümkün olmaz. Görmekten gaye, ibret almaktır. Dolayısıyla, asıl önemli olan basirettir. Bundan ötürü kalb gözü açıksa âma, bir şeyler sezer. Hatta böyle olan bir âma, ahmak olan göz sahibinin anlayamadığını anlar.
Süleyman Ateş
İçlerinden sana bakanlar da var. Fakat körleri sen mi yola götüreceksin? Hele sezgileriyle de görmüyorlarsa?
Süleymaniye Vakfı Yunus Suresi 43. Ayet Açıklaması
[*] Basiret: Görmek ile basiret arasındaki farkı anlamak açısından çok önemli bir ayettir. Ayetten anlaşılacağı üzere görme duyusu olmayan insanlar bile basiretli olabilirler. Basiret arka planını görme, akıl gözü ve vizyon olarak Türkçeye çevrilebilir.
Şaban Piriş
-onlardan sana bakanlar vardır. Basiretlerini kaybetmişlerse körlere Sen mi yol göstereceksin?
Ve niçeleri anlaruñ baḳarlar saña. Mu‘āyene mu‘cizātları görürler‐iken inan‐mazlar. Sen yol gösterebilür misin gözsüzlere, eger baṣīret bilei‘tibār eylemeseler daḫı?