Bu ayet Hafs Mushafı sırasına göre baştan 6210, sondan 27. ayet; 109. sure ve Kâfirûn Suresinin 3. ayetidir. Kâfirûn Suresi 3. ayetinin kelime sayisi 5, harf sayısı 19 ve toplam ebced değeri ise 779 olarak hesaplanmıştır. Kâfirûn Suresinin toplam ebced değeri 3832 olarak hesaplanmıştır. Ebced sayımlarında varsa ء Hemze harfi dahil olarak sayılmıştır. Bu ayetle aynı/benzer 1 ayet daha bulunmaktadır. Bunlar; 109:5 ayetleridir.
Tevhid ilkesinin sembolü olarak Mekke döneminin ilk yıllarında inen bu sûrede Mekkeli müşriklerin şahsında bütün putperestlere ilân edilmek üzere iman ile şirkin ayrı şeyler olduğu, bu iki inanç sistemi arasında bir benzerlik bulunmadığı, dolayısıyla ikisinin birlikte bulunmasının, iki inanç arasında bir uzlaşmaya gidilmesinin mümkün olmadığı kesin olarak ifade edilmiştir. Bazı müfessirlere göre 2-3. âyetlerde, gelecekte Hz. Peygamber’in müşriklerin taptığına tapmayacağı, onların da Hz. Peygamber’in taptığına tapmayacakları ifade edilmiş; 4-5. âyetlerde ise halihazırda da onların tutumlarının farklı olmadığı bildirilmiştir. Ancak Şevkânî bu yorumu reddetmekte, 4-5. âyetlerin 2-3. âyetlerdeki gerçeği pekiştirdiğini söylemekte; bu tekrarlara dil kurallarından ve Arap şiirinden örnekler getirmekte, Hz. Peygamber’in hadislerinde de benzer tekrarların bulunduğunu ifade etmektedir (bk. V, 599-600). Bizim tercihimiz de bu yöndedir. Zira 2-3. âyetlerde Hz. Peygamber’in şahsında müminlerin sadece bir Allah’a kulluk etmeleri emredilmiş, Allah’a ortak koşanlarla gerek inanç gerekse ibadet bakımından hiçbir şekilde benzerliklerinin bulunmadığı vurgulanmıştır. 4-5. âyetlerde ise Hz. Peygamber’i kendi dinlerine döndürmek isteyen putperestlerin ümidini kırmak maksadıyla söz tekrar edilmiştir. “Sizin dininiz size, benim dinim banadır” şeklinde tercüme ettiğimiz 6. âyet, daha geniş kapsamlı ve daha vurgulu bir şekilde önceki âyetleri tekit eder ve bu iki din arasında uzlaşmanın olamayacağını gösterir. Zira bu iki dini uzlaştırmak, hak ile bâtılı uzlaştırmak anlamına gelir. Son âyetten din, vicdan ve ibadet özgürlüğünün esas olduğu, kimsenin herhangi bir dine girmeye zorlanamayacağı anlamının da çıkarılabileceğini düşünen bir kısım müfessirler bu âyetin müşriklere karşı savaşılmasını emreden âyetle (bk. Tevbe 9:36) neshedildiğini yani hükmünün kaldırıldığını ileri sürmüşlerdir. Ancak bizim de katıldığımız görüşe göre âyetin hükmü kaldırılmamıştır; çünkü burada bir emir veya yasak değil, bir vâkıanın tesbiti ve ifade edilmesi (haber) söz konusudur; haber ise Allah’tan olduğu için gerçektir, hükmü değişmez (bk. Şevkânî, V, 600). Bu âyet, bir vâkıa tesbiti olduğu ve müslümanların zayıf durumda bulundukları bir dönemde indiği için ondan din ve vicdan özgürlüğü anlamının çıkarılamayacağı da düşünülebilir. Kuşkusuz İslâm’da din, vicdan ve ibadet özgürlüğü vardır; ancak bu özgürlükler Medine döneminde inen âyetlerde ifade edilmiş, müslümanların hâkim oldukları zaman ve mekânlarda uygulanmış, hayata geçirilmiştir.
1,2,3,4,5. De ki: Ey kâfirler! Sizin taptıklarınıza ben tapmam. Siz de benim taptığıma tapıcılar değilsiniz. Ben asla sizin taptıklarınıza tapacak değilim. Siz de benim taptığıma tapacak değilsiniz. [816] [817]
[816] Kâfirûn sûresi ve genel ilkeler için bk. Bayraklı, KUR’ÂN TEFSÎRİ, XXI, 401; 409.[817] İnanç, ibadet ve din özgürlüğü hakkında bilgi için bk. Bayraklı, KUR’ÂN TEFSÎRİ, XXI, 405-407.
“Nitekim,siz de benim kulluk ettiğim sonsuz ilim, hikmet, kudret, adâlet ve merhamet sahibi, eşi ve ortağı olmayan, âlemlerin biricik sahibi, yöneticisi, efendisi, Rabb’i ve İlâhı olan O yüce Kudret’e kulluk etmiyorsunuz.”
1 Bu iki âyet (3. ve 5. ayet) ilk bakışta öncekilerin bir tekrarı gibi görünür. Bunda tefsircilerin iki görüşü vardır: 1. Başlı başına “te’kit” ve “takviye” için tekrar edilmiş olmasıdır ki, üçüncü olumsuz cümle, isim cümlesi olarak daha kuvvetli bir şekilde birinciyi, dördüncü de ayniyle üçüncüyü mana itibarıyla te'kit eder denilmiştir. 2. Birinci olumsuz cümle, şimdiki ve gelecek zamana, dördüncü olumsuz cümle ise tamamıyla geçmiş zamana delalet eder. Bu durumda mana: “Ben (Allah’a), sizin taptığınız gibi asla tapmıyorum ve tapmayacağım. Siz de (Allah’a), benim taptığım gibi tapmıyorsunuz ve tapacak da değilsiniz. (Yine) ben (Allah’a,) sizin taptığınız gibi tapmadım, zâten siz de (Allah’a), benim taptığım gibi hiç tapmadınız” şeklinde olabilir.
Mustafa İslamoğlu Kâfirûn Suresi 3. Ayet Açıklaması
[5916] Fiilleri (ta‘budûn, a‘budu) ism-i faillerden (‘âbidun) ayırmak için birincileri “kul olmak” ikincileri “kulluk etmek” ile karşıladık (Gerekçesi için bu notun sonundaki Ebu Müslim’in görüşüne bkz). Sanıldığı gibi 2-3. âyetlerle 4-5. âyetler bir tekrar değildir. Müşriklerin yaptığı ahlâksız teklif çift zamanlı olunca red de çift zamanlı gelmiştir. Bu fark çeviriye yansıtılmıştır. Âyet 3’teki ellezi yerine geçen mâ “mutlak varlık” anlamına, âyet 4-5’teki masdar-ı müevvel hükmünde olan mâlar “bilinçsiz ve körü körüne bir kulluğa” delâlet eder. Bu âyetler aynı zamanda gaybî bir ihbar olmuş, nüzul sebebi rivayetinde adı geçenlerin tümü de kâfir olarak ölüp gitmişlerdir. Yâsîn sûresinin 7. âyeti ve Bakara sûresinin 6. âyeti, bu âyet ışığında okunmalıdır. 2-4. âyetler arasındaki dört adet mâ müphem ismi için şöyle bir değerlendirme de yapılabilir: Muhataplara, kendi tanrı tasavvurları düzeyinde hitap edilmiştir. Zira onlar dünyevîleşmiş bir zihin ve maddeci bir yaklaşımla algılıyor ve tanrıyı “şey”leştiriyorlardı. Mâ, hem bizim onların tanrılarına ve tanrı algılarına bakışımızın doğruluğunu hem de onların bizim inandığımız Allah’a ve tanrı anlayışımıza bakışlarının yamukluğunu tam ve mükemmel ifade etmektedir.
Ömer Nasuhi Bilmen
«Siz de benim ibadet ettiğime ibadet ediciler değilsiniz.»