Bu ayet Hafs Mushafı sırasına göre baştan 6215, sondan 22. ayet; 110. sure ve Nasr Suresinin 2. ayetidir. Nasr Suresi 2. ayetinin kelime sayisi 7, harf sayısı 31 ve toplam ebced değeri ise 1771 olarak hesaplanmıştır. Nasr Suresinin toplam ebced değeri 6124 olarak hesaplanmıştır. Ebced sayımlarında varsa ء Hemze harfi dahil olarak sayılmıştır.
1,2,3. Allah’ın yardımı ve fetih (Mekke fethi) geldiğinde ve insanların bölük bölük Allah’ın dinine girdiğini gördüğünde, Rabbine hamd ederek tespihte bulun ve O’ndan bağışlama dile. Çünkü O, tövbeleri çok kabul edendir.
Müfessirlere göre “Allah’ın yardımı”ndan maksat, Mekke putperestlerine veya bütün düşmanlarına karşı Allah’ın Hz. Peygamber’e yardım etmesi ve onu zafere kavuşturmasıdır; mecazen “dinin kemale ermesi, son şeklini alması” anlamında da yorumlanmıştır. “Fetih”ten maksat ise başta Râzî’nin “fetihlerin fethi” dediği Mekke’nin fethi olmak üzere Hz. Peygamber’e nasip olan bütün fetihlerdir. Fetih mecaz olarak “Hz. Peygamber’e verilen ilimler, dünya nimetleri, cennet” olarak da yorumlanmıştır (Râzî, (XXXII, 153-155; Şevkânî, V, 602-603). Sûrede Hz. Peygamber’in şahsında genel olarak müminlere hitap edilerek Allah Teâlâ kendilerine bir nimet ve yardım lutfettiğinde O’na hamd ve şükretmeleri gerektiği ifade edilmektedir. Müminler Mekke döneminde fakir ve güçsüzdü; müşriklerin kendilerine yaptıkları zulme karşılık verecek durumda değillerdi. İnsanlığı kurtuluşa çağıran Hz. Peygamber, çağrısına olumlu cevap alamadığı için üzülüyor, hatta kendi kavmi tarafından din konularında yalan söylemekle suçlanıyordu (bk. Hûd 11:12; En‘âm 6:33-35). Fakat Medine döneminde müminler güçlenerek kendilerine haksızlık eden inkârcılara karşı savaşacak duruma geldiler ve fetihler başladı. Bu durum Araplar’ın İslâm’a girmesinde büyük etken oldu. Özellikle Mekke’nin fethinden sonra Arap kabileleri savaşmaksızın İslâm’ın hâkimiyetini kabul etmiş ve akın akın İslâm’a girmişlerdir. 2. âyet bunu ifade etmektedir. 3. âyette ise daha önce müşrikler tarafından “sihirbaz, şair, kâhin, mecnûn” gibi yakışıksız sıfatlarla nitelenerek her türlü hakarete mâruz bırakılan Hz. Peygamber’e, kendisini bu durumdan kurtaran Allah’a hamd ve şükretmesi buyurulmaktadır. Mekke’den hicret ederken Sevr mağarasında gizlendiğinde yanında sadece Hz. Ebû Bekir vardı; şimdi ise binlerce sahâbî ile birlikte Mekke’yi fethetmiş, bu arada tarihin en büyük ve en yapıcı inkılâbını gerçekleştirmişti. İşte bu sebeple müminlerden yüce Allah’a hamdetmeleri, kendilerine nasip edilen zafer ve fetih nimetlerinin şükrünü yerine getirmeleri istenmektedir. Hz. Peygamber’in günahtan korunduğu bilinmektedir (ismet). Buna rağmen ona Allah’tan af dilemesi emredildiğine göre bunun mânası ya ümmeti için, onların adına af dilemesi veya –günahtan uzak dursa bile– Allah’tan af dilemek kullukta kemalin gereği olduğu için “Allah karşısında alçak gönüllülük sergilemesi, her şeye rağmen ibadetlerini mükemmel görmeyip bu sebeple O’ndan af ve özür dilemesi”dir. Bu sûre indikten sonra Hz. Peygamber’in, “Allahım! Sana hamd eder ve seni noksan sıfatlardan tenzih ederim. Beni bağışla, çünkü sen tövbeleri kabul edensin!” anlamındaki duayı sık sık tekrarladığı rivayet edilmektedir (İbn Kesîr, VIII, 532-533; ayrıca bk. Fetih 48:1-3). Sahabeden bazıları bu âyetlerden Hz. Peygamber’in görevinin tamamlandığı ve artık vefatının yakın olduğu sonucunu çıkarmışlardır (bk. Buhârî, “Tefsîr”, 110). Bundan dolayı sûreye “vedalaşma” anlamında “Tevdî” ismi de verilmiştir. Nitekim bu âyetler indikten sonra Hz. Peygamber’in ancak seksen gün gibi kısa bir süre yaşadığı rivayet edilmektedir (bk. Kurtubî, XX, 233).
Ve (o güne kadar Hakk’tan kaçan) insanların dalga dalga Allah’ın dinine (ve adalet düzenine) girdiklerini gördüğün an (ne kutlu ve mutlu bir zamandır.)
Toplumlarının şuurlu birer üyeleri olarak, teşkilatlanmış cemaatler halinde, sorumluluk sahibi insanların-müslümanların Allah'ın dininde, İslâm'da yerlerini almaya devam ettiklerini gördüğün zaman Rabbini tesbih et, zikret.
1,2,3. Allah'ın yardımı ve zafer günü gelip, insanların Allah'ın dinine akın akın girdiklerini görünce, Rabbini överek tesbih et; O'ndan bağışlama dile, çünkü O, tevbeleri daima kabul edendir.
1, 2, 3. Allah'ın yardımı ve zaferi gelip de insanların bölük bölük Allah'ın dinine girmekte olduklarını gördüğün vakit Rabbine hamdederek O'nu tesbih et ve O'ndan mağfiret dile. Çünkü O, tevbeleri çok kabul edendir.
1 Buradaki yardım, Müslümanların Kureyş’e veya Araplara galip gelmesi, fetih de Mekke ve Kâbe’nin fethidir. Yardım, fethe sebep olduğu için fethe atfedilmiştir. 2 Buradaki (إِذَا) zaman zarfı olarak mazi fiilin başında şart ifâde ettiği için mazinin anlamını gelecek zamana çevirir, şartın gelecekte meydana geleceğini ifâde eder.
Muhammed Esed
ve insanların Allah'ın dinine 1 dalga dalga girdiklerini gördüğünde,
[5922] Parantez içi açıklamamız İbn Abbas’a dayanmaktadır (Taberî). Veciz bir yapıya sahip olan 2 ve 3. âyetler birbirine en güzel bu şekilde bağlanmaktadırlar. Üstelik son âyetin başındaki takibiyye fâsı da böylece işlevini bulmaktadır. Baştaki izâ şartının da delâlet ettiği gibi bu kitlesel ihtida hareketleri, müjdelenen feth ile ne anlaşılması gerektiğini de izah eder. Bu müjde fethin ardından aynen gerçekleşti. Allah Rasûlü, Mekke fethinin ardından Kâbe’nin kapısında durup vahiy tarafından önceden verilen müjdeleri îmâ ederek Lâilahe illallâhu vahdeh, ve nasara ‘abdeh, ve hezeme’l-ahzâbe vahdeh (Allah’tan başka kulluk edilmeye lâyık varlık yok, O’dur kuluna yardım eden ve O’dur müttefikleri tek başına hezimete uğratan). Burada müjdelenen kitleler halinde dine giriş bölge insanıyla başlamış, fakat onunla kalmamıştır. Yedhulûne muzârî fiilinin de işaret ettiği gibi, bu günümüze kadar sürmüş ve bundan böyle de sürecek olan ilâhî bir müjdedir.
Ömer Nasuhi Bilmen
Ve Allah'ın dinine nâsın fevc fevc girer olduğunu göreceğin vakit.