Bu ayet Hafs Mushafı sırasına göre baştan 6216, sondan 21. ayet; 110. sure ve Nasr Suresinin 3. ayetidir. Nasr Suresi 3. ayetinin kelime sayisi 7, harf sayısı 30 ve toplam ebced değeri ise 2715 olarak hesaplanmıştır. Nasr Suresinin toplam ebced değeri 6124 olarak hesaplanmıştır. Ebced sayımlarında varsa ء Hemze harfi dahil olarak sayılmıştır.
1,2,3. Allah’ın yardımı ve fetih (Mekke fethi) geldiğinde ve insanların bölük bölük Allah’ın dinine girdiğini gördüğünde, Rabbine hamd ederek tespihte bulun ve O’ndan bağışlama dile. Çünkü O, tövbeleri çok kabul edendir.
Müfessirlere göre “Allah’ın yardımı”ndan maksat, Mekke putperestlerine veya bütün düşmanlarına karşı Allah’ın Hz. Peygamber’e yardım etmesi ve onu zafere kavuşturmasıdır; mecazen “dinin kemale ermesi, son şeklini alması” anlamında da yorumlanmıştır. “Fetih”ten maksat ise başta Râzî’nin “fetihlerin fethi” dediği Mekke’nin fethi olmak üzere Hz. Peygamber’e nasip olan bütün fetihlerdir. Fetih mecaz olarak “Hz. Peygamber’e verilen ilimler, dünya nimetleri, cennet” olarak da yorumlanmıştır (Râzî, (XXXII, 153-155; Şevkânî, V, 602-603). Sûrede Hz. Peygamber’in şahsında genel olarak müminlere hitap edilerek Allah Teâlâ kendilerine bir nimet ve yardım lutfettiğinde O’na hamd ve şükretmeleri gerektiği ifade edilmektedir. Müminler Mekke döneminde fakir ve güçsüzdü; müşriklerin kendilerine yaptıkları zulme karşılık verecek durumda değillerdi. İnsanlığı kurtuluşa çağıran Hz. Peygamber, çağrısına olumlu cevap alamadığı için üzülüyor, hatta kendi kavmi tarafından din konularında yalan söylemekle suçlanıyordu (bk. Hûd 11:12; En‘âm 6:33-35). Fakat Medine döneminde müminler güçlenerek kendilerine haksızlık eden inkârcılara karşı savaşacak duruma geldiler ve fetihler başladı. Bu durum Araplar’ın İslâm’a girmesinde büyük etken oldu. Özellikle Mekke’nin fethinden sonra Arap kabileleri savaşmaksızın İslâm’ın hâkimiyetini kabul etmiş ve akın akın İslâm’a girmişlerdir. 2. âyet bunu ifade etmektedir. 3. âyette ise daha önce müşrikler tarafından “sihirbaz, şair, kâhin, mecnûn” gibi yakışıksız sıfatlarla nitelenerek her türlü hakarete mâruz bırakılan Hz. Peygamber’e, kendisini bu durumdan kurtaran Allah’a hamd ve şükretmesi buyurulmaktadır. Mekke’den hicret ederken Sevr mağarasında gizlendiğinde yanında sadece Hz. Ebû Bekir vardı; şimdi ise binlerce sahâbî ile birlikte Mekke’yi fethetmiş, bu arada tarihin en büyük ve en yapıcı inkılâbını gerçekleştirmişti. İşte bu sebeple müminlerden yüce Allah’a hamdetmeleri, kendilerine nasip edilen zafer ve fetih nimetlerinin şükrünü yerine getirmeleri istenmektedir. Hz. Peygamber’in günahtan korunduğu bilinmektedir (ismet). Buna rağmen ona Allah’tan af dilemesi emredildiğine göre bunun mânası ya ümmeti için, onların adına af dilemesi veya –günahtan uzak dursa bile– Allah’tan af dilemek kullukta kemalin gereği olduğu için “Allah karşısında alçak gönüllülük sergilemesi, her şeye rağmen ibadetlerini mükemmel görmeyip bu sebeple O’ndan af ve özür dilemesi”dir. Bu sûre indikten sonra Hz. Peygamber’in, “Allahım! Sana hamd eder ve seni noksan sıfatlardan tenzih ederim. Beni bağışla, çünkü sen tövbeleri kabul edensin!” anlamındaki duayı sık sık tekrarladığı rivayet edilmektedir (İbn Kesîr, VIII, 532-533; ayrıca bk. Fetih 48:1-3). Sahabeden bazıları bu âyetlerden Hz. Peygamber’in görevinin tamamlandığı ve artık vefatının yakın olduğu sonucunu çıkarmışlardır (bk. Buhârî, “Tefsîr”, 110). Bundan dolayı sûreye “vedalaşma” anlamında “Tevdî” ismi de verilmiştir. Nitekim bu âyetler indikten sonra Hz. Peygamber’in ancak seksen gün gibi kısa bir süre yaşadığı rivayet edilmektedir (bk. Kurtubî, XX, 233).
Mehmet Okuyan
Rabbini [hamd] (övgü) ile [tesbih] et (yücelt) ve O’ndan bağışlanma dile. Şüphesiz ki O, tevbeleri çok kabul edendir.
1- Övgü ile yücelt. 2- Allah'ın, her türlü noksanlıktan arınık, tüm mükemmel niteliklere sahip olduğunu bilmek; Allah'ı kendisine özgü nitelikleri ile tanımak ve tanıtmak demektir. 3- Bağışlanma.
Ahmet Akgül
Hemen Rabbini hamd ile tesbih et (çünkü zafer Allah’tandır) ve O'ndan mağfiret dile (çünkü cihad ve itaat konusunda eksikleriniz vardır ve zaferi kendinizden bilme gafletinden Allah’a sığınmalıdır) . Şüphesiz O, (istiğfarı çokça kabul buyuran) Tevvab olandır.
hemen Rabbine yönel, O'nu eksiksiz övgülerle överek tesbih et ve kendisini her türlü yakıştırmalardan uzak ve mukaddes bil, O'nun şanını yücelt, O'ndan bağışlanmanı ve affedilmeni iste. Çünkü gerçekten O, kendisine tevbe ile yönelenleri her zaman bağışlayıp affedendir
Rabbini överek tesbihe, zikre devam et. Kendin ve sana tâbi olan mü'minler için O'ndan koruma kalkanına alınma bağışlanma dile. O, insanları tevbeye, itaate sevkeden, tevbeleri kabul edendir.
Artık Rabbini hamd ile tesbih et, (Allah'a hamd ederek Sübhanellah de, yahud Allah için namaz kıl) ve O'ndan mağfiret dile. Muhakkak ki O, Tevvâb'dır = tevbeleri kabu edendir.
Rabbini hamd ve tesbih et (O’nun mükemmelliğini ve münezzehiyetini an!) O’ndan bağışlanma dile. (Bu fütuhatı, kendinden bilme. O’na yönel.) O, gerçekten O’na yönelenleri kabul edendir.()
1,2,3. Allah'ın yardımı ve zafer günü gelip, insanların Allah'ın dinine akın akın girdiklerini görünce, Rabbini överek tesbih et; O'ndan bağışlama dile, çünkü O, tevbeleri daima kabul edendir.
1, 2, 3. Allah'ın yardımı ve zaferi gelip de insanların bölük bölük Allah'ın dinine girmekte olduklarını gördüğün vakit Rabbine hamdederek O'nu tesbih et ve O'ndan mağfiret dile. Çünkü O, tevbeleri çok kabul edendir.
(1)“(Ebû Bekir) Sıddîk (ra)’ı ve Abbâs (ra)’ı ağlatan şu sûre, وَاسْتَغْفِرْهُ ’nün ‘Vav’ına kadar altmış üç harf olarak ömrünün nihâyetine tevâfukla işâret etmekle berâber فَسَبِّحْ بِحَمْدِ رَبِّكَ وَاسْتَغْفِرْهُ*cümleleriyle işâret edilen üç mühim vazîfe-i nübüvveti ma‘nâsıyla gösterdiği gibi, yirmi bir harfiyle o zaman yirmi bir sene o vazîfeyi îfâ ettiğine ve iki sene kaldığına îmâ ederek Sıddîk (ra)’ın ağlamasına gizli bir sebeb olmuştur. Ve sûrenin yüz beş harfiyle fütûhât-ı Ahmediye’nin (asm) yüz beş sene zarfında şark ve garbı (doğuyu ve batıyı) tutacağına işâreten فَسَبِّحْ بِحَمْدِ رَبِّكَ makām-ı ebcedî (harflerin rakam değerlerine dayanan hesâb) ile dört yüz yirmi sekiz senesinde terakkıyât-ı maddiye ve ma‘neviyenin derece-i kemâllerine (maddî-ma‘nevî ilerlemenin son mertebelerine) işâret etmekle berâber, اَنَّاس يَدْخُلُونَ ف۪ي د۪ينِ اللّٰهِ اَفْوَاجاً cümlesinin makām-ı ebcedîsi olan bin iki yüz yirmi ikiye kadar o fütûhât-ı Kur’âniye (Kur’ânî fetihler) ve nusret-i dîniye (dînî yardımlar) devâm edeceğine ve ondan sonra bir derece tevakkuf ve tedennî(duraklama ve gerileme) başlayacağına tevâfukla işâret eder.” (Mektûbât, Fihriste-i Mektûbât, 174)
İlyas Yorulmaz
Rabbini överek bütün noksanlıklardan arındır. O’ndan bağışlanmanı dile. Zira O, tövbe eden kullarına ceza vermekten vazgeçendir.
İşte o zaman, sakın övüneyim, gurura kapılayım deme; çünkü asıl zor imtihân o zaman başlamış demektir. O an, şeytanın seni fitneye düşürebileceği en zayıf anın olacaktır. O hâlde, bu büyük başarının senin marifetin değil, Allah’ın sana bir lütfu olduğu bilinciyle Rabb’ini hem kalbinle, hem de söz ve davranışlarınla överek, anıp yücelterek veO’nun buyruklarını, hükümlerini dâimâ yüreğinde ve gündeminde canlı tutarak, en içten duâ ve yakarışlarla hamd ile tesbih et ve ne kadar iyilik yapmış olursan ol, yine de kendini kusursuz, mükemmel görme; daha iyiye, daha güzele ulaşabilmek için gayret göster; bunun için, dâimâ O’ndan bağışlanma dile. Hiç kuşkusuz O, her zaman Kendisine yönelenleri rahmetiyle kucaklayan vetövbeleri kabul edendir.
1 Özellikle zafer anında istiğfarda bulunmak, kişinin sevinç anında da âcizliğini hatırlayıp bu nîmetleri Allah’ın ihsan ettiğini hissetmesi içindir. Dolayısıyla insan, böyle durumlarda büyüklenme duygusunu bastırmalı, Rabbinin affına sığınmalı ve gurura yol açacak duygularını frenlemelidir. Zafer sarhoşluğuna kapılarak, her şeyin arkasındaki “ilâhi irade”nin varlığını unutmamalıdır.
Muhammed Esed
Rabbinin sınırsız şanını yücelt, O'na hamdet ve O'ndan mağfiret dile: çünkü O, her zaman tevbeleri kabul edendir. 2
[5923] Tesbih tenzihe ve nefye, hamd teşbihe ve isbata delâlet eder. İlki celal, ikincisi cemal tecellisidir. Allah Rasûlü’nün dilinde bu emir bir virde dönüşmüştür. Rasulullah’tan mevsuk olarak gelen Subhânallahi ve bihamdihi estağfirullahe ve etûbu ileyh (Buhârî) virdi budur.
[5924] Rasulullah’ın sûreyi okurken burada durup, ardından devam ettiği rivayet edilir. Yine Rasulullah, vahiyle diyaloga girerek bu sûreyi namazda okuduğunda şöyle mukabele ederdi: “Rabbimiz! Seni hamd ile tesbih ederim; beni bağışla!” (Buhârî). Meleklerin emrine âmâde kılındığı insan, kendisinin yaratılışına “Biz seni hamd ile birlikte tesbih ve takdis edip dururken” diye itiraz eden meleklerden geri kalmamalı, o da hamd ile tesbih etmelidir. Hamd ile beraber tesbih etmek bütün bir varlığın gayesidir: “O’nu övgüyle tesbih etmeyen bir tek nesne dahi bulunmamaktadır” (17:44). Allah Rasûlü “Kalbime bazen anlık bir gaflet gelir de ben Rabbime yüz defa istiğfar ederim” (Müslim, Zikr 48:12) buyurur.
[5925] Nasıl ki tesbih hamdsiz olmazsa, istiğfar da tevbesiz olmaz. Mukâtil’in nakline göre bu sûre indiğinde sahabe sevinirken Hz. Abbas ağlamaya başlamıştı. Rasûlümüz amcasına ağlamasının sebebini sorduğunda, “Galiba sana vefat haberin veriliyor” demiş, Rasûlümüz de bunu doğrulamıştır. Bu âyet, zafer ahlâkını İnşâ eder. Kulun zaferi Allah’a, yenilgiyi nefsine hamletmesi kulluk adabındandır (4:79).
Ömer Nasuhi Bilmen
Artık Rabbine hamdederek tesbihte bulun ve O'ndan mağfiret dile. Şüphe yok ki O, tevbeleri çok kabul edici olmuştur.
Yüce Allah, Peygamberimizi günahtan korumuştur. Onun istiğfar etmesi, insanlara istiğfar etmenin ne kadar gerekli olduğunu ders vermesi, ümmetinin günahları için Allah’tan af dilemesi ve devamlı manevî terakkî halinde olması itibarıyla, son durumuna göre bir önceki makamını eksik bulması ve nadiren daha evlâ olanı terk etmesi yönlerinden olmuştur.
Süleyman Ateş
Rabbini överek tesbih et, O'ndan mağfiret dile. Çünkü O, tevbeyi kabul edendir.