Bu ayet Hafs Mushafı sırasına göre baştan 1701, sondan 4536. ayet; 12. sure ve Yusuf Suresinin 105. ayetidir. Yusuf Suresi 105. ayetinin kelime sayisi 11, harf sayısı 48 ve toplam ebced değeri ise 3624 olarak hesaplanmıştır. Yusuf Suresinin toplam ebced değeri 497284 olarak hesaplanmıştır. Ebced sayımlarında varsa ء Hemze harfi dahil olarak sayılmıştır. Bu sure الر hurufu mukatta harfleriyle başlamaktadır. Bu ayette ا (8) ل (3) ر (3) bulunuyor.
Arapça Metin
وكاين من اية في السموات والارض يمرون عليها وهم عنها معرضون
Diyanet İşleri (Yeni) Yusuf Suresi 105. Ayet Tefsiri
Sözlükte âyet kelimesi “bir şeyin tanınmasına sebep olan ve varlığını gösteren işaret, açık alâmet, delil, ibret, şaşırtıcı şey, mûcize ve topluluk” anlamlarına gelir. Terim olarak, Kur’an-ı Kerîm’in bir veya birkaç kelime yahut cümleden meydana gelen bölümlerini ifade eder. Burada âyet kelimesi alâmet, delil ve ibret veren şey mânalarında kullanılmıştır. Yani gerek insanın kendisinde gerekse dış dünyada, göklerde ve yerde Allah’ın varlığına, birliğine, ilmine, kudretine ve hikmetinin üstünlüğüne delâlet eden, insanların görüp ders ve ibret almasını gerektiren nice delil vardır. İnsanoğlu ilmî, fikrî, felsefî ve amelî hayatında bu olaylarla her zaman karşı karşıyadır. Bu tabiat olaylarını düşünüp bunlardaki incelikleri, bunlara hâkim olan ilâhî kanunları keşfetmesi ve yaratanını tanıması gerekirken o, düşünmeden, ibret almadan bunlara sırt çevirip gider. Halbuki insanoğlu bunları düşünüp dikkatli bir şekilde incelese hem dünyada başarılı olacak hem de imanını taklitten tahkike çıkararak kâmil insan (has kul) olma yolunda ilerleyecek ve âhirette mutlu olacaktır.
Mehmet Okuyan
Göklerde ve yerde nice delil vardır ki onlara uğrarlar da onlardan yüz çevirirler.
1- Allah'ı birliğini ve gücünü gösteren kanıtlar, işaretler ve belgeler.
Ahmet Akgül
Göklerde ve yerde nice ayetler (Allah’ın varlığını ve harika sanatını gösteren öyle belge ve alâmetler) vardır ki, (gafiller) onların yanından hiç düşünmeden, yüz çevirerek geçip gitmektedirler.
Bununla beraber, göklerde ve yerde Allah'ın varlığını, birliğini, kudretini gösteren ne kadar işaret, delil var ki, onlarla yüzyüze gelirler de, gene de ilgilenmezler.
Göklerde ve yerde (Allah'ın birliğine, kudret ve azametine delâlet eden) ne kadar alâmet var ki, insanlar, üzerlerinden geçerler de, bunlardan ibret almayıp yüz çevirirler.
«Âyet» kelimesi lügatte, alâmet, şaşılacak şey ve cemaat manalarına gelir. Terim olarak, Kur’an-ı Kerim’in kısa veya uzun bir parçası demektir. Burada «âyet» kelimesi alâmet, delil ve ibret veren şey manalarında kullanılmıştır. Yani Allah’ın varlığına, birliğine, ilmine, kudretine ve hikmetinin kemâline delâlet eden, gerek insanın kendinde, gerekse dış dünyada, göklerde ve yerde nice delil vardır ki bunlar insanların nazar-ı dikkatlerine sunulmuştur. İnsan oğlunun ilmî, fikrî, felsefî ve teknik hayatı bu olaylarla her zaman karşı karşıyadır. Buna rağmen, bu varlıkları yaratanı düşünmeden, ibret almadan yüz çevirir geçer. Halbuki insan oğlu, bu tabiat olayları üzerinde düşünse, bunlardaki incelikleri ve bunlara hakim olan ilâhî kanunları bulup keşfedecektir, dolayısıyla hem dünyada terakki edecek, hem de ahirette mutlu olacaktır.
Edip Yüksel
Göklerde ve yerde nice deliller var ki yanından dikkatsizce geçerler.
Göklerde ve yerde (Allahın varlığını, birliğini ve kemâl-i kudretini isbat eden) nice âyetler (nişaneler) vardır ki (insanlar) bunlardan yüz çevirici olarak, üstüne basar geçerler.
(1)“Bir kısmı arzımızdan (dünyamızdan) bin def‘a büyük ve o büyüklerden bir kısmı top güllesinden yetmiş derece sür‘atli yüz binler ecrâm-ı semâviyeyi (gök cisimlerini) direksiz, düşürmeden döndüren ve birbirine çarptırmadan fevka’l-had (haddinden fazla) çabuk ve berâber gezdiren, yağsız söndürmeden mütemâdiyen (devamlı) o hadsiz lâmbaları yandıran ve hiçbir gürültü ve ihtilâl çıkartmadan o nihâyetsiz büyük kütleleri idâre eden ve güneş ve kamerin (ayın) vazîfeleri gibi, hiç isyân ettirmeden o pek büyük mahlûkları vazîfelerle çalıştıran (...) ve o nihâyetsiz kalabalığın enkazları gibi göğün yüzünü kirletecek süprüntülere meydan vermeden, pek parlak ve pek güzel temizlettiren ve bir muntazam (intizamlı) ordu manevrası gibi manevra ile gezdiren ve arzı döndürmesiyle, o haşmetli (heybetli ve yüce) manevranın başka bir sûrette hakīkī ve hayâlî tarzlarını her gece ve her sene sinema levhaları gibi seyirci mahlûkātına gösteren bir tezâhür-i rubûbiyet (Allah’ın terbiye ve idâre ediciliği) içinde görünen teshîr (itâat ettirme), tedbîr, tedvîr (çevirme), tanzîm (düzenleme), tanzîf (temizleme), tavzîfden (vazîfelendirmeden)mürekkeb (meydana gelen) bir hakīkat, bu azameti ve ihâtası (büyüklüğü ve kuşatması) ile o semâvât Hâlıkının (göklerin yaratıcısının) vücûb-ı vücûduna (varlığının zarûrî oluşuna) ve vahdetine (birliğine) ve mevcûdiyeti (varlığı), semâvâtın mevcûdiyetinden daha zâhir (âşikâr) bulunduğuna bil-müşâhede (gözle görülür bir şekilde) şehâdet eder.” (Şuâ‘lar, 7. Şuâ‘, 100)
İlyas Yorulmaz
Göklerde ve yerde nice alınacak ibret ve işaretler var ama (inanmayanlar) onları umursamadan kafalarını çevirip her seferinde yanlarından uğrayıp geçerler.
Göklerde ve yerde Allah’ın varlığını, birliğini, kudret ve merhametini gözler önüne seren nice deliller vardır ki, inkârcılar gece gündüz onların yanından geçer, fakat bu muhteşem mûcizelerden ibret almadan yüz çevirip giderler.
1 Allah’ın varlığına, birliğine ve kudretine delâlet eden nice deliller, gözlerine çarpar, fenleri ve felsefeleri bunların etrafında dolaşır da onlar bu delilleri görmek istemez, başka maksatlar peşinde, koşarlar.
Muhammed Esed
Kaldı ki, göklerde ve yerde nice ayetler, işaretler var ki, onlar [üzerinde düşünmeden] sırtlarını çevirerek yanlarından geçip gidiyorlar!
Mustafa İslamoğlu Yusuf Suresi 105. Ayet Açıklaması
[1923] Zımnen: Nankör insanlar mucize mi arıyorlar? Kâinata basiretle baksınlar, mucizeden başka bir şey göremeyecekler. Ne var ki, bakışı muhteşem olmayan, baktığındaki ihtişamı göremez. Kâinat âyetlerine sırt dönenlerin kitabın âyetlerine sırt dönmeleri sürpriz değildir.
Ömer Nasuhi Bilmen
Ve göklerde ve yerde nice alâmetler vardır ki, (nâsın ekserisi) onlardan yüz çevirir oldukları halde onların üzerinden geçer giderler.
Göklerde ve yerde Allah'ın varlığını, birliğini, kudretini gösteren nice deliller vardır ki, insanlar yanından geçip gittikleri halde yüzlerini çevirdiklerinden farkına varmazlar.
Onlardaki incelikleri düşünüp ibret almazlar. Kur'ân-ı Kerîm'de âyet, Allah'ın varlığını, birliğini ve kudretini gösteren işâret, delîl anlamına geldiği gibi, olağan üstü olay (mu'cize) anlamına da gelir. Zaten Allah'ın varlığını ve kudretini gösteren herşey, olağan üstü bir olaydır. Kur'ân'ın âyetleri de insanların, benzerini getirmekten âciz bulundukları birer mu'cizedir. Tabîat olayları da aslında birer mu'cizedir. Onun için Kur'ân, inen vahiylere âyet dediği gibi., tabî'at olaylarına da âyet demektedir. Demek ki âyet ikiye ayrılmaktadır: Sözlü âyet, sözsüz âyet. Sözlü âyetler, Hz. Muhammed'e ve diğer peygamberlere gelen vahiylerdir. Sözsüz âyetler ise doğa olaylarıdır. Kur'ân anlayışına göre her doğa olayı, dikkatle incelenince insanı Allah'ın birliğini düşünmeğe götüren birer işârettir. Nasıl yola dikilen işâretler, yolcuyu varacağı istikamete sevk ederse, doğa olayları da âhiret yolcusu olan insanı Allah'ın birliğine götürmektedir. Demek ki derin düşünce düzeyine ulaşan insan için doğa olayları da dillenmekte, konuşmakta, birer sözlü âyet oluvermektedir. Kur'ân, Allah'ın birliğini ve kudretini gösteren bu doğa olaylarının yanından körü körüne geçmememizi, bunlardaki incelikleri ve bunlara egemen olan Tanrı kanunlarını bulup çözmemizi emretmektedir. Doğa olayları üzerinde düşünmeyen, onlardaki İlâhî yasaları keşfe çalışmayanlar, Allah'ın âyetleri yanından körü körüne geçmiş olurlar.
Süleymaniye Vakfı
Göklerde ve yerde nice göstergeler var ama yanlarından geçerler de bir kere olsun dönüp bakmazlar.