Bu ayet Hafs Mushafı sırasına göre baştan 1640, sondan 4597. ayet; 12. sure ve Yusuf Suresinin 44. ayetidir. Yusuf Suresi 44. ayetinin kelime sayisi 8, harf sayısı 41 ve toplam ebced değeri ise 3438 olarak hesaplanmıştır. Yusuf Suresinin toplam ebced değeri 497284 olarak hesaplanmıştır. Ebced sayımlarında varsa ء Hemze harfi dahil olarak sayılmıştır. Bu sure الر hurufu mukatta harfleriyle başlamaktadır. Bu ayette ا (11) ل (6) ر (0) bulunuyor.
Diyanet İşleri (Yeni) Yusuf Suresi 44. Ayet Tefsiri
“Karmakarışık düşler” diye çevirdiğimiz edgāsü ahlâm tamlamasındaki edgās kelimesi “yaşı kurusu birbirine karışmış çeşitli bitkilerden meydana gelen ot demetleri” anlamına gelir. Ahlâm ise “uyku halinde görülen, anlamlı olmayan, ilham tarzındaki rüya gibi bilgi taşımayan düşler”dir. Dolayısıyla bunların bilgiye ulaşma sonucu veren bir yorumu yoktur.
Öyle anlaşılıyor ki, Allah Teâlâ, zindanda çilesini dolduran Hz. Yûsuf’u buradan çıkarmak ve sabrının mükâfatını vermek istedi. Dolayısıyla onun zindandan çıkmasını gerektirecek sebepleri hazırladı. Kral gördüğü rüyadan etkilenip korktu. Bunun üzerine ülkesindeki rüya yorumcularını, üst mevkideki adamlarını (tapınak kâhinlerini) toplayıp, rüyayı onlara anlattı. Fakat kâhinler rüyayı yorumlamaktan âciz kaldılar.
Mehmet Okuyan
Onlar şöyle demişlerdi: “Bunlar karmakarışık rüyalardır. Biz böyle rüyaların yorumunu bilenler değiliz.”
Onlar da, “Bu gördükleriniz karmakarışık rüyalardır. Biz böyle karışık rüyaların te’vil ve tabirini bilemeyiz” diyerek (acizliklerini itiraf etmişlerdi).
Kralın başına toplanmış ünlü rüya tabircileri dediler ki: “Anlaşılması zor, karmaşık rüyalardan biri bu. Biz böyle karışık rüyaların yorumunu bilen kimseler değiliz.”
(1)“Rüyâ üç nevi‘dir. İkisi ta‘bîr-i Kur’ân’la اَضْغاَثُ اَحْلاَمٍ* [Karmakarışık rüyâlar]da dâhildir. Ta‘bîre değmiyor. Ma‘nâsı varsa da ehemmiyeti yok. Ya mizâcın inhirâfından (huyun bir yöne sapmasından), kuvve-i hayâliye (hayâl duygusu) şahsın hastalığına göre bir terkîbât (birleştirmeler), tasvîrât (şekillendirmeler) yapıyor. Yâhut gündüz veya daha evvel, hattâ bir-iki sene evvel aynı vakitte başına gelen müheyyic hâdisâtı (heyecan verici hâdiseleri), hayâl tahattur eder (hatırlar), ta‘dîl ve tasvîr eder, başka bir şekil verir. İşte bu iki kısım اَضْغاَثُ اَحْلاَمٍ dır, ta‘bîre değmiyor. Üçüncü kısım ki rüyâ-yı sâdıkadır (doğru çıkan rüyâlardır).” (Mektûbât, 28. Mektûb, 196)
İlyas Yorulmaz
Azizin adamları “Bunlar karışık rüyalar. Bu rüyalardan sonuç çıkarmayı bilmemiz bizim için mümkün değil” dediler.
44, 45. Zindandan kurtulan kimse uzun müddet sonra Yusuf u hatırlayarak «— Ben size onun tâbirini haber veriyorum, hele beni gönderin» dedi. Zindana gidip «— Yusuf! Ey çok doğru sözlü! Yedi semiz ineği yedi zayıf inek yiyor, bir de yedi yeşil, yedi kuru başak bulunuyor. Bunun tâbirini bildir, halka [¹] döneyim de onlar da fazl-u şerefini [²] bilmiş olsunlar» dedi.
Kâhinler, “Bunlar hiçbir anlamı olmayan karmakarışık hayallerdir; dolayısıyla biz, böyle hayallerin yorumunu bilemeyiz!” dediler. Böylece, o zamanın en usta rüya tâbircileri bile, kralın rüyasını yorumlamaktan acze düştüler. Çünkü rüyaları doğru tâbir etmek, ancak vahiy bilgisi ile mümkündü ki, bu bilgi yalnızca Peygamberlere verilmiştir.
1 (أَضْغَاثُ أَحْلاَمٍ) Yaşı kurusuna karışmış ot demetleri gibi, yenisi eskisine karışmış bir yığın uyku hayalleri, gerçekte hiç bir manası olmayan eski-yeni bir takım vehimler ve hayallerin birbirine karışmasından meydana gelen manasız hâdiseler demektir. (Elmalılı)2 Hulüm: Bu da bir rüya çeşididir. (çoğulu, “ahlâm”dır) Hiçbir anlamı olmayan birtakım boş hayallerden ibaret olup şeytanî bir yalandan başka bir şey olmayan rüyalara hulüm denilir. İslâm Âlimlerine, göre rüya üç kısımdır: a- Allah tarafından doğrudan doğruya veya bir Melek vasıtası ile meydana gelen ilâhî telkinler ki; asıl “rüya” budur. b- Nefsin kendisinden kendisine gelen telkinidir ki; yaşanmış olayların hayalinden başka bir kıymeti yoktur. c- Şeytanî bir tesir sebebiyle olanıdır ki; hayalden başka bir şey değildir. İşte bu son iki rüya çeşidine “hulüm” denilir. Kötü bir rüya gören bir Müslümanın: gördüğü rüyanın ve şeytanın şerrinden üç kez Allah’a sığınıp; “Allah’ım, bu rüyanın şerrinden ve rahmetinden uzak kalmış olan şeytanın şerrinden sana sığınırım.” der. Rüyanın hayra dönüşmesi için dua eder. Bu tür rüyayı hiç bir kimseye anlatmaz. Müslüman gördüğü iyi bir rüyadan ötürü uyanınca Allah’a hamdeder. Bu rüyadan dolayı sevinir, bunu bir müjde kabul eder. Rüyayı sevdiği bir kimseye anlatır, sevmediğine kesinlikle anlatmaz.3 Rüya: Uyku sırasında uyanıkmış gibi çeşitli olayların yaşanmasıdır. Buna dilimizde “düş” de denir. Arapçada; “rüya ve hulüm” aynı anlamda kullanılırsa da Kur’an’a göre rüya “hulüm”den başkadır. Rüya soyut bir hâdise olmayıp onda tabir edilebilecek hakiki bir mana bulunur. Rüya çağlar boyunca bütün toplumlarda büyük önem görmüştür. Rüyanın mahiyeti ve kökeni hakkında çok şeyler söylenmiştir. Ancak bu söylenenler her topluma ve her kültüre göre değişkenlik arz etmiştir. Umumiyetle rüya, uyanıklık halinin bir uzantısı olup; etkisinde kalınan, sevindirici veya üzücü olayların uyku halinde yaşanması olayıdır. İslâm’da rüya hukukî bir kaynak ve delil değildir. Yalnız gören kişi ile alakalıdır. O kişi de bu rüyasını hayra yorar ve bu rüya yalnız kendisini bağlar. Sadece Peygamberlerin rüyaları bir vahiy çeşidi olması hasebiyle ümmeti için din konusunda delil olur. Peygamberliğe soyunan, hatta peygamberleri bile geçmeye çalışan bir takım soytarıların rüyaları, ya tamamen uydurmadır ya da saçma sapan şeylerdir. Kur’ân’da; Hz. İbrahim (a.s)’ın oğlu İsmail (a.s)’ı rüyada boğazlaması, Yusuf (a.s)’ın rüyasında on bir yıldızla, güneş ve ay’ın kendisine secde ettiğini görmesi, Mısır hükümdarının ve hapishanedeki iki kişinin gördükleri rüyaları ve Rasûlullah (s.a.v)’in Hudeybiye’ye gitmeden önce rüyasında; kendisinin ve arkadaşlarının “emniyet içerisinde saçlarını kazıtmış olarak Mekke’ye girdiklerini” görmesi, vahiy çeşidi olan rüyalar olarak zikredilir. Fıkıhta rüya, delil kabul edilmez.
Muhammed Esed
“Anlaşılması zor, karmaşık rüyalardan biri bu” 45 dediler, “hem, rüyaların işaret ettiği gerçek anlama dair derin ve sağlam bir bilgiden de biz yoksunuz”.
Âlimlerimiz rüyaları üçe ayırırlar. 1. Allah tarafından bir melek aracılığı ile meydana gelen kısım ki doğru, gerçek rüya budur. 2. İnsanın benliğinden kaynaklanan bir telkin. 3. Şeytanî bir telkin ile meydan gelen zihinsel görüntüdür. Son iki grup adgas-u ahlam (karışık düşler) dir.