Bu ayet Hafs Mushafı sırasına göre baştan 1731, sondan 4506. ayet; 13. sure ve Ra'd Suresinin 24. ayetidir. Ra'd Suresi 24. ayetinin kelime sayisi 7, harf sayısı 30 ve toplam ebced değeri ise 1734 olarak hesaplanmıştır. Ra'd Suresinin toplam ebced değeri 239045 olarak hesaplanmıştır. Ebced sayımlarında varsa ء Hemze harfi dahil olarak sayılmıştır. Bu sure المر hurufu mukatta harfleriyle başlamaktadır. Bu ayette ا (4) ل (3) م (5) ر (2) bulunuyor.
Sözlükte “devamlı ikamet edilen yer, bir şeyin merkezi ve ortası, bir cevher veya madenin aslı, yatağı” mânalarına gelen adn kelimesi Kur’an’da cennet kelimesi ile birlikte zikredilerek insanın aslının (Âdem) yaratıldığı ve âhirette müminlerin sonsuza kadar kalacağı çeşitli cennetleri tasvir etmek üzere kullanılır. Kur’an’da on bir yerde söz konusu edilen adn cennetleri, “içinde güzel meskenlerin, tahtların, altın ve incilerle süslenmiş ince ipekten yeşil elbiselerin, sabah akşam ikram edilen türlü yiyeceklerin, eşlerine bağlı hûrilerin ve çeşitli ırmakların bulunduğu ebedî bir yurt” olarak tasvir edilmektedir (krş. Tevbe 9:72; Nahl 16:31; Meryem 19:61; Fâtır 35:33). Hadislerde ise eşyaları altın ve gümüşten olan değişik adn cennetlerinin bulunduğu, burada bulunanların her an Allah’ı görebilecek kadar yüksek bir mevki sahibi olacakları bildirilmiştir (bk. Buhârî, “Tefsîr”, 55:1-2; Müslim, “Îmân”, 296). Tefsirlerde adn cennetinin arşın altında, diğer cennetlerin ortasında bulunan, mukarrebûn (peygamberler, şehidler, sıddîklar ve âlimler) zümresine tahsis edilmiş bir şehir veya saray olduğu (İbn Kesîr, IV, 373), burada altından yapılmış, inci ve yâkutlarla süslenmiş, yiyecekler ve hûrilerle donatılmış sarayların bulunduğu, içinde tesnîm ve selsebîl pınarlarının aktığı, arşın altından misk kokulu rüzgârların estiği, yani “hiçbir insan gözünün görmediği, hayalinin canlandıramadığı nimetlerle dolu olduğu” zikredilir (Râzî, XVI, 132-133). 20-22. âyetlerde özellikleri anlatılan müminlerin bu cennetlere gireceği vaad edilmektedir. İnsanoğlu bu dünyadaki şuur ve duygularına göre cennette bile mutlu olabilmek için yakınlarının da orada olmasını ister. Bu arzu 23. âyette müsbet karşılanmakla beraber bir şarta bağlanıyor: İman, ahlâk ve iyiliklerle buna lâyık olmak. Aksi halde yalnızca cennetlik kimselerin yakını, sevgilisi olmak kişiye oraya girme hakkı vermeyecektir (bu konuda ayrıca bk. Tûr 52:21; adn cennetleri hakkında bilgi için bk. Yusuf Şevki Yavuz, “Adn”, DİA, I, 390-391).
Mehmet Okuyan
23,24. (O yurt) durmaya değer cennetlerdir; oraya babalarından, eşlerinden ve çocuklarından iyi olanlarla birlikte gireceklerdir. Melekler de “Sabretmenize karşılık size selam olsun! Dünya yurdunun sonu (cennet) ne güzeldir!” (diyerek) her kapıdan onların yanına varacaklardır.
“Dünyada müslüman olmanızdan dolayı katlandığınız her türlü zorluk ve sıkıntılara göğüs germenizin karşılığı olarak, size selam olsun” diyeceklerdir. Hal böyleyse, ahirette erişilecek olan bu mutlu son, ne hoş ve ne güzel!
23-24. (Bu mutlu akıbet,) Adn cennetleridir. Kendileri ile birlikte iyi davranışlı ataları, eşleri ve çocukları bu cennetlere girerler. Melekler de her bir kapıdan yanlarına girerek (şöyle seslenir): “(Allah için dünyanın zorluklarına karşı) sabretmenizden dolayı selâm olsun sizlere! (Gördüğünüz gibi geçici dünyanın ardından) gelen sonsuzluk yurdu (olan cennet) ne güzeldir!”
22,23,24. Onlar, Rablerinin rızasını dileyerek sabrederler, namazı kılarlar; kendilerine verdiğimiz rızıktan, gizlice ve açıkça sarfederler; iyilik yaparak kötülüğü ortadan kaldırırlar; işte onlara bu dünyanın iyi sonucu, girecekleri Adn cennetleri vardır; babalarının, eşlerinin, çocuklarının iyi olanları da oraya girerler. Melekler her kapıdan yanlarına girip: "Sabretmenize karşılık size selam olsun; burası dünyanın ne güzel bir sonucudur!" derler.
23, 24. Aden Cennetleri vardır ki ona kendileri, babalarından, zevcelerinden, zürriyetlerinden salih olanlar girerler. Melekler de her kapıdan [³] onların yanına girerler de derler ki siz katlandınız, bunun için size selâm olsun [⁴] bu, dâr-ı dünyanın ne güzel akıbetidir.
“Selam sizlere! (Bu Rabbinizin rızasını elde etme yolundaki) direncinizin bir sonucudur.[1962] Bakın işte: dâr(-ı dünyanın) ardından gelen mutlu son, ne muhteşemdir!”[1963]
[1962] Parantez içi açıklama 22. âyette lafzen yer alan gerekçenin burada zımnen yer aldığı düşüncesiyle konulmuştur.
[1963] ‘Ukbâ, hemen tüm otoriteler tarafından akıbet anlamına alınmıştır. Kur’an’da dünya formu, niçin el-hayâtu’d-dunyâ tamlamasının zımnî sıfatı gibi kullanılmışsa (Bkz: 39:10: 2:85, not 147), ukba da âhiret’in yakın anlamlısı olarak el-hayâtu’l-‘ukbâ tamlamasının sıfatı gibi algılanmak amacıyla dişil kullanılmıştır.
Ömer Nasuhi Bilmen
(Derler ki) sabrettiğinizden dolayı üzerinize selâm olsun. Artık ne güzel yurdun akıbeti.
23, 24. O güzel akıbet Adn cennetleri olup, onlar babalarından, eşlerinden ve nesillerinden iyi olanlarla birlikte o cennetlere girerler. Öyle ki melekler de her kapıdan yanlarına varıp: “Sabretmenize karşılık size selamlar, selâmetler! Dünya diyarının ne güzel âkıbetidir bu! ” diyecekler. [38, 50] {KM, Vahiy 21, 12-13}