Bu ayet Hafs Mushafı sırasına göre baştan 1800, sondan 4437. ayet; 14. sure ve İbrahim Suresinin 50. ayetidir. İbrahim Suresi 50. ayetinin kelime sayisi 6, harf sayısı 31 ve toplam ebced değeri ise 2861 olarak hesaplanmıştır. İbrahim Suresinin toplam ebced değeri 263593 olarak hesaplanmıştır. Ebced sayımlarında varsa ء Hemze harfi dahil olarak sayılmıştır. Bu sure الر hurufu mukatta harfleriyle başlamaktadır. Bu ayette ا (4) ل (2) ر (3) bulunuyor.
Diyanet İşleri (Yeni) İbrahim Suresi 50. Ayet Tefsiri
Bu âyetlerin lafzî anlamına göre o gün suçlular, katrandan giysiler içerisinde, zincirlere vurulmuş, yüzlerini ateş bürümüş olarak Allah’ın huzuruna çıkarılacaklar. Ancak bir yoruma göre 49. âyet, suçluların kendi kötü eylem ve temayüllerini, öte dünyada topluca içine düşecekleri genel umutsuzluğu anlatan bir mecazdır. 50. âyet de hesap gününde günahkâr ruhları kaplayacak olan anlatılamaz acıları, insanı dondurucu korkuları dile getiren temsilî bir ifadedir (Râzî, XIX, 148-149; Elmalılı, V, 3034, Esed, II, 512). Kıyametin kopması, insanların Allah’ın huzurunda toplanmaları ve suçluların âyette tasvir edildiği şekilde Allah’ın huzuruna getirilmeleri, Allah’ın herkese dünyada yaptığı iyi işlerin karşılığında mükâfat, kötü işlerin karşılığında ise ceza vermesi içindir; Allah’ın ilmi her şeyi kuşatmış olduğu için kimin ne yaptığını bilir, hiçbir şey O’nun bilgisi dışında kalmaz, kimsenin yardımına ihtiyaç duymaksızın hepsinin hesabını anında görür, O’nun hesabı çabuktur.
Mehmet Okuyan
Onların gömlekleri katrandandır; yüzlerini de ateş kaplayacaktır.
Kur’an’da sadece bu ayette geçen [katırân] kelimesi “[ebhel]” adlı bir ağaçtan alınıp uyuz olmuş develerin yaralarına sürülen yakıcı bir “reçine”dir. Bunun cehennemliklerin derilerine sürüleceği ve adeta bir gömlek gibi üzerlerine yapışacağı, çok kolay tutuştuğu için kişilere ekstra acılar vereceği, pis kokulu ve iğrenç bir renkte olacağı ifade edilmektedir.
Bayraktar Bayraklı
Onların gömlekleri katrandandır; yüzlerini de ateş bürümektedir.
Hayrat Neşriyat İbrahim Suresi 50. Ayet Açıklaması
(2)“Ehl-i Cehennem ise, nasıl ki dünyada gözüyle, kulağıyla, kalbiyle, eliyle, aklıyla ve hâkezâ (bunlar gibi) bütün cihâzâtıyla (azalarıyla) günahlar işlemiş; elbette Cehennemde onlara göre elem verecek, azab çektirecek ve küçük bir Cehennem hükmüne gelecek muhtelifü’l-cins (değişik cins) parçalardan yapılmış elbise giydirilmek, hikmete ve adâlete münâfî (ters) görünmüyor.” (Mektûbât, 28. Mektûb, 236-237)
İlyas Yorulmaz
Onların giysileri simsiyah katran olup, yüzlerini her tarafından ateşler sarmıştır.
Elbiseleri, zift gibi kapkara, sakız gibi yapışkan, alevi görür görmez parlayan, çirkin kokulu, kızgın ve çamurumsu bir madde olan katrandan olacak, yüzlerini de alev alev ateş bürüyecek.
Mustafa İslamoğlu İbrahim Suresi 50. Ayet Açıklaması
[2022] Katırân, ebhel adı verilen sabin ardıcı/kara ardıç’tan elde edilen bir tür reçinedir. Bu reçine kaynatıldıktan sonra uyuz develere sürülür, çok yakıcı olmasından dolayı deve bu hastalıktan kurtulurdu. Bazen aşırı kullanıldığında hayvanın dokularına nüfuz ederek o bölgeyi yakıp kavururdu. Koyu renkte ve pis kokulu olup ateşte çok çabuk yanma özelliğine sahiptir (Keşşaf).
Klasik tefsir otoriteleri, bu âyetin tefsiri sadedinde ruh ve ruh-beden ilişkisi üzerine hayli spekülasyon yapmışlardır. Bunların başında gelen Râzî bu âyeti açıklama sadedinde şunları söyler: “Ruh, ulvî âlemden ve yüceliğin insan idrakini aşan boyutundan parlayıp ışık saçan bir cevherdir. Beden adeta bu ruhun elbisesi gibidir. Ruhun maruz kaldığı bütün acı ve ıstırapların nedeni sadece bu bedendir. Bu yüzden bedenin ruha yanaşıp onu yakması söz konusudur. Nitekim şehvet, hırs ve öfke de ruh cevherine beden (arazından) dolayı sirayet etmiştir. Bu beden kesif, katı, bulanık ve karanlık olduğu için ruhun ışığını gizlemiştir. Kokma ve kokuşmanın nedeni de bedendir. Bu yüzden beden katrandan gömleklere benzer.” (Tefsir XIX, 117). Razi’nin burada dile getirdiği düşünceler, düalist gnostisizmin beden ve ruh tezinin bir özeti gibidir. Tabii ki vahyin desteklemediği “gaybı taşlama” türünden bir spekülasyondur. Sufi jargonundaki “beden ruhun hapisanesidir” tezi de aynı kaynağa aittir. Hint kökenli fakirizm ve zühd anlayışının temelinde de bu akide yatar. Aynı akide, Pavlus gibi Yahudi gnostikler tarafından Hıristiyanlığa taşınmış ve bedene eziyet yüceltilmiştir. Bu düalist akidede beden ve ruh sadece birbirinden kopuk değil, birbirinin zıttına konuşlandırılır. Ruh mutlak “iyi”dir, beden mutlak “kötü”dür. Ruh “hayır”, beden “şer” kaynağıdır. Bu düşüncenin en uç noktası, ruh ve bedenin iki ayrı ‘yaratıcı ilkeye’ ait olduğu tezidir. Maniheizmden Mazdeizme, Paulikanizmden Bogomilizme, Kabalacılıktan İslam mistisizmine varana dek tüm “batıni” akımlarda bu akidenin derin izleri görülür. Kur’an, keskin bir ruh-beden ayrılığı tezini asla desteklemez. İnsana dair ilimlerin müktesebatı da, bu sonucu giderek daha fazla teyit etmektedir. Yine Kur’an, bedene ait olan “eylemi” tüm dindarlığın temeline yerleştirir. Dahası var: Kur’an, ödül ve ceza sisteminin başat rol oynadığı ahiretin temeline, insanın bedeniyle yapıp ettikleri “amel” ve “iktisabı” yerleştirir. Eylemlerden oluşan salih ameli, imanın hemen ardına koyar. Kur’an’ın inşâ ettiği hiçbir akıl, beden ve ruhu birbirine karşı konuşlandırıp bedeni ıstırabın yegane kaynağı sayamaz. Razi ve ondan önce benzer tezleri dillendiren İbn Sina ve Gazzali gibi isimlerin bu konuda söyledikleri, spekülatif bilgi (zan) kapsamında değerlendirilmelidir. Vahyin koyduğu ilke bellidir: “Zan, asla hakikatin yerine geçemez”. Gayb bir mû’min için zannın ve spekülasyonun değil, imanın konusudur. Gayb taşlanacak bir alan değil, iman edilecek bir alandır.
Ömer Nasuhi Bilmen
Onların gömlekleri katrandandır ve onların yüzlerini ateş kaplayacaktır.
49, 50. O gün suçlu kâfirlerin birbirine yaklaştırılarak kelepçelendiğini görürsün. Gömlekleri katrandandır, yüzlerini ise ateş kaplar. [37, 22; 25, 3; 38, 37-38; 23, 104]