Bu ayet Hafs Mushafı sırasına göre baştan 1818, sondan 4419. ayet; 15. sure ve Hicr Suresinin 16. ayetidir. Hicr Suresi 16. ayetinin kelime sayisi 7, harf sayısı 37 ve toplam ebced değeri ise 2080 olarak hesaplanmıştır. Hicr Suresinin toplam ebced değeri 179814 olarak hesaplanmıştır. Ebced sayımlarında varsa ء Hemze harfi dahil olarak sayılmıştır. Bu sure الر hurufu mukatta harfleriyle başlamaktadır. Bu ayette ا (7) ل (5) ر (2) bulunuyor.
Putperestlerin, yukarıda (6-7 ve 15. âyetlerde) özetle fakat çok net bir şekilde bildirilen Hz. Peygamber ve İslâm dini karşısındaki inkârcı ve inatçı tutumlarının temelinde iki önemli sebep bulunmaktadır: Putlarının tanrı olduğu iddialarının reddedilmesi, âhiret inancının getirilmiş olması. Nitekim Kur’an’ın önemle üzerinde durduğu, ısrarla savunduğu ve yerleştirmeye çalıştığı iman esaslarının başında tevhid inancıyla âhiret inancının geldiği, bu iman esaslarını kanıtlamak için pek çok delil ortaya konduğu görülmektedir. İşte, 6-7 ve 15. âyetlerde putperestlerin inkârcı ve inatçı tutumları hakkında özetle bilgi verildikten sonra konumuz olan âyetler kümesinin ilk üçünde Allah’ın birliğini ve kudretinin sınırsızlığını ifade etmek üzere gökle ilgili, bunları takip eden âyetlerde arzla ilgili, 26. ve devamındaki âyetlerde de insanın yaratılışıyla ilgili kozmolojik deliller sıralanmakta; daha sonra âhiret hayatından söz edilmektedir.
16. âyetin metnindeki burûc kelimesinin tekili olan burc (burç), sözlükte “yüksek köşk” anlamına gelmektedir. Ayrıca kalelerin kulelerine burç denildiği gibi, klasik astronomi terimi olarak güneşin bir yılda takip ettiği düşünülen yörüngenin içlerinden geçtiği, belli sembollerle gösterilen on iki takım yıldızından her biri için de burç kelimesi kullanılmaktadır (bilgi için bk. Kürşat Demirci-İlhan Kutluer, “Burç”, DİA, VI, 421-424).
Kelime Kur’an-ı Kerîm’de dört defa çoğul şeklinde geçmektedir, 85. sûreye de Burûc adı verilmiştir. Bu âyetlerin birinde “kale burcu” (en-Nisâ 4:78), konumuz olan âyetin de dahil olduğu diğerlerinde ise “yıldız kümeleri” veya “takım yıldızları” anlamında kullanılmıştır. Grek astronomi geleneğinin İslâm dünyasındaki etkisinin başladığı dönemlerden itibaren kaleme alınan eski tefsirlerin çoğunda buradaki burçlar genellikle “ayın ve güneşin menzilleri” şeklinde açıklanmakta ve bilinen on iki burcun adları sıralanmaktadır (meselâ bk. Kurtubî, X, 14; Şevkânî, III, 142). Ancak daha önceki yorumlarda burûc kelimesi kısaca “yıldızlar” diye açıklanmıştır (bk. Taberî, XIV, 14; İbn Kesîr, IV, 446). Begavî’nin Meâlimü’t-tenzîl’inde “büyük yıldızlar” olarak yorumlanır (III, 45). Astronomi biliminin ortaya koyduğu yeni veriler dikkate alınarak kelimeyi “yıldız kümeleri” veya “takım yıldızları” şeklinde karşılamak daha isabetli görünmektedir. Böylece bir yandan semanın pek çok yıldız kümeleriyle donatılması, bir yandan bunların muhteşem estetik görünüşü, gerçeği görebilen ve güzelliğin arkasındaki anlamı kavrayabilenler için Allah’ın ortaksız varlığını ve kudretinin mükemmelliğini gösteren açık seçik kanıtlardır. İnsanın, bunları bilip görürken hâlâ inkârcılıkta direnmesi akıl ve iz‘anla bağdaşabilir mi?
Anlamlarını açık seçik kavramak ya çok güç veya imkânsız olduğu için “müteşâbihât” grubuna giren 17-18. âyetler hakkında klasik tefsirlerde bazı yorumlar yapılmış, güvenilirliği kuşkulu olan rivayetlere dayanılarak bazı ayrıntılar verilmiştir (meselâ bk. Taberî, XIV, 14; Kurtubî, X, 15-17). Ancak bir gayb, bir sır olan vahiy ile ilgili bu âyetlerin tam olarak anlaşılabileceğini söylemek güçtür; bununla birlikte burada –vahyin Allah tarafından korunduğunu bildiren 9. âyetle de bağlantılı olarak– vahyin korunmuşluğuna dikkat çekildiği söylenebilir. Bu çerçevede şu hususlara işaret edildiği de düşünülebilir: Allah’ın dilemesi dışında hiçbir güç gayb ilmine ulaşamayacak; –müşrik Araplar’ın hurafeden başka bir şey olamayan inançları dolayısıyla ileri sürdükleri gibi– kâhinlik ve büyücülük için kullanmak maksadıyla metafizik âlemdeki saklı bilgileri öğrenmeye kalkışan bazı şeytanî güçler bulunsa bile, bunlar başarılı olamayacaklar; bunlar, “parlak bir ışık” diye ifade edilen, mahiyetini bilemediğimiz bir ışıkla –belki bir ateş topuyla– engelleneceklerdir. Câhiliye döneminde Arap kâhinleri, kendilerinin özel cinleri ve şeytanları bulunduğunu, bunların kendilerine gökten haberler getirdiğini, bu sayede gaybı bildiklerini iddia ederlerdi. Hatta bu yüzden putperestler Kur’an-ı Kerîm’i bir kâhin sözü, dolayısıyla Hz. Peygamber’i de kâhin olarak nitelemeye kalkışmışlar, fakat Allah Teâlâ bu iddiayı açıkça reddetmiştir (Tûr 52:29; Hâkka 69:42). Konumuz olan âyetlerin de bu tür hurafeye dayalı iddialara bir cevap teşkil ettiği anlaşılmaktadır.
Mehmet Okuyan
Yemin olsun ki biz gökte birtakım burçlar yarattık ve bakanlar için onu süsledik.
Andolsun, gökte burçlar (büyük yıldız durakları) kıldık ve onu gözleyenler (dikkatle izleyenler) için süsledik (cezbedici yorumlara müsait hale getirdik).
16-17. Andolsun ki, biz gökyüzüne burçlar (yıldız kümeleri) serpiştirdik ve onları (ibret nazarıyla) bakanlar için süsledik. Biz onları kovulmuş her şeytandan koruduk (oraya yaklaşamazlar).
Bkz. 25:61, 26:212, 37:8-10, 85:1 Ayette sözü edilen burçların astroloji burçlarıyla, hele o burçlara izafe edilen esrarengiz güçlerle bir alakası yoktur. Kur’an, kâhinlik, medyumluk, falcılık türünden şeyleri bütünüyle reddeder ve onları şeytan işi olarak görür. Allah’ın gökleri her türlü şer güce karşı koruma altına aldığını, yıldızlar ve galaksilerle muhteşem bir düzen kurduğunu dile getiren ifade, müneccimlik yoluyla bir takım gizli güçleri elinde tuttuğunu iddia eden kimselerin insanın algı ve tasavvur alanının dışındaki konular hakkında bilgi edinmelerinin imkânsız olduğunu vurgulamaktadır.
Diyanet İşleri (Eski)
And olsun ki, gökte burçlar meydana getirdik, onları bakanlar için donattık.
Burç, aslında yüksek köşk demektir. Gökyüzünde özel bir şekilde toplanmış olan birtakım yıldızlar kümesine de bu manada burç denilir. Bu kümelerin meşhurları oniki tane olmakla beraber, âyet-i kerimede «burûc» kelimesi, nekre ve çoğul olarak zikredildiğine göre, gökyüzünde daha keşfedilmemiş bir çok yıldız kümelerinin var olduğuna işaret edilmektedir.
Edip Yüksel
Gökte galaksiler yerleştirdik, ve gözleyenler için onları süsledik.
Şüphesiz Biz, uzayın derinliklerine büyük takım yıldızları serpiştirerek, göğe muazzam burçlar yerleştirdik ve onu, hayranlık ve ibretle seyredenleriçin, parlak birer inci demeti gibi ışıldayan gökcisimleriyle süsleyipgüzelleştirdik.
1 Burç: Bakanların gözüne çarpacak kadar yüksek köşk, şehir surlarının, kalelerin yüksek yerleri demektir. Gökyüzünde özel bir durumda bir araya gelmiş takımyıldızlara da bu dizilişleri sebebi ile de burç denilmiştir ve bunların meşhur olanları on iki tanedir. Gökyüzündeki burçlar bu on ikiden ibaret değil, pek çoktur. Batlamyus’a göre ise kırk sekiz burç vardır. Fal için kullanılan on iki burç ise tamamen itibarîdir. Bu âyette Allah, burçların fal yönünü değil, yaratılış yönünü bize örnek olarak vermektedir. Burçları fal için kullanmak ise haramdır. Bk. (Furkan: 61, Büruc: 1) 2 Bk. (Mülk: 5, Fussilet: 12)
Muhammed Esed
GERÇEKTEN DE, Biz gökyüzüne büyük takım yıldızları 15 serpiştirdik ve onları, seyredenler için süsleyip bezedik:
[2033] Burûc: Kök anlamı “dikkat çekmek” ya da “sığınak” olan kelime burada “Yıldız kümeleri” ya da “takım yıldızları” manasında kullanılmıştır (Külliyyât).
Ömer Nasuhi Bilmen
Andolsun ki, Biz gökte burçlar yaptık ve onu nazar edenler için tezyin ettik.
16, 17, 18. Gerçekten Biz, gökte burçlar yarattık ve onları seyredenler için yıldızlarla süsledik. Hem onu kovulmuş her şeytandan koruduk. Ancak kulak hırsızlığı edenler olursa, onu da parlak bir ışık kovalar. [25, 61; 85, 1; 26, 212; 37, 8-10] {KM, Luka 10, 18}
Burç: Kale, hisar, yüksek köşk mânalarına gelir. Gökyüzünde özel bir şekilde toplanmış olan birtakım yıldız kümelerine de burç denilmiştir. Bu kümelerin meşhur olanları on iki tane olmakla beraber, âyet-i kerimede “bürûcen” nekire şeklinde zikredildiğine göre, gökte daha keşfedilmemiş birçok yıldız kümesinin bulunduğuna işaret edilmektedir. Şihab: “parlak ışık, alev” demektir. Göktaşı veya henüz keşfedilmemiş bir ışın türü olabilir. Eğer göktaşı olarak düşünürsek, bunların dünya atmosferine son derecede fazla miktarda düştüğü bilinmektedir. Pek mümkündür ki, şeytanların uzayda yükselmeleri bu şihablarla önleniyordur. Fakat bunlar dünyada insanların hayatlarını imha etmezler. Zira göktaşları dünya küresini çevreleyen atmosfer küresine girer girmez yanıp kül olmakta, son derece nadir olarak, ibret olsun diye yere düşmektedir. Hasılı, dünyamız burçlarla korunmasaydı bu şihablar hayatımızı çoktan imha etmiş olurlardı.
Süleyman Ateş
Andolsun biz, gökte burçlar yaptık. Ve onu bakanlar için süsledik.
Burc: yüksek köşk, demektir. Gökte toplanan birtakım yıldızlar kümesine burc denilir. Bu âyet, gökte bulunan çeşitli yıldız kümelerine işâret etmektedir.
Süleymaniye Vakfı
(Birinci kat) Gökte yıldızlar (burçlar) oluşturduk. Seyredenler için onları süsledik.
[*] Birinci kat gök. Bu gök şu an için bizim bildiğimiz evrendir. Kuran, bu evrenden(gökten) hariç 6 tane daha göğün üst üste inşa edildiğini bildirmektedir.
Şaban Piriş
Gökte burçlar varettik ve onları bakanlar için süsledik.
(1) Bir anlamıyla yüksek köşk, kule veya kale demek olan burç, diğer anlamıyla da, gökyüzündeki yıldız topluluklarını ifade etmektedir. Âyet ise, açıkça görüldüğü gibi, bu yıldız topluluklarıyla gökyüzünün süslenmiş olduğundan söz etmektedir. Eski insanların putperestlik dönemlerinden kalan efsanelerden başka bir dayanağı olmayan astroloji burçlarıyla, hele o burçlara izafe edilen esrarengiz güçlerle bunun hiçbir ilgisi yoktur. Tam tersine, arkadan gelen âyetlerden de anlaşılacağı gibi, Kur’ân, kâhinlik, medyumluk, falcılık türünden şeyleri bütünüyle bir şeytan işi olarak taşlamaktadır. İnsanların karakterleri veya geleceği üzerinde bu burçların birtakım etkilerinin olabileceği şeklindeki safsatalar ise, katıksız birer şirk nümunesi olarak, Kur’ân’ın en şiddetli hücumlarının tam hedefinde yer almaktadır.
Yaşar Nuri Öztürk
Yemin olsun, biz gökte burçlar oluşturduk ve onu/onları, seyredenler için süsledik.