Bu ayet Hafs Mushafı sırasına göre baştan 1881, sondan 4356. ayet; 15. sure ve Hicr Suresinin 79. ayetidir. Hicr Suresi 79. ayetinin kelime sayisi 5, harf sayısı 28 ve toplam ebced değeri ise 1176 olarak hesaplanmıştır. Hicr Suresinin toplam ebced değeri 179814 olarak hesaplanmıştır. Ebced sayımlarında varsa ء Hemze harfi dahil olarak sayılmıştır. Bu sure الر hurufu mukatta harfleriyle başlamaktadır. Bu ayette ا (6) ل (1) ر (0) bulunuyor.
Tefsirlerde Eyke’nin, Hz. Şuayb’ın peygamber olarak gönderildiği, Mısır ile Filistin arasında, Sînâ yarımadasının kuzeyindeki bölgenin adı olan Medyen ile aynı yer olduğu, ağaçlık bir yer olması dolayısıyla buraya Eyke denildiği belirtilmektedir. Hz. Şuayb döneminde buralarda Araplar’ın Emur (Amoriler) koluna mensup kabileler oturuyordu (bilgi için bk. A‘râf, 7:85-93; Hûd 11:84-95). 78. âyette geçen zulüm kavramı, başta inkârcılık olmak üzere her türlü inkâr ve isyanı ifade etmektedir. Nitekim Lokmân sûresinde de (31:13), “Gerçekte şirk çok büyük bir zulümdür” buyurulur. İbn Kesîr, buradaki zulmü, “Eyke halkının Allah’a ortak koşmaları, yol kesmeleri, ölçü ve tartıda haksızlık etmeleri” şeklinde açıklamakta olup bu açıklama, ‘râf ve Hûd sûrelerindeki bilgilere dayanmaktadır. Söz konusu sûrelerde bildirildiğine göre Şuayb da diğer peygamberlerin davetlerini tekrarlayarak Medyen halkını önce Allah’a kulluk etmeye, O’ndan başka tanrı tanımamaya çağırmış; fakat onlar zulümlerine devam etmişler yani inkârcılıkta, günah ve isyanda ısrar etmişler, bu yüzden de hak ettikleri cezaya çarptırılmışlardır. “Bu iki şehir açıkça bilinen bir yol üzerindedir” buyurularak Eykeliler’le Sodomlular’ın aynı coğrafî bölgede yaşadıklarına işaret edilmiştir (İbn Kesîr, IV, 462). Kuşkusuz Hicr halkı da peygamberleri yalancılıkla suçladılar.
Mehmet Okuyan
Onlardan intikam almıştık. İkisi de apaçık bir yol üzerindedir.
“İntikam”la ilgili bilgi için bkz. A‘râf 7:136, dipnot 1.,Ayetteki “o ikisi”nden maksat Hz. Lut’un kavminin yaşadığı yer ile Eyke olabilir. Ayrıca [imâm-ı mübîn] tamlaması, bağlam gereği “apaçık bir yol” şeklinde anlaşılmalıdır.
Bayraktar Bayraklı
Biz onlardan da intikam aldık. İkisi de açık bir yol üzerindedir.
Ve bu yüzden onları da, hakettikleri cezaya uğrattık. Gerçek şu ki, Lût ve Eykeliler kavmi de, bugün dahi görülebilen bir ana yol üzerinde yaşamaktaydılar.
Onlardan intikam aldık (Sodom ve Eyke halklarına hak ettikleri cezayı verdik). Bu her ikisi de (Lût kavminin yaşadığı Sodom ile Şuayip kavminin yaşadığı Eyke herkesin görebileceği uğrak) apaçık bir yol üzerindedir.
Bizde onlardan, yaptıkları zulmün intikamını aldık. Şüphe yok ki, haddi aşan bu iki toplum, yaptıkları çirkinliklerde (diğer toplumlara) açıkça kötü önder olmuşlardı.
Biz deonları, karanlık bir günün “gölge azâbı” ile yok ederek gereken cezaya çarptırdık. Medyen ve Eyke; her ikisinin harâbeleri de, Hicâz ile Filistin arasında, bugün dahî gözler önünde duran bir yol üzerindedir ve zâlimleri nasıl bir âkıbetin beklediğini anlatan birer ibret belgesi olarak durmaktadır.
Ve bu yüzden onları da hak ettikleri cezaya uğrattık. Gerçek şu ki, sözü geçen her iki [günahkar toplum] da, [bugün dahi] görülebilen bir ana yol üzerinde yaşamaktaydılar. 57
Bundan dolayı Biz, onlara (da) yaptıklarının acısını tattırdık.[2068] İşte adı geçen bu iki toplumun da, (dünyevî refah açısından) çok önde olduğu ayan açık ortadaydı.[2069]
[2068] Bu iki âyeti müstakil bir paragraf yapma gerekçemiz, bu pasajın içeriğinin Âdem ve İblis, İbrahim ve Lût kıssalarının ardından anlatılan üçüncü kıssa olmasıdır (Krş: Râzî).
[2069] Bu âyetin tefsirinde klasik dil ve tefsir otoriteleri, imâm kelimesinin ilk manaları olan “öne geçen, önder, lider, rehber” yerine, dolaylı olan “yol” (tarik) anlamı üzerinde ittifak etmiş görünüyor (Mukâtil; Ferrâ ve Zeccâc). Fakat, buradaki imamın dolaysız ve ilk anlamıyla kullanıldığını söylemek, dil açısından daha ikna edicidir. Şöyle ki: Lût ve Şuayb kavimlerinin kendi zaman ve mekânlarının dünyevî refah açısından “öncü, ileri gelen, gelişmiş” (imam) toplumlar olduğu “ayan açık” olarak anlaşılmaktadır. Bunu, Medyenlilerin yemyeşil ve ağaçlık vadilerde oturan bir ticaret toplumu oluşu da doğrulamaktadır (Âyet 78 ve 7:85). A’râf 95. âyet, helâke uğrayan tüm toplumların dünyevi refahın zirvesine çıkıp iyice şımardıktan sonra cezalandırıldığını dile getirir. Aslında bu, yok olan tüm geçmiş uygarlıkların tâbi olduğu sosyal bir yasadır (Krş: 17:16). Tercihimiz lafız, mana ve maksadı gözeten bu gerekçelere dayanır. Esasen, bu âyetlerin muhatabı olan Mekke’nin durumu da, helâk olan refah toplumlarını hatırlatıyordu (Bkz: 106. sûrenin girişi).
Ömer Nasuhi Bilmen
Artık onlardan da intikam aldık ve şüphe yok ki, ikisi de elbette apaçık öndedirler.