Bu ayet Hafs Mushafı sırasına göre baştan 1984, sondan 4253. ayet; 16. sure ve Nahl Suresinin 83. ayetidir. Nahl Suresi 83. ayetinin kelime sayisi 7, harf sayısı 39 ve toplam ebced değeri ise 3084 olarak hesaplanmıştır. Nahl Suresinin toplam ebced değeri 557686 olarak hesaplanmıştır. Ebced sayımlarında varsa ء Hemze harfi dahil olarak sayılmıştır.
Bir görüşe göre “Allah’ın nimeti”nden maksat Hz. Peygamber’dir. Çünkü o, gerek kendi halkı gerekse bütün insanlık için bir kurtarıcıdır. Muhatabı olan Mekkeliler onu tanıyor, faziletlerini yakından biliyorlardı. Buna rağmen ondan yüz çevirmeleri tam bir nankörlüktü. Başka bir yoruma göre “Allah’ın nimeti”yle, belli başlılarına bu sûrede işaret edilmiş olan O’nun maddî ve mânevî ihsanları kastedilmiştir. Aslında müşrikler bu nimetin gerçek sahibinin Allah olduğunu biliyor, fakat sorulduğunda bunlara putlarının şefaatiyle sahip olduklarını ileri sürüp onlara taparak nimetin gerçek sahibine karşı nankörlük etmiş oluyorlardı. Bu görüşleri aktaran Taberî’nin kendisi, bir önceki ve bir sonraki âyeti dikkate alarak birinci görüşü tercih etmiştir (XIV, 157-158; Râzî, XX, 94-95). Aslında bu şekilde davrananların hepsi inkârcı olmakla birlikte âyetin sonunda “Onların çoğu inkârcıdır” denilmesiyle ilgili şu açıklamalar yapılmıştır: a) Çocuk yaşta veya akıl hastası olanlar kâfir sayılmazlar; b) “Çoğu” kelimesiyle hepsi kastedilmiştir; c) İnkârcılar içinde sırf bilgisizliğinden dolayı nimete nankörlük edenler de bulunmakla birlikte büyük çoğunluk, inatçı ve isyankâr oluşlarından dolayı bu şekilde davrandıkları için “Çoğu inkârcıdır” sözüyle özellikle bu azılı ve kararlı inkârcılar kastedilmiştir (Râzî, XX, 95; Şevkânî, III, 210). Bize göre en isabetli yorum sonuncusudur.
Mehmet Okuyan
Onlar, Allah’ın nimet(ler)ini bilir (itiraf eder); sonra da onu inkâr ederler. Onların çoğu kâfirdir.
Aslında Allah'ın nimetinin pekala farkındalar, ama yine de O'nu tanıyıp doğrulamaya yanaşmıyorlar. Çünkü onların pek çoğu, Allah'tan gelen gerçekleri örtbas ediyorlar.
Onlar Allah'ın nimetini, Muhammed'in peygamber olarak görevlendirileceğini itiraf ederler, bilirler. Sonra da onu ısrarla inkâr ederler. Onların çoğu kulluk sözleşmesindeki ortak taahhütlerini, Allah'a iman, kulluk ve sorumluluk bilincini şuur altına iterek örtbas edip inkârda ısrar eden kâfirdir, nankördür.
83.İbnu Ebi Hatim`in Mücahid`den rivayet ettiğine göre bir bedevi Resulullah (a.s.)`a gelerek O`na (Allah ve nimetleri hakkında) soru sordu. Resulullah (a.s.) ona Yüce Allah`ın: "Allah size evlerinizi barınak yaptı" (Nahl: 16:80) sözünü okudu. Bedevi: "Evet" dedi. Resulullah (a.s.) daha sonra Yüce Allah`ın: "Size hayvanların derilerinden göç gününüzde de, konaklama gününüzde de kolayca taşıyabileceğiniz (hafif) evler yaptı" (80. ayeti kerimenin devamı) sözünü okudu. Bedevi yine: "Evet" dedi. Daha sonra sırayla Yüce Allah`ın nimetleriyle ilgili sözlerini tek tek okuyarak en son: "İşte O size nimetini böyle tamamlamaktadır; umulur ki teslim olursunuz" (81. ayeti kerime) ibaresini okudu. Bedevi bütün bunları dinledikten sonra yüz çevirip gitti. Bunun üzerine Yüce Allah bu ayeti kerimeyi indirdi
Ali Bulaç
Onlar, Allah'ın nimetini biliyorlar, sonra da inkar ediyorlar; onların çoğu inkâr edenlerdir.
Onlar hem Allah'ın nimetini bilirler (hem de O'ndan başkasına tanrısal nitelikler yüklemek suretiyle) Allah'a nankörlük ederler. Onların çoğu inkârcı kimselerdir.
İmam Suddî’ye göre âyette zikredilen «Allah’ın nimeti» Allah Resûlü’nün peygamberliğidir. Bunu, kendilerine gösterilen bunca mucizelerle tanıdıkları halde inatları yüzünden yine de inkâr ederler. İşte onlar Allah’ın adını ettiği bu ve benzeri nimetleri çok iyi bilirler, hatta onların Allah’tan olduğunu da kabul ederler. Fakat ibadete gelince, Allah’ın emirlerini değil kendi kötü nefislerinin emirlerini dinlerler. Bu âyet, ilim ve akıl sahibi olmak ile iman etmenin aynı şeyler olmadığını, imanın her şeyden üstünlüğünü ifade eder.
Edip Yüksel
ALLAH'ın nimetlerini çok iyi tanıdıkları halde onları inkar ederler. Onların çoğu kafirlerdir.
(2)“Bu kâinât şehrinde ve zemin (yeryüzü) mahallesinde ve insan ve hayvanât kışlasında, öyle bir Rezzâk-ı Rahîm (sonsuz merhamet sâhibi ve bol bol rızıklandıran) ve öyle bir Muhsin-i Kerîm (sonsuz ihsân ve ikrâm edici olan Allah) tasarruf ve nezâret ve terbiye ediyor (gözetip idâre ediyor) ki, kendi ni‘metlerine mukābil (karşılık) hamd ve şükrettirmek için, zemîni bir sefîne-i ticâret (ticâret gemisi) ve erzak (rızıklar) getiren bir şimendifer (tren) ve yüzündeki bahar mevsimini bir vagon tarzında yapıp, yüz bin nevi‘ taâmlarla ve memeler denilen konserve paketleriyle doldurup kış âhirinde (sonunda) erzakları biten muhtaç zîhayatlara (canlılara) yetiştiren bir Rezzâk-ı Rahîm’in (bol rızık vererek ve hadsiz bir merhamet sâhibi bir Zât’ın) işleri olduğunu, zerre kadar aklı bulunan tasdîk eder. Ve tasdîk etmeyip inkâra sapan, elbette zemin yüzündeki vesîle-i hamd ü şükran (hamd ve teşekkür vesîlesi) olan bütün muntazam ni‘metleri ve muayyen (intizamlı ve belirlenmiş olan) rızıkları inkâr etmeğe mecbûr olup ahmak bir muzır (zararlı) hayvan olur.” (Şuâ‘lar, 15. Şuâ‘, 565)
İlyas Yorulmaz
Onlar Allah’ın nimetlerini çok iyi bildikleri halde, sonradan o nimetleri inkâr ediyorlar. Onların pek çoğu, mutlak olan doğruları kabul etmeyenlerdir.
Aslında onlar, Allah’ın bunca nîmetinin pekâlâ farkındadırlar, fakat sırf işlerine gelmediği için onugörmezlikten gelirler; çünkü pek çokları nankör ve ahlâksız birer kâfirdir onların! Peki, ilâhî mahkemenin kurulacağı büyük Günü hiç düşünmüyorlar mı?
Aslında Allah'ın nimetinin pekala farkındalar ama, yine de onu tanıyıp doğrulamaya yanaşmıyorlar; çünkü onların çoğu onmaz biçimde küfre batmış bulunuyor. 99
Zira onlar Allah’ın nimetini pekâlâ tanıyorlar sonra kalkıp inkâr ediyorlar. Onların çoğu nimetlere karşı nankörler. 11/9 14/28-34, 16/52...55-112, 30/34
Müşrikler Allah'ın nimetini bilmekle beraber, bunları kendilerine veren Allah'tan başkasına ibadet etmekle bu nimetleri inkâr ederler. Onların çoğu işte böyle nankördürler!
Allah'ın ni'metini bilirler (bu ni'metleri Allah'ın yarattığını kabul ederler), sonra da (bunları kendilerine verenden başkasına taparak) bu ni'metleri inkar ederler, çokları da (nankördürler).