Bu ayet Hafs Mushafı sırasına göre baştan 2300, sondan 3937. ayet; 19. sure ve Meryem Suresinin 50. ayetidir. Meryem Suresi 50. ayetinin kelime sayisi 9, harf sayısı 37 ve toplam ebced değeri ise 1615 olarak hesaplanmıştır. Meryem Suresinin toplam ebced değeri 281117 olarak hesaplanmıştır. Ebced sayımlarında varsa ء Hemze harfi dahil olarak sayılmıştır. Bu sure كـهيعص hurufu mukatta harfleriyle başlamaktadır. Bu ayette كـ (0) ه (3) ي (1) ع (2) ص (1) bulunuyor.
Tefsirci ve tarihçilerin açıklamalarına göre İbrâhim aleyhisselâm Allah yolunda hicret ederek önce Harran’a, sonra Filistin’e, buradan da Mısır’a gitmiştir. Mısır’dan tekrar Filistin’e dönmüş ve burada yerleşmiştir. Bu yolculukta eşi Sâre ile kardeşinin oğlu Hz. Lût ve Lût’un eşi de ona refakat etmişlerdir. Filistin’e döndükten sonra Lût ayrılarak daha güneyde Ürdün yöresindeki Sodom ve Gomore’ye yerleşmiş, Hz. İbrâhim ise Filistin’de kalmıştır. Burada kendisi ve eşi Sâre yaşlanmış oldukları halde Allah onlara oğulları İshak’ı lutfetti; daha sonra da torunları, yani İshak’ın oğlu Ya‘kub dünyaya geldi. Yüce Allah, bunlarla Hz. İbrâhim’in yalnızlığını giderdi ve bunları peygamberler kıldı. İsrâiloğulları’nın daha sonraki peygamberleri bunların soyundandır. Yüce bir peygamber olan ve Hicaz bölgesi Araplar’ının atası sayılan Hz. İsmâil Hz. İbrâhim’in ilk oğlu olup onun annesi Hacer’dir. “Onlara hak ettikleri yüksek bir övgü ile anılmayı nasip ettik” diye tercüme ettiğimiz 50. âyetteki “lisân-i sıdk” (doğruluğun dili) tamlaması iki türlü yorumlanmıştır: a) Bu tamlamadaki “lisân” terimi mecaz olarak dille aktarılabilecek, dille ulaştırılabilecek şeyleri ifade için mecaz olarak kullanılmıştır. Buna göre âyet bu peygamberlerin söylediklerinin doğru olduğunu ve sözlerinin yüce anlamlar taşıdığını ifade eder. b) Bu tamlama onların, “doğruluktan yana üstün bilinmeleri yani iyi anılmaları” anlamına gelir. Nitekim Hz. İbrâhim kendisinin sonraki nesiller içerisinde iyilikle anılması için dua etmiş (bk. eş-Şuarâ 26:84) Allah da duasını kabul ederek ona bu nimeti vermiş hatta onun dinine uymasını Hz. Peygamber’e emretmiştir (bk. Nahl 16:123; krş. Âl-i İmrân 3:95; Nisâ 4:125); bundan dolayıdır ki müslümanlar onu önder kabul eder, kendisini ve soyundan gelenleri hayırla anarlar. Yahudi ve hıristiyanlar gibi Ehl-i kitap da aynı şekilde ona ve soyundan gelenlere saygı gösterirler (Zemahşerî, II, 512).
Mehmet Okuyan
Onlara rahmetimizden lütufta bulunmuş ve kendilerine yüksek bir doğruluk dili vermiştik.
Onlara rahmetimizden armağan(lar) bağışladık ve onlar için yüce bir doğruluk dili (medhü sena edilen şerefli insanlar) kıldık. (Hayırla ve hürmetle anılmalarını sağladık.)
Onlara rahmetimizden bağışta bulunduk. Onlara, sadakatle dinimizi tebliğ eden değerli halefler, dillerde güzel bir övgü, haklı ve büyük bir şöhret nasip ettik.
Onlara rahmetimizden büyük bir pay verdik ve hepsinin dillere destan olacak şekilde kıyâmete kadar saygıyla anılmalarını sağladık. Şimdi gelelim, rahmetimizden pay alan bir başka kulumuza:
1 Lisan-ı sıdk: Dünyada kıyamete kadar eseri baki kalacak güzel bir nam, demektir. Onun için her ümmet, Hz. İbrahim (a.s)’ı seve gelmiştir. Bk.(Şuara: 84)
Muhammed Esed
ve o'nları rahmetimizle ödüllendirdik. Ve o'nlara doğru olanı [başkalarına] ulaştırmaları için üstün bir anlatım gücü 36 bahşettik.
Dahası onlara rahmet hazinemizden bolca lütufta bulunduk ve onlara doğruluk timsali olarak anılacak yüksek bir şöhret nasip ettik. 6/74...85, 21/50...73, 26/69...103, 60/4...6
Mustafa İslamoğlu Meryem Suresi 50. Ayet Açıklaması
[2507] Yani: “Doğruluğu ve hakikati başkalarına ulaştıracak yüksek bir anlatım yeteneği ve üstün bir dil verdik”. Bu ibârenin klasik tefsirin tercihi olan alternatif bir anlamı da “Doğruluklarını dillere destan yaptık” olabilir. Fakat Zemahşerî’nin de isabetle belirttiği gibi lisân burada “söz, söylem, ifade” gibi dilin aracılık yaptığı konuşma gücü yerine mecaz olarak kullanılmıştır (Benzer bir kullanım ve Bakara 124’le irtibatlı muhtemel daha başka bir anlam için bkz: 26:84, not 50).
Ömer Nasuhi Bilmen
Ve onlara rahmetimizden ihsan ettik ve onlar için dillerde yüksek, doğru bir sena nâsip kıldık.