Bu ayet Hafs Mushafı sırasına göre baştan 204, sondan 6033. ayet; 2. sure ve Bakara Suresinin 197. ayetidir. Bakara Suresi 197. ayetinin kelime sayisi 30, harf sayısı 121 ve toplam ebced değeri ise 8357 olarak hesaplanmıştır. Bakara Suresinin toplam ebced değeri 1820072 olarak hesaplanmıştır. Ebced sayımlarında varsa ء Hemze harfi dahil olarak sayılmıştır. Bu sure الم hurufu mukatta harfleriyle başlamaktadır. Bu ayette ا (23) ل (17) م (6) bulunuyor.
Arapça Metin
الحج اشهر معلومات فمن فرض فيهن الحج فلا رفث ولا فسوق ولا جدال في الحج وما تفعلوا من خير يعلمه الله وتزودوا فان خير الزاد التقوى واتقون يا اولي الالباب
Hac (ayları), bilinen aylardır.[58] Kim o aylarda hacca başlarsa, artık ona hacda cinsel ilişki, günaha sapmak, kavga etmek yoktur. Siz ne hayır yaparsanız, Allah onu bilir. (Ahiret için) azık toplayın. Kuşkusuz, azığın en hayırlısı takva (Allah’a karşı gelmekten sakınma)dır. Ey akıl sahipleri, bana karşı gelmekten sakının.
Yaygın yoruma göre “bilinen aylar”dan maksat, şevval ve zilkade aylarıyla zilhiccenin ilk on günüdür (ramazandan sonraki iki ay on gün). Bu döneme “hac mevsimi” denir. Görüldüğü gibi âyetin hükmü geneldir (âm); yani hac ibadetini meydana getiren fiillerin bu süre içinde ne zaman yapılacağına ilişkin bir belirleme yoluna gidilmemiştir. Bu belirlemeyi Hz. Peygamber yapmış, İslâm ümmeti de asırlar boyu bu uygulamayı devam ettirmiştir. Resûlullah “Vedâ haccı” denilen hayatının ilk ve son haccından bir yıl önce, hicretin 9. yılı Zilhicce ayında (Nisan 631) Hz. Ebû Bekir’i hac emîri tayin ederek 300 müslümanla birlikte Mekke’ye gönderdi. Hz. Ebû Bekir, o yılın hac günlerinde müslümanlara haccın esaslarını öğretti. Ertesi yılın 25 Zilkadesi’nde (22 Şubat 632) büyük bir müslüman kitlesiyle hac yolculuğuna çıkan Resûlullah, Zilhicce’nin 4. günü Mekke’ye ulaştı. Bu sırada muhtelif bölgelerden gelen müslüman hacı adaylarının sayısı 100.000’i aşmıştı. Hz. Peygamber, yanındaki müslüman kitleyle birlikte 5, 6 ve 7 Zilhicce günleri Mekke’de kaldı. Bu esnada kudûm (Mekke’ye ilk geliş) tavafı yaptılar, makam-ı İbrâhim’de iki rek‘at namaz kıldılar, Safâ ile Merve arasında sa’y yaptılar. 8 Zilhicce’de Mina’ya gidildi; 9 Zilhicce sabahı Müzdelife üzerinden Arafat’a geçildi ve vakfe yapıldı (bu, haccın rükünlerindendir). Hz. Peygamber burada ünlü Vedâ hutbesini irat etti. Hutbe aynı anda ağızdan ağıza Arafat’taki bütün müslümanlara aktarıldı. Daha sonra Müzdelife’ye inildi ve âyette de anılan Meş‘ar-i Harâm’da istirahat edildi. 10 Zilhicce sabahı Cemretü’l-Akabe’ye varıldı, yedişer taş atıldı (şeytan taşlandı). Resûlullah’ın Mina’da da bir hutbe okumasından sonra kurban kesimi yerine gidilip kurbanlar kesildi. Bütün müslümanlar tıraş olup ihramdan çıktılar; Kâbe’ye gidip tavâf-ı ifâda yaptılar (buna ziyaret tavafı da denir; haccın rüknü olan tavaf budur). Sonraki teşrik günlerinde Mina’ya gidilerek cemreler tamamlandı. Beşinci günü sabah namazından önce vedâ tavafının yapılmasıyla hac ibadeti tamamlanmış oldu.
İşte âyette “Hac, bilinen aylardadır” buyurularak genel bir ifade ile anılan hac ibadetinin yerine getirilme vakti, bizzat Hz. Peygamber’in bu uygulamasıyla tam olarak tayin ve tesbit edilmiş oldu, bugüne kadarki bütün uygulamalar da bu şekilde sürdürüldü. Bu sebeple âyette geçen “Hac, bilinen aylardadır” şeklindeki mutlak ifadeye bakarak, bu ibadetin belirtilen iki ay on günlük müddet içinde başka günlerde de ifa edilebileceğini veya bazı güçlükleri azaltmak ya da ortadan kaldırmak için bu süre içinde farklı zamanlara yayılabileceğini düşünmek, bizzat Hz. Peygamber’le Hulefâ-yi Râşidîn’in ve bugüne kadar gelmiş geçmiş bütün müslüman bilginlerin görüşlerine ve 1400 seneyi aşkın bir süredir yürütülen uygulamaya aykırıdır. Doğabilecek güçlükleri ortadan kaldırmak için yeterli imkânların mevcut olduğu bügünkü şartlarda böyle bir değişiklik gereksizdir, yanlıştır. Ayrıca yapılacak değişikliğin, bu ibadetin –yukarıda önemi ve değeri bir ölçüde ifade edilen– dinî, ahlâkî, sosyal, siyasî işlevini de zayıflatacağında kuşku yoktur.
Hac, insanı âdeta madde âleminden ruhanî âleme taşıyan bir ibadet olduğu için, “Kim o aylarda hacca karar verip niyet ederse, bilsin ki hac sırasında kadına yaklaşmak, günaha sapmak ve tartışıp çekişmek yoktur” buyurularak, insanın bu ibadete niyet edip başladığı andan itibaren sözlerinde, tutum ve davranışlarında, insanlarla ilişkilerinde son derece dikkatli olması gerektiğinin altı çizilmiştir.
Tefsirlerde verilen bilgilere göre özellikle Yemenli hacılar, güya Allah’a tevekkül ettiklerini söyleyerek hazırlık yapmadan, azık almadan hac yolculuğuna çıkar, sonra da dilenmek zorunda kalırlardı (Taberî, II, 279-281; İbn Atıyye, I, 273-274; Râzî, V, 169). Bu sebeple âyette “Azık edinin” buyurulmakta; ardında da “Kuşkusuz azığın en hayırlısı takvâdır” buyurularak hac yolculuğuna hazırlıksız çıkıp sonra da insanlardan yiyecek içecek istemenin iyi bir davranış olmadığına, takvâya da aykırı olduğuna, hac sırasında bu tür yanlışlardan kaçınmak suretiyle Allah’a karşı saygılı davranışlar sergilemek gerektiğine işaret edilmektedir (Taberî, II, 281).
“Azık edinin” ifadesi, “Hayırlı ameller işleyerek âhiret hazırlığı yapın” anlamında da yorumlanmış; İbn Atıyye, Râzî gibi birçok müfessir bu yorumu tercih etmişlerdir (bk. İbn Atıyye, I, 273; Râzî, V, 168-169). Ancak bize göre bu ifadeyi maddî hazırlığı da kapsayacak şekilde yorumlamak takvâ şartını gerçekleştirme bakımından daha isabetli olacaktır.
Takvâ kelimesi, “koruma, esirgeme” anlamına gelen “vikāye” kökünden türetilmiştir. Seyyid Şerîf el-Cürcânî, et-Ta‘rîfât isimli terimler sözlüğünde takvânın sözlüklerde “İnsanın, ibadet ve güzel işler yaparak kendisine acı verecek durumlardan korunması” şeklinde tarif edildiğini; itaatler konusunda takvâ denildi mi bundan “ihlâs”, mâsiyetler konusunda ise “terk ve sakınma”nın kastedildiğini belirtir. Takvâ sahibi kişiye “müttak^”, bazan da “tak^” denir.
Kur’an-ı Kerîm’de takvâ kelimesi on yedi âyette geçer. Ayrıca kırk dokuz âyette çoğul şekliyle “müttaki”, 160 kadar âyette de aynı kökten gelen isim ve fiiller bulunmaktadır. İslâm öncesinde bu kelimeler hemen hemen daima “bir tehlikeyi önlemek üzere konulmuş engel ve siper”i ifade ediyordu. İslâm’ın ilk dönemlerinden itibaren takvânın eski profan anlamından giderek dinî anlama kaydığı görülmektedir. İlk zamanlarda, âhiret inancının yoğun olarak işlendiği âyetlerde takvâ ve aynı kökten gelen diğer kelimeler, Allah’ın şiddetli azabına karşı siper vazifesi görecek olan korku ve kaygı şuurunu ifade eder. Ancak zamanla, İslâm cemaatinin hem sayı hem de keyfiyet bakımından, yani dinî ve ahlâkî şuur açısından gelişmesine paralel olarak, takvâ kavramının içeriğinin de geliştiği ve zenginleştiği görülür.
Konumuz olan âyette: a) Önce bazı kötülükler, ahlâkî olmayan davranışlar sıralanıyor. b) Sonra mutlak olarak iyiliğin önemi vurgulanıyor. c) Sonra da genel olarak kötülükleri terkedip iyilikler yapmaya şâmil bir kavram olarak takvânın önemi ifade ediliyor. Burada takvânın “en hayırlı azık” şeklinde nitelendirilmesi onun vazgeçilmezliğine işaret eder. Aynı âyette kötü söz, fısku fücûr, çatışma ve sürtüşme gibi ahlâka ve özellikle haccın yüksek ahlâkî ve mânevî atmosferine yakışmayan tutumlardan sakınmak, dolaylı olarak “hayır” ve “takvâ” diye isimlendirilmiştir ki, buradan takvânın, haccın belirtilen atmosferine saygı ve ahlâkî olgunluk taşıdığı sonucu çıkmaktadır. Yine bu sûrenin 237. âyetinde takvânın, bağışlama ve feragati de içine alan geniş ahlâkî içeriği ima edilmiştir. Benzer bir ifade Mâide sûresinin, şahitlik ve adaletle ilgili 8. âyetinde geçer. Bu âyette takvâ, adaleti de içine alan bir fazilet olarak gösterilmiştir. Takvânın bu sosyal fonksiyonu, Hucurât sûresinin 13. âyetinde evrensel boyutta ele alınmıştır. Orada Allah’ın bütün insanları bir erkekle bir kadından (Âdem ve Havvâ) yarattığı; birbirleriyle (üstünlük ve soyluluk yarışına girişmek, sürtüşmek ve çatışmak için değil), tanışıp bilişmek için onları halklara ve kabilelere ayırdığı ifade edildikten sonra “Allah nezdinde sizin en şerefliniz, takvâda en ileri olanınızdır” buyurulmuştur. Kanaatimizce insanlığın eşitliği ve evrensel barışçılık ilkelerini vurgulayan ifadelerin ardından, en büyük değer ölçüsü olarak takvânın zikredilmesi, bu erdemin, söz konusu ilkelere saygı anlamını içerdiğine de işaret eder.
Kur’an-ı Kerîm’de takvânın ahlâkî ve insancıl içeriğini ifade eden daha başka örnekler de vardır. Meselâ Fetih sûresinin 26. âyetinde müşrik Araplar’la Hz. Peygamber ve ashabı arasında bir mukayese yer alır. Buna göre müşrik Araplar’ın kalbinde “Câhiliye hamiyeti” vardır; Hz. Peygamber ve arkadaşlarının hasleti ise “sekînet ve takvâ”dır. Câhiliye hamiyeti, tamı tamına “hilim” kavramının zıddı olarak öfke, gurur, kibir, saldırganlık, barbarlık ve saygısızlık ruhunu ifade eder. Bu durumda Hz. Peygamber ve müminlerin hasleti olan sekînet ve takvâ kavramları da “ağırbaşlılık, soğukkanlılık, tevazu, insanların şeref ve haysiyetlerine saygı” anlamını taşır. Takvânın aynı zamanda bir kibarlık erdemi olduğunu gösteren âyetler de vardır (meselâ bk. Bakara 2:189; Hucurât 49:1-3).
Takvânın anlamı konusundaki ilginç örneklerden biri de onun “hayâ” ile ilişkisini gösteren A‘râf sûresinin 26. âyetidir: “Ey Âdemoğulları! Size mahrem yerlerinizi örtecek giysi, süslenecek elbise yarattık. Takvâ elbisesi, işte o daha hayırlıdır...” Bu ifadede takvâ, dolaylı bir üslûpla, günah duygularını örtüp kapatan, bastıran bir koruyucu, ruhu bezeyen bir erdem şeklinde takdim edilmiştir. Yani elbise bedeni kapattığı, koruduğu ve süslediği gibi takvâ da hem ruhumuzun kötü duygularını örter hem de ruhumuzu süsler. Böyle olunca takvâ sahibi kişinin kaba, haşin, haksız, isyankâr, şehvet düşkünü, aç gözlü, edepsiz ve hayâsız olması düşünülemez.
Önemle vurgulanması gereken husus, takvânın tâzim, hürmet, saygı, utanma gibi kelimelerle ifade ettiğimiz yüksek ahlâkî faziletler için kullanıldığıdır. Hangi konumda geçerse geçsin, Kur’an’da kullanılan takvâda bu anlam mutlaka vardır. Fakat takvâ, her şeyden önce Allah’a saygı ve O’nun koyduğu kuralları ihlâl etmekten sakınmaktır. Bu sebepledir ki, kanaatimizce, Kur’an’da sık sık tekrar edilen “itteku” ve benzeri ifadeleri “Allah’tan korkunuz” şeklinde tercüme etmek tam olarak Kur’an’ın maksadını yansıtmamaktadır. Zira Kur’an dilinde takvâ, patolojik bir duygu anlamındaki korku değil, –tabir yerindeyse– çok sevdiğimiz, saydığımız ve aynı zamanda azabına uğramaktan kaygı duyduğumuz Allah’ı gücendirmekten korkmak, yani O’na ve O’nun koyduğu dinî ve ahlâkî kanunlara saygı duymaktır. Takvânın bu şekilde tâzimi, ifade ettiğini gösteren güzel örneklerden biri olan Hac sûresinin 30-33. âyetlerinde: a) Allah’ın koyduğu kanunlara, ödevlere tâzim göstermek, b) Putlara tapmaktan kaçınmak, c) Yalancı şahitlikten kaçınmak, d) Tevhide bağlı kalmak ve Allah’ın belirlediği şiârlara, yani İslâm’ın alâmetleri olan temel değerlere tâzim göstermekten söz edildikten sonra “Bunlar kalplerin takvâsındandır” buyuruluyor. “Kalplerin takvâsı”ndan maksat, samimi ve riyasız saygı duygusudur. Benzer bir yaklaşım aynı sûrenin 37. âyetinde geçen “Kurbanlarınızın etleri de kanları da Allah’a ulaşmaz; fakat O’na sizin takvânız ulaşır” meâlindeki âyette görülüyor. Bu âyet açıkça, bütün dinî ve ahlâkî faaliyetlerimizi Allah’a saygı ve O’nun rızâsını kazanma niyetiyle yapmamız gerektiğini gösteriyor.
Bazı âyetlerde takvâ, bütün kötülükleri ifade eden “fücûr” kelimesinin zıddı olarak kullanılmıştır. Bununla ilgili birkaç âyetin meâli şöyledir: “(Yemin olsun) nefse ve onu (insan olarak) şekillendirip düzenleyene; ona kötü ve iyi olma kabiliyetlerini (fücûr-takva) verene! Nefsini arındıran elbette kurtuluşa ermiştir. Onu arzularıyla başbaşa bırakan da ziyan etmiştir” (Şems 91:7-10). Bu âyetlerde takvânın anlamı iyice belirginleşmiş bulunmaktadır. Çünkü burada nefsin yani insan ruhunun bütün yetenekleri ve işlevleri arasında iyi olanlarına “takvâ”, kötü olanlarına da “fücûr” denilmiştir. Hemen ardından “Nefsini arındıran kurtuluşa ermiştir” buyurularak açıkça takvâ bir ruhî arınma ve gelişme olarak gösterilmiştir. Bunun zıddı olan fücûr ise ruhu kirleten, günahlara batırıp alçaltan duygu, düşünce ve davranışları ifade etmektedir.
Sâd sûresinin 26-28. âyetlerinde takvâ siyasî ahlâkı da içine alacak şekilde kullanılmıştır. Burada verilen ölçülere göre müttaki (takvâ sahibi) bir yönetici, yönetimini adalet ve hakkaniyet ölçülerine göre sürdürür; hüküm ve kararlarında keyfî arzularına uyup Allah’ın tayin ettiği ölçülerden sapmaz. Takvâ sahibi yönetici inançlı kişidir ve kendisi için olduğu gibi halkı için de en iyi, en yararlı olan işleri yapar. Fâcir (kendini günahlarla kirletmiş) yönetici ise kötü arzularına uyup Allah yolundan sapmıştır; o, yönetimiyle ülkeyi bozup tahrip eder.
Kur’an-ı Kerîm’de takvânın karşıtı olarak gösterilen kavramlardan biri de “zulüm”dür. Câsiye sûresinin 19. âyetinde bildirildiğine göre “Kuşkusuz haktan sapanlar (zâlimler) birbirlerinin dostları ve koruyucularıdır, Allah da kendisini sayanların (müttak^ler) koruyucu dostudur.” Bu âyette zulüm, daha ziyade inkârcıların Allah’a ve İslâmî ilkelere karşı inatçı ve anlamsız direnişlerini, müslümanlara revâ gördükleri haksızlıkları ifade eder.
Açıkça görüldüğü üzere, Kur’an-ı Kerîm’in büyük önem verdiği takvâ kavramı, bütün bu bilgilerden çıkan sonuca göre başlıca şu iki temel anlamı içermektedir: a) Takvâ, itikadî konularda yanlış ve bâtıl inançlara kapılmaktan, ahlâkî ve amelî konularda ruhu kirleten kötü duygulardan, fena huylardan; eksik, kusurlu, zararlı ve haksız davranışlardan, İslâm dininde esasları belirlenmiş olan hayat tarzına uymayan bir yaşayıştan sakınmak, uzak durmaktır. b) Takvâ, bütün faaliyetlerde, ödevlerin yerine getirilmesinde, her türlü kötülüklerin terkedilmesinde öncelikle Allah’tan ittikadır; yani Allah korkusunu, O’na karşı saygılı olmayı ön plana çıkararak bu saygıyı, davranışların ve hayatın temeli, âyetteki deyimiyle hayatın azığı yani gıdası yapmaktır. İşte takvâ bütün bu erdemleri kapsayan en geniş kapsamlı fazilettir. Bu sebeple de maddî gıdaların bedenimizi beslemesi gibi –konumuz olan âyetin ifadesiyle– “azığın en hayırlısı” olan takvâ da ruhumuzu besler.
Mehmet Okuyan
Hac, bilinen aylar(da)dır. Kim o aylarda haccederse (ihrama girerse), hac esnasında kadına yaklaşmak, günah sayılan davranışlara yönelmek ve kavga etmek yoktur. Ne iyilik yaparsanız Allah onu bilir. Azık edinin! Şüphesiz ki azığın en hayırlısı, [takvâ] (duyarlılık)tır. Ey öz akıl sahipleri! Bana karşı duyarlı olun!
Bu ifade, haccın tıpkı namaz, oruç, kurban vs. ibadetler gibi eskiden beri süregeldiğini ve bilindiğini göstermektedir.,Hac ibadeti bu ayette de belirtildiği gibi “bilinen aylar”da yapılmaktadır ki bu aylar Şevval, Zilkade ve Zilhicce aylarıdır. Müfessirlerimiz Şevval ve Zilka‘de aylarında hemfikirdirler; Zilhicce’nin ise ilk günü mü yoksa tamamı mı noktasında fikir ayrılıkları yaşamışlardır. Mekkeliler daha önceden de bu aylarda hac yaptıkları için Yüce Allah o zamanı hac zamanı olarak hükme bağlamış, onların uygulamalarında herhangi bir değişikliğe gitmemiştir. Sadece kendileri bazen [nesî’] denen “erteleme” işlemine başvurarak hac aylarının yerini değiştirme girişiminde bulundukları için bunun önü kesilmiştir.
Bayraktar Bayraklı
Hac, belli aylarda yerine getirilir. Kime hac farz olup hacca giderse orada şu davranışlar ona yasak olur: cinsel ilişkide bulunmak, günah sayılan davranışları yapmak ve kavga etmek. Ne hayır işlerseniz Allah onu bilir. Azık edininiz, biliniz ki azığın en iyisi takvâdır. Ey akıl sahipleri, benden sakınınız.
Hacc, bilinen aylardır. Kim haccı yerine getirirse; o esnada, uygunsuz davranmak, fasıklık¹ yapmak ve kavga etmek yoktur. Ne hayır işlerseniz Allah onu bilir. Azık edinin. Kuşkusuz azığın en hayırlısı takvadır.² Ey selim akıl sahipleri! Bana karşı takvalı olun!
1- Günaha sapan. Vahyin belirlediği sınırların dışına çıkan; iyi, doğru, güzel ve temiz şeylerden uzak kalan. 2- Allah'ın buyruklarına içtenlikle uyarak, o buyruklarla kötü ve zararlı şeylere karşı kendisini korumaya, güvenceye almaktır.
Ahmet Akgül
Hacc, bilinen aylarda (yapılır) . Böylelikle kim onlarda (bu aylarda) haccı farz eder (yerine getirir) se, (bilsin ki) hacc’da kadına yaklaşmak, fısk yapmak (günah ve kötülüğe bulaşmak) ve kavgaya tutuşmak yoktur. Siz, hayır adına ne yaparsanız, Allah, onu bilir. (Artık ahiret hazırlığı için) Azık edinin, şüphesiz azığın en hayırlısı takvadır. Ey temiz akıl sahipleri, Benden korkup (sizi cehenneme sokacak davranışlardan) sakının.
Hac, malum aylarda olur. Kim o aylarda hacca niyet ederse bilsin ki hacda ne kadınla buluşma vardır, ne kötülükte bulunma, ne de kavga ve dövüş. Hayra dair ne işlerseniz Allah bilir. Yol azığı hazırlayın. Şüphe yok ki azıkların hayırlısı da sakınıp çekinmedir. Ey aklı eren temiz kişiler, sakının benden.
Hac belli aylarda yani Şevval Zilkade ve Zilhiccede yapılacaktır. Herkim o aylarda hacca niyet ederse, hac sırasında çirkin konuşmalardan, tüm yakışıksız davranışlardan ve kavgadan kaçınmalıdır. Her ne iyilik yaparsanız, Allah onun farkındadır. Hac yolculuğu ve diğer tüm zamanlarınız için hazırlıkta bulunun, şüphesiz tüm hazırlıkların en güzeli, hayat proğramını Allah'ın kitabıyla belirlemektir. Öyleyse ey derin kavrayış sahipleri, yolunuzu gönderdiğim kitapla bulun.
Hac bilinen aylardadır. Kim o aylarda hacca başlayıp da, haccı kendisine farz haline getirirse, hac günlerinde kadına yaklaşamaz, ilişkiyi çağrıştıracak laf söz edilemez, günaha, isyana, haktan uzaklaşmaya götüren davranışlar sergilenemez, kimseye hakaret edilemez, kavga yapılamaz. Haccın başka aylara kaydırılması, ibadet yerleri ve makbuliyetiyle ilgili ihtilâf doğuracak konular konuşulamaz. Hac sırasında yerine getireceğiniz ilahî emirlerin, her türlü iyiliğin, ihsanın, izzetin, ikramın hepsini Allah biliyor, mükâfatsız bırakmayacak.
Tedariğinizi görün, hazırlığınızı yapın. Şunu da unutmayın ki, en hayırlı tedarik, en hayırlı hazırlık, takva esaslarını-Kur'ân esaslarını benimseyerek, hayata geçirerek korunma, kulluk ve sorumluluk şuuruyla haklarına ve özgürlüklerine sahip çıkarak şahsiyetli davranmak, dinî ve sosyal görevlerinin bilincinde olarak insanlara yük olmamaktır. Koyduğum takva esaslarına yapışarak bana sığının, günahlardan arınıp, azaptan korunun, ey akıl ve vicdan sahipleri.
Hacc belli aylardadır. Kim bu aylarda haccı kendine farz ederse (ihrama girerse) bilsin ki, haccda kadına yaklaşmak, fenalık yapmak ve tartışmaya girmek yoktur. Her ne iyilik yaparsanız Allah onu bilir. Yanınıza azık alın ve bilin ki, azıkların en hayırlısı takvadır. Ey akıl sahipleri, bana karşı gelmekten sakının!
197.Yüce Allah`ın: "Yanınıza azık alın ve bilin ki, azıkların en hayırlısı takvadır" sözü hakkında Buhari, Abdullah bin Abbas (r.a.)`ın şöyle söylediğini rivayet etmiştir: "Yemenliler haccederlerdi ve yanlarına azık almazlardı: "Biz Allah`a tevekkül ediyoruz" derlerdi. Bunun üzerine Yüce Allah: "Yanınıza azık alın ve bilin ki, azıkların en hayırlısı takvadır" diye buyurdu."
Ali Bulaç
Hacc, bilinen aylardır. Böylelikle kim onlarda haccı farz eder (yerine getirir)se, (bilsin ki) haccda kadına yaklaşmak, fısk yapmak ve kavgaya girişmek yoktur. Siz, hayır adına ne yaparsanız, Allah, onu bilir. Azık edinin, şüphesiz azığın en hayırlısı takvadır. Ey temiz akıl sahipleri, Benden korkup-sakının.
Hac ayları, bilinen, Şevval, Zilkade ayları ile Zilhicce'den on gündür. İşte, kim o aylarda haccı, ihrama girerek kendine farz yaparsa artık hacda kadına yaklaşmak, günah yapmak ve kavga etmek yoktur. Siz ne hayır yaparsanız Allah onu bilir. Bir de (hac yahud ahiret için) azık edinin. Muhakkak ki, azığın, hayırlısı takvâdır; ve ey aklı tam olanlar benden korkun.
Hacc’a sayılı aylarda (girilir.) Kim bu aylarda hacca girmekle onu kendine farz kılarsa, artık bilsin ki, hac içinde cinsel münasebet, günaha girmek, mücadele etmek yoktur. Yaptığınız hayırları Allah bilir. (Dünya ve ahiretiniz) için hazırlık yapın. Bilin ki en iyi hazırlık takvadır. (Günahlardan sakınmaktır.) Ey akıl sahipleri! Artık Ben’den (azabımdan) sakının.
Hac, bilinen aylardadır, hac farzolan kimseye, bu aylarda şunları yapmak yasak: Kadına yaklaşması, söğmesi, tartışması; eğer siz, bir hayır işlerseniz, Allah onu bilir, azık yapın, en hayırlı azık, sakınmaktadır, ey aklı erenler! Benden sakınasınız
Hac, bilinen aylar(da)dır. Kim o aylarda hacca başlarsa, artık ona hacda (ihramlı iken) cinsel ilişki, günaha sapmak, kavga etmek yoktur. Siz hayır olarak her ne yaparsanız, Allah mutlaka onu bilir. Bir de (yol için) kendinize azık edininiz. Şüphesiz ki azığın en hayırlısı, Allah'a karşı gelmekten (günaha sebep olan hareketlerden) sakınmaktır. Ey akıl sahipleri! Bana karşı gelmekten sakının!
Cemal Külünkoğlu Bakara Suresi 197. Ayet Açıklaması
Hac, Hicret’in 9. yılında farz kılınmıştır. Peygamberimiz bu yıl, Hz. Ebu Bekir’i hac emiri tayin etmiş, kendileri de bir yıl sonra yani Hicret’in onuncu yılında haccetmişlerdir. Bu, Peygamberimizin ilk haccı olduğu gibi aynı zamanda da son haccı olmuştur ve buna “Veda Haccı” denmektedir. Çünkü Peygamberimiz bu hacdan sonra hem dünyaya hem de bütün sevdiklerine veda ederek “dar-ı beka” eylemiştir. Âyetin açık anlamına göre haccın belirli bir vakti vardır ve bu vakit belirli aylardadır. Bu aylar Şevval ve Zilkade ayları ile Zilhicce ayının ilk on gününden oluşur. Yine ayete göre sadece bu aylar süresince Hac için ihrama girilebilir.Azık edinmekten kasıt; hac yolculuğu için gerekli maddi ve manevi hazırlıkları tamamlamaktır. Maddi anlamda hazırlık; Hac sûresi boyunca diğer Müslümanlara yük olmayacak ve lojistik desteğe ihtiyaç duymayacak şekilde her türlü tedarikin yapılmasıdır. Manevi anlamda hazırlık ise vahyin belirlediği sınırlar içinde her türlü güzelliği hayata geçirmek konusunda ilahi öğretilere teslimiyet gösterileceğine, Allah’ın yasakladığı kötülüklerden sakınılacağına ve tâğûtî sistemlere karşı dik durulacağına karar verilmesidir. Aynı zamanda bu davranışları hayat felsefesi haline getirmektir. Onun için “azığın en hayırlısı Allah’a karşı gelmekten sakınmaktır.” buyruluyor.
Diyanet İşleri (Eski)
Hac bilinen aylardadır. O aylarda hacca girişen kimse bilmelidir ki, hacda kadına yaklaşmak, sövüşmek, dövüşmek yoktur. Ne iyilik yaparsanız Allah onu bilir. Kendinize azık edinin, şüphe yok ki azığın en iyisi Allah korkusudur. Ey akıl sahibleri! Benden korkun.
Hac, bilinen aylardadır. Kim o aylarda hacca niyet ederse (ihramını giyerse), hac esnasında kadına yaklaşmak, günah sayılan davranışlara yönelmek, kavga etmek yoktur. Ne hayır işlerseniz Allah onu bilir. (Ey müminler! Ahiret için) azık edinin. Bilin ki azığın en hayırlısı takvâdır. Ey akıl sahipleri! Benden (emirlerime muhalefetten) sakının.
Eskiden Araplar, hac mevsiminde bir takım panayırlar kurarlar, orada çeşitli sahalarda alışveriş yaparlardı. Bunlar o zaman cahiliye devri âdetlerine göre cereyan ederdi. Müslümanlar bunları günah saydılar. Allah Teâlâ aşağıdaki âyetlerde bu hususa açıklık getirdi.
Edip Yüksel
Hac, bilinen aylarda uygulanmalı. Kim o aylarda hacca karar vermişse bilsin ki, hacda cinsel ilişki, kötülük yapmak, tartışmak yoktur. Yaptığınız her iyiliği ALLAH bilir. Yol için azığınızı hazırlarken en hayırlı azığın erdemlilik olduğunu unutmayın. Anlayış sahipleri! Beni dinleyin
Hac, Kutsal Aylar olan Zil-Hicce, Muharrem, Safer ve Ra-biül Evvel aylarının başında yapılabilir (2:189). Böylece dört Kutsal ayın ilk günlerinde olmak üzere bir yılda dört hac düzenlemek mümkündür. Haccı bir kaç güne sıkıştırmak uygulaması milyonlarca hacıyı yetersiz servis, pislik ve kargaşalığa mahkum ediyor. Bak 9:37.
Elmalılı Hamdi Yazır
Hac, bilinen aylardadır. Her kim o aylarda hacca başlayıp kendisine farz ederse; artık hacda kadına yaklaşmak, günah işlemek ve kavga etmek yoktur. Siz hayırdan ne işlerseniz, Allah onu bilir. Kendinize azık edinin. Şüphesiz ki azıkların en hayırlısı Allah korkusudur. Ey akıl sahipleri! Benden korkun!
Hacc ma'lûm aylar, kim o aylarda hacca şuru' ederse artık hacda ne refes, ne füsuk, ne cidal yok, hayra dair ise nişlerseniz Allah onu bilir ve çünkü azığın en hayırlısı takvadır, azık tedarük edin de bana takva ile gelin ey beyni olanlar
Hacc (ayları) bilinen aylardır, işte kim onlarda (o aylarda) haccı (kendine) farz eder (ihrama girer) se artık hacda kadına yaklaşmak, günâh yapmak, kavga etmek yokdur. Siz ne hayır yaparsanız Allah onu bilir. Bir de (Hacc seferinize yetecek mikdarda) azıklanın. Muhakkak ki azığın en hayırlısı (dilenmekden, insanlara yük olmakdan) kaçınmakdır. Ey kâmil akıl saahibleri, benden korkun.
Hac (vakti), ma'lûm aylardır. O hâlde kim onlarda (o aylarda ihrâma girmekle niyet ederek) haccı (kendine) farz ederse, artık hacda ne kadına yaklaşmak, ne günah işlemek, ne de münâkaşa etmek vardır. Hayır (ve hasenât)dan ne yaparsanız, Allah onu bilir. O halde (kendinize yolculuğunuzda lâzım olacak) azık edinin; fakat şübhesiz ki azığın en hayırlısı, takvâdır.(1) Ve ey akıl sâhibleri! (Sâdece) benden sakının!(2)
(1)Burada zikredilen “ma‘lûm aylar”, Şevvâl, Zilka‘de ve Zilhıccenin ilk on günüdür. Bu âyet-i kerîmenin, meâlen: “Kendinize azık edinin!” diye başlayan kısmı Ehl-i Yemen hakkında nâzil olmuştur. Onlar: “Biz, Allah’a tevekkül eden kimseleriz” diyerek yol için azık bulundurmazlar, sonra da zor durumda kalarak dilenirlerdi. (Celâleyn Şerhi, c. 1, 238-239)(2)Allah korkusunda ne kadar büyük bir saâdet ve lezzet olduğu hakkında bakınız; (sahîfe 205, hâşiye 2)
İlyas Yorulmaz
Hac bilinen aylardadır. Kim o aylarda hac farizasını yerine getirirse, bilsin ki hacda kadınlara yaklaşmak, günah işlemek ve çekişmek yoktur. Güzel ve yararlı işlerden ne yaparsanız Allah onu bilir. İyiliklerinizi çoğaltın. Elbetteki iyilikleri artırmak korunmaktır (sakınmaktır). Ey Akıl sahipleri! Benden korunun (sakının).
Hac ayları malûm aylardır l. Her kim o aylarda haccı kendine farz ederse [²] artık hacta kadına yanaşmak [³], sövüşmek [⁴], şamata etmek olamaz. Her ne hayır işlerseniz Allah onu bilir, kendinize azık yapın, azıkların en iyisi sakınmadır [⁵]. Tam akıllılar! Benden sakının.
İsmail Hakkı İzmirli Bakara Suresi 197. Ayet Açıklaması
[1] Şevval, Zilkade aylariyle Zilhicce'den on gündür. Şafiiye göre Nahir gecesiyle beraber Zilhicce'den dokuz gündür, Malik'e göre bütün Zilhicce ay'ıdır.[2] Niyet ile, yahut telbiye ile, yahut kurban sevki ile.[3] Yahut kötü söz söylemek.[4] Yahut hudud'u şer'iden harice çıkmak, ta'attan çıkmak, putlar için kurban kesmek, yekdiğerlerini fısk lâkabı ile çağırmak.[5] Menhiyattan çekinme, yahut dilenmekten, nefsi tehlikeye koymaktan sakınmadır.
Kadri Çelik
Hac bilinen aylardadır. O aylarda hac farizasını eda eden kimse (bilmelidir ki) hacda, kadına yaklaşmak, günah işlemek ve kavga etmek yoktur. Ne hayır yaparsanız Allah onu bilir. Kendinize azık edinin, şüphesiz azığın en iyisi ise takvadır. Ey akıl sahipleri, sadece benden korkun!
Hac, herkesçe bilinen aylardadır. Bunlar da Şevval ve Zilkade aylarıyla, Zilhicce ayının ilk on günüdür. Sadece bu aylar içinde hacca niyet ederek ihrama girebilirsiniz veya önce umre yapıp haccı bekleyebilirsiniz. Diğer aylarda girdiğiniz ihram ile hacca niyet etmiş olmazsınız. Her kim o aylardaihrama girmekle haccı tamamlamayı kendisine gerekli kılarsa, şunu iyi bilsin ki, hac sırasında kadına yaklaşmak, günah işlemek ve kavga etmek yoktur. Öyleyse iyi ve yararlı işler yapın ve unutmayın ki, her ne iyilik yaparsanız, Allah onu bilmektedir. Bir de, kendiniz için azık hazırlayın, “Allah’a güveniyoruz!” diyerek hac yolculuğu için gereken hazırlıkları ihmal etmeyin, fakat her zaman olduğu gibi hac yolculuğu için de kuşkusuz en iyi azık, kişiyi kötülüklerden, günahlardan koruyarak iyiliklere, güzelliklere yönelten ihlâs ve samimiyet, yani takvâdır. O hâlde, Bana karşı gelmekten sakının, ey akıl ve sağduyu sahipleri!
Hacc bilinen aylardır. Kim o aylarda Hacc’ı yaparsa, Hacc’ta ne müstehcen bir söz ve ilişmeler (yaklaşma, cinsel ilişki) vardır, ne yoldan çıkıp sapmalar vardır, ne de tartışmalar vardır.
Ne hayır işliyorsanız, Allah onu biliyor.
Donanım hazırlayın; Donanım’ın en hayırlısı, Takvâ’dır / Sakınıp Korunma’dır.
Benden sakınıp korunun, ey Duyular’ın sahipleri!
Hacc (öteden beri) bilinen aylardır.1 Her kim, bu aylarda (ihrama girerek) haccı kendine farz hale getirirse (bilsin ki) hacc’da (ihramlı iken) eşlere yaklaşmak, günâh işlemek ve kavga etmek yasaktır. (Unutmayın ki) hayır olarak yaptıklarınızın tamamını Allah bilir. Şüphesiz azıkların en hayırlısı takva ise de yanınıza azıklarınızı da alın.2 Ey temiz akıl sahipleri, Bana karşı hata etmekten kesinlikle sakının.
1 Yani hacc’ın vakti, öteden beri insanlar arasında net bir şekilde bilinen aylardır. Bunlar, Şevval, Zilka’de ve Zilhicce aylarıdır ve bu aylarda bir değişiklik yapılmamıştır. Her ne kadar müşrikler “nesî” (Bk. Tevbe: 37 ve dipnotu) yaparak haccın zamanını değiştirmişlerse de ayların adını değiştirememişlerdir. Peygamberimizin veda haccı, normal zamanında yapılmış ve bugüne kadar da ayların zamanında bir değişiklik yapılmamıştır. Günümüzde Müslüman olduklarını iddiâ eden “çağdaş nesî’ciler,” müşriklerden de ileri giderek haccın senede birkaç defa yapılmasını bile söylemişlerdir. Buna delil olarak ay kelimesinin çoğul olduğunu göstermişler ama işlerine gelmediği için (أَشْهُرٌ) kelimesinin “cem’ül kıllet” olduğunu ve 3 ila 9 arasındaki bir sayıya delalet ettiğini bilerek unutmuşlardır. 2 Yani Yemenlilerin yaptığı gibi; “biz mütevekkiliz” diyerek hacca azıksız gelip, diğer Müslümanlara yük olmayın. (Kurtubî) Zîrâ bu yapılan iş, takva değildir. Takva, Allah’a karşı hata etmekten sakınmaktır.
Muhammed Esed
Hac, belli aylarda 180 ifa edilecektir. Her kim o [aylar]da haccı ifa ederse, hac sırasında çirkin konuşmalardan, tüm yakışıksız davranışlardan ve kavgadan kaçınmalıdır. Her ne iyilik yaparsanız Allah onun farkındadır. Ve kendiniz için hazırlıkta bulunun -a-ma şüphesiz, tüm hazırlıkların en güzeli, Allah'a karşı sorumluluk bilincine sahip olmaktır. Öyleyse Bana karşı sorumluluğunuzun bilincinde olun, siz ey derin kavrayış sahipleri!
Hac bilinen aylardır. Kim bu ayda hac etmeye kesin karar verirse bilmelidir ki; hacda eşler arasında ilişki, günah işlemek ve kavga etmek yoktur. Ne iyilik yaparsanız Allah onu bilir. Azık edinin. Şüphe yok ki azığın en iyisi Allaha karşı gelmekten sakınmaktır. Bana karşı gelmekten sakının ey derin kavrayış sahipleri! 3/96-97, 22/25...27
Hac (her yılın) malum aylarındadır.[390] Kim söz konusu aylarda haccı eda ederse artık o hac boyunca cinsel temalı konuşmalardan, tüm yakışıksız davranışlardan ve kavgadan kaçınmalıdır.[391] Zira ne tür iyilik yaparsanız Allah bunu bilir: Öyleyse azık hazırlayın! Hiç kuşkusuz yol azığının en hayırlısı sorumluluk bilincini kuşanmaktır: Bana karşı sorumluluğunuzun bilincinde olun ey aktif akıl sahipleri!
Mustafa İslamoğlu Bakara Suresi 197. Ayet Açıklaması
[390] Âyette geçen ma‘lûmât “bilinen” demektir. Her yıl tekrarlandığı ve dönemin şartlarında uzun olan hac yolculuğu da haccın bir parçası olduğu için bu ifade kulanılmıştır. Eğer âyet, hac ibadetini, “bilinen aylarda” olmak şartıyla herhangi bir zamanda eda etmenin cevazına delâlet etseydi bu da bilinirdi. Oysa, haccın bilinen aylarda olmak şartıyla farklı zamanlarda yapıldığına dair tek bir örnek yoktur. Aksine 198. âyetteki “Arafat’tan çağlayıp gelirken” ibaresi, yine 199. âyetteki “insanların çağlayıp geldikleri yerden siz de çağlayıp gelin” ibaresi haccın topluca belirli günlerde yapıldığına delâlet eder. Ayrıca bu âyetin devamında Mina vakfesine dair “iki günde dönerse” denilir. Bu da, haccın vaktinin aylarla değil günlerle tayin edileceğinin bir başka delilidir. Bakara 203’teki “sayılı günler” ve Hac 28’deki “bilinen günlerde” ibaresi de bu delilin yanına konmalıdır. “Bilinen-sayılı günler”in yorumundaki ihtilaf işin özünü etkilemez. Bu iki âyet de günlerden söz etmektedir ki bu günler haccın ifa edildiği terviye günü de dahil Zilhicce’nin 8-13. günleridir. Mütevatir sünnet de bunu teyit eder.
[391] Rafesi “Cinsel temalı konuşmalar” diye çevirdik. İbn Abbas rafesi “kişinin ancak eşinin kulağına fısıldayacağı sözler” diye açıklamış. Aslında hacda şık düşmeyen tüm konuşmalar ve meşru cinsel temalı muhabbetler de rafes hükmüne girer. “Yakışıksız davranışlar” diye çevirdiğimiz fusûk, Allah, insan, hayvan, bitki ve çevre hakkını ihlal eden her tür davranışı kapsar. Cidâl kavga ve yersiz tartışmadır. Haklı ya da haksız fark etmez. Esasen cidâl kişinin haklı olduğuna inandığı durumlarda yaptığı tartışmadır. Dikkat edilecek olursa bu üçü de kendi başlarına haram olan fiiller olmadıkları hâlde hacda yasaklanmışlardır. Çünkü orası sadece haramların değil, kimi mubahların da yasaklandığı bir mahşer provasıdır.
Ömer Nasuhi Bilmen
Haccın vakti malûm aylardır. Her kim o aylarda haccı kendisine farz kılarsa artık haccda mücamaat, füsuk, cidal yoktur. Ve hayırdan her ne yaparsa Allah Teâlâ onu bilir. Ve azık edininiz, azığın en hayırlısı ise takvâdır. Ve Ben'den ittikada bulununuz, ey tam akıl sahipleri!
Hac mâlum aylardadır. Kim o aylarda haccı ifaya azmederse bilsin ki hac esnasında Ne cinsel yaklaşma, ne günah sayılan davranışlarda bulunma, ne de tartışma ve sürtüşme caiz değildir. Siz hayır olarak her ne yaparsanız, Allah mutlaka onu bilir. Azıklanın ve bilin ki azığın en hayırlısı kötülüklerden korunmadır. Öyleyse Bana karşı gelmekten korunun ey akıl sahipleri! [22, 25; 9, 36]
Buradaki “korunma” başlıca iki tarzda tefsir edilir: 1- Başkalarına yük olmaktan ve istemek zilletinden korunma, 2- Genel olarak Allah’ın razı olmadığı her türlü halden korunma
Süleyman Ateş
Hac, bilinen aylardadır. Kim o aylarda (ihrama girerek) haccı (kendisine) gerekli kılarsa bilsin ki, hacda kadına yaklaşmak, günaha sapmak, kavga etmek yoktur. Allah, yaptığınız her iyiliği bilir. Yanınıza azık alın (da açlıktan korunun), azığın en iyisi korunmadır. Ey akıl sahipleri benden korunun!
Hac ayları bilinen aylardır.[1] Kim o aylarda hacca başlarsa (ihrama girerse), cinsel içerikli sözler söyleyemez,[2] günaha giremez ve kavga edemez. İyilik olarak ne yapsanız, Allah onu bilir. Siz azık biriktirin, kendini (günahlardan) korumak en iyi azıktır. Ey sağlam duruşlu[3] olanlar, yalnız benden çekinerek korunun!
Süleymaniye Vakfı Bakara Suresi 197. Ayet Açıklaması
[1] eşhur = aylar çoğuldur. Arapçada çoğul en az üçtür. "İçinde haccı barındıran" anlamına gelen Zilhicce, haccın yapıldığı ay olduğundan Zilhicce'den sonra hacca başlanamaz. Bu ibadete Şevval, Zilkade ve Zilhicce'de başlanabilir. [2] Aklı ile kalbini birleştiren kişilere ulü'l-elbâb denir. (Bkz. Bakara 2:179'un dipnotu.)
Şaban Piriş
Hac bilinen aylardadır. Kim bu aylarda hac etmeye kesin karar verirse bilmelidir ki, hacda kadına yaklaşmak, günah işlemek ve kavga etmek yoktur. Ne iyilik yaparsanız Allah onu bilir. Bu sebeple kendinize azık edinin. Şüphe yok ki azığın en iyisi Allah korkusudur. Ey akıl sahipleri benden korkun!
Hac, bilinen aylardadır. Bu aylarda haccı yerine getirecek olan için, hac süresince cinsel yakınlık, kötülük ve tartışma yoktur. Siz hayır olarak ne işlerseniz Allah onu bilir. Azıklanın; azığın en hayırlısı ise takvâdır. Ey akıl sahipleri, Benden sakının.(99)
(99) Takvâ, Bakara Sûresinin başında da geçtiği gibi, Allah’ın emir ve yasaklarına karşı gelmekten sakınmak suretiyle kendi eylemlerinin kötü sonuçlarından korunmak ve Allah’ın himayesine sığınmak demektir. “Benden sakının,” “Benden korkun,” “Allah’tan korkun” gibi ifadeler de, kişinin, İlâhî buyruklara karşı gelmek suretiyle kendisini Allah’ın korumasından yoksun kılması ve Onun şiddetli azabına lâyık hale getirmesi ihtimaline karşı bir uyarıdır.
Yaşar Nuri Öztürk
Hac, bilinen aylardadır. Kim o aylarda haccı kendisine gerekli kılarsa hacda kadına yaklaşmak, kötülüğe sapmak, kavga ve çekişmeye girmek yoktur. İyilik olarak yaptığınızı Allah bilir. Azık edinin. Hiç kuşkusuz azığın en güzeli takvadır. Ey akıl ve gönül sahipleri, benden sakının!