Bu ayet Hafs Mushafı sırasına göre baştan 284, sondan 5953. ayet; 2. sure ve Bakara Suresinin 277. ayetidir. Bakara Suresi 277. ayetinin kelime sayisi 19, harf sayısı 87 ve toplam ebced değeri ise 4240 olarak hesaplanmıştır. Bakara Suresinin toplam ebced değeri 1820072 olarak hesaplanmıştır. Ebced sayımlarında varsa ء Hemze harfi dahil olarak sayılmıştır. Bu sure الم hurufu mukatta harfleriyle başlamaktadır. Bu ayette ا (18) ل (11) م (8) bulunuyor.
Arapça Metin
ان الذين امنوا وعملوا الصالحات واقاموا الصلوة واتوا الزكوة لهم اجرهم عند ربهم ولا خوف عليهم ولا هم يحزنون
Şüphesiz iman edip salih ameller işleyen, namazı dosdoğru kılan ve zekâtı verenlerin mükâfatları Rableri katındadır. Onlara korku yoktur. Onlar mahzun da olmayacaklardır.
İslâm’ın istediği insan tipi imanlı, sâlih (iyi, güzel, faydalı) amel sahibi, namazlı, niyazlı, eli açık, farz olan zekât yanında elinden geldiğince infak, ihsan ve başka türlü yardımını esirgemeyen insan modelidir. Bunların oluşturduğu topluluk için dünyada korku ve hüzün sebepleri asgariye iner; zengin yoksula merhamet eder, onu korur, derdiyle dertlenir; yoksul da zengine şükran duyar, onu ve servetini kendisi ve kendisininki gibi korur.
Mehmet Okuyan
İman edip iyi işler yapan, namaz kılan ve zekât verenler var ya, Rableri katında onlar için ödül(ler)i vardır. Onlara herhangi bir korku yoktur; onlar üzülmeyecek de.
Yüce Allah faizle ilgili iki ayeti bildirdikten sonra, muhataplarına yakışan durumla ilgili bilgi vermektedir. Bu çerçevede onların iman etmelerini yani inanılması gereken bütün değerlere inanıp güvenmelerini, ardından imanlarına uygun davranışlar anlamında salih ameller işlemeleri gerektiğini, bu bağlamda salih amel boyutu olan ibadetler kapsamında hem namazlarını kılmaları hem de zekâtlarını vermeleri gerektiğini dile getirmektedir.
Bayraktar Bayraklı
İman edenlerin, iyi işler yapanların, namazlarını doğru kılanların, zekâtı verenlerin mükâfatları Rableri katındadır. Onlar için ne korku vardır ne de üzülürler.
İman edip, sâlihâtı yapanların¹, salâtı ikame edenlerin ve zekâtı verenlerin² ödülleri kuşkusuz Rabb'lerinin yanındadır. Onlara korku yoktur ve onlar üzülmeyeceklerdir.
1. Bozuk ve kötü olan şeyi düzeltmeye çalışanların, düzeltici olanların, yapıcı olanların, iyi olanların, düzeltmeye teşvik edenlerin, iyiye yönlendirenlerin. 2. Salatı ikame etmek, zekâtı vermek: İbadete layık yegâne ilah olarak Allah'a inanmak; kulluğu, Allah'a yönelmeyi, dua ve ibadeti şirkten arındırılmış bir bilinçle ve arınmış, temizlenmiş arı duru hale gelmiş bir benlikle yapmak; yardımlaşmayı, destek olmayı canlı ve diri tutmak demektir. Zekât sözcüğü Kur'an'da daha temiz, daha iyi, arınmak, temizlenmek, aklanmak, yüceltmek anlamında kullanılmıştır. (Örneğin 19:13)
Ahmet Akgül
İman edip güzel amellerde bulunanlar, namazı dosdoğru kılanlar ve (helâl kazanılan servet ve üretimlerinin) zekâtını verip (borçtan kurtulanlar var ya) ; şüphesiz onların ecirleri Rablerinin katındadır. Onlara korku yoktur ve onlar mahzun olmayacaklardır.
İman edenler, doğru ve yararlı işler yapanlar, namazlarında dikkatli ve devamlı olanlar, karşılıksız yardım denilen zekatı verenler, işte onlar mükafatlarını Rablerinden alacaklardır ve onlara ne korku vardır ne de üzülürler.
İman ederek, hâlis niyet ve amaçlarla, İslâm esaslarını, İslâmî düzeni hayata geçirenler, iş barışı içinde bilinçli, planlı, mükemmel, meşrû, faydalı, verimli çalışarak nimetin-ürünün bollaşmasını sağlayanlar, yerinde, haklı çıkışlar yaparak, düzelme-ye, iyiliğe, iyileştirmeye ön ayak olanlar, cârî-kalıcı hayırlar-sâlih ameller işleyenler, namazları erkanına, şartlarına, vaktine riâyet ederek âşikâre kılanlar, vicdanlarını, servetlerini, sosyal bünyelerini arındıran, berekete vesile olan zekâtı verenlerin Rableri katında mükâfatları vardır. Onlara her iki dünyada da korku yok. Geride bıraktıkları yakınları ve yapamadıkları şeylerden dolayı mahzun da olmayacaklar.
Şüphesiz iman edip salih ameller işleyen, namazı kılan, zekatı veren kimselerin karşılıkları Rableri katındadır. Onlara korku yoktur ve onlar üzülmeyeceklerdir de.
İman edip güzel amellerde bulunanlar, namazı dosdoğru kılanlar ve zekatı verenler; şüphesiz onların ecirleri Rablerinin katındadır. Onlara korku yoktur ve onlar mahzun olmayacaklardır.
İman edip iyi ameller işleyen, namazı kılan ve zekâtı veren kimselerin, Rableri katında muhakkak mükâfatları (ecirleri) vardır; ve onlara hiç bir korku yoktur, mahzun da olacak değillerdir.
İman edip iyi işler yapanlar, namaz kılıp zekât verenler ise, Rableri katında (ebedî âlemde) onlara ücretleri vardır. Üzerlerinde ne korku vardır ne de üzülürler.
İman edip (halis niyet ve amaçlarla) doğru ve yararlı işler yapanların, namazlarını (huşu ve edeple) ikame edenlerin ve (sosyal bünyelerini ve servetlerini arındıran) zekâtı verenlerin Rableri katında mükâfatları vardır. Onlar artık gelecekten endişe duymayacaklar ve geçmişten dolayı da üzülmeyeceklerdir.
İman edip iyi işler yapan, namaz kılan ve zekât verenler var ya, onların mükâfatları Rableri katındadır. Onlara korku yoktur, onlar üzüntü de çekmezler.
İman edip iyi işler yapan, namazı dosdoğru kılıp zekatı verenlerin Rabbleri katında elbette mükafatları vardır. Onlara hiçbir korku olmadığı gibi, onlar mahzun da olmazlar.
İman edib eyi işler yapan ve namaz kılıb zekât veren kimselerin Rabları ındinde ecirleri şüphesiz kendilerinindir ve onlara bir korku yoktur ve mahzun olacak değildir onlar
Îman eden, iyi iyi amel (ve hareket) lerde bulunan, namazı (nı) dosdoğru kılan, bir de zekâtı (nı) veren kimseler (in, evet), onların Rableri indinde mükâfatları vardır. Onlara hiç bir korku yokdur, onlar mahzun da olacak değillerdir.
Şübhesiz ki îmân edip sâlih ameller işleyenler,(2) namazı hakkıyla edâ edenler ve zekâtı verenler var ya, onların Rableri katında mükâfâtları vardır.(3) Hem onlara hiçbir korku yoktur, onlar mahzun da olmazlar.
(2)“Îmâna âid bilgilerden sonra en lâzım ve en mühim olan a‘mâl-i sâlihadır. Sâlih amel ise, maddî ve ma‘nevî hukūk-ı ibâda (kul haklarına) tecâvüz etmeyerek, hukūkullâhı (Allah’ın hukūkunu) bihakkın îfâ etmekten (hakkıyla yerine getirmekten) ibârettir.” (Mesnevî-i Nûriye, Habâb, 101)Ayrıca bakınız; (sahîfe 122, hâşiye 1)Îman hakīkati ve îmânın güzellikleri hakkında bakınız; (Sözler, 23. Söz, 101-120)(3)“Hasenât da (iyilikler de), ya kalb ile olur veya kalıb ve beden ile olur veyâhut mal ile olur. A‘mâl-i kalbînin (kalb ile yapılan amellerin) şemsi (güneşi) ‘îman’dır. A‘mâl-i bedeniyenin (beden ile yapılan amellerin) fihristesi ‘namaz’dır. A‘mâl-i mâliyenin (mal ile yapılan amellerin) kutbu ‘zekât’tır.” (İşârâtü’l-İ‘câz, 36)
İlyas Yorulmaz
İman edip, Allah’ın emrettiği doğru şeyleri yapanlar, namazı kılanlar ve zekâtlarını verenler (var ya), onların karşılıkları Rableri katında olup, onlar asla korkmayacak ve üzülmeyeceklerdir.
Ey iman edip iyi amel işleyenler, namazı dosdoğru kılanlar, zekât verenler yok mu, işte onların, Rableri indinde mükâfatları vardır, onlar için korku yoktur, onlar mahzun da olmazlar.
İman edenler, salih amellerde bulunanlar, namazı ikame edenler ve zekât verenler var ya, onlar için mükâfatları Rableri katındadır. Onlar için ne bir korku vardır, ne de üzülürler.
İman edip doğru ve yararlı işler yapan, namazını özenle kılan, zekâtını verenlere gelince, işte Rablerinin katında onlara nice ödüller vardır, o gün onlar ne korkuya kapılacak, ne de üzüntü çekecekler. O hâlde:
İman eden, sâlih ameller işleyen, Namaz’ı kılan, Zekât’ı verenlere gelince; onlara ücretleri / ödülleri rabb’leri katındadır.
Onlara korku da yoktur; onlar üzülür de değildir.
Şüphesiz (Allah’ın istediği gibi) îman edip (inandığı) iyi işleri yaşayan, namazı dosdoğru ve devamlı kılan ve zekâtı verenlerin mükâfatı, Rableri katındadır. Onlar için bir korku olmadığı gibi onlar, mahzun da olmayacaklardır.
İmana ermiş olanlar, doğru ve yararlı işler yapanlar, namazlarında dikkatli ve devamlı olanlar ve karşılıksız yardımda bulunanlar; işte onlar mükafatlarını Rablerinden alacaklardır ve onlara ne korku vardır, ne de üzülürler.
Şüphesiz iman edenler, iyi ve güzel işler yapanlar, namazı hakkıyla kılanlar ve zekâtı verenler; onların ödülleri Rabbleri katındadır. Onlara korku yoktur. Onlar, mahzun da olmayacaklardır. 4/173, 41/30...33
Buna mukabil, bir de iman edip güvenen,[527] ıslah edici iyi işler yapan, namazı istikametle kılan,[528] zekâtı gönlünden gelerek veren kimseler var;[529] işte onlar, ödüllerini Rablerinden alacaklar: ve onlar geleceğe dair kaygı, geçmişe dair hüzün duymayacaklar.[530]
Mustafa İslamoğlu Bakara Suresi 277. Ayet Açıklaması
[527] İman Allah’a güvenle doğrudan alâkalıdır. Zaten bütün problem Allah’a olan güvensizlikten kaynaklanmaktadır. Faizcinin davranışının temelinde de geleceğe ilişkin bu güvensizlik ve kaygı yatar.
[528] Burada çok dikkat çekici olan husus namazın da özünde sâlih bir amel olmasına rağmen sâlih amelden ayrı zikredilmesidir. Zira namaz hasenâttandır. Islahın zıddı ifsattır ve bir şeyin sâlihâttan olması için toplumsal alanda cari olan bir ifsadı ıslaha yönelik olması gerekir. Bu âyetteki “namaz kılınız, zekât veriniz” cümlelerinin başındaki vav’ları 103:3’teki son iki vav gibi tefsiriyye olarak okumamıza mani olan şey, sâlihât ile hasenât’ın Kur’an’daki mukayesesinden elde ettiğimiz sonuçtur (Ayrıntı için bkz: 103:3, not 5).
[529] Bu âyette, çıkarını tanrı edinmiş faizci tipin karşısındaki Allah’a teslim olmuş yardımsever insanın portresi çiziliyor.
[530] Çevirimizin gerekçesi için 38. âyetin notuna bkz.
Ömer Nasuhi Bilmen
O kimseler ki, imân ettiler ve iyi amellerde bulundular ve namazlarını doğruca kıldılar, zekâtlarını da verdiler. İşte onlar için Rableri nezdinde mükâfaatları vardır ve onlar için hiçbir korku yoktur ve onlar mahzun da olmayacaklardır.
İman eden, makbul ve güzel işler yapanların, namazı hakkıyla ifa eden, zekât verenlerin. . . İşte onların, Rab'leri nezdinde mükâfatları vardır. Onlar için hiçbir endişe yoktur ve onlar asla üzülmeyeceklerdir. [5, 100; 8, 37; 30, 39]
Onlar ki, inandılar, güzel işler yaptılar, namazı kıldılar, zekatı verdiler; işte onların ödüller, Rableri yanındadır. Onlara korku yoktur ve onlar üzülmeyeceklerdir.
İnanıp güvenen, iyi işler yapan, namazı düzgün ve sürekli kılan ve zekâtı verenler, Sahipleri (Rableri) katında ödülü hak ederler. Onların üzerinde bir korku olmaz, üzüntü de çekmezler.
Şüphesiz, iman edenler, doğruları yapanlar, namazı hakkıyla kılanlar ve zekatı verenler için Rab'leri katında mükafatları vardır; onlara korku yoktur; onlar, mahzun da olmayacaklardır.
İman eden, güzel işler yapan, namazlarını dosdoğru kılan ve zekâtlarını veren kimselerin ise Rableri katında ödülleri vardır. Ne bir korku olur onlar için, ne de mahzun olurlar.
İman edip barışa/hayra yönelik değerler üreten, namazı/duayı yerine getiren, zekâtı verenler için Rableri katında kendilerine özgü ödülleri vardır. Korku yoktur onlar için. Tasalanmayacaklardır onlar...