Bu ayet Hafs Mushafı sırasına göre baştan 283, sondan 5954. ayet; 2. sure ve Bakara Suresinin 276. ayetidir. Bakara Suresi 276. ayetinin kelime sayisi 11, harf sayısı 46 ve toplam ebced değeri ise 2343 olarak hesaplanmıştır. Bakara Suresinin toplam ebced değeri 1820072 olarak hesaplanmıştır. Ebced sayımlarında varsa ء Hemze harfi dahil olarak sayılmıştır. Bu sure الم hurufu mukatta harfleriyle başlamaktadır. Bu ayette ا (9) ل (8) م (2) bulunuyor.
Arapça Metin
يمحق الله الربوا ويربي الصدقات والله لا يحب كل كفار اثيم
Burada “sadakalar”dan maksat hem farz olan zekât, hem de nafile olarak Allah yolunda yapılan bağışlardır. Âyet-i kerime, hem sadakaların sevabının kat kat olacağını, hem de sadakası verilen malların bereketlendirilip artırılacağını ifade etmektedir.
Birçok insan sadakanın serveti azalttığını, faizin ise servete servet kattığını düşünür ve inanır. Âyet bu düşüncenin isabetli olmadığını, Allah Teâlâ’nın sadaka sebebiyle arttırdığını, faiz sebebiyle eksilttiğini ifade ediyor. Sadakanın artması ve arttırılmasından maksat, sadaka verenin servetinin bereketlenmesi ve artması, servetinden hayır görmesi, sadaka sayesinde amel defterinin sevapla dolması, servetin veriliş amacını gerçekleştirmesidir. Faizin eksiltilmesi ise rakam ve hacim olarak kabaran servetin bereketinin kalkması, sahibine yaramaması, günahını arttırarak mânevî bakımdan iflâsını hazırlamasıdır. Bu, arttırma ve eksiltmenin fertlerle ilgili olanıdır. Toplum hayatı bakımından arttırma, sadaka ve infakın pek çok sayıda insanın servetten faydalanmasını, refahın tabana yayılmasını, kişi başına düşen refah payının artmasını; artan refahın talebi, talebin de üretimi kamçılaması yoluyla ülke zenginliğinin artmasını ifade etmektedir. Faiz ise yoksulluğun yatay ve dikey (yoksulluk derecesi) olarak artması, bundan üretimin olumsuz etkilenmesi, zenginlerle yoksullar arasındaki uçurumun gittikçe büyümesi sonucunda sosyal patlamaların vuku bulması, fitne ve kargaşa ateşi içinde faizden elde edilen servetlerin de yanıp kül olması sonuçlarını getirmektedir.
Mehmet Okuyan
Allah faizi siler (malın ve servetin bereketini giderir); [sadaka]ları ise artırır. Allah küfre dalanları, günahta ısrar edenleri sevmez.
Bu ayet Rûm 30:39. ayetle birlikte okunmalıdır. Yüce Allah faize dair gerçekleşen artışın aslında hakikatte bulunmadığını, çünkü kendisinin onu sileceğini ifade etmekte, buna karşılık malın azalmasına sebep olan sadakaları ise bereketlendirerek artırdığını bildirmektedir.
Bayraktar Bayraklı
Allah faizi mahveder, sadakaları ise bereketlendirir. Allah inatçı nankörleri ve günahta ısrarlı olanları sevmez.
Allah, faizi (faizci sistemleri ve zulüm hükümetlerini) yok edip (iflasa ve inkıraza sürükler) de, sadakaları (servet ve üretim vergisi olan zekât müessesesini, yani Kur’an’a dayalı adil bir düzeni uygulayan cemiyet ve devletlerin gücünü ve refahını ise) arttırır. Allah, (faizi mübah sayan) günahkâr kâfirlerin ve fırsatçı nankörlerin hiçbirini sevmez. (Onları hidayet ve inayetinden mahrum bırakır.)
Allah faizli kazançları bereketten mahrum eder, ama karşılıksız yardımlar olan, sadakaları kat kat artırarak bereketlendirir. Allah kendisinden gelen gerçekleri örtbas edenleri ve günahkarların hiçbirini sevmez.
Allah eksilte eksilte fâizi mahveder, fâizli paranın ve fâiz gelirinin bereketini giderir.
İmanda sadâkatin ve kemâlin ifadesi olan sadakaları, keffaretleri, vergileri, vicdanları, servetleri, sosyal bünyeleri arındıran zekâtları verilen malları bereketlendirir.
Allah inkârda, küfürde, bilerek günah işlemekte, nankörlükte ısrar edenleri sevmez.
Allah, faizli kazançları bereketten mahrum eder, sadakası verilen malları da artırır (bereketlendirir). Allah günahta (haramda) ve inkârda direnen hiç kimseyi sevmez. Bkz.
Faiz yasağı İslâm’ın kesin hükümleri arasındadır ve her çeşidi ile faiz haramdır. Ferdî ve içtimaî zaruret halleri müstesna olmakla beraber bunlar devamlı değildir. İslâm’ın iktisadî, içtimaî, ahlâkî... nizamı bir bütün halinde işletildiği zaman faize zaruret hasıl olmaz. İslâm ekonomisi sermaye birikimini teşvik için faizi değil, ortaklık usulünü ileri sürmüştür. Bu usulde sermaye faizsiz olacağı için maliyet ve enflasyon problemi ortadan kalkacak, mülkiyete iştirak tabana doğru yaygınlaşacak, ekonomik ve sosyal farklılaşma asgari seviyeye inecek; sermayeye, yatırımlara ve ticarete kötü gözle bakılmayacaktır. Para bir değişim vasıtasıdır. Onu, alınıp satılan mal haline getirmek ve rizikoya girmeden gelir sağlamak tatlı fakat zehirli yiyeceklerle beslenmeye benzer, tesirini gösterince çok defa iş işten geçmiş olur.
Edip Yüksel
ALLAH tefeciliği mahkum eder, karşılıksız yardımı destekler. ALLAH hiçbir günahkar nankörü sevmez.
Allah rıbânın bereketini tamaamen giderir, sadaka (sı verilen mal) ları ise artırır, Allah (haramı halâl tanımakda ısrar eden) çok kâfir, çok günahkâr hiç bir kimseyi sevmez.
Allah, fâiz ve tefecilikle elde edilen kazancı, yani ribâyı bereketsiz kılar, sadakaları ise kat kat artırır. Nitekim, fâiz ve tefeciliğin yaygınlaştığı toplumlarda, çıkarcılık ve bencillik duyguları egemen olur. Sürekli sınıf çatışmaları, anarşi ve sosyal bunalımlar yaşanır. Karşılıksız yardım ve iyiliklerin yaygınlaştığı toplumlarda ise, kardeşlik, yardımlaşma ve dayanışma duyguları hakim olur. Refah ve zenginlik, toplumun her kesimine yayılır. İşte bu yüzdendir ki, fakirlere verilen sadakalar cennet nîmetlerine, fâiz kazançları ise cehennem azâbına sebep olacaktır.Çünkü Allah, nankörlüğe batmış günahkârların hiçbirini sevmez.
Allah faizli kazançları bereketten mahrum eder, ama karşılıksız yardımları kat kat arttırarak bereketlendirir. 265 Allah, inatçı nankörleri ve günahta ısrarlı olanları sevmez.
Allah faizin bereketini alır ve (emanete sadâkat için) yapılan hayrı (kattığı bereketle) artırır:[525] Allah günahda ısrar eden hiç bir inatçı nankörü sevmez.[526]
Mustafa İslamoğlu Bakara Suresi 276. Ayet Açıklaması
[525] Sadakât, “sadakalar” demektir. Esasen sadaka’ya Allah’ın emanetine sadâkat olduğu için bu isim verilmiştir. Çünkü servetin emanet olduğunu bilenler paylaşırlar ve paylaşmak emanete sadâkattir. Zımnen: Her işin püf noktası, matematiksel olarak ne kadar kazandığınız değil, kazandıklarınızın mutluluğunuza katkısıdır. Bunu tayin edense, kârın çokluğu değil bereketi ve temizliğidir. Çünkü haram hain, helâl vefalıdır. Kaybeden kişi için en kara gün Hesap Günü’dür. Ve ak akçe kara gün içindir. Kazançların bir de Allah’a göre sınıflandırması vardır. İnsan kazanır, bereketi ise Allah verir. İşte bu âyet bu gerçeği çarpıcı bir dille vurguluyor ve faizi tam da karşısına yerleştiriyor:
[526] Bu uyarıların ardından hâlâ faizin de ticaret gibi helâl olduğu iddiasında ısrar eden varsa, o Allah’ın yasağını çiğnemekle kalmıyor, aynı zamanda harama helâl diyerek küfrünü, günahta ısrar ederek inatçılığını ve Allah’ın verdiği serveti faize vererek nankörlüğünü isbat ediyor demektir.
Ömer Nasuhi Bilmen
Allah Teâlâ ribâyı mahveder, sadakaları ise nemalandırır ve Allah Teâlâ, çok küfran-ı nîmette bulunup günahkâr olanları sevmez.