Bu ayet Hafs Mushafı sırasına göre baştan 42, sondan 6195. ayet; 2. sure ve Bakara Suresinin 35. ayetidir. Bakara Suresi 35. ayetinin kelime sayisi 19, harf sayısı 80 ve toplam ebced değeri ise 7281 olarak hesaplanmıştır. Bakara Suresinin toplam ebced değeri 1820072 olarak hesaplanmıştır. Ebced sayımlarında varsa ء Hemze harfi dahil olarak sayılmıştır. Bu sure الم hurufu mukatta harfleriyle başlamaktadır. Bu ayette ا (16) ل (7) م (5) bulunuyor.
Arapça Metin
وقلنا يا ادم اسكن انت وزوجك الجنة وكلا منها رغدا حيث شئتما ولا تقربا هذه الشجرة فتكونا من الظالمين
İnsanın atasının cennete konması ve oradan yere indirilmesi hadisesi Kur’an-ı Kerîm’de üç yerde anlatılmıştır: 1. Yukarıda meâli verilen âyetlerde. 2. A‘râf sûresinde (7:19-27). Burada hadiseyle ilgili olarak daha fazla açıklamalar yapılmış, şeytanın Âdem’le eşini kandırmak üzere kafalarına vesvese soktuğu, kendisinin iyi niyetli olduğuna yemin ederek yasak ağaçtan yedikleri takdirde melekler gibi olacaklarını ve cennette ebedî kalacaklarını söylediği, Âdem’le eşi yasak ağaçtan yiyince ayıp yerlerinin ortaya çıkıp göründüğü, bunları örtmek için cennet ağaçlarının yapraklarını üstlerine örtmeye çalıştıkları ve rablerinin ikazı üzerine “Ey rabbimiz! Biz kendimize zulmettik. Eğer bizi bağışlamaz, bize acımazsan mutlaka ziyan edenlerden oluruz” (A‘râf 7:23) diyerek Allah’a tövbe ettikleri, bunun üzerine orada yaşamak, ölmek ve oradan çıkarılmak üzere yeryüzüne indirildikleri anlatılmıştır. 3. Tâhâ sûresinde (20:117-123). Burada daha öncekilere nisbetle farklı olan ve bazı karanlık noktaları aydınlatan ilâve açıklamalar vardır. Bu cümleden olarak Allah Teâlâ Âdem’le eşini, şeytanın kendilerine düşman olduğunu, onları cennetten çıkarmasına fırsat vermemelerini bildirerek ikaz etmiş, cennette kalmaları halinde acıkmayacaklarını, çıplak kalmayacaklarını, susamayacaklarını ve sıcaktan bunalmayacaklarını ifade buyurmuştur.
İlk insanın nerede ve nasıl yaratıldığını anlatan âyetlerle cennete konması ve oradan çıkarılmasını açıklayan âyetler birlikte göz önüne alınıp yorumlandığında şu sonuçlar çıkmaktadır: İlk insanı Allah Teâlâ özel bir topraktan yeryüzünde yaratmış, ondan eşini de var etmiş, sonra bunları cennete koymuştur. Bu cennetin ve içindeki hayatın yeryüzünde mevcut herhangi bir bölgede olabilecek insan hayatından farklı olduğu açıkça ifade edilmiştir. Şu halde bu cennet kulların ödüllendirileceği, içinde ebedî olarak mutlu yaşayacakları cennettir. Cennetin çeşitli bölgeleri ve dereceleri vardır. “İçinde devamlı kalınan” cennete (huld) giren bir daha çıkmazsa da diğer bölgelerine girenlerin çıkmayacağı konusunda bir açıklama yoktur. Ayrıca ölümden sonra devamlı kalmak üzere cennete girmek ile insanoğlunun dünya hayatı başlamadan bir imtihan için cennete konulması arasında fark vardır; imtihan cennetinden de imtihan dünyasından da çıkmak mümkündür.
İnsanların atasının önce cennete konması, sonra oradan yeryüzüne indirilmesinin birçok hikmeti düşünülebilir. Bunlardan biri de kullara, ebedî ve ana yurdun cennet olduğu düşünce ve duygusunun verilmesi, bu düşünce ve duygunun ilâhî irşada uyma konusunda bir teşvik unsuru olmasıdır. Ebedî mutluluk yurduna dönmek ve orada eşi bulunmaz nimetlere mazhar olmak isteyenler, atalarının düştüğü gaflete düşmemeli, Allah’ın uyarılarını ve O’na ezelde verdikleri sözü unutmamalı, şeytana ve nefse uymamalıdırlar.
Âdem’in ve eşinin ürününü yedikleri ağacın ne ağacı olduğu konusunda çeşitli rivayetler vardır; ancak hiçbiri sağlam bir bilgi kaynağına dayanmamaktadır. Burada önemli olan yenilen ağacın ürününden ziyade Allah’ın yasağının çiğnenmiş olmasıdır. Cennette yasağın çiğnenmesi, emre uyulmaması nasıl insanlığın atasını oradan çıkardı, nimetlerle külfetlerin, acı ile tatlının, mutlulukla mutsuzluğun yan yana bulunduğu imtihan dünyasına indirdiyse bu dünyada ilâhî emirlerin ve yasakların çiğnenmesi de insana imtihanı kaybettirecek ve onun ebedî mutluluk yurduna geri dönmesine engel olacaktır.
Mehmet Okuyan
Şöyle demiştik: “Ey Âdem! Sen ve eşin şu bahçeye yerleşip, dilediğiniz yerden bolca yiyin! Şu ağaca yaklaşmayın; yoksa kaybedenlerden olursunuz.”
Burada geçen [el-cenneh] kelimesi dünyadaki bir “bahçe”dir; mahşerde müminlere vadedilen “cennet” değildir. Çünkü Hz. Âdem ve ilk insan nesli, bu dünyada ve bu topraktan yaratılmıştır.
Bayraktar Bayraklı
Âdem'e şöyle dedik: “Sen ve eşin birlikte cennete yerleşiniz, ikiniz de oradaki nimetlerden istediğinizi bol bol yiyiniz, ancak şu ağaca yaklaşmayınız, yoksa zalim/büyük hata yapanlardan olursunuz.”
Dedik ki: “Ey Âdem! Eşinle birlikte cennette¹ oturun. Orada dilediğiniz her şeyden bol bol yiyin. Fakat şu şecereye² yaklaşmayın; yoksa haksızlık yapmış olursunuz.
1- Cennet, “bahçe” demektir; bağlık, bahçelik, yeşillikli yer anlamına gelmektedir. 2- “Eş'şecere” sözcüğünün ağaç, yön değiştirme, kargaşa çıkarma anlamları bulunmaktadır. Bu sözcük mecaz olarak kimi ayetlerde dünya nimetlerine gereğinden fazla yönelme, yaradılışı bozacak düzeyde dünyaya tutkuyla bağlanma, kargaşa çıkarma anlamlarında kullanılmıştır. (4:65; 17:60) Ağaç ile kast edilen şey mal mülk biriktirme tutkusudur. Zira ağaç gücün ve çokluğun simgesidir.
Ahmet Akgül
Ve Biz: "Ey Adem, sen ve eşin cennette yerleşin. İkiniz de ondan, neresinden dilerseniz, bol bol yiyin; ama şu ağaca yaklaşmayın, (şeytani duygulara ve şehevi arzulara kapılmayın,) yoksa (nefislerine) zulmedenlerden olursunuz" deyip (ikaz etmiştik).
Sonra “Ey Adem!” dedik “Sen ve eşin cennete yerleşin, orada dilediğinizden serbestçe yiyin. Ancak şu ağaca yaklaşmayın, yoksa yaratılış gayesi dışına çıkmış olursunuz.”
Biz Âdem'e:
"Ey Âdem, sen ve eşin Cennet'te oturun. Orada Allah'ın sünnetine, düzeninin yasalarına uygun iradesinin tecellisi içinde, tercihinizi isabetli kullanarak istediğiniz zaman her yerde bol bol Cennet nimetlerinden yeyin. Sadece şu bitkiye yaklaşmayın. Eğer bu bitkinin mahsulünden yerseniz, her ikiniz de kendinize yazık eder, zâlimlerden olursunuz." dedik.
Ve biz: "Ey Adem, sen ve eşin cennete yerleşin ve orada, istediğiniz yerde yiyeceklerden bolca yiyin. Ancak şu ağaca yaklaşmayın, sonra kendi kendilerine haksızlık edenlerden olursunuz" dedik.
Ve dedik ki: 'Ey Adem, sen ve eşin cennette yerleş. İkiniz de ondan, neresinden dilerseniz, bol bol yiyin; ama şu ağaca yaklaşmayın, yoksa zalimlerden olursunuz.'
Ve biz demiştik ki: “- Ey Âdem, sen eşinle Cennette sakin ol. Onun nimetlerinden ikiniz de bol bol yeyin, fakat şu ağaca yaklaşmayın. Yoksa (nefislerine) zulmedenlerden olursunuz.”
Biz dedik: Ey Âdem! Sen ve zevcen Cennette yerleşin. Orada istediğiniz yerden rahatça yiyin! Fakat bu (yasak) ağaca yaklaşmayın! Yaklaşırsanız, zalimlerden olursunuz.
Bahaeddin Sağlam Bakara Suresi 35. Ayet Açıklaması
[İnsan nesli bir zamanlar, yeryüzü cennetinde rahatça yaşarken, aralarında düşmanlık yokken sonra yamyamlığa başladılar, yasak ağaçtan yediler. Veya insanoğlu çocuk iken rahmet-i ilahiye ile harika bir şekilde beslenir. Sonra büyüdüğünde şehvet ağacından yiyince, o Cennet ortamından kovulup sorumluluk dünyasına atılmış olur.]
Besim Atalay
Biz de dedik: «Ey Âdem, cennet içre oturasın eşinle, bol bol yeyin istediğiniz şeylerden, yalnız şu ağaca yaklaşmayınız, günaha girersiniz»
Yine dedik ki: “Ey Âdem! Eşinle birlikte cennette/bahçede kal. Onun nimetlerinden ikiniz de bolca yiyin, fakat şu ağaca yaklaşmayın yoksa haddi aşanlardan olursunuz.”
Biz: Ey Âdem! Sen ve eşin (Havva) beraberce cennete yerleşin; orada kolaylıkla istediğiniz zaman her yerde cennet nimetlerinden yeyin; sadece şu ağaca yaklaşmayın. Eğer bu ağaçtan yerseniz her ikiniz de kendine kötülük eden zalimlerden olursunuz, dedik.
Dedik ki: "Ey Âdem, sen ve eşin cennette oturun, ikiniz de ondan dilediğiniz yerde bol bol yeyin, fakat şu ağaca yaklaşmayın, yoksa zalimlerden olursunuz."
ve dedik ki «ya Adem sen ve zevcen Cenneti mesken edin, ikiniz de ondan dilediğiniz yerde bol bol yeyin, fakat şu ağaca yaklaşmayın ki haddi aşan zalimlerden olmıyasınız
Ve demişdik ki: «Ey Âdem, sen eşinle beraber Cennetde yerleş, Ondan (Cennetin yiyeceklerinden), neresinden isterseniz, ikiniz de bol bol yeyin. (Fakat) şu ağaca yaklaşmayın. Yoksa ikiniz de (nefsine) zulmedenlerden olursunuz».
Hem demiştik: “Ey Âdem! Sen zevcen (Havvâ) ile Cennete yerleş; dilediğiniz yerde ondan bol bol yiyin; fakat şu ağaca yaklaşmayın, sonra zâlimlerden olursunuz!”
Biz Âdeme “Zevcenle beraber bahçede iskân edin. Canlarınızın istediğinden dilediğiniz kadar yiyin için, asla şu ağaca yaklaşmayın. Yoksa kendinize zulmedenlerden olursunuz.
Biz «— Âdem! Sen ve zevcen Cennette [⁶] sâkin olun, dilediğiniz yerlerde onun yemişinden, yiyeceğinden bol bol yiyin, yalnız bu ağaca yaklaşmayın, yoksa ikiniz de kendinize zulmetmiş olursunuz, dedik.
Daha sonra dedik ki: “Ey Âdem, sen ve eşin cennette yerleşin. Oradaki nîmetlerden dilediğiniz kadar, serbestçe yiyebilirsiniz. Fakat kendinizi başıboş, müstakil ve kayıtsız zannetmeyesiniz ve size bahşettiğim özgür irâdenin sınırsız olmadığını size dâimâ hatırlatsın diye meyvesini yasakladığım şu ağaca sakın yaklaşmayın, yoksa büyük bir suç işleyerek kendinize zulmetmiş olursunuz!”
Ve Biz: “Ey Âdem! Sen eşinle birlikte (içerisinde bulunduğun) şu cennete1 yerleş. İkiniz de oranın (yiyeceklerinden) istediğinizi, dilediğiniz gibi yiyin. Fakat şu ağaca2 yaklaşmayın, yoksa zalimlerden olursunuz.” dedik.
1 Bu Cennet’in, dünyada olma ihtimâli kuvvetlidir. Çünkü Hz. Âdem dünyada yaratılmıştır ve bu kıssada semaya yükselmesi zikredilmemiştir. Eğer bu cennet, âhiretteki cennet (cennet’ül-huld) olsaydı, oradan çıkılmaz, şeytan da oraya giremezdi. 2 Bu ağacın ne ağacı olduğu hakkında net bir bilgi yoktur ve Allah bunun ne olduğunu Kur'ân'da bize ismiyle bildirmemiştir. Ancak bunun cennette belli bir ağaç olduğunu, Âdem'in kurtuluş ve saadetinin bozulmasına sebep olma özelliği bulunduğunu anlatmıştır. Demek ki, fazlasını bilmemizde Allah katında bizim için bir fayda yoktur. Bununla beraber buğday, üzüm, incir, elma olduğu hakkındaki rivayetler genelde Yahudi ve Hıristiyan kaynaklıdır. Burada vurgulanmak istenen, ağaca yaklaşmama yasağıdır. Zira ondan yemek; vekilliği unutmak ve asalet davasına kalkışmak duygusu verir. Bu da insanın aslî yaratılışından değil, şeytanın telkinindendir.
Muhammed Esed
Ve (sonra,) “Ey Âdem,” dedik: “Sen ve eşin bu bahçeye 27 yerleşin ve orada dilediğinizden serbestçe yiyin; ancak bir tek şu ağaca 28 yaklaşmayın ki zalimlerden olmayasınız”.
“Ey Âdem! Sen ve eşin yeryüzü bahçesine yerleşin, dilediğiniz yerden bol bol yiyin ve şu kötülüğe/günaha yaklaşmayın/dünyayı ahirete tercih etme, yoksa kendilerine yazık edenlerden olursunuz.” demiştik. 7/19-20, 15/28...44, 17/61...65
Ve dedik ki: “Âdem! Sen ve eşin şu bahçeye[68] yerleşin, orada canınızın istediği her şeyden serbestçe yiyin, şu ağaca[69] da yaklaşayım demeyin, sonra zalimlerden olursunuz.”[70]
Mustafa İslamoğlu Bakara Suresi 35. Ayet Açıklaması
[68] Arap dilinde c-n-n kökünden türetilen tüm kelimeler “örtme, gizleme” anlamına gelir. Cennet’in “zemini görünmeyecek kadar örtülü, kapalı” kök anlamının nedeni bizce “insan bilincine ve tecrübesine kapalı” olduğu, “aklın kavrama kapasitesi dışında” olduğu içindir. “Ağaçlarının sıklığından tabanı görülmediği için böyle denmiştir” açıklaması hiçbir aklın almayacağı sonsuz güzellik diyarı olan cenneti değil, dünyanın has bahçelerini ifade eder.
[69] Burada geçen “ağaç” şu âyetler ışığında anlaşılmalıdır: “Sana sonsuzluk ağacını ve sonu gelmez bir saltanatın (yolunu) göstereyim mi?” (20:120) Aynı hakikat A’râf sûresinde başka bir üslûpla ele alınıyor: “Rabbinizin sizi bu ağaçtan uzak tutması, başka değil, sadece siz (ondan yiyince) iki melek (gibi) olursunuz yada ölümsüzleşirsiniz de ondandır” (7:20).
[70] Âdem’in konulduğu cennet âhirette vaad edilen cennet mi, yoksa dünyada bir bahçe midir? Âlimlerden bir kısmı, üçüncü bir görüşü dile getirerek bu cennetin gökte olduğunu savunurlar. Buna delil olarak da bazı haberleri ve ilgili âyetlerdeki “ininiz” (ihbitû) ifadesini gösterir ve eklerler: eğer bu cennet yüksek bir yerde olmasaydı “ininiz” denilmezdi. Bu görüşe karşı çıkanlar ise ihbitû kelimesinin 61. âyette olduğu gibi “çıkmak, dönmek” anlamında kullanıldığını söylemişlerdir. Ubey b. Ka’b, İbn Abbas, Süfyan b. Uyeyne, Ebu Hanife ve Mâtürîdî bu bahçenin yeryüzünde olduğunu söylemişlerdir (İbn Kayyım, Dımaşk, 1419, Hâdi’l-Ervah ilâ Bilâdi’l-Efrâh s. 25). Âdem’in konulduğu cennet şu sebeplerden dolayı âhiret cenneti olamaz: 1) Şeytan âhiret cennetine giremez. 2) Giremediği için de başkalarını aldatamaz. 3) Âhiret cennetine giren bir daha çıkamaz. 4) Cennette günah olmaz. 5) Cennette sorumluluk, emir ve yasak olmaz. Sembolik bir okumayla, “ana rahmi”, Âdemoğlunun cenneti olarak yorumlanabilir. Âdem kıssasında cennette iskân, yasak ağaçtan yeme ve tevbeden oluşan üç aşama, Abduh’a göre insanın yaratılışındaki üç evreye tekabül eder. Âdem kıssası Âdemoğlu’nun kıssasıdır. Âdem’in adının anılması, kavmi büyüğünün adıyla anmak kabilindendir. Cennette iskân, üzüntü ve kederin olmadığı, “kederden kaç hazza koş” sözünde ifadesini bulan çocukluk evresine delâlet eder. Ağacın meyvesinin yasaklanması ve bu yasağı çiğneme, iradenin ortaya çıkma evresine, pişman olarak Allah’a yönelme ise olgunluk evresine tekabül eder. Allah’tan kelimelerin verilmesi, insan aklının hakikati bulmaya yetmediği, mutlaka nübüvvete ihtiyaç duyduğuna delâlet eder (Menâr I, 282-284). İnsanlığın sembol (‘sembolik’ değil) atası Âdem’in yaşadığı bu süreçle, her bir insanın anne karnında yaşadığı embriyolojik gelişim süreci arasında, ‘tedebbür’ için bazı paralellikler kurulabilir mi? Anne rahmi, Âdemoğlunun zahmetsizce yaşadığı bir tür “cenneti”; Âdem’in kovuluşu, insanın dünyaya gelişini; Âdem’in yasak ağaçtan yedikten sonra cinselliği keşfetmesi, insanın âkıl-bâliğ olarak cinselliği keşfetmesini çağrıştırır. İnsanın dünya hayatının âhirete nisbeti, ana rahmindeki sürenin dünya hayatındaki süreye nisbeti gibidir. Allahu a’lem.
Ömer Nasuhi Bilmen
Ve Biz demiştik ki: «Ey Âdem! Sen ve refîkan şu cennette oturun. Dilediğiniz yerlerde onun yemişlerinden bol bol yiyin. Ancak şu ağaca yaklaşmayın, yoksa ikiniz de zâlimlerden olursunuz.»
Ve dedik ki: “Âdem! Eşinle birlikte cennete yerleşin, oradaki nimetlerden istediğiniz şekilde bol bol yiyin, sadece şu ağaca yaklaşmayın. Böyle yaparsanız zalimlerden olursunuz. ” [7, 19-20; 20, 120] {KM, Tekvin 3, 6; 3, 22; 2, 15-17}
“Bu cennet, dünyada bir bahçedir. Zira Hz. Âdem (a.s.) dünyada yaratılmıştır.” diyen müfessirler vardır. Fakat ekseri müfessirlere göre maksat ebedî cennettir.
Süleyman Ateş
Dedik ki: "Ey Adem, sen ve eşin cennette oturun, ondan dilediğiniz yerde bol bol yeyin, ama şu ağaca yaklaşmayın, yoksa zalimlerden olursunuz!"
Dedik ki: “Âdem! Sen eşinle birlikte şu bahçeye[1] yerleş; beğendiğiniz yerden çekinmeden[2] yiyin ama şu ağaca yaklaşmayın, yoksa yanlış yapmış[3] olursunuz”.
Süleymaniye Vakfı Bakara Suresi 35. Ayet Açıklaması
[*] Ayette geçen rağad =رغد güzellik ve bolluk anlamına gelir(Müfredat). Ona "hiç çekinmeden" anlamı vermemiz bundandır. [3] Zulüm, yanlış yapmaktır (Müfredât). Bu kökten kelimelere "yanlış yapma" anlamı vermemiz bundandır.
Şaban Piriş
-Ey Adem! Sen ve eşin cennette oturun dilediğiniz yerden bol bol yiyin. Yalnız şu ağaca yaklaşmayın, yoksa zalimlerden olursunuz, dedik.
Âdem'e de dedik ki: “Ey Âdem, sen ve eşin Cennete yerleşin. Orada istediğiniz yerden bol bol yiyin. Yalnız şu ağaca(23) yaklaşmayın; yoksa kendinize yazık edersiniz.”
(23) Ağacın cinsi konusunda Kur’ân herhangi bir tayinde bulunmamıştır. Ancak, Tâhâ Sûresinde bildirildiğine göre, Şeytan, bunun ebediyet ağacı olduğunu ve Âdem ile Havvâ’nın bundan yedikleri takdirde Cennette ebedî olarak kalacaklarını söyleyerek onları kandırmıştır (20:120’ye bakınız).
Yaşar Nuri Öztürk
Ve Âdem'e şöyle buyurmuştuk: "Ey Âdem, sen ve eşin cennete yerleşin ve orada dilediğiniz yerde, bol bol yiyin. Ama şu ağaca yaklaşmayın, yoksa zulme sapanlardan olursunuz."
Daḫı biz eyitdük Ādeme: İy Ādem, sen sākin ol ‘avratuñ bile uçmaḳda.Daḫı yiñüz andan ‘āfiyet‐ile, ne yirden dilerseñüz. Daḫı yaḳın olmañuz,yimeñüz bu buġday aġacına. Eger yiseñüz ẓālimlerden olursız.