Bu ayet Hafs Mushafı sırasına göre baştan 44, sondan 6193. ayet; 2. sure ve Bakara Suresinin 37. ayetidir. Bakara Suresi 37. ayetinin kelime sayisi 11, harf sayısı 43 ve toplam ebced değeri ise 2847 olarak hesaplanmıştır. Bakara Suresinin toplam ebced değeri 1820072 olarak hesaplanmıştır. Ebced sayımlarında varsa ء Hemze harfi dahil olarak sayılmıştır. Bu sure الم hurufu mukatta harfleriyle başlamaktadır. Bu ayette ا (7) ل (5) م (4) bulunuyor.
Arapça Metin
فتلقى ادم من ربه كلمات فتاب عليه انه هو التواب الرحيم
Derken, Âdem (vahy yoluyla) Rabbinden birtakım kelimeler aldı, (onlarla amel edip Rabb’ine yalvardı. O da) bunun üzerine tövbesini kabul etti. Şüphesiz O, tövbeleri çok kabul edendir, çok bağışlayandır.
Yeryüzünde insan tek başına değil toplu olarak yaşayacaktır; rabbi onu sosyal bir varlık olarak yaratmıştır. Topluluk halinde yaşayan insanların arzu ve ihtiyaçlarının çatışmaması mümkün değildir. Çatışan arzular ve ihtiyaçlar anlaşmazlıklar ve düşmanlıkları beraberinde getirecek, insanlar birbirinin kurdu olacaklardır. Onları ıslah edecek, uygarlaştıracak, ihtiyaç ve arzuların kültür ve medeniyete kaynaklık etmesini sağlayacak bir nizama ihtiyaç vardır. İşte hak dinler bu nizamı koymak üzere gönderilmiştir. Ona uyanlar dünyada korkudan kurtulacak, hür ve güvenlik içinde yaşayacak; dileyen mümin, dileyen kâfir, isteyen sâlih, isteyen fâsık olabilecek; âhiret hayatında da sâlihler hüzün ve kederden kurtulup mutluluğa kavuşacak, kâfirler ise dünyada ettiklerinin cezasını çekeceklerdir. Kur’an’ın açık ifadesine ve buna dayalı İslâm inancına göre Hz. Âdem’in işlediği, bağışlanmamış, dünyaya taşınmış, nesline miras kalmış ve Hz. Îsâ’nın kurban edilmesine sebep teşkil etmiş bir “aslî günah” yoktur. Hz. Âdem’in davranışı ya günah değildir ya da Allah tarafından kendisine öğretilen ve onun da yerine getirdiği tövbe sayesinde temizlenmiştir. Ayrıca bütün hak dinlerin de adı olan İslâm’a göre kimse kimsenin günahını yüklenmez (Fâtır 35:18), suç ve günah şahsîdir. Yine yahudi ve hıristiyan kaynaklarından İslâmî geleneğe geçmiş bulunan kadın hakkındaki olumsuz telakki, yani “kadının şeytanlığı, fettanlığı, Âdem’in şeytana kanmasına ve cennetten çıkarılmasına sebep oluşu, bu yüzden ‘aslî günahın’ asıl sebebinin kadın olduğu, dünyada ondan uzak kalınması gerektiği...” inanç ve anlayışı da Kur’an’ın lafız ve ruhuna aykırıdır. Kur’ân-ı Kerîm bu macerada Hz. Âdem’le eşini birlikte (tekil değil, ikil olarak) anmakta, gerek Allah’ın uyarısına ve gerekse şeytanın saptırmasına birlikte muhatap olduklarını; ayak kaydıranın da kadın değil şeytan olduğunu açıklamaktadır. Bir insan ve Allah’ın bir kulu olarak kadının erkekten farkının bulunmadığı, kemal yolculuğu ve yarışında erkek ile eşit fırsata sahip bulunduğu ise pek çok âyette açık ve kesin olarak ortaya konmuştur (meselâ bk. Bakara 2:228; Ahzâb 33:35; Hucurât 49:13).
Mehmet Okuyan
Âdem, Rabbinden birtakım (öğretici) sözler almıştı ve (Rabbi de) tevbesini kabul etmişti. Şüphesiz ki yalnızca O, tevbeleri çok kabul edendir, çok merhametlidir.
Hz. Âdem’in aldığı kelimeler ve yaptığı dua için bu ayet A‘râf 7:23. ayetiyle birlikte okunmalıdır.
Bayraktar Bayraklı
Bunun üzerine Âdem, Rabbinden bazı kelimeler alıp öğrendi. Allah da tövbesini kabul etti. Çünkü Allah, tövbeyi çok kabul eden ve çok merhamet edendir.[15]
1- Allah'tan aldığı uyarıyla/vahiyle hatasını anladı.
Ahmet Akgül
Derken Adem, Rabbinden (birtakım) kelimeler (ikaz ve irşad edici hikmetli çareler) alıp (gereğini yerine getirdi) . Bunun üzerine (Allah da) tevbesini kabul etti. Şüphesiz O, tevbeleri kabul edendir, Esirgeyendir.
Derken Adem, Rabbinden tevbeye götürücü sözler belleyip aldı ve O'na yalvardı. Allah da O'nun tevbesini kabul etti. Çünkü tevbeyi çokça kabul eden ve kullarına çokca acıyan O'dur.
Âdem, Rabbinden ikaz, uyarı ifade eden vahiyler aldı, günah işlemekten vazgeçip Rabbine itaate yöneldi, tevbe etti. Yaratan, yaşama kabiliyeti, gücü ve varlıklara işleyiş düzenini veren, koruyan, kontrol eden Rabbi, Âdem'in tevbesini kabul etti. O insanları tevbeye, itaate sevkeden ve tevbeleri kabul edendir, engin merhamet sahibidir.
Adem daha sonra Rabbinden bazı sözler öğrendi (ve onlarla Rabbine tevbe etti), Rabbi de onun tevbesini kabul etti. Şüphesiz O, tevbeleri daima kabul edendir ve çok rahmet sahibidir.
Derken Âdem, Rabbinden bir takım kelimeler aldı. O'na yalvarıp tevbe etti. O da tevbesini kabul buyurdu. Çünkü tevbeyi çok çok kabul eden asıl esirgeyici O'dur.
Âdem (sorumluluk dünyasına inen insanoğlu), Rabbinden bir kısım kelimeler (prensipler veya mesajlar) aldı. Allah onun tevbesini kabul etti. Şüphesiz Allah tevbeleri çabuk kabul eden ve çok acıyandır.
Bahaeddin Sağlam Bakara Suresi 37. Ayet Açıklaması
[İnsanlık, dinî prensiplerle Allah’a ve aslına yani ilk durumuna yönelerek yamyamlıktan, karışıklık ve düzensizlikten kurtulmuştur. Evet, bu asırda da insanlık Allah’tan uzaklaştığından, sömürü ve anarşi adıyla bilinen başka bir yamyamlık biçimini yaşamaktadır.]
Besim Atalay
Âdem, Tanrısından birkaç söz aldı; Allah onu bağışladı, odur bağışlayıcı, odur yarlıgayıcı
Bunun üzerine Âdem, Rabbinden ikaz ve uyarı içeren vahiyler aldı, Rabbine itaate yöneldi ve tövbe etti. (Allah da) bunun üzerine tövbesini kabul etti. Çünkü Allah tövbeleri kabul eden ve merhameti bol olandır.
Cemal Külünkoğlu Bakara Suresi 37. Ayet Açıklaması
Bkz. 7:23Allah, Hz. Âdem’e nasıl tövbe edeceğini şu ayetle öğretiyor: “Ey Rabbimiz, biz kendimize zulmettik! Eğer bizi bağışlamaz, bize merhamet etmezsen mutlaka kaybedenlerden olacağız.” (A’râf 7:23)Cennet ebedi bir konaklama yeri olup belli bir olgunluktan ve imtihandan sonra bıkılmayan ve usanılmayan bir yer olarak anlamlıdır. “Cennetten kovulma” denen olay, somut bir durumu anlatmıyor, cennetin bir sonuç olduğunu, peşin verilmesinin anlamsız olacağını vurguluyor.
Diyanet İşleri (Eski)
Adem, Rabbi'nden emirler aldı; onları yerine getirdi. Rabb'i de bunun üzerine tevbesini kabul etti. Şüphesiz o tevbeleri daima kabul edendir, merhametli olandır.
Hz. Âdem’in Rabbinden aldığı ilhamlar hakkında çeşitli yorumlar yapılmıştır. Bu ilhamlar, onu ikaz ve irşat mahiyetinde tavsiyelerdir. İbn Mes’ûd’a göre namazlara başlarken okuduğumuz «Sübhâneke», Hz. Âdem tarafından o zaman söylenmiş bir tesbih ve duadır.
Edip Yüksel
Adem, Rabb'inden kelimeler aldı. Bunun üzerine onun tevbesini kabul etti. O, yönelişlere karşılık verendir, Rahim'dir.
derken Adem rabbından bir takım kelimeler telâkkı etti yalvardı, o da tevbesini kabul buyurup ona yine baktı, Filhakika odur ancak öyle tevvab öyle rahîm
Nihâyet Âdem, Rabbinden birtakım kelimeler(4) aldı (ve onlarla yalvardı, tevbe etti), bunun üzerine (Rabbi) tevbesini kabûl etti. Çünki Tevvâb (tevbeleri çok kabûl eden), Rahîm (merhameti bol olan) ancak O'dur.
(4)Buradaki “birtakım kelimeler” ta‘bîri, A‘râf Sûresinin 23. âyetinde îzâh edilmektedir. (Nesefî, c. 1, 84)
İlyas Yorulmaz
Âdem, Rabbinden kelimeler (bağışlanmayı dileyen duayı) öğrendi. Sonra Rabbine pişmanlığını (tövbesini) arz etti. Çünkü O tövbeleri kabul eden, kullarına acıyan ve esirgeyendir.
İsmail Hakkı İzmirli Bakara Suresi 37. Ayet Açıklaması
[9] Tevvab, tövbeyi en çok kabul eden Zat demektir.
Kadri Çelik
Derken Âdem, Rabbinden bir takım kelimeler aldı da Rabbi bunun üzerine tevbesini kabul etti. Şüphesiz O, tevbeleri daima kabul edendir, merhameti bol olandır.
(İbn-i Abbas Hz. Resulullah’a (s.a.a), bu ayetin tefsirini sorarak “Âdem (a.s), hangi kelimeleri aldı da Rabbi onun tevbesini kabul etti?” dedi. Hz. Resulullah şöyle buyurdu: “Âdem, Allah’a şöyle yalvarmıştı: “Ey Rabbim, Muhammed (s.a.a), Ali, Fatma, Hasan ve Hüseyin’in hakkı için beni bağışla.” Böylece yüce Allah Âdem’in bu kelimeler ile yalvarışından dolayı onun tevbesini kabul etti.”)
Mahmut Kısa
Bunun üzerine, Âdemyaptığına pişman oldu, nasıl tövbe edeceğini kendisine öğreten Rabb’inden hikmetli sözler alıp öğrendi ve “Ey Rabb’imiz, biz kendimize zulmettik! Eğer bizi bağışlamaz, bize merhamet etmezsen, mutlaka kaybedenlerden olacağız (7. A’râf: 23)!” diyerek O’na yalvardı. Böylece, Allah da onu bağışladı. Çünkü O, tövbeleri kabul edendir, çok merhametlidir. Aslında İblîs de bir günah işlemişti, Âdem de. Fakat İblîs günahında diretirken, Âdem günahının ezikliğini yüreğinde hissederek Rabb’i karşısında boyun büküp suçunu itiraf etti. İblîs’in yaptığı gibi kibre kapılmadı, günahını bir başka günahla telâfî yoluna da gitmedi, aksine, içtenlikle tövbe ederek Rabb’inin sonsuz merhametine sığındı. İşte bu yüzden Âdem, bir “Peygamber”; İblîs ise “şeytan” oldu. Derken Âdem, asıl yaratılış gayesi olan halîfelik görevini yerine getirmek üzere, cennetten çıkarılıp yeryüzüne gönderildi. Bu, “işlediği günahın cezasını çekmek” için değildi. Çünkü zaten tövbesi kabul edilmiş, suçu da bağışlanmıştı.
Âdem, hemen Rabbinden (birtakım) kelimeler alarak (tevbe etti)1 ve (Allah da) onun tevbesini kabul buyurdu. Şüphesiz Allah, tevbeleri çok kabul eden ve pek merhametli olandır.
Âdem, Rabbinden birtakım kelimeler aldı. Bunun üzerine, Rabbi de onun tövbesini kabul etti. Nitekim o, tövbeleri daima kabul eden ve merhametli olandır. 7/23, 9/104, 39/53
Fakat Âdem Rabbinden aldığı birtakım kelimelere sarıldı,[74] (Allah) da onun tevbesini kabul etti:[75] çünkü O, evet O’ydu tevbeleri kabul etme makamında olan, her işinde merhamet sahibi olan.[76]
Mustafa İslamoğlu Bakara Suresi 37. Ayet Açıklaması
[74] el-Kelm, “duyum ya da gözlem yoluyla insan idraki üzerinde kalıcı bir etki yapmak” anlamına gelir. Kulakla algılanan çeşidine kelâm, göz ile algılanan çeşidine kelm denir. Dilimizde söz için “dil yarası” deyimini doğrular şekilde “yaralamak” anlamı yanında tedavi için yaralamak demeye gelen “ameliyat” anlamını da içerir. Kelime, hem anlamlı bir sözcük, hem anlamlı bir cümle, hem de uzun bir konuşma için kullanılır. Etimolojik açıdan kulağın ve gözün algıladığı anlamlı ve etkili her şeye kelime adı verilebilir. Âdem’in aldığı (bir okunuşta “Âdem’e verilen”) kelimelerin kulakla algılanan bildiğimiz kelimeler olabileceği gibi, gözle algılanan fiilî kelimeler ve gönülle algılanan kalbî ıstırap ve nedamet de olabilir. Bu üçüncüsü âyette “almak” anlamını verdiğimiz telakki lafzına daha uygun düşüyor. Çünkü telakki basit bir alma ya da verme değil, bilinçli bir buluşma, kavuşmadır. Âdem, pişmanlık duygusunu şu kelimelerle dile getirdi: “Rabbimiz! Biz kendi kendimize zulmetmişiz; eğer bizi bağışlamaz ve bize acımazsan, kesinlikle kaybedenler arasına gireriz!” (7:23) Birçok müfessir bu sözleri Âdem’in aldığı kelimeler olarak takdim etmişse de bu doğru olmasa gerek.
Bu âyet, bir önceki âyette geçen Allah’ın tazirli sorusuna bir cevap olarak da okunabilir.
[75] Kur’an’da bazı rasullerin ‘zelleleri’ bir ibret vesikası olarak zikredilir. Bu cümleden olarak Âdem’in yasağı çiğnemesini, Hz. Yûnus’un görevini izinsiz terk etmesini, Hz. Musa’nın peygamberlik öncesi elinden çıkan ölümlü kazayı, Hz. Dâvud’un tevbe sebebi olan ‘zelle’sini örnek gösterebiliriz.
[76] Âdem yeryüzü cennetinden sürgün mü edildi, yoksa yeryüzü cennetinden çıkarıldığı hâlde yine yeryüzünde misafir mi? Bu ve bir sonraki âyet dikkate alındığında, Âdem yeryüzüne, yaptığı tevbeden sonra ilâhî rehberliğin sürekliliği vaadiyle misafir edilmiştir. Âdemoğluna tahsis edilen dünya, günahın bedeli değil tevbenin ödülüdür.
Ömer Nasuhi Bilmen
Âdem, Rabb-i Azîm'i tarafından bir kısım kelimeler telakkî etti. Onun üzerine tevbe eyledi. Tevbeleri ziyâdesiyle kabul eden, pek ziyâde merhamet sahibi olan ise ancak o Rabb-i Kerîm'dir.
Büyük pişmanlık duyan Âdem, Rabbinden birtakım kelimeler öğrenip onlara göre hareket etti. Rabbine yalvardı. Allah da tövbesini kabul etti. Zaten O tövbeyi kabul eder, merhameti boldur.
[9,104; 25,71; 4,17-18]. Tevrat Hz. Adem’in tövbe etmesinden bahsetmez. Allah insanın dünyadaki çilesini geçici kılmıştır. Halife olmak üzere yaratılan Âdem’in fıtratından ilim gücü yok edilmemiştir. Vuku bulan zelle henüz tabiat (huy) haline gelmemiştir. Onun için bu musîbetten hemen sonra, bu yaratılışıyla Rabbine döndü ve O’nun kendisine bazı kelimeler telkin ettiğini sezdi, o kelimeleri alıp onlarla amel etti. Bu kelimeler 7,23’de bildirilmiştir.
Süleyman Ateş
Adem, Rabbinden birtakım kelimeler aldı (onlarla amel edip Rabbine yalvardı, O da) bunun üzerine onun tevbesini kabul etti. Şüphesiz O, tevbeyi çok kabul eden(kulunun günahından geçen)dir, çok esirgeyendir.
Âdem Sahibinden (Rabbinden) uyarılar aldı (ve tevbe etti). Sahibi (Rabbi) de tevbesini kabul etti. Dönüş yapanı (tevbe edeni) kabul eden, ikramı bol olan O’dur.
Süleymaniye Vakfı Bakara Suresi 37. Ayet Açıklaması
[*] Sahipleri (Rableri) seslendi: "Size bu ağacı yasak etmedim mi? Demedim mi ki: Şeytan sizin açık düşmanınızdır?" Dediler ki: "Rabbimiz! Ne ettikse kendimize ettik. Bizi bağışlamaz ve bize acımazsan, kaybedenlere karışır gideriz." (Araf 7:22-23)
Şaban Piriş
Adem, Rabbinden emirler aldı, onları yerine getirdi. Bunun üzerine, Rabbi de tevbesini kabul etti. Nitekim O, tevbeleri daima kabul eden ve merhametli olandır.
Sonra Âdem, Rabbinden öğrendiği sözlerle tevbe etti; Rabbi de onun tevbesini kabul etti. Gerçekten de O tevbeleri kabul eden ve merhameti pek geniş olandır.
Bunun üzerine Âdem, Rabbinden bazı kelimeler öğrenip belledi de O'na yöneldi. O da onun tövbesini kabul etti. Gerçekten de O, evet O, Tevvâb'dır, tövbeleri cömertçe kabul eder; Rahîm'dir, rahmetini cömertçe yayar.