Bu ayet Hafs Mushafı sırasına göre baştan 2482, sondan 3755. ayet; 20. sure ve Tâhâ Suresinin 134. ayetidir. Tâhâ Suresi 134. ayetinin kelime sayisi 19, harf sayısı 79 ve toplam ebced değeri ise 5576 olarak hesaplanmıştır. Tâhâ Suresinin toplam ebced değeri 387758 olarak hesaplanmıştır. Ebced sayımlarında varsa ء Hemze harfi dahil olarak sayılmıştır. Bu sure طه hurufu mukatta harfleriyle başlamaktadır. Bu ayette ط (0) ه (3) bulunuyor.
Arapça Metin
ولو انا اهلكناهم بعذاب من قبله لقالوا ربنا لولا ارسلت الينا رسولا فنتبع اياتك من قبل ان نذل ونخزى
Eğer biz onları o Kur’an’dan önce bir azap ile helâk etseydik mutlaka, “Ey Rabbimiz! Keşke bize bir peygamber gönderseydin de alçalıp rezil olmadan önce âyetlerine uysaydık” derlerdi.
Hz. Peygamber’in ve ona inananların büyük sıkıntılar çektiği bir dönemde inmiş olan bu sûre, –ilk âyetlerinde olduğu gibi– Resûlullah’ın ve müminlerin moral gücünü artıran açıklamalarla sona ermektedir. Birçok âyette inkârcı kavimlerin başlarına gelen felâketlerden söz edilip bunlardan ibret alınması istenirken, Kur’an’ın ilk muhatapları arasında da artık bir ilâhî ceza gelmesi konusunun zihinleri kurcalaması tabii idi. Zira o sıralarda müşrikler müminlere karşı baskı ve işkencelerini gitgide arttırıyor ve gerçek peygamber olmadığına insanları inandırmak üzere Resûlullah hakkında küstahça nitelemelerde bulunuyorlardı. Bu durum inkârcı kesim açısından bir meydan okuma anlamı taşıdığı gibi, inançlı kesimde de Allah katından onlara ağır bir şamar inmesi beklentisini doğuruyordu. Bu âyetlerde yine ilâhî irade ile belirlenmiş vade dolmadıkça bu inkârcıların kökünü kazıyan bir ceza gelmeyeceği bildirilmekte; müminlerin İslâm mesajının hedefine ulaşması için bu tür beklentilere bel bağlamak yerine karşılaştıkları zorluklara katlanmaları, sürekli bir ibadet bilinci ve disiplini içinde mücadeleye devam etmeleri istenmekte; Allah yolunda eziyete katlanmalarına ve çalışıp çabalamalarına Allah’ın ihtiyacı olmayıp bunu asıl kendi iyilikleri için yapmış olacaklarına dikkat çekilmektedir. Mutlu geleceğe ancak Allah’a saygı şuuru içinde yaşayanların erişebileceği hatırlatılmaktadır. 129. âyette sözü edilen vade ve zamanı geldiğinde verilecek ceza hakkında şöyle yorumlar yapılmıştır: Vade kıyamet günü, ceza cehennem azabıdır; vade her bir inkârcının ölüm vakti, ceza kabir azabıdır; vade Bedir Savaşı, ceza o gün azılı birçok inkârcının öldürülmesidir (İbn Atıyye, IV, 69). Tefsirlerde 130. âyette beş vakit namazın kastedildiğini ispatlamaya çalışan yorumlar yer almakla beraber, –bu sûrenin indiği dönemde henüz beş vakit namaz farz kılınmadığına göre– burada asıl amacın müminleri Allah’ı tesbih etmeye yani O’nun yüceler yücesi olduğunu ve her türlü eksiklikten uzak bulunduğunu daima hatırlarında tutup her fırsatta söz ve eylemleriyle bu inancı ortaya koymaya teşvik etmek olduğu, bunun da bireyi mânevî doyuma ve iç huzura kavuşturmayı hedeflediği anlaşılmaktadır. 131. âyette Resûlullah’ın şahsında müminlere yapılan uyarı, 129. Âyette işaret edilen beklentinin bir başka türünü, yani bazı müminlerin Allah’ın birliğini inkâr edenlerin ferah fahur yaşantısına özenmiş olabilecekleri hatıra getirmektedir. Bu ve benzeri birçok âyette belirtildiği üzere, dünya hayatındaki refah düzeyi ebedî mutluluğun ve hele Allah’ın hoşnutluğunun göstergesi değildir; bu hayat bir sınavdan ibarettir. Fakat yaklaşım, Allah’ın hoşnutluğunu kazanmanın dünya hayatını fakru zaruret içinde geçirmeye bağlı olduğu gibi ters bir mantık işletilmesinede izin vermez; aksine âyette sadece, Allah’a ve O’nun dinine sırt çevirip kendilerini geçici dünya nimetlerinin debdebesine kaptırmış olanların bu haline aldanılmaması ve onlara özenilmemesi istenmiş, Allah’ın hoşnutluğuna uygun olarak elde edilen maddî ve mânevî imkânların ise en iyi ve sonuçları itibariyle en kalıcı olduğu belirtilmiştir. Mümin helâlinden elde ettiği dünya nimetlerinden yararlanır, başkalarına da yardım eder; yokluk ve yoksulluk halinde çökmez, ayakta kalmasını, rabbine güvenmesini ve O’nun rızâsını elde etme bilinci içinde mutlu olmasını bilir. 130 ve 131. âyetlerin içeriği ve sûrenin anlam örgüsüne sıkı biçimde bağlı olduğu dikkate alındığında bunların Medine’de indiğine dair rivayeti tereddütle karşılamak gerekir; özellikle üslûp açısından bunların Mekkî âyet özelliği taşıdığı görülmektedir (Derveze, III, 95). 133. âyette “Peki önceki sahifelerde bulunan açık kanıt onlara gelmiş değil mi?” buyurularak, Kur’an’ın önceki peygamberlere indirilenlerle aynı temel gerçekleri dile getirdiği hatırlatılmakta, aynı zamanda önceki kitaplarda Muhammed aleyhisselâmın geleceğini haber veren işaretlere ilişkin bir imada bulunulmaktadır. Eski kutsal kitaplarda Hz. Muhammed’in peygamberliğini müjdeleyen bu bilgiler İslâm kaynaklarında “beşâirü’n-nübüvve” veya kısaca “beşâir” diye anılır (bilgi ve örnek için bk. A‘râf 7:157; Esed, II, 644). 134. âyette, ilâhî çağrıya uymamakta direndikleri ayan beyan görülen ve Allah’ın ezelî ilminde öyle davranacakları belli olan bir topluluktan söz edilirken dahi, “Eğer gerekli tebligat yapılmadan cezaya çarptırılmış olsalardı haklı konuma gelebilirlerdi” biçiminde bir anlatıma yer verilerek, Kur’an’da değişik şekillerde ifade edilen “bildirimde bulunmadan sorumlu tutmama” ilkesine vurgu yapılmaktadır. 135. âyette sûrenin başındaki hitabın amacıyla bağlantılı olarak Resûlullah’a ve ona gönülden bağlananlara şöyle bir mesaj verildiği anlaşılmaktadır: Müminlerin âhirette bütün hakikatlerin ortaya çıkacağına inanarak beklemelerine mukabil, kendini kişisel arzularının veya çevresel etkilerin anaforuna bırakmış insanlar da onların iddialarının boşa çıkacağı gibi bir beklenti içindedirler; tebliğ görevi hakkıyla yerine getirildikten sonra onlar bu tavırlarında ısrar ediyorlarsa, dünya hayatında insana verilen seçim özgürlüğünün bir sonucu olarak bu kuruntularıyla baş başa bırakılmalıdırlar, ama bir gün gerçekleri bütün çıplaklığıyla görüp anlayacaklardır.
Mehmet Okuyan
Biz (Vahiy göndermeden) önce onları bir azapla helak etseydik, “Rabbimiz! Bize bir elçi göndermen gerekmez miydi ki aşağılık duruma düşmeden ve perişan (rezil) olmadan önce ayetlerine uysaydık.” derlerdi.
Eğer, onları Muhammed'den önce bir azaba uğratarak yok etseydik, “Ey Rabbimiz! Bize bir peygamber gönderseydin de alçak ve rezil olmazdan önce ilkelerine uysaydık olmaz mıydı?” diyeceklerdi.
Ve eğer Biz, ondan önce bir azap ile onları yok etseydik, “Ey Rabb'imiz! Bize bir resûl gönderseydin de hor ve rezil olmadan önce Sen'in ayetlerine uysaydık ya!” diyeceklerdi.
Eğer Biz onları Ondan (Resulüllah gelip uyarmadan) önce bir azap ile yıkıma uğratmış olsaydık, kesinlikle: "Rabbimiz, bize bir elçi gönderseydin de, böyle zelil ve rezil düşmeden önce Senin ayetlerine tâbi olsaydık" diye (yakınacaklardı).
Eğer biz onlara, Kur'ân'ı indirmeden önce, onları bir azap ile yok etmiş olsaydık, kıyamet günü onlar: “Ey Rabbimiz! bize bir peygamber gönderseydin de, alçalıp zillete uğramadan, ayetlerine uysaydık ne iyi olurdu!” diyeceklerdi.
Eğer biz, Kur'ân'ı tebliğ ile Muhammed'i görevlendirmeden önce onları bir azap ile helâk etmiş olsaydık:
“Yâ Rabbi, bize kitabını özgürce tebliğ ile görevli bir elçi, rasul gönderseydin de, şu zillete ve rezilliğe düşmeden önce âyetlerine, Kur'ân'ına, ilkelerine, emir ve yasaklarına uysaydık” diyeceklerdi.
Eğer onları daha önce bir azapla helâk etseydik mutlaka: "Rabbimiz! Bize bir peygamber gönderseydin de, aşağılık ve rezil olmadan önce senin ayetlerine uysaydık" derlerdi.
Eğer biz onları bundan önceki bir azab ile yıkıma uğratmış olsaydık, şüphesiz diyeceklerdi ki: 'Rabbimiz, bize bir elçi gönderseydin de, küçülmeden ve aşağılanmadan önce senin ayetlerine tâbi olsaydık.'
Eğer biz, onları (Mekke kâfirlerini), bundan önce (Peygamber ve Kur'an gelmeden) azab ile helâk etmiş olsaydık, muhakkak şöyle diyeceklerdi: “- Ey Rabbimiz! Ne olurdu, bize bir Peygamber gönderseydin de, biz zelil ve rüsvay olmadan evvel ayetlerine uysaydık.”
Eğer bu Kur’andan önce onları helak etmiş olsaydık, diyeceklerdi ki: “Ey Rabbimiz! Bize bir elçi gönderseydin de ezilmeden, alçalmadan, senin ayetlerine tabi olsaydık.”
Ondan önce, bunları azapla biz yok etseydik, «Ey Tanrımız! Bizlere bir peygamber gönderseydin —bizi horlamandan, bizi aşağılatmandan daha önce— uyardık biz senin belgelerine» derlerdi
Eğer biz onları, elçi (gönderme)den önce bir azap ile helâk etseydik, (o zaman da:) “Ey Rabbimiz! Keşke bize bir Resul gönderseydin de (böyle) alçalıp rezil olmadan önce ayetlerine uysaydık” diyeceklerdi.
Eğer onları ondan önce bir azaba uğratarak yok etseydik: "Rabbimiz! Bize bir peygamber gönderseydin de, alçak ve rezil olmazdan önce ayetlerine uysaydık, olmaz mıydı?" diyeceklerdi.
Eğer biz, bundan (Kur'an'dan) önce onları bir azapla helâk etseydik, muhakkak ki şöyle diyeceklerdi: Ya Rabbi! Ne olurdu, bize bir elçi gönderseydin de, şu aşağılığa ve rüsvaylığa düşmeden önce âyetlerine uysaydık!
Onları, ondan önce bir ceza ile helak etseydik, "Rabbimiz, bize bir elçi gönderseydin de böyle alçak ve rezil olmadan önce senin ayetlerine uysaydık!," derlerdi.
Eğer biz, onları bundan (peygamber veya Kur'ân'dan) önce bir azab ile yok etseydik, muhakkak "Ey Rabbimiz! bize bir peygamber gönderseydin de, alçak ve rezil olmadan önce âyetlerine uysaydık, olmaz mıydı?" diyeceklerdi.
Eğer biz onları bundan evvel âzâb ile ihlâk etmiş olsa idik derlerdi ki o rabbımız! Ne olurdu bize bir Resul gönderseydin de biz zelil ve rüsvay olmadan evvel âyetlerine ittiba etseydik
Eğer biz onları daha evvel azâb ile helâk etmiş olsaydık muhakkak diyeceklerdi ki: «Hey Rabbimiz, bize bir peygamber gönderseydin de şu zillete ve rüsvaylığa uğramamızdan evvel âyetlerine tâbi olsaydık ya»!
Eğer gerçekten biz, onları bundan (kendilerini haberdâr etmeden) önce bir azâb ile helâk etseydik, elbette: “Rabbimiz! Bize bir peygamber gönderseydin de, aşağılığa ve rezilliğe düşmeden önce senin âyetlerine tâbi' olsaydık!” derlerdi.
Biz onları uyarmadan önce, azap edip helak etseydik “Rabbimiz! Azap etmeden önce, bize bir elçi gönderseydin de, biz kendimizi aşağılatmayıp rezil etmeden, senin ayetlerine tabi olurduk” derlerdi.
Biz onları Kur/an/ın nüzulünden evvel azapla helâk etseydik onlar kıyamette «— Ey Rabbimiz! Bize bir peygamber göndereydin de zelil, rüsvay olmadan evvel senin âyetlerine ittiba edeydik» derlerdi.
Eğer biz onları bundan önceki bir azap ile yıkıma uğratmış olsaydık şüphesiz (o zaman da), “Rabbimiz, bize bir elçi gönderseydin de küçülmeden ve aşağılanmadan önce senin ayetlerine tabi olsaydık” diyeceklerdi.
Şâyet Biz bu Kur’an’ı göndermeden önce onları işledikleri günahlardan dolayı azapla helâk etseydik, o zaman haklı olarak, “Ey Rabb’imiz! Bize yol gösterecek bir kitap ve bir elçi gönderseydin de, bu aşağılık duruma düşüp rezil olmadan önce ayetlerine uyup azaptan kurtulsaydık olmaz mıydı?” diyeceklerdi. Bunun için Rabb’in, halkı ilâhî uyarılardan habersiz olan hiçbir ülkeyi, onlara doğru yolu gösteren uyarıcılar göndermeden öyle haksız yere helâk edecek değildir. (6. En’âm: 131)
Biz, onları bundan önce bir azapla helâk etseydik:
-“Rabbimiz! Bize bir rasûl gönderseydin de rezil ve zelil olmadan önce senin âyetlerine uysaydık” derlerdi.
Eğer Biz, onları bu (Kur’an)’dan önce herhangi bir azapla helâk etseydik, (bu sefer de) kesinlikle: “Ey Rabbimiz! Ne olurdu, bize bir elçi gönderseydin de şu rezilliğe ve rüsvalığa düşmeden önce Senin âyetlerine uysaydık!” diyeceklerdi.
Çünkü, eğer bu [ilahî mesajı vahyetmeden] önce onları (cezalandırıcı) bir azapla helak etseydik, [Hesap Günü'nde]: “Ey Rabbimiz, keşke bize bir elçi gönderseydin de [ahirette böyle] alçalıp gözden düşeceğimize Senin mesajlarına uysaydık!” demekte gerçekten de [haklı olurlardı]. 121
Eğer biz onları, kitap göndermeden önce helak etmiş olsaydık kesinlikle şunu derlerdi: -Rabbimiz! Biz böyle rezil rüsva olmadan önce bize bir elçi gönderseydin de senin ayetlerine uysaydık olmaz mıydı diyeceklerdi. 6/130-131, 9/115, 17/15, 28/59, 39/71, 67/6...11
Ve eğer Biz, onları (elçi göndermeden)[2669] önce bir helâke uğratarak cezalandırmış olsaydık, bu kez de “Ey Rabbimiz! Eğer Sen, şu zillet verici ve onur kırıcı duruma[2670] düşmeden önce bize bir elçi göndermiş olsaydın âyetlerine hemen uyardık!” diyecekleri kesindi![2671]
Mustafa İslamoğlu Tâhâ Suresi 134. Ayet Açıklaması
[2669] Bir sonraki cümle, buradaki “o” zamirinin “Elçi”ye gittiğini açıkça göstermektedir.
[2670] Nahzânın türetildiği hızy kökü, insan onurunun bir dış müdâhaleyle ya da bir iç muhasebeyle kırılışını ifade eder. Muhtemelen ilk kullanıldığı yer burasıdır. Bağlamına göre “onursuzluk, mahcubiyet, utanç” anlamlarına gelir. Allah Rasûlü’nün şu kullanımı sözcüğün anlam alanını göstermektedir: “Allah’ım, bizi onursuz ve pişmanlar arasında diriltme!” (Râğıb). Dilciler, kelimenin bazen ‘tevazu’ çağrışımı yapan olumlu bir anlamda kullanıldığını söylese de, Kur’an’da hiç olumlu mânada gelmez. Kelime türevleriyle birlikte en çok Ra‘d sûresinde kullanılır.
[2671] “..diyecekleri kesindi” ifadesi, pekiştirme lâm’ının çeviriye yansımasıdır.
Ömer Nasuhi Bilmen
Ve eğer Biz onları ondan evvel bir azab ile ihlâk etmiş olsa idik, elbette diyeceklerdi ki: «Ey Rabbimiz! Bize bir peygamber göndermeli değil mi idin ki, bir zillete ve rüsvaylığa düşmeden evvel senin âyetlerine tâbi olsa idik?»
Şayet Biz peygamber gelmeden kendilerini azab ile helâk edecek olsaydık onlar: “Ey Ulu Rabbimiz, ne olurdu bize bir elçi gönderseydin de, biz böyle rezil ve hakir olmadan önce senin âyetlerine uysaydık! ” derlerdi. [10, 97; 6, 155-157; 10, 110]
Şayet onları, ondan önce bir azab ile helak etseydik: "Rabbimiz, bize bir elçi gönderseydin de böyle alçak ve rezil olmadan önce senin ayetlerine uysaydık!" derlerdi.
Elçi gelmeden onları bir azap ile etkisizleştirseydik, derlerdi ki “Rabbimiz! Böyle aşağılık hale düşüp sürünmeden önce keşke bir elçi gönderseydin de senin ayetlerine uymuş olsaydık.”
Ondan önce onları azaba çarptırıp yok etseydik:-Rabbimiz, bize bir peygamber gönderseydin de zelil ve rezil olmadan önce senin ayetlerine uysaydık, olmaz mıydı? diyeceklerdi.
Eğer Peygamberin gelişinden önce Biz onları bir azapla helâk edecek olsaydık, diyeceklerdi ki: “Rabbimiz, ne olurdu bize bir peygamber gönderseydin de, böyle horlanıp rezil olmadan önce Senin âyetlerine uysaydık!”
Eğer biz onları, ondan önce bir azapla helâk etseydik mutlaka şöyle diyeceklerdi: "Rabbimiz, ne olurdu bize bir resul gönderseydin de zelil ve rezil olmadan önce senin ayetlerine uysaydık!"
Eger biz helāk eylesek anları biz ‘aẕāb ile andan burun ki Muḥam‐med resūlu’llāh geldi, eydürlerdi: Niçün bize peyġamber göndermedüñ, ḥattā ki uya‐y‐ıduḳ senüñ āyetlerüñe ẕelīl olmazdan burun.