Bu ayet Hafs Mushafı sırasına göre baştan 2444, sondan 3793. ayet; 20. sure ve Tâhâ Suresinin 96. ayetidir. Tâhâ Suresi 96. ayetinin kelime sayisi 16, harf sayısı 62 ve toplam ebced değeri ise 7409 olarak hesaplanmıştır. Tâhâ Suresinin toplam ebced değeri 387758 olarak hesaplanmıştır. Ebced sayımlarında varsa ء Hemze harfi dahil olarak sayılmıştır. Bu sure طه hurufu mukatta harfleriyle başlamaktadır. Bu ayette ط (0) ه (2) bulunuyor.
Arapça Metin
قال بصرت بما لم يبصروا به فقبضت قبضة من اثر الرسول فنبذتها وكذلك سولت لي نفسي
“Ben onların görmediklerini gördüm, bu yüzden elçinin izinden bir avuç avuçladım ve onu attım. Nefsim beni böyle yapmaya itti” diye cevap verdi.
Mehmet Okuyan
O da “Ben onların göremediği (bir gerçeği) gördüm. Elçinin mesajından bir kısmını aldım ve onu attım. İşte böyle, bunu [nefs]im bana hoş gösterdi.” demişti.
Sâmirî, “Onların görmedikleri bir şey gördüm ve o elçinin bastığı yerden bir avuç avuçladım. Bunu ziynet eşyalarının eritildiği potaya attım. Bunu böyle nefsim bana hoş gösterdi” dedi.
1- Halkın göremediğini, yani Mûsâ Nebi'nin sihir yaptığını anladım.
Ahmet Akgül
Samiri dedi ki: “Ben onların görmediklerini (manevi ve nurani görevlileri) gördüm, böylece elçinin (vahiy getiren meleğin veya Musa Nebi’nin) izinden bir avuç (toprak) alıp (içine) atıverince (buzağı böğürüp ses vermeye başladı) ; böylelikle nefsim bana bunu hoşa giden (bir şey) gösterip (yaptırdı) .”
Samiri, onların görmediklerini gördüm ben, sana gelen elçi meleğin izinden bir avuç toprak aldım, eriyen külçeye attım onu ve nefsim, bu işi bana böylece hoş gösterdi dedi.
Sâmirî cevaben: “Onların göremediği bir şeyi gördüm, böylece elçinin izinden bir avuç alıp onu atıverdim, veya elçi olan Musa'nın öğretilerinden bir kısmını fırlatıp attım, böylelikle bana bu işi nefsim hoşa giden bir şey olarak gösterdi.”
“Sana gelen vahy ve tebliğ ettiğin din konusunda, onların, İsrâiloğulları'nın göremedikleri, anlayamadıkları hususlara ben vâkıf oldum. Bu anlayışıma dayanarak elçinin, Cibril'in getirdiği vahyin epeyce bir kısmını ayıklayıp attım. İşte şu gördüğün, duyduğun nefsimin beni aldatarak sürüklediği oyun böylece ortaya çıktı.” dedi.
Dedi ki: "Ben onların görmediklerini gördüm ve elçinin (Cebrail'in) izinden bir avuç (toprak) aldım ve onu (buzağı heykelinin içine) [5] attım. Nefsim de böyle yapmayı bana hoş gösterdi."
Dedi ki: 'Ben onların görmediklerini gördüm, böylece elçinin izinden bir avuç alıp atıverdim; böylelikle bana bunu nefsim hoşa giden (bir şey) gösterdi.'
Sâmirî şöyle dedi: “- Ben İsrail oğullarının görmedikleri Cibrîl'i gördüm de, O Rasûlün izinden bir avuç toprak aldım ve onu (erimiş mücevheratın içine) attım. Böylece bunu, bana, nefsim hoş gösterdi.”
Samiri: Onların bilmediğini ben bildim. Elçinin eserinden (kitabından) bir tutam bilgi aldım (o mücevheratın içine) atarak kullandım. İşte nefsim, bana böyle yapmamı hoş gösterdi, dedi.
(Samiri) dedi ki: “Ben onların görmediklerini gördüm. Bana gelen ilahi elçinin (Cebrail'in) ayak izlerinden avucumu doldurarak onu erimiş altın külçesinin bulunduğu potaya attım. Böyle yapmamın iyi olacağı içime doğdu.”
Samiri: "Onların görmedikleri bir şey gördüm ve o sana gelen elçinin bastığı yerden bir avuç avuçladım. Bunu ziynet eşyasının eritildiği potaya attım. Nefsim böyle yaptırdı" dedi.
O da: Ben, onların görmediklerini gördüm. Zira, o elçinin izinden bir avuç (toprak) alıp onu (erimiş mücevheratın içine) attım. Bunu böyle nefsim bana hoş gösterdi, dedi.
Müfessirlere göre Sâmirî’nin, İsrailoğullarının görmeyip de kendisinin gördüğünü ve izinden bir avuç toprak aldığını iddia ettiği elçi, Hz. Musa’nın huzuruna gelen Cebrail idi. Sâmirî, onun atının bastığı yerlerin yeşerdiğini görmüş, izinin toprağından bir avuç alıp ateşe atmıştı. Âyeti, mecazî manada «Allah’ın ilham ettiği ilmi böyle kullandım» şeklinde anlamak da mümkündür.
Edip Yüksel
Dedi ki, "Onların görmediğini gördüm, elçinin öğretisinden bir kısmını alıp attım. Böyle uygun gördüm."
Sâmirî: "Onların görmedikleri bir şey gördüm: (Sana gelen) ilâhî elçinin (Cebrail'in) izinden bir avuç (toprak) aldım ve onu (erimiş mücevheratın içine) attım. Bunu, bana böylece nefsim hoş gösterdi" dedi.
O da (şöyle) dedi: — «Ben onların görmediklerini gördüm. Binâen'aleyh o peygamberin izinden bir avuç (toprak) alıb onu (erimiş hulliyyâtın içine) atdım. Bunu bana nefsim hoş gösterdi böyle».
(Sâmirî:) “(Ben, onların) görmedikleri şeyi gördüm ve (sana gelen) o elçinin(Cebrâîl'in atının) izinden bir avuç (toprak) avuçlayıverdim de onu (eritilmiş ziynet eşyâlarının içine) attım; böylece bunu nefsim bana hoş gösterdi” dedi.
Samiri Musa’ya “Onların göremedikleri bir şeyi gördüm. Elçinin insanlara öğrettiklerinden bir kısmını (tevhid inancını) alıp, attım. Nefsim bana böyle yapmamı hoş gösterdi” dedi.”
İsmail Hakkı İzmirli Tâhâ Suresi 96. Ayet Açıklaması
[2] Bilmediklerini bildim.[3] Ey Resul! Sizi haksız gördüm de senin dininden, sünnetinden bir şey fırlattım.[4] Nefsime uydum.
Kadri Çelik
Dedi ki: “Ben (kendi aklımca halkın inançlarında) onların görmediklerini (bir takım eksiklikler) gördüm de böylece elçinin izinden bir avuç alıp onu atıverdim (belli bir yere kadar yolunu takip edip sonra terk ettim) ve bana nefsim böyle hoş gösterdi.”
(Müfessirlerin genel görüşüne göre ise Samiri, Hz. Cebrail’i yere indiği şekli ile görmüş, onun ayağının altından veya atının ayak bastığı yerden bir avuç toprak almış ve bunu altın buzağının üzerine atmıştır. O da bundan ötürü böğürebilecek olmuştur. Veyahut bu bir avuç toprak o altın külçesini böğürebilecek bir buzağıya dönüştürmüştür. )
Mahmut Kısa
Sâmirî, hem durumunu mazur göstermek, hem de Mûsâ’yı övüp yücelterek muhtemel bir cezadan kurtulmak amacıyla, derhal bir yalan uydurarak: “Ben onların göremediği bir şeyi, yani melek Cebrail’in sana geldiğini gördüm. Sonra o Elçinin kutsal ayak izinden bir avuç toprak aldım ve onu, buzağı yapmak üzere erittiğim potanın içine attım. Böylece buzağı heykeli canlıymış gibi böğürmeye başladı. Biz de bunu Rabb’imizin bir mûcizesi sanıp secdeye kapandık. İçimdeki duygular, işte böylece beni bu işi yapmaya sürükledi. Ayrıca ben, Tanrıyı gözle görülemez, elle tutulamaz soyut bir varlık olarak tanımlayan bu inanç sisteminin, diğer müminlerin göremedikleri birtakım eksiklikler, yanlışlıklar içerdiğini gördüm. Bu yüzden, Peygamberin izinden, yani onun bıraktığı ilkelerden bir kısmını alıp dinin muhtevasından çıkardım. Bunu kötü niyetle yapmadım; böyle yapmamın iyi olacağı içime doğdu.” dedi.
(Samiri): “Ben, (senin dininde) o (İsrail oğullarının) görmedikleri bir takım şeyler gördüm ve elçi (Cebrâil)’in öğretilerinden bir kısmını aldım (dininden) çıkartıp attım. Bunu bana nefsim hoş gösterdi.” 1 dedi.2
1 Yani, Samiri: “Mûsa’nın dininde işime gelmeyen hükümler gördüm. Bunları beğenmediğim için onun dinini kendi düşüncelerime göre yorumlayıp bazı eklemeler ve eksiltmeler yaptım. Doğrudan doğruya inkâr etseydim belki buna muvaffak olamazdım.” diyerek, ta o günden bugünkü toplum ve sistem mühendislerine sahtekârca bir yöntem öğretmiştir. Bu yöntemin ana ilkesi: “inkâr etme, gönlüne göre düzenle” mantığıdır.2 Bu âyet: “Ben onların görmedikleri bir şey gördüm: (Sana gelen) elçinin (Cebrâil’in) izinden bir avuç (toprak) aldım ve onu (erimiş madenin içine) attım. Bunu, bana nefsim hoş gösterdi. dedi.” şeklinde de tercüme edilebilir. Ancak bu tercüme; Samiri gibi birisinin Cebrâil’i görmesinin mümkün olamayacağından dolayı, tercih edilmemiştir.
Muhammed Esed
“Ben onların göremediği bir şeyi gördüm; 81 ve bu yüzden, Elçi'nin öğretilerinden bir tutam aldım ve onu fırlatıp attım; içimde bir şey böyle [yapmaya] itti beni.” 82
O da: – Ben onların görmediği bazı şeyleri gördüm ve elçinin inanç sisteminden bir parçayı alıp attım, içimden böyle yapmak geldi, dedi. 7/104...156, 19/51...53, 23/45...49, 25/35, 26/10...48, 28/30...35, 37/116...122
O dedi ki: “Ben (bu) işe onların bakmadıkları bir gözle baktım;[2619] bu nedenle de Elçi’nin (İnanç sisteminden) etkili bir parçayı çekip aldım ve kaldırıp attım:[2620] zira güdülerim beni böyle yapmaya sevk etti.”[2621]
[2619] Bazı ilk tefsirlerde yer alan ve vahiy temeline dayanmayan rivayetler paralelinde bir okumaya alternatif olarak, müfessir Ebu Müslim’in bu alternatif okuma biçimini Râzî, hem kabul ederek hem de doğruluğunu dört maddelik bir açıklamayla destekleyerek nakleder (Karşıt görüş ve destek için bkz: Âlûsi ve İbn Âşûr). Ebsartu fiilinin raeytu anlamına geldiği hatırlanacak olursa, fiil somut bir şey görmekten de öte “bir görüşe varmak ve bir kanaate ulaşmak” vurgusunu da içerir (aynı kökten gelen besâir ile ilgili bir açıklama için bkz: 17:102, not 120).
[2620] Veya Sâmirî’nin uydurduğu bir yalan olarak “Elçi meleğin bastığı yerden bir miktar toprağı içine attım”. “İz, belirti, bilgi, belge, delil” anlamlarına gelen eser, kökeni dolayısıyla “etkili” ve “kalıcı” yan anlamlarını bünyesinde barındırır. Klasik tefsir, er-Rasul’ün “vahiy meleği” olduğunu söylemişse de, Kur’an’ın hiçbir yerinde -belirlilik takısıyla- bu kelime Cebrail için kullanılmaz. Kaldı ki “Sâmirî’nin ayrıcalığı neydi ki Cebrail’i görebildi?” sorusuna getirilen cevapların hiçbir mesnedi yoktur (Bkz: Kurtubî). Müfessir Râzî’nin de katıldığı Ebu Müslim’in yaklaşımına göre, buradaki “Elçi” Hz. Musa’dır. “Çekilip alınan” ve “kaldırılıp atılan” da onun tebliğ ettiği mesajın “en etkili parçası” (eser) olan “tevhid”dir. Samirî, aşkın ve mutlak Allah inancının yerine, putperestçe düşüncelerinin ürünü olan somut, elle tutulup gözle görülür ‘tanrıları’ ikame ediyordu. Çoktanrıcı Apis kültü içinde bir alt totem olan İnek Tanrısı’nı hatırlatan inek yavrusu heykelini, işte bu nedenle yapmıştı. Sâmirî’nin Hz. Musa’ya “Elçi” demesi, müşriklerin Allah Rasûlü’ne “ey kendisine vahiy indirilen” (15:6) demesiyle aynı edebi üslubun eseridir (Krş: Meraği).
[2621] Âyetin bu son cümlesi, Sâmirî’deki sapmanın kaynağına işaret etmektedir ki, o da içgüdülerinin etkisindeki bozuk tasavvurudur.
Ömer Nasuhi Bilmen
(Sâmirî de) Dedi ki: «Onların görmediklerini ben gördüm. Artık Resûlün izinden bir avuç (toprak) aldım da onu attım ve nefsim bana öylece hoş göstermiş oldu.»
“Ben, ” dedi, onların görmedikleri bir şeyi gördüm. O resul'ün izinden bir avuç toprak alıp onu potanın içine attım. İşte böylece nefsim böyle yapmayı bana hoş gösterdi. ”
Samirî bu sözü ile şunu demek istemişti: “Ben onların göremediklerini, yani Hayat bineği üzerinde sana gelen Cebrail (a.s.)’ı, gördüm. Kalbime bu duygu geldi, onun izlerinden bir avuç toprak aldım, onun bereketinden yararlanmak istedim.”
Süleyman Ateş
(Samiri): "Ben dedi, onların görmediklerini gördüm. Elçinin eserinden bir avuç aldım da attım; nefsim bana böyle (yapmayı) hoş gösterdi."
Samiri dedi ki “Ben onların göremediklerini görmüş, senin yoluna sıkı sıkıya bağlanmıştım. Ama onu daha sonra hayatımdan çıkardım; hepsi bu. Canım böyle istedi.”