Bu ayet Hafs Mushafı sırasına göre baştan 2605, sondan 3632. ayet; 22. sure ve Hacc Suresinin 10. ayetidir. Hacc Suresi 10. ayetinin kelime sayisi 9, harf sayısı 35 ve toplam ebced değeri ise 2714 olarak hesaplanmıştır. Hacc Suresinin toplam ebced değeri 364750 olarak hesaplanmıştır. Ebced sayımlarında varsa ء Hemze harfi dahil olarak sayılmıştır.
Yeterli bilgiye sahip olmadan, doğru bir kılavuza uymadan ve ilâhî bir kitabın ışığından yararlanmadan evrendeki küçücük sırların bile çözülmesi mümkün değilken, bütün bunlardan yoksun bazı kişilerin evrenin yaratıcısı olan Allah hakkında tartışmaya girişmelerinin ne kadar abes olduğuna dikkat çekilmektedir (9. âyette geçen ve “kılavuz” diye çevirdiğimiz hüdâ kelimesi “ikna edici bir açıklama ve kanıt” şeklinde de anlaşılmıştır, Taberî, XVII, 120). 9. âyette belirtildiği üzere bu gibi kimselerin amacı başkalarını Allah yolundan saptırmak olduğu için, inandığı bir şeyi ispatlama çabası içinde olmazlar ve kendilerine uymayanlara ön yargıyla baktıkları için ellerindeki imkânları kötüye kullanıp büyüklük taslamayı yeğlerler. Âyetin “büyüklük taslayarak” şeklinde çevrilen kısmına “uyarı ve öğütten yüz çevirerek” mânası da verilmiştir (Şevkânî, III, 495). Âyette ayrıca “Onun dünyadaki payı rüsvâ olmaktır” buyurularak böyle kimselerin bu bozguncu tutumları kınanırken, dünya hayatında elde edecekleri başarı ve ulaşacakları refah düzeyi ne olursa olsun, ahlâk yönünden düşük sayılmaya ve insanlığın ortak değerleri açısından reddedilmeye mahkûm olacaklarına işaret edilmektedir.
Mehmet Okuyan
(Onlara): “İşte bu, ellerini(zi)n öne sunduğu şeyler yüzündendir.” (denecektir). Elbette Allah kullara asla haksızlık edici değildir.
(Kıyamet gününde ona şöyle denecektir): Bu perişanlık ve azab, iki elinin kazandığı günahlar sebebiyledir. Muhakkak ki Allah, kullara zulümkar değildir (günahları olmadan onları cezalandırmaz).
(Kıyamet günü ona şöyle denir:) “Bu senin kendi elinle önceden hazırladığın şeydir. Çünkü Allah kullarına asla en küçük bir haksızlık yapmaz (suçsuz yere onları cezalandırmaz).”
(O zaman ona şöyle denilir:) “Bu, senin ellerinin takdîm ettiği (senin işlediğingünahlar) yüzündendir.”(2) Şübhesiz ki Allah, kullarına zulümkâr değildir.
(2)“Şeriatta denilmiştir ki: ‘Cehennem cezâ-yı ameldir (amelin karşılığıdır), fakat Cennet fazl-ı İlâhî(Allah’ın lütfu) iledir.’ Bunun sırr-ı hikmeti nedir? El-cevab: (...) İnsanın nefsi ve hevâsı dâimâ şerlere ve zararlara meyyâl olduğu için, o küçücük kesbinin (cüz’î irâdesinin) netîcesinden hâsıl olan seyyiâtın (günahların) mes’ûliyetini kendisi çeker. Çünki onun nefsi istedi ve kendi kesbiyle sebebiyet verdi (sebeb oldu). Ve şer ademî (yokluğa âid)olduğu için, abd (kul) ona fâil oldu. Cenâb-ı Hakk da halk etti (yarattı). Elbette o hadsiz cinâyetin mes’ûliyetini, nihâyetsiz bir azâb ile çekmeye müstehak olur. Amma hasenât ve hayrât (hayırlar ve iyilikler) ise, mâdem ki vücûdîdirler (varlığa âiddirler); kesb-i insânî ve cüz’-i ihtiyârî (insanın cüz’î irâdesi) onlara illet-i mûcide (yaratıcı sebeb) olamaz. İnsan, onda hakīkī fâil olamaz. Ve nefs-i emmâresi (kötülüğü emreden nefsi) de hasenâta tarafdar değildir, belki rahmet-i İlâhiye ister ve kudret-i Rabbâniye îcâd eder. Yalnız insan, îmân ile, arzu ile, niyet ile sâhib olabilir. Ve sâhib olduktan sonra, o hasenât ise, ona evvelce verilmiş olan vücud ve îman ni‘metleri gibi sâbık(geçmiş) hadsiz niam-ı İlâhiyeye (Allah’ın verdiği ni‘metlere) bir şükürdür, geçmiş ni‘metlere bakar. Va‘d-i İlâhî ile verilecek Cennet ise, fazl-ı Rahmânî ile verilir. Zâhirde (görünüşte) bir mükâfâttır, hakīkatte fazıldır (lütufdur). Demek seyyiâtta sebeb nefistir, mücâzâta (cezâya) bizzât müstehaktır. Hasenâtta ise sebeb de Hakk’tandır, illet (esas sebeb) de Hakk’tandır. Yalnız, insan îmân ile tesâhub eder (sâhiblenir). ‘Mükâfâtını isterim’ diyemez, ‘Fazlını beklerim’ diyebilir.” (Lem‘alar, 13. Lem‘a, 86)Ayrıca bakınız; (sahîfe 182, hâşiye 3)
İlyas Yorulmaz
Bu ceza kendi ellerinle kazandığının karşılığıdır. Allah asla kuluna haksızlık yapan değildir.
O Gün ona, “Bu ceza, kendi ellerinle yaptığın zulüm ve haksızlıkların karşılığıdır!” diyeceğiz, “Çünkü Allah, kullarına asla zulmetmez! Dolayısıyla, hiç kimseyi işlemediği bir suçtan ötürü cezalandırmaz.”
[2804] Çevrimizin gerekçesi, nefyin haberinin bâ ile gelmesidir. Bu, öznenin bahis konusu işi yapma imkân ve/veya ihtimalinin bulunmayışına delâlet eder. Bu kalıp, olumsuzlanan şeyin kategorik olarak dışlandığını ifade eder.
Ömer Nasuhi Bilmen
(Denilir ki) «Bu (azab) senin iki elinin evvelce yaptığından dolayıdır. Ve şüphe yok ki, Allah kulları için hiçbir zulmeden değildir.»