Bu ayet Hafs Mushafı sırasına göre baştan 2606, sondan 3631. ayet; 22. sure ve Hacc Suresinin 11. ayetidir. Hacc Suresi 11. ayetinin kelime sayisi 25, harf sayısı 102 ve toplam ebced değeri ise 7064 olarak hesaplanmıştır. Hacc Suresinin toplam ebced değeri 364750 olarak hesaplanmıştır. Ebced sayımlarında varsa ء Hemze harfi dahil olarak sayılmıştır.
Arapça Metin
ومن الناس من يعبد الله على حرف فان اصابه خير اطمان به وان اصابته فتنة انقلب على وجهه خسر الدنيا والاخرة ذلك هو الخسران المبين
İnsanlardan öylesi de vardır ki, Allah’a kıyıdan kenardan kulluk eder. Eğer kendisine bir hayır dokunursa, gönlü onunla hoş olur. Şâyet başına bir kötülük gelirse, gerisingeri (küfre) dönüverir. O dünyayı da kaybetmiştir, ahireti de. İşte bu apaçık ziyanın ta kendisidir.
İlk âyette, Allah’a kulluğu dünya hayatındaki rahatlık şartına bağlayan insanların tipik davranışları tasvir edilmekte, imanlarına pamuk ipliğiyle bağlı olan bu tür kimselerin işleri rast gittikçe Allah’a kulluk etmekten memnun oldukları, bir imtihan sıkıntısına mâruz kaldıklarında ise hemen bu statüden sıyrılmak istedikleri; bir başka ifadeyle, Allah’ın istediği gibi kul olmaya çalışmak yerine, kulluk ettikleri Tanrı’nın kendi istedikleri gibi olmasını bekledikleri anlatılmaktadır. Aynı âyette belirtildiği üzere böyle kimseler hem dünyalarını hem âhiretlerini yitirmişlerdir ve apaçık ziyan içindedirler. Zira inançsızlığını açıkça ortaya koyan kimseler, tutarlı bir hayat çizgisi izleyebilme ve hiç değilse dünya yaşantılarını gerçek isteklerine göre sürdürebilme hususunda Allah’a şartlı kulluk edenlere göre daha yüksek şansa sahiptirler. Âyetin “Allah’a şartlı olarak kulluk eder” şeklinde tercüme edilen kısmına, “Allah’a tereddütler içinde, tam inanmadan, sınırda, kıyıdan kıyıya kulluk eder” mânaları da verilmiştir.
Başına bir sıkıntı geldiğinde şirke dönen ve Allah’tan başka mâbudlar arayan kimselerden söz edilirken, 12. âyette bunların “ne zarar ne de yarar sağlayabilen” varlıklara yalvardıkları ifade edildiği halde 13. âyette “zararı yararından daha yakın” varlıklara yalvardıklarının belirtilmesi tefsircileri değişik yorumlara yöneltmiştir. Bu iki âyet arasındaki bağla ilgili dil bilgisine dayalı birçok izahın yanı sıra (bk. Taberî, XVII, 124-125; Şevkânî, III, 496-497), 13. âyette kastedilen varlıklar hakkında başlıca iki yorum yapılmıştır. Birinci yoruma göre, Allah’a kulluk etmekten cayanlar daha sonra kendilerinden korktukları ve yardımına sığındıkları liderlere yönelmektedir ve bu liderlerin onlara yarardan çok zarar verdiklerine işaret edilmektedir. İkinci yorumun sahipleri burada da putlardan söz edildiği kanaatindedirler ve iki âyet arasında çelişki bulunmadığını şöyle açıklarlar: Putların kendileri yarar sağlamadıkları gibi zarar da veremezler, ama onlara kulluk edilmesi zarara yol açar, onlara tapanlar âhiret mutluluğunu yitirirler; âyette de bu kastedilmiştir (Râzî, XXIII, 14).
11. âyetin, refah düzeyinin artacağı ümidine bağlı olarak müslüman olan bazı bedevî Araplar’ın veya bir yahudinin İslâmiyet’i kabul ettikten sonra işlerinin ters gitmesi karşısında dinden çıkması üzerine indiği yönünde rivayetler bulunmaktadır (Taberî, XVII, 124-125; Râzî, XXIII, 12-14). Bununla beraber âyetteki tasvirin, hemen her devirde ve her yerde karşılaşılan bir insan tipine dikkat çekmeyi hedeflediği kuşkusuzdur: Evrenin yaratıcısı ve mutlak hâkimi olan Allah’a iman bilincine erişememiş, bazı çevresel etkiler altında veya dünyevî beklentiler uğruna Allah’a kulluk etmeyi “deneyen” fakat O’nu kişisel arzularına uygun bir mâbud olarak göremediği için bütün benliğiyle şirke yönelen, böylece hem dünya hem âhiret mutluluğunu kaybeden insanlar! Devamındaki iki âyette belirtildiği gibi bu kimseler yine de “kulluk etme ve yakarma” ihtiyacından kendilerini alıkoyamamakta, ama bu defa ya hiçbir yararı veya zararı dokunmayacak ya da zararının dokunması çok muhtemel varlıklara yönelmektedirler.
Mehmet Okuyan
İnsanlardan kimi, Allah’a (imanla küfrün) sınır(ın)da kulluk eder. Kendisine bir iyilik dokunursa bununla huzurlu olur; ağır imtihana uğrarsa yüzü değişir (dinden yüz çevirir). O, dünya(sın)ı da ahiret(in)i de kaybetmiştir. Asıl apaçık kayıp işte budur!
Yüce Allah bu cümlede kendisine tam sınırda kulluk eden insan tipine dikkat çekmektedir. Bu insan tipi ne imanda kararlıdır ne de küfürde. Kur’an’da sadece bu ayette geçen [harf] kelimesi “kenar”, “sınır” anlamına gelmekte, muhatapların kararsız halini ortaya koymayı amaçlamaktadır.
Bayraktar Bayraklı
Allah'a iman ile küfür sınırında kulluk eden insanlar da vardır. Kendisine bir iyilik dokunursa, buna çok memnun olur. Eğer kendisine bir musibet dokunursa, yüzüstü döner. O, dünyasını da, âhiretini de kaybetmiştir. İşte kıyas kabul etmeyecek kayıp budur.
İnsanlardan bazıları da iş olsun diye Allah'a kulluk eder. Onun yararına bir şey olursa onunla mutlu olur, eğer bir fitneyle¹ karşı karşıya kalırsa hemen yönünü değiştirir. O dünyada da ahirette de kaybedendir. İşte o apaçık bir kayıptır.
1- Baskıyla, zorlukla, zorbalıkla ve bir sıkıntıyla.
Ahmet Akgül
İnsanlardan kimi de (Dinin tamamına sahip çıkmayıp, rahatına ve menfaatine uygun tarafından ve) bir ucundan (tutarak) Allah’a ibadet etmektedir. Eğer, (Allah’ın takdir ve taksiminden ve Kur’an’ın hükümlerinden) kendisine hayır(lı ve yararlı gördüğü bir şey) dokunursa, bununla tatmin (ve razı) olup (halini beğenmektedir) . Eğer kendisine (sıkıntı verecek ve sorumluluk yükleyecek) bir fitne isabet ederse, (zor ve zahmetli bir emir ve imtihandan geçirilse, hemen) yüzüstü dönmektedir. (Allah’ın emrini ve kaderini bilmezlikten gelir. Nefsi bahanelerle hizmet ve mesuliyetten kaçıverir) . İşte o (gibileri), dünyayı da ahireti de kaybetmiştir. İşte bu, (en büyük) ziyan ve en açık hüsran (demektir).
Ve insanlardan, Allah'a kalbiyle değil de diliyle kulluk eden de var; ona bir hayır isabet ederse kalbi yatışır o hayır yüzünden, fakat bir sınamaya uğrarsa yüzü dönüverir; dünyada da ziyan eder, ahirette de; işte budur apaçık ziyan.
Ve insanlardan kimi de vardır ki, Allah'a imanla küfrün sınırında, yani kıyı kenar kulluk eder, öyle ki başına bir iyilik gelse, ondan hoşnut olur, ama başına sınayıcı bir güçlük gelse, hemen bütünüyle yüz çevirir ve böylece dünyayı da, ahireti de kaybeder. İşte en açık zarar ve kayıp da budur.
Allah'a, sanki bir yar kenarındaymış gibi tereddütlü, iman ile küfür sınırında kulluk ve ibadet eden insanlar da var. Kendilerine bir hayır dokunursa, buna pek memnun olurlar. Eğer musibete uğrarlarsa, çehreleri değişir, dinden yüz çevirirler. Onlar dünyalarını da, âhiretlerini, ebedî yurtlarını da kaybetmiştir. İşte kıyas kabul etmeyecek zarar, kayıp budur.
İnsanlardan kimi de Allah'a bir kenardan (yarım yamalak) ibadet eder. Eğer kendine bir hayır dokunursa onunla tatmin olur ve eğer başına bir bela gelirse yüzüstü döner. O dünyayı da ahireti de kaybetmiştir. İşte bu apaçık bir kayıptır.
11.Buhari`nin Abdullah bin Abbas (r.a.)`tan rivayet ettiğine göre bir adam Medine`ye gelir Müslüman olduğunu açıklardı. Sonra eğer hanımı erkek çocuk doğurur veya atı yavru verirse: "Bu din hayırlı bir dindir" derdi. Ama eğer hanımı erkek çocuk doğurmaz veya atı yavru vermezse: "Bu din hayırsız bir dindir" derdi. Bununla ilgili olarak Yüce Allah bu ayeti kerimesini indirdi.İbnu Merdeviye`nin Abdullah bin Mes`ud (r.a.)`dan rivayet ettiğine göre de yahudilerden bir adam Müslüman oldu. Sonra gözünü, malını ve çocuklarını kaybetti. Bu başına gelenleri İslâm`ın uğursuzluğuna yordu ve: "Ben bu dinimden bir hayır görmedim. Gözüm ve malım gitti. Çocuklarım öldüler" dedi. Bunun üzerine bu ayeti kerime indirildi.
Ali Bulaç
İnsanlardan kimi, Allah'a bir ucundan ibadet eder, eğer kendisine bir hayır dokunursa, bununla tatmin bulur ve eğer kendisine bir fitne isabet edecek olursa yüzü üstü dönüverir. O, dünyayı kaybetmiştir, ahireti de. İşte bu, apaçık bir kayıptır.
İnsanlardan kimi de Allah'a dinin bir ucundan ibadet eder; eğer kendisine bir hayır isabet ederse ona razı olur, kararlaşır ve eğer bir bela isabet ederse, yüzü üstü döner (dinden çıkar). Dünya ve ahireti perişan olur. İşte bu aldanış, apaçık ziyandır.
İnsanlardan öyleleri de var ki hep kenardan Allah’a ibadet eder. Eğer ona bir iyilik dokunursa, onunla mutmain olur. Eğer denenmek için başına bir bela gelirse, yüzüstü geri döner, dünyayı da ahireti de kaybeder. İşte, en büyük zarar budur.
İnsanlar içinde Allaha, lâfla tapanlar vardır, bir iyilik gelince, rahatlanır, bir sınav gelince de, yüz dönüyorlar; dünyada da, ahrette de ziyandadırlar, bu açık bir zarardır
Yine insanlardan öylesi de vardır ki, Allah'a (dinin tamamına inanmadığı halde, iman ve küfrü birbirinden ayıran) sınırda kulluk eder. Öyle ki eğer kendisine bir hayır dokunursa, gönlü onunla hoş olur, şayet başına (hastalık, fakirlik ve musibet gibi) bir kötülük gelirse, gerisingeri dönüverir (Allah'tan şikâyetçi olur). O dünyayı da kaybetmiştir, ahireti de. İşte bu, apaçık hüsranın ta kendisidir.
“Sınırda kulluk eder” demek, inkârla imanın kesiştiği çizgide yer alır. Yani dinin tamamına değil de işine gelen ve menfaatine uyan bölümlerine inanır. Bu da imanın sadece taklit seviyesinde kaldığını ve menfaate yönelik olduğunu gösterir. Küfre bütünüyle saplanmaz ama küfür derecesinde günah işler. Allah’ın yasakladığı fiilleri hiç çekinmeden gönül rahatlığıyla işler. Pişman olup af dilemek ve tevbe etmek aklından geçmez. Bu da kişinin küfür çizgisine yakın olduğunu ve geri dönüşü zor olan bir batağa saplandığı gösterir.
Diyanet İşleri (Eski)
İnsanlar içinde Allah'a, bir yar kenarındaymış gibi kulluk eden vardır. Ona bir iyilik gelirse yatışır, başına bir bela gelirse yüz üstü döner. Dünyayı da ahireti de kaybeder. İşte apaçık kayıp budur.
İnsanlardan kimi Allah'a yalnız bir yönden kulluk eder. Şöyle ki: Kendisine bir iyilik dokunursa buna pek memnun olur, bir de musibete uğrarsa çehresi değişir (dinden yüz çevirir). O, dünyasını da, ahiretini de kaybetmiştir. İşte bu, apaçık ziyanın ta kendisidir.
Bu âyet, dine kalbî bir inançla değil de, kendisine dünyevî bir fayda sağlayacağı ümidi ile bağlananları kınamaktadır. Nitekim, tefsirlerde nakledildiğine göre bu âyet, «Eârib» denen bir kabile hakkında nâzil olmuştur. Bunlar Medine’ye hicret etmişlerdi. İçlerinden biri, bedeni sıhhatli olduğu, atları güzel kulunlar verdiği, karısı sağlıklı çocuklar doğurduğu, malı mülkü arttığı zaman, «Ne iyi ettim de şu dine girdim! Bu sayede çok şeyler kazandım!» diyerek sevinirdi. Durum tersine dönüp bir ziyana uğradığında ise, «Başıma bir yığın kötülük geldi!..» gibi sözlerle dinden çıkardı.
Edip Yüksel
İnsanlardan öyleleri var ki ALLAH'a koşullu olarak kulluk eder. İşleri yolunda gidince sevinir; ancak başına bir bela gelince yüzünü çevirir. Böylece dünyayı da ahireti de kaybeder. Gerçek kayıp işte budur.
İnsanlardan kimi de Allah'a bir yar kenarındaymış gibi ibadet eder, eğer kendisine bir iyilik gelirse ona gönlü yatışır ve eğer başına bir bela gelirse yüzüstü dönüverir. Dünyayı da ahireti de kaybeder. İşte apaçık kayıp budur.
Nâstan kimi de Allaha kıyıdan kıyıya ıbadet eder, eğer kendisine bir hayır isabet ederse ona yatışır ve eğer bir mihnet isabet ederse yüz üstü dönüverir «dünyayı da ahireti de kaybetmiş» olur, işte husranı mübîn odur
İnsanlardan kimi de Allaha, (dîninin) yalınız bir taraf (ın)-dan (tutub), ibâdet eder. Eğer kendisine bir hayır dokunursa ona yapışır. Eğer bir fitne isaabet ederse yüzü üstü döner. Dünyâda da, âhiretde de hüsrana uğramışdır o. Bu ise apaçık ziyanın ta kendisidir.
İnsanlardan bazısı da, Allah'a bir kenardan (şübhe içinde) kulluk eder. Artık ona bir iyilik isâbet ederse, onunla mutmain olur. Fakat ona bir kötülük isâbet ederse, yüzüstü döner (dinden çıkar). Dünyayı da, âhireti de kaybetmiştir. İşte o apaçık hüsran, budur!
İnsanlardan Allah’a son sınırda kulluk edenler var. O’na bir hayır isabet ettiğinde, ondan dolayı tatmin olur. O’na bir fitne dokunduğu zaman, yüzünü kulluktan çevirir ve dünyasını ve ahiretini kaybetmiş olur. Böylece bu onun, açıkça kaybedişidir.
Bazı kimseler de Allah/a aykırı olarak [²] ibadet ederler. Onlara sıhhat ve servet gibi bir hayır erişirse mutma/in olurlar [³], şayet hastalık, darlık gibi bir mihnet gelirse yüzü üstü dönerler [⁴]. Onlar, dünyada ve âhirette ziyankâr olmuşlardır. Apaçık ziyankârlık, işte budur.
İsmail Hakkı İzmirli Hacc Suresi 11. Ayet Açıklaması
[2] Şek veya nifakla.[3] «Oh! İslâm ne güzeldir» derler.[4] Dinden çıkarlar.
Kadri Çelik
İnsanlardan kimi de Allah'a kıyıdan kıyıya ibadet eder; eğer kendisine bir hayır dokunursa, bununla yatışır ve eğer kendisine imtihan amaçlı bir sıkıntı isabet edecek olursa, yüzü üstü dönüverir. Dünyada da ahirette de hüsrana uğramıştır. İşte apaçık hüsran budur, bu!
İnsanlardan öyleleri de var ki, Allah’a kıyısından kenarından kulluk eder;öyle ki, kendisine Allah tarafından bir iyilik ulaşsa, gönlü onunla huzura kavuşur fakat fakirlik, hastalık, başarısızlık gibi bir imtihânla yüz yüze gelecek olsa, hemen gerisin geriye dönerek Allah’a kulluğu terk eder. Böyle bir insan, hem dünyayı, hem de âhireti kaybetmiş demektir ki, işte en büyük felâket budur! Çünkü Allah’a kulluğu bırakınca, kaçınılmaz olarak:
İnsanlar’dan, Allah’a ucundan kıyısından / oynak bir durumda kulluk eden kimse de vardır.
Ona bir hayır dokunduğunda ondan memnun oldu.
Ona bir deneme / fitne isabet ettiğinde yüz üstü döndü / gerçek yüzünü gösterdi.
Dünya’yı ve Âhiret’i hüsrana / zarara soktu.
İşte bu Açıkça Hüsran’dır.
İnsanlardan kimi de; Allah’a tek yönlü1 ibâdet eder.2 Yani kendisine bir hayır isabet ederse, bununla tatmin olur ve eğer başına bir sıkıntı gelirse sırtını döner. (Artık) o dünyayı da âhireti de kaybetmiştir. İşte apaçık ziyan, budur.3
1 (عَلَى حَرْفٍ) şüpheli, tek yönlü, şartlı diye tercüme edilebilir. İşine gelen konularda Allah’a ibâdet eder, işine gelmeyenlerde yan çizer, şüpheli şeyler yapar. Yani can-ü gönülden değil de bir kenardan ve bir gaye uğruna dindarlık eder veya dil ucu ile Müslüman olur.2 Dine Allah ve Peygamberinin koyduğu kaidelere göre değil de kendisine başkaları tarafından güya Allah adına (!) öğretilen, icat edilen, bozulan veya dikte ettirilen şekilde inanır ve ibadet eder. Hatta bu yaptıkları Allah ve Rasulü tarafından emredilmese bile.3 Bu âyet; kalbi İslâm’a ısınanlardan Uyeyne b. Bedr, Akra’ b. Habis, Abbas b. Mirdas’ın birbirlerine “Muhammed’in dinine gireriz, ama eğer bize bir hayır isabet ederse bu dinin gerçek olduğuna, yoksa bâtıl olduğuna inanırız.” demeleri üzerine nâzil olmuştur. (Vâhidî)
Muhammed Esed
Ve insanlardan kimi de vardır ki, Allah'a [imanla küfrün] sınır[ın]da 8 kulluk eder; öyle ki, başına bir iyilik gelse, O'ndan hoşnut olur; ama başına sınayıcı bir güçlük gelse hemen bütünüyle yüz çevirir, 9 ve böylece dünyayı da, ahireti de kaybeder; zaten, hiçbir şeyle kıyaslanamayan kayıp da gerçekte budur! 10
Yine insanlardan kimi de vardır ki, tam uçurumun kenarında Allah’a kulluk eder. Nitekim o dinden menfaat sağladığında bununla sevinir. Eğer bir sıkıntıyla sınanacak olursa hemen yüzüstü dönüverir. Böylece dünyayı da ahireti de kaybeder. İşte apaçık hüsran budur. 11/9, 17/83, 34/15...21, 89/15...28
Yine insanlardan kimileri de vardır ki, Allah’a (iman ve küfrü birbirinden ayıran) sınırda kulluk eder; öyle ki, eğer kendisine bir iyilik dokunsa onunla tatmin olup sevinç duyar; fakat başına bir musibet gelse yüzüstü dönüverir; dünyayı da âhireti de kaybeder: nitekim telafisi en zor kayıp da budur.[2805]
[2805] Lafzen: “en açık olanı..” Mubînin türetildiği beynin bu mânası için bkz: 16:66, not 71.
Bu âyette sözü edilen “sınırda kulluk edenler” kimlerdir? Allahu a’lem bunlar, Kur’an’da “münafık” kelimesinin kullanıldığı ilk âyet olan Ankebût 11’de sözü edilen kimselerdir. Bu bağlantı, nüzul ortamıyla da uyumludur.
Ömer Nasuhi Bilmen
Ve insanlardan öylesi de vardır ki, Allah'a bir tereddüt üzere ibadet eder. Eğer ona bir hayır dokunursa onunla yüreği rahat eder ve eğer bir mihnet dokunursa yüzü üzerine geri döner. Dünyada da ahirette de ziyana uğramıştır. İşte apaçık ziyan budur,bu.
Öyle insanlar vardır ki Allah'a, sırf bir hesaba binaen, imanla küfrün arasında bir yerde ibadet eder. Şayet umduğu faydayı elde ederse onunla huzur bulup sevinir, eğer bir sıkıntı ve imtihana mâruz kalırsa yüzüstü dönüverir. Dünyayı da âhireti de kaybeder. İşte besbelli olan hüsran budur.
Bu âyet dine tam bir güvenle değil de, kuşkulu ve menfaatine bağlı olarak pamuk ipliği ile bağlananları temsilî olarak anlatır. Bunlar ordunun bir kıyısında durur gibidirler. Ganimet elde edilirse işin içine dalarlar, tehlike belirir belirmez kaçarlar.
Süleyman Ateş
İnsanlardan kimi de Allah'a bir kenardan, ibadet eder. Eğer kendisine bir hayır gelirse onunla huzura kavuşur (sevinir) ve eğer başına bir kötülük gelirse yüz üstü döner (dini kötüleyerek ondan vazgeçer). O, dünyayı da, ahireti de kaybetmiştir. İşte apaçık ziyan budur.
İnsanlardan kimi de Allah’a sınırda kulluk eder. Eline bir imkân geçse rahatlar; başına bir sıkıntı gelse yüz çevirir. Böylesi dünyayı da kaybeder âhireti de. Apaçık hüsran işte budur.
İnsanlardan, Allah'a bir uçurum kenarındaymış gibi kulluk edenler var. Eğer ona bir iyilik dokunursa, onunla tatmin olur. Eğer bir imtihana tabi tutularsa, yüz üstü döner. Dünya ve ahireti kaybeder. İşte apaçık hüsran budur.
İnsanlardan öylesi de var ki, Allah'a iğreti şekilde kulluk eder. Kendisine bir iyilik eriştiğinde onunla mutlu olur; başına bir imtihan geldiği zaman ise yüz geri dönüverir. O, dünyada da, âhirette de ziyana uğramıştır. Apaçık bir hüsran diye işte buna denir.
İnsanlardan bazısı da Allah'a kıyıdan kıyıya ibadet eder. Kendisine bir hayır isabet ettiğinde, onunla tatmin bulup yatışır; kendisine bir fitne, bir deneme gelip çattığında yüzüstü geri dönüverir. Dünyada da kayba uğramıştır böylesi, âhirette de. Apaçık hüsranın ta kendisi işte budur.