Bu ayet Hafs Mushafı sırasına göre baştan 2693, sondan 3544. ayet; 23. sure ve Mü'minûn Suresinin 20. ayetidir. Mü'minûn Suresi 20. ayetinin kelime sayisi 9, harf sayısı 40 ve toplam ebced değeri ise 4357 olarak hesaplanmıştır. Mü'minûn Suresinin toplam ebced değeri 343363 olarak hesaplanmıştır. Ebced sayımlarında varsa ء Hemze harfi dahil olarak sayılmıştır.
Allah’ın, kendi yarattıklarından habersiz olmadığını, aksine ilmi ve hikmetiyle evreni bir düzen içinde kurduğunu ve yaşattığını gösteren en ilgi çekici kanıtlardan biri olarak yağmur olayı, bu olayın etkisi ve hayata katkısı hatırlatılmakta, bu konudaki ilâhî yasalardan bazısına işaret edilmektedir. Bunlardan biri yağmurun “uygun ölçüde” indirilmesidir. Zaman zaman –belirli sebeplere ve hikmetlere bağlı olarak– bölgelere ve tabiat şartlarına göre yağmurun ihtiyaçtan az veya çok yağması yüzünden bazı sıkıntılar, âfetler yaşanmakla beraber dünyanın geneli dikkate alındığında bu durumlar istisnaî olup yağmur olayının canlılar için yararını esas alan yasalara göre cereyan ettiği, bu hususta bir düzenin hâkim olduğu görülmektedir. Râzî, buradaki “ölçü”nün, yağmur suyunun insan, hayvan ve bitkilerin yararlanmasına en uygun kıvamda ve saflıkta olduğuna delâlet ettiğini belirtirken (XXIII, 88) Elmalılı da suyun terkibindeki ölçülülüğe; buharlaşma, yoğunlaşma gibi fiziksel olaylardaki yasalara ve bütün bunların tesadüfen olmayıp ilâhî hikmet ve inâyetin sonucu olduğuna dikkat çeker (V, 3441). 18. âyetin dikkat çektiği yağmur olayındaki ilâhî yasalardan biri de yağmur suyunun “arzda tutulması”dır. Bu da yeryüzü varlıkları için büyük bir nimettir. Şayet arz yağmur suyunu tutmayıp olduğu gibi dibe indirseydi veya bu sular sel halinde tamamen akıp gitseydi veya çarçabuk buharlaşsaydı, canlılar yağmurun hayatî faydalarından mahrum kaldığı gibi –erozyon olayında görüldüğü üzere– yağmur zararlı bile olabilirdi. Yağmur suyunun arzda tutulmasından, suyun yer altında belli tabakalarda birikmesi kastedilmiş olabilir. Bu da canlılar için Allah’ın bir lutfu ve rahmetidir. Çünkü yer altı suları gerek tabii olarak yüzeye çıkmak, gerekse insan emeğiyle çıkarılmak suretiyle faydalı hale gelir. Âyette de ifade edildiği gibi Allah Teâlâ, canlılar için bu kadar yararlı olan yağmuru yağdırmamaya veya yağdırsa bile faydasız hale getirmeye de kadirdir. Bu ise canlılar için en büyük felâkettir. Nitekim uzayda şimdiye kadar bilinenler içinde yağmur olayının cereyan ettiği tek gezegen dünyamızdır. Bir an Allah’ın dünyamızdan bu nimetini geri aldığını düşünürsek o zaman dünyanın bütün değerini ve anlamını yitirdiğini anlarız. Çünkü dünyayı anlamlı ve değerli kılan şey hayattır. Su ise–müteakip âyetlerden de anlaşılacağı üzere– bir hayat kaynağıdır. Muhammed Esed’in de belirttiği gibi 20. âyette, Kur’an öncesi dönem-de birçok peygamberin yaşadığı ve tebliğde bulunduğu Doğu Akdeniz coğrafyasını çağrıştırması için kutsal Sînâ dağı unsuru kullanılmıştır. Bu coğrafyada yetiştiği, hem katık olarak değerlendirildiği hem de yağından istifade edildiği bildirilen ağaç ise zeytin ağacıdır.
Mehmet Okuyan
Sînâ Dağı (çevresi)nde yetişen bir ağaç daha (yarattık ki) bu ağaç hem yağ hem de yiyenler(in ekmeğin)e katık edecekleri (zeytini) verir.
Bakara 2:138’de “boya” anlamındaki [sıbğah] kelimesiyle aynı kökteki [sıbğ] sözcüğü ekmeğe tıpkı bir boya gibi sürülen “yağ, zeytinyağı” demektir. Anlaşılıyor ki ayette sözü edilenler “zeytin ağaçları”dır.
Bayraktar Bayraklı
Tûr-i Sînâ'da da bir ağaç daha meydana getirdik ki, bu ağaç hem yağ, hem de yiyenlerin ekmeğine katık edecekleri zeytin verir.
1- Mübarek dağ. Bereket dağı. Aynı zamanda mübarek yani nimeti bereketli kılan, çoğaltan, bol bol nimet veren bereketli dağ, diğer bir deyimle bereketli topraklar anlamına da gelen bu sözcüğe “Sina Dağı” anlamı vermek doğru değildir. 2- Zeytin ağacı.
Ahmet Akgül
Ve (daha çok) Tûr-i Sina'da (Akdeniz iklim kuşağında) çıkan bir ağaç (zeytin türünü de yarattık) ki; o yağlı ve yiyenlere bir katık olarak bitmekte (ürün vermekte) dir.
Ve yine onunla sizin için, Tûri Sîna çevresindeki topraklarda yetişen, ürününden yağ elde edilen ve yiyenlere hoş kokulu, lezzetli bir katık sağlayan, zeytin ağacını da çıkarıyoruz.
Tûr'u Sînâ'da (Sîna dağında) biten bir ağaç daha yetiştirdik. Bu ağaç, hem yağ, hem de yiyenlere hoş kokulu, lezzetli bir katık olan zeytin mahsulü verir.
19,20. Onunla, içinde, yediğiniz birçok meyvalar bulunan hurmalık ve üzüm bağları, Tur-i Sina'da yetişen, yiyenlere, yağ ve katık veren zeytin ağacını var ettik.
Bir de Tûr-ı Sînâ'dan çıkan bir ağaç (meydana getirdik) ki, (bu ağaç, sizler için)hem yağ, hem de yiyenlere bir katık (olan zeytin) ile (berâber) yetişir.
Bir de, Sînâ Dağı çevresindeki ülkelerde, özellikle Akdeniz kıyılarında yetişen ve ürününden hem yağ, hem de yiyenlere lezzetli bir katık elde edilen zeytin ağacını da Biz yetiştiriyoruz.
1 Bu âyete göre Zeytin ilk önce Sina dağında ortaya çıkmış veya mühim kısmı orada yetiştiğinden böyle denilmiştir.
Muhammed Esed
ve (yine onunla sizin için) Tûr-i Sînâ [çevresindeki topraklar]da yetişen 8 , ürününden yağ elde edilen ve yiyenlere hoş kokulu, lezzetli bir katık sağlayan ağacı (çıkarıyoruz).
Mustafa İslamoğlu Mü'minûn Suresi 20. Ayet Açıklaması
[2906] Seynâ’ ve sînâ’ olarak iki şekilde de okunmuştur (Bkz: 2:63, not 117).
[2907] Bu veciz ibârede yüklem kullanılmamış olsa da, bir önceki âyetin yüklemi olan “beslenmektesiniz” bu âyet için de zımnen geçerlidir. Üç noktanın işaret ettiği budur.
Ömer Nasuhi Bilmen
Ve bir ağaç da (inşa ettik) ki, Tûr-u Sîna'dan çıkar, yiyecekler için yağ ile bir katıklık ile biter.
(12) Zeytin ağacı kastediliyor. Hurma, üzüm ve zeytin, hem yetişmesindeki olağanüstülükler ve sağladığı yararlar yönüyle, hem de herkes tarafından bilinen birer meyve olmaları itibarıyla, dikkatleri Allah’ın nimetlerine çeken birer nümune olarak sayılmıştır. Bu arada zeytinin çıktığı coğrafî bölge Kur’ân’ın muhataplarına âşinâ bir üslûpla tanımlanırken, aynı zamanda, Hz. Musa’nın İlâhî hitaba mazhar olduğu yere de atıfta bulunmak suretiyle, zeytin gibi bir mucize, gözlerimizin önüne, Allah’ın bir kudret ve hikmet kelimesi kimliğiyle getirilmekte ve bir anlamda, “İşte Rabbinizin sizinle bir konuşması; onu dinleyin” şeklindeki bir mesajla zihinler tefekküre çağırılmaktadır.
Yaşar Nuri Öztürk
Ve bir ağaç da yetiştirdik ki, Tûr-i Sîna'dan çıkar, yağlı olarak biter; yiyenlere katıktır.