Bu ayet Hafs Mushafı sırasına göre baştan 2800, sondan 3437. ayet; 24. sure ve Nûr Suresinin 9. ayetidir. Nûr Suresi 9. ayetinin kelime sayisi 9, harf sayısı 37 ve toplam ebced değeri ise 3276 olarak hesaplanmıştır. Nûr Suresinin toplam ebced değeri 414067 olarak hesaplanmıştır. Ebced sayımlarında varsa ء Hemze harfi dahil olarak sayılmıştır.
8,9. Kocasının yalancılardan olduğuna dair Allah’ı dört defa şahit getirmesi (Allah adına yemin etmesi), beşinci defada da eğer kocası doğru söyleyenlerden ise Allah’ın gazabının kendi üzerine olmasını dilemesi, kadından cezayı kaldırır.
Câhiliye devrinde olduğu gibi sonrasında da hâkim olan sosyal baskı ve namus anlayışı sebebiyle kocanın karısını, yalan yere zina ile suçlaması daha zordur, böyle bir suçlama yapılması halinde ise bunun gerçek olması ihtimali daha fazladır. Ayrıca karısının zina ettiğini iddia eden, bunu da ispat edemeyen bir erkeğe sopa vurup bırakmak problemi çözmez, bundan sonra aile hayatının düzenli yürümesi imkânsız hale gelir. Bu sebeple zina suçlaması kocadan gelirse farklı hüküm ve müeyyidelere ihtiyaç vardır, ilgili âyetler bu ihtiyaca cevap vermektedir. Ayrıca kazf suçu ile ilgili âyetler gelince birçok kimsenin zihninde sorular oluşmuş, bunu gelip Hz. Peygamber’e açmışlardır. Bu cümleden olarak Sa‘d b. Ubâde “Yâ Resûlellah, karımla bir erkeği yakaladığım zaman dört şahit bulacağım diye onları bırakır mıyım? Vallahi sorgusuz sualsiz kafasını uçururum!” demiş ve şu cevabı almıştır: “Sa‘d’ın kıskançlığı ve namusuna düşkünlüğü sizi şaşırtmasın, ben ondan daha kıskancım, Allah da benden daha kıskançtır” (Buhârî, “Nikâh”, 107; “Hudûd”, 40). Hilâl b. Ümeyye Peygamberimize gelerek Şerîk isimli birisi ile karısının zina ettiğini iddia etmiş, o da dört şahit getiremezse kendisine iftira cezası vereceğini bildirmişti. Hilâl, “Ey Allah’ın elçisi, bir kimse karısının üzerinde bir erkek görürse şahit arar mı?” diye savunma yapmışsa da Peygamberimiz, “Ya dört şahit veya sırtına sopa” diyerek ısrar etmişti. Hilâl doğru söylediğini ifade ederek işi Allah’a bıraktı, O’nun vahiy ile durumu aydınlatacağı ümidini dile getirdi, arkasından da mülâane (lânetleşme) âyeti diye anılan âyetler geldi (Ebû Dâvûd, “Talâk”, 27). Yalan ve iftirayı engellemek maksadıyla öngörülen mânevî müeyyidelere ek olarak lânetleşmenin camide yapılması uygun görülmüş, böylece alenîlik de sağlanmıştır. Aksini de câiz gören ictihadlar bulunmakla beraber mülâaneye, âyetteki sıraya göre önce erkek başlar, Allah’ı şahit tutarak, karısını açık ve seçik bir şekilde zina ederken gördüğünü dört defa söyler, beşincisinde “Eğer yalan söylüyorsam Allah’ın lâneti üzerime olsun” der. Sonra karısı dört kere, Allah’ı şahit tutarak kocasının yalan söylediğini ifade eder, beşincisinde “Eğer o doğru söylüyorsa Allah’ın gazabına uğrayayım” der. Hâkim ve dinleyici topluluk huzurunda bu yeminleşme yapılınca bazı müctehidlere göre evlilik bağı da çözülmüş olur. Bazı ictihadlara göre ise tarafları hâkim karar vererek ayırır, evliliği sona erdirir. Mülâane yoluyla ayrılmış bulunan çiftin tekrar evliliğe dönmelerinin câiz olup olmadığı konusunda da farklı ictihadlar vardır.
Mehmet Okuyan
Beşinci (yemin) ise (kocası) doğru söyleyenlerden ise Allah’ın gazabının kendi üzerine olması(nı kabul etmesidir).
Bu ayetlerde, kadının şahitliği yani yemini ile erkeklerinkinin aynı sayıda olduğu, ancak sonuca etkisi bulunanın ise kadının şahitliği olduğu görülmektedir. Buradan hareketle, kadına yönelik pozitif bir ayırımın gözetildiği söylenebilir.
Bayraktar Bayraklı
Beşinci yemininde, eğer kocası doğrulardan ise, Allah'ın gazabının kendi üzerine olmasını diler.
Beşinci (yemini) ise, eğer o (kocası) doğru söylüyor ise, kesinlikle Allah'ın gazabının kendi üzerinde olması(nı kabul etmesi) dir. (Bundan sonra hâkim tarafından boşanmalarına hükmedilir.)
8-9. Kadının da kocasının gerçekten yalancı olduğuna dair Allah'ı şahit tutarak dört defa yemin etmesi, kendisinden cezayı kaldırır. Beşinci defada kocasının söylediğinin doğru olması halinde, Allah'ın gazabının kendi üzerine olması(nı dilemesi)dir (“Eğer kocamın söylediği doğru ise, Allah'ın gazabı üzerime olsun” demesidir).
8,9. Kocasının yalancılardan olduğuna Allah'ı dört defa şahit tutması, cezayı kadından savar. Beşincisinde, kocası doğrulardan ise kendisinin Allah'ın gazabına uğramasını diler.
8, 9. Kadının, kocasının yalan söyleyenlerden olduğuna dair dört defa Allah adına yemin ve şahitlik etmesi, beşinci defa da, eğer (kocası) doğru söyleyenlerden ise Allah'ın gazabının kendi üzerine olmasını dilemesi kendisinden cezayı kaldırır.
6, 7, 8 ve 9. âyetlerdeki uygulama, İslâm aile hukukunda «liân» terimi ile ifade edilir. Karısının zina suçu işlediğini iddia eden bir koca, eğer iddiasını isbat için dört şahit getiremezse, karı ve koca hakim huzuruna celbedilerek liâna davet edilir. Her iki taraf da doğruluklarını bu ifadelerle beyan ederlerse, erkek iftira (kazf) cezasından, kadın da zina cezasından kurtulur ve bu şekilde evlilik bağı sona erer.
Edip Yüksel
Beşinci yeminde de, kocasının doğru olması halinde kendisinin ALLAH'ın gazabına uğramasını diler.
8,9. O (kadın) ın billahi onun (zevcinin) muhakkak yalancılardan olduğuna dört (defa) şehâdet etmesi, beşincide de eğer o (zevci) saadıklardan ise muhakkak Allahın gazabı kendi üzerine (olmasını söylemesi) ondan (o kadından) bu azâbı (cezayı) defeder.
8,9. (Zevcenin de,) şübhesiz onun (kocasının) gerçekten yalan söyleyenlerden olduğuna dâir dört (def'a) Allah'a yemîn ederek şâhidlik etmesi; beşincide, eğer (kocası)doğru söyleyenlerden ise Allah'ın gazabının kendi üzerine olması(nı dilemesi) kendisinden hadd cezâsını kaldırır.
Beşincisinde, “Eğer kocam doğru söylüyorsa, Allah’ın gazâbı benim üzerime olsun!” derse, ceza almaktan kurtulur. Böylece, ne kadına zina cezası verilir, ne de kocasına iftira cezası. Kadın, suçlamayı reddetmekle birlikte, yemin etmekten de kaçınırsa, suçu kabulleninceye ya da yemin edinceye kadar hapsedilir. Fakat erkek, eşini suçladıktan sonra yeminden kaçınırsa, eşine iftira ettiği için —dördüncü ayette açıklandığı üzere— cezalandırılır. Ancak, her hâlükârda, bu evlilik sona erer ve çiftler, birbirleriyle bir daha asla evlenmemek üzere ayrılırlar. Bu durumda erkek, kadına verdiği evlilik bedeli olan mehri geri alamaz, fakat ona nafaka vermek zorunda da değildir.İşte Allah, her hak sahibinin hakkını korumak üzere, mükemmel bir hukuk sisteminin temellerini oluşturacak prensipleri size böyle bildiriyor. Çünkü Allah, kullarına karşı çok şefkatli, çok merhametlidir. Bir düşünsenize:
1 Buna, İslâm Hukukunda “Lian” denilir. Eşlerine (zina suçu) atan ve kendileri dışında şahitleri bulunmayan kadın veya erkeğin, kendisinin kesinlikle doğru söylediğine dair Allah adına dört kere yemin ederek şahitlik etmesi ve beşinci (yemini) de, eğer yalan söylüyorsa, Allah’ın lanetinin kesinlikle kendisi üzerine olmasını kabul etmesi şeklindeki boşanmadır. Aynı hükümler erkekler için de uygulanır ve bu, hâkim huzurunda yapılır. Bundan sonra eşler, birbirlerinden boşanmış olurlar. İşleri Allah’a kaldığı için ikisine de zina/kazif cezâsı uygulanmaz. İffetlerinden de şüphe edilmez.
Muhammed Esed
ve beşincisinde, kocası doğruyu söylüyorsa, Allah'ın gazabına razı olduğunu (ifade etmesidir). 10
8, 9. Hanımının ise, kocasının bu suçlamasında yalancı olduğuna dair ayrı ayrı dört kere Allah adına yemin ve şahitlik etmesi, beşincide ise kocasının doğru söylemesi halinde, Allah'ın gazabının kendi üzerine çökmesini dilemesi, kendisinden cezayı kaldırır.
İslâm hukukunda bu işleme li'ân denilir. Bir adam, karısını zinâ ile suçlar da kendisinden başka tanık bulamazsa, yargıcın huzurunda dört defa: "Billâhi ona attığım sözde doğru olduğuma tanıklık ederim" der. Beşincide de: "Eğer yalan söylüyorsam, Allah'ın la'neti üzerime olsun", der. Kadın da buna karşılık dört kez: "Billâhi kocam yalan söylüyor" dedikten sonra beşinci kez de: "Eğer kocam doğru ise Allah'ın gazabı üzerime olsun!" der. Böyle yemîn etmesi, kadından zinâ cezâsını kaldırır. Yargıç da nikâhı feshedip bu karı kocayı ayırır.
Süleymaniye Vakfı
Beşincisinde, eğer (kocası) doğru söylüyorsa Allah’ın gazabına uğramayı diler.