Bu ayet Hafs Mushafı sırasına göre baştan 2872, sondan 3365. ayet; 25. sure ve Furkan Suresinin 17. ayetidir. Furkan Suresi 17. ayetinin kelime sayisi 16, harf sayısı 68 ve toplam ebced değeri ise 4235 olarak hesaplanmıştır. Furkan Suresinin toplam ebced değeri 292301 olarak hesaplanmıştır. Ebced sayımlarında varsa ء Hemze harfi dahil olarak sayılmıştır.
Arapça Metin
ويوم يحشرهم وما يعبدون من دون الله فيقول ءانتم اضللتم عبادي هؤلاء ام هم ضلوا السبيل
Rabbinin, onları ve Allah’ı bırakıp da taptıkları şeyleri bir araya getireceği ve (taptıklarına), “Siz mi saptırdınız benim şu kullarımı, yoksa onlar kendileri mi yoldan saptılar” diyeceği günü hatırla.
Bu âyetlerden anlaşıldığına göre büyük yargı gününde, mutlak adaletin gerçekleşeceği kıyametteki sorgulamada Allah, putperestlerle diğer çok tanrıcı inanç sahiplerinin taptıkları varlıkları da huzurunda sorgulayacak ve bunlar, kendilerine tapanların aleyhinde şahitlik edeceklerdir. Muhammed Esed, –Kur’an’ı rasyonelleştirme şeklindeki hâkim çabasının bir sonucu olarak– burada “bazı müfessirlerin söylediği gibi ‘yargı günü’nde konuşturulacak olan cansız putlara değil, fakat tanrılaştırılan akıl sahibi varlıklara, yani peygamberlere, azizlere, velîlere” hitap edildiğini savunuyorsa da bu görüşe tam olarak katılmak mümkün değildir. Bu âyetlerin, Esed’in belirttiği inanç gruplarıyla da ilgili olduğu muhakkaktır. Ancak sûrenin 3. âyetinden itibaren geniş ölçüde Mekke putperestlerine hitap edilmekte, onların inanç ve tutumları eleştirilmektedir. Bu putperestler, geçmişleriyle bol bol övünmekle beraber peygamberlere, azizlere, velîlere tapmıyorlardı; onlarda ata ruhlarına tapınma inancı da yoktu. Temel dinî tutumları, bazı gök cisimlerini ve onların sembolleri olarak yaptıkları putları tanrı sayıp onlara tapmaktı. İşte burada yüce Allah’ın sınırsız kudretiyle âhirette bu tapılan varlıklara can vererek onlara şahitlik yaptıracağı; bunların da müşriklerin sorumluluğunun kendilerine ait olduğu, müşriklerin inandıkları gibi kendileri şuurlu ve iradeli varlıklar olsalardı Allah’a dayanıp güvenmekten başka bir şey yapamayacaklarını ve müşriklerin –Allah’ın verdiği nimetleri yerinde kullanmak şöyle dursun– bu nimetler yüzünden Allah’ı unutup yoldan çıktıklarını ifade edecekleri; böylece putperestlerin suçları sabit olunca hak ettikleri şekilde cezalandırılacakları bildirilmektedir.
Mehmet Okuyan
Onları (cehennemlikleri) ve Allah’ın peşi sıra taptıkları varlıkları bir araya getirdiği gün, (Allah) “Şu kullarımı siz mi saptırdınız, yoksa kendileri mi yolu şaşırdılar (yoldan saptılar)?” diye sormuş (olacak)tır.
Burada kendilerine soru sorulanlar, canlı-cansız, bilinçli-bilinçsiz varlıklar çerçevesinde genel anlam içeren [mâ] edatı kullanılmış olsa da müşriklerin aracı edindikleri meleklerdir. Nitekim hem devam eden ayette hem de Sebe’ 34:40-41’de verilen cevaplar buna işaret etmektedir. Eğer kastedilenler diğer cansız putlar ise bu defa onların konuşması mecazdır.
Bayraktar Bayraklı
“Rabbin, onları ve Allah'tan başka taptıklarını bir araya toplayacağı gün, tapılanlara der ki: Bu kullarımı siz mi saptırdınız, yoksa kendileri mi doğru yoldan saptılar?”
Ve o gün, onları ve Allah'ın yanı sıra kulluk ettikleri şeyleri toplar, sonra da onlara: “Kullarımı siz mi saptırdınız yoksa kendileri mi yoldan çıktılar?” der.
(Rabbin, o inkârcıları ve münafıkları) Onları ve Allah'tan başka taptıklarını (putlaştırıp tağutlaştırdıkları şahısları) bir araya getirip toplayacağı ve: "Şu kullarımı siz mi saptırdınız, yoksa kendileri mi yoldan saptılar?" diye soracağı gün (yakında gelecektir.)
O gün, onları da, Allah'tan başka kulluk ettiklerini de toplayacak da siz misiniz diyecek, kullarımı doğru yoldan saptıranlar, yoksa onlar mı doğru yoldan sapıttılar?
O gün Rabbin onları ve onların yerine tapındıkları varlıkları bir araya toplayacak ve kendilerine, tanrısal nitelikler yakıştırılan bu varlıklara: “Bu kullarımı siz mi yoldan çıkardınız, yoksa onların kendileri mi doğru yoldan ayrıldılar?” diye soracak.
Rabbinin, onları ve Allah'ı bırakıp, kulları durumundakilerden taptıkları şeyleri topladığı gün:
“Şu kullarımı, başlarına buyruk hale getirerek, hak yoldan uzaklaşmalarına, dalâleti, bozuk düzeni, helâki tercihlerine siz mi imkân sağladınız, yoksa kendileri mi başlarına buyruk hale gelerek, doğru yoldan uzaklaşıp dalâleti, bozuk düzeni, helâki tercih ettiler.” der.
Onları ve Allah'tan başka taptıklarını bir araya getirip toplayacağı ve: 'Şu kullarımı siz mi saptırdınız, yoksa kendileri mi yoldan saptılar?” diyeceği gün;
Allah, müşrikleri (kıyamette hesaba çekmek için), Allah'dan başka taptıkları şeylerle bir araya toplayıp da putlara: “- Siz mi, şu kullarımı saptırdınız, yoksa kendileri mi yollarını şaşırdılar?” diyeceği gün,
Allah, onları ve Allah’ın dışında taptıklarını mahşerde topladığı zaman: “Siz mi kullarımı sapıttınız, yoksa onlar mı yollarını şaşırdılar?” diye buyurur.
Hem onları, hem de Allahtan özge tapmış olduklarını, topladığımız gün: «Bunları saptıran siz mi oldunuz? Yoksa, onlar mı azıttı kendi yolunu?» diyerek sorulacak
(Rabbin) onları ve Allah'tan başka taptıkları şeyleri de bir araya getireceği gün (kendilerine tanrısal nitelikler yakıştırılan bu varlıklara:) “Siz mi saptırdınız benim şu kullarımı, yoksa onlar kendileri mi saptılar” diye soracak.
Cemal Külünkoğlu Furkan Suresi 17. Ayet Açıklaması
“Şirk en büyük zulümdür…” (Lokman, 31:13). “Allah, kendisine ortak koşulmasını (başkalarının ilahlaştırılmasını) asla bağışlamaz.” (Nisa, 4:48). Tevhid inancı İslam dininin temelini oluşturur. İman ve tevhid fıtridir. Bu anlamda dış etkenlerden korunarak yaratılış safiyetinin muhafaza edilmesi gerekir. Tevhid huzurun ve güvenin kaynağıdır. Şirk ise korkunun ve ümitsizliğin membaıdır. Şirk insanlık için bir zillettir, zulümdür, sefalettir, fıtratından kopmaktır, değersizleşerek yok olup gitmektir. Şirkin olduğu yerde iman olmaz, imanın bulunmadığı yerde din olmaz, kalpler bir atmaz, birlik olunmaz, rahmet tecelli etmez. İttihadın ve ittifakın olması Allah’ın etrafında birleşmekle, tevhid dininde birlik olmakla ve şirkten bütünüyle arınmakla mümkün olur. Tevhid, Allah’ı birlemek değil, bir olan Allah’ta birleşmektir, Allah’ın belirlediği şekilde yaşam birliği oluşturmaktır.
Diyanet İşleri (Eski)
O gün Rabbin onları ve Allah'ı bırakıp da taptıkları şeyleri toplar ve: "Bu kullarımı siz mi saptırdınız, yoksa kendi kendilerine mi yoldan saptılar?" der.
«Allah’tan başka taptıkları şeyler» hakkında tefsirlerde değişik izahlar vardır. Bunlar tanrı diye taptıkları (İsa aleyhisselâm, Uzeyr aleyhisselâm gibi) elçiler, cinler veya putlar olabilir. «Bunlar putlardır» diyen tefsirlerde, Cenab-ı Allah’ın onlara lisan verip hakikati söyleteceği ifade edilmiştir.
Edip Yüksel
Onları ve onların ALLAH'tan başka taptıklarını topladığı gün, "Bu kullarımı siz mi saptırdınız, yoksa onlar mı yolu saptılar?" der.
Hele o gün Rabbin onları Allah'tan başka taptıkları şeylerle toplar da, der ki: "Siz mi saptırdınız şu kullarımı, yoksa kendileri mi yolu kaybettiler?"
(Rabbin) onları da, Allahdan gayri tapdıklarını da (mahşerde) bir araya toplayıb da: «Siz mi şu kullarımı sapdırdınız, yoksa kendileri mi yolu sapıtdılar?» diyeceği gün.
(Rabbin) onları ve Allah'dan başka tapmakta oldukları şeyleri toplayacağı gün, (o tapılanlara) der ki: “Bu kullarımı siz mi dalâlete düşürdünüz, yoksa onlar kendileri mi yoldan saptılar?”
Allah, o gün onları ve Allah’dan başka kulluk ettiklerini toplar ve “Siz mi benim kullarımı yoldan çıkarıp saptırdınız, yoksa onlar mı yoldan kendileri çıktı?” der.
Allah müşrikleri ve Allah/ı bırakarak taptıklarını toplayacağı gün mâbutlara [⁵] «— Bu kullarımı siz mi yoldan çıkardınız? Yoksa kendileri mi yoldan çıktılar?» diyecek.
İsmail Hakkı İzmirli Furkan Suresi 17. Ayet Açıklaması
[5] İsa ve Üzeyir ve melâikeye.
Kadri Çelik
Onları ve Allah'tan başka taptıklarını bir araya getirip toplayacağı ve “Şu kullarımı siz mi saptırdınız, yoksa kendileri mi yolu sapıttılar” diyeceği gün.
O gün Rabb’in onları ve Allah’tan başka kulluk ettikleri melek, Peygamber gibi kimseleri bir araya toplayacak ve o ilâhlaştırılan kişilere soracak: “Siz mi benim bu kullarımı sapıklığa sürüklediniz; yoksa onların kendileri mi yoldan çıktılar?”
O gün Rabbin, onları ve Allah’tan başka taptıkları şeyleri bir araya getirir ve (onlara): “Benim şu kullarımı, siz mi yoldan çıkarttınız, yoksa kendileri mi yoldan çıktılar?” der.
FAKAT [Rabbinin birliğini unutan kimselere gelince,] 12 o Gün (Rabbin) onları ve onların Allah yerine kul-köle oldukları varlıkları bir araya toplayacak ve [kendilerine tanrısal nitelikler yakıştırılan bu varlıklara]: 13 “Bu kullarımı siz mi yoldan çıkardınız, yoksa onların kendileri mi doğru yoldan ayrıldılar?” diye soracak.
O gün Allah hem onları hem de Allah ile aralarına koyup kulluk ettiklerini bir araya toplayacak ve onlara “Şu kullarımı siz mi saptırdınız, yoksa kendileri mi saptılar?” diyecek. 2/166- 167, 6/94, 28/74- 75, 40/73- 74
İmdi O, bir gün onları ve onların Allah’tan gayrı yalvarıp yakardıklarını bir araya getirecek ve soracak: “İşte şu kullarımı siz mi yoldan çıkardınız, yoksa onlar kendileri mi yoldan çıktılar?”
Ve o gün ki, onları ve Allah'tan gayrı kendilerine ibadet ettiklerini haşreder de der ki: «Şu kullarımı siz mi sapıttırdınız, yoksa onlar mı yolu kaybettiler?»
Gün gelir, Allah müşriklerle, onların Allah'tan başka ibadet ettikleri putlarını diriltip bir araya toplar ve şöyle buyurur: “Siz mi saptırdınız bu kullarımı, yoksa kendileri mi yoldan çıktılar? ”
(Rabbin), onları ve Allah'tan başka taptıklarını biraraya toplayacağı gün, (tapılanlara) der ki: "Bu kullarımı siz mi saptırdınız, yoksa kendileri mi yolu sapıttılar?"
Hem onları, hem de Allah ile aralarına koyup kulluk ettikleri kimseleri topladığı gün, araya koyduklarına; “Şu kullarımı siz mi saptırdınız, yoksa kendileri mi saptılar?” diyecektir.
O gün Rabbin, onları ve Allah'tan başka kulluk ettiklerini bir araya toplar ve şöyle der:-Şu kullarımı siz mi saptırdınız yoksa kendileri mi yoldan saptılar?
Onları ve Allah'tan başka ibadet ettiklerini topladığı gün, Allah sorar: “Şu kullarımı siz mi saptırdınız, yoksa onların kendileri mi yollarını şaşırdılar?”
daħı ol gün kim dirürevüz anları daħı anı kim ŧaparlar Tañrı’dan ayruķ pes eyide Tañrı “ay siz mi azdurduñuz ķullarımı uşbunları yā anlar mı azdılar yoldan?”
Ol gün ki anları ḥaşr idevüz, anları ṭapduġı ma‘būdları daḫı Tañrıdan öz‐ge. Pes eyide anlara Tañrı Ta‘ālā: Siz mi azdurduñuz benüm ḳullarumı, yāözleri mi azdılar doġru yoldan?